|
ÇORUM KATLIAMI
Çorum Katliami ( Bu Yazi Aleviyol
dergisini düzenleyen Canlarimizdan alinmistir )
1. Hazirlik Asamasi
Çorum katliami da, ülke genelinde islenen siyasi cinayetlerden, okul
isgallerinden, Malatya, Kahramanmaras, Gazi katliamlarindan soyutlayanak;
sag-sol gruplarin çatismasiyla degerlendirilemez. Böyle bir degerlendirme,
siyasi cinayetlerin ve katliamlarin ardinda yatan dinamikleri görmekten
mahrumdur.
1961 Anayasasi, ileriye yönelik bazi temel hak ve özgürlükler getirmisti.
Memurlar, gençlik, köylü ve esnaf örgütleniyordu. Emek agirlikli,
demokrasi yanlisi siyasi parti ve örgütlenmeler kurulmaya basladi.
Vatandas olmanin bilinci ve toplumsal muhalefet gelisiyordu. Uyanis ve
örgütlenmenin sonucu olarak bagimsizlik, sömürü ve baskilar tartisilmaya
baslandi. Emekçi kesimler, siyasi iktidarlarin uygulamalarini izlemeye,
denetlemeye ve sorgulamaya yöneldiler. Bu yillarda toplumsal muhalefetin
gelistigi illerden biri de Çorum’du. Çorum’daki toplumsal muhalefetin
yayginlasmasini baskiyla engellemeyi amaçladilar. Baskiya bir kilif
gerekiyordu. Iç, Dogu ve Güneydogu Anadolu’da etnik ve mezhepsel
topluluklar içiçe yasiyordu. Bu bölgelerde issizlik de fazlaydi. Tertip
sahipleri, planlarini uygulamaya, etnik ve mezhepsel bir ayrim yaratma
üzerinden gitmeyi yeglediler. Bu amaçla, devletin ekonomik ve politik
destegiyle güçlendirilen irkçi-seriatçi örgütler devreye sokuldu. Bu
örgütler, “Türk-Islam Sentezi” ögretisinin rehberliginde, halki
Alevi-Sünni, Türk-Kürt olarak ayirmaya ve bu ayriligi körüklemeye
basladilar.
1980’de yapilan Çorum katliami, bu planin uygulanmasinda önemli bir
halkadir. Ancak öncelikle, tertiplere direnecek demokrat güçleri kontrol
ve baski altina almak, saldirida bulunacak güçleri güvenceye almak
gerekiyordu. Bu amaçla Çorum Valiligi’ne sag görüslü ve tarafli (AP
iktidarinda Içisleri Bakanligi yapmis ve zehir hafiye diye taninan Faruk
SÜKAN’in bacanagi) Rafet ÜÇELLI atandi. Emniyet Müdürlügüne, yansizligiyla
taninan Hasan UYAR’in yerine, Tunceli’de birçok olaya adi karismis olan
Nail BOZKURT; Milli Egitim Müdürlügüne de MHP’nin militani olarak taninan
Fethi KATAR getirildi. Demokrat olarak taninan 40’a yakin polis tel
emriyle baska illere atandi. Demokrat birçok okul yöneticisi ve ögretmenle
memur, kentten sürgün edildi. Devletin birçok kurumu, fasistlerin
karargahi haline getirildi. MHP’lilere yaygin olarak silah ruhsati
verilmeye baslandi.
Planlanan katliamin önhazirliklari hakkinda bilgilenmek üzere ABD’nin
Türkiye Büyükelçiliginde görev yapan Robert Alexandr PECK (CIA görevlisi
olarak taninmaktadir) Çorum’a gider ve kentte, MHP Il Baskani ve
Yöneticileriyle, Vali ve CHP’li Belediye Baskani Turhan KILIÇOGLU’yla
görüsür. MHP’nin etkin oldugu köy ve ilçeler ile Alevi ve Sünni nüfusun
dagilimi hakkinda bilgi edinmeye çalisir. Ayni kisi, Çorum’dan sonra
Amasya ve Tokat’a da gider.
Gazeteci - Yazar Cüneyt ARCAYÜREK, CHP hükümetinde Içisleri Bakanligi
yapmis olan Hasan Fehmi GÜNES’ten su bilgileri alir:
“1979’da Amasya Belediye Baskani Gündüz TÜREM, simdi SHP Il Baskani,
telefondaydi, ‘Bir Amerikalinin geldigini, görüsmek istedigini’, bildirdi.
Amasya duyarli bir kent, MHP’liler orada iyi örgütlenmisler. Adamin adi
PECK’ti, ABD Büyükelçiliginde görevliydi. Konusmasini ve içerigi hemen
bildirmesini söyledim. Vali Aydemir CEYHAN’i aradim, Amerikaliyi kontrol
altina almasini ve konuk etmesini bildirdim.
“Amasya Belediye Baskanimiz beni aradi ve zarfin üstüne aldigi notlari
okudu. O zarfi da bana gönderdi sonra; PECK merakliydi.
“Amasya’da Alevi-Sünni ve sag-sol çatismasi üzerine sorular soruyor ve ne
zaman, hangi ölçüde bir çatisma çikabilecegini arastiriyordu. Vali, adami
misafir etmisti bir devlet kurulusunda
“Nedense misafirhanede rahat edememis PECK. Sabah erkenden, kahvalti etmek
için, Saraçoglu tesisleri diye anilan, bize göre MHP’lilerin merkezi bir
yere gitmis. PECK’i izledik. Daha sonra Karadeniz kiyisina gitti. Hep ayni
sorulari soruyordu. ‘Bir kivilcim patlama yaratir’i arastiriyordu. ....
Gündüz ÖKÇÜN’e gittim, anlattim. PECK, CIA ajaniydi. MIT ve baska kanallar
CIA ajani oldugunu bildiriyordu. Kibris’taki CIA istasyonuna bagliydi.” 1
Çorum’da deneme niteliginde birtakim olaylar çikartiliyor. Ülkücüler,
Alaca Ilçesinde bir soförü öldürmüs, katil bulunamiyor. Mart 1980’de, CHP
Gençlik Kolu üyesi Cemal KEPÇELI dükkaninda silahli saldiriyla yasamini
yitiriyor. Ülkücü katil, uzun süre sonra Çanakkale’de yakalaniyor;
üzerinde öldürülecek CHP’lilerin isim listesi çikiyor. Bunlar sadece
sinirli örnekler. Bu dönemde, kentte meydana gelen çok sayida saldiri ve
yaralamanin suçlulari bulun(a)mamaktadir.
19 Mayis Gençlik ve Spor Bayrami kutlama hazirliklari sirasinda, ülkücüler,
bayram törenine katilan kizlarin kiyafetlerini gerekçe göstererek halki
tahrik amaciyla su bildiriyi dagitirlar:
“MÜSLÜMAN, NAMUSUNA SAHIP ÇIK!
“19 Mayis gösterileri adi altinda yine masum bacilarimizin iffet ve
hayasina kahpece ve haince saldiracak bir gün geliyor. Yüreklerimizi
parçaliyor, içimize kan akitiliyor. Yine Müslüman evladi kan aglaya aglaya,
kâfir düzen tarafindan soyularak, en müstehcen ve kepaze kilikta teshir
edilecektir.
“Bin yillik mübarek tarihimize bundan büyük bir leke sürülebilir mi?
“Kurtulus Savasinda namusunu Yunan eli kirletmektense ölmeyi tercih eden
mübarek ninelerimizin kemikleri sizlamaz mi?
“Ey Müslüman, düsün, süngüyle ana karnindan çocuk çikartan zihniyetle bu
zihniyetin farki ne? ‘Namazini kil, orucunu tut yeter, karisan mi var?’
diyen gafil Müslüman, sen de düsün.
“Düsün ki, hâddini bilmeyenlere bildirelim hâdlerini. Su hadis-i serifi
asla unutma: Haksizlik karsisinda susan, dilsiz seytandir. Ne mutlu cani
ile kani ile mali ile CIHAD edenlere / Islamci Gençlik.” 2
Katliam için ortamin yeterince olgunlastigi bir döneme giriliyordu.
2. Katliamin Birinci Dönemi [Home]
Gün SAZAK’in öldürülmesi
MHP Genel Baskan Yardimcisi Gün SAZAK (I. MC Hükümetinde Gümrük ve Tekel
Bakanligi yapmistir) 27 Mayis 1980 günü Ankara’da vurularak öldürüldü.
Bunun üzerine, MHP ve ÜGD gibi bagli örgütler, Türkiye genelinde planli
bir saldiriya geçerler. Saldiri, özellikle Alevilerin yogunlukta oldugu
kentlerde yogunlasir. Saldiri kampanyasinin sonuçlariyla ilgili basinda
yer alan haberler.
* Çorum’da MHP’lilerin yürüyüsünde bir kisi öldü, 10 kisi yaralandi. 100
isyeri tahrip edildi.
* Sivas’ta sokaga çikma yasaginin kalkmasindan sonra ülkücü bir grup
polisle çatisti. Bir komiser muavini ile bir ülkücü yaralandi.
* Devlet Planlama Teskilatina yeni alinan ülkücüler, Basbakanlik
yemekhanesinde saygi durusu için memurlari zorla ayaga kaldirdi,
direnenler tartaklandi.
* Ankara’da üç günlük yas ilân eden ülkücüler, eglence yerleri ve
isyerlerinin üç gün süreyle açilmamasini istediler.
* Manisa’da esnafin kepenk kapatmasi için bildiri dagitan 100 ülkücü
gözaltina alindi.
* Konya’da amca çocugu üç isçi, kaldiklari evi basan fasistlerce öldürüldü.
* Eskisehir’de üç kisi öldürüldü,
* Bursa, Adana ve Istanbul’da yedi kisi öldürüldü.
* Sakarya’da TSIP merkezi saldiriya ugradi; bazi okullarda ögrencilerin
derslere girmeme eylemi baslatildi.
* Izmir’in degisik semtlerinde protesto eylemleri yapan gruplarla polis
arasinda çatisma çikti, bir polis memuru yaralandi.
* Çorum’da devam eden olaylarda iki polis öldürüldü, bir polis agir
yaralandi. Çorum’da sokaga çikma yasagi konuldu.
* Merzifon’da baslayan ve bazi evlerle isyerlerinin tahrip edilmesiyle
süren olaylardan sonra Amasya Valisi Abidin COSKUN Ilçede gece sokaga
çikma yasagi koydu. Ilçede tüm okullar bes gün tatil edildi.
* Artvin’de Cemal SIMSEK ve oglu Kemal SIMSEK silahli saldiri sonucu
yaralandi. Cemal SIMSEK öldü.
* Kars’ta bir kisi öldürüldü.
* Diyarbakir’da Abdülrezak ÖNER isimli isçi silahli saldirida öldü.
* Kütahya’da Halk-Der Baskani Abdullah ÖZCAN ve Fakir ZINCIRCI silahli
saldiri sonucu yaralandi, Abdullah ÖZCAN kurtarilamayarak öldü.
* Trabzon’da Fatih Egitim Enstitüsü’nde yapilan saldirida dört ögrenci
yaralandi. 3
Gün SAZAK, Ankara’da öldürülmüstü. Eger olacaksa, duygusal bir tepkinin
Ankara’da gösterilmesi beklenirdi. Oysa Türkiye genelinde baslatilan
saldiri, tahrip ve cinayetler günlerce sürdü. Özellikle Alevilerle
Sünnilerin, Türklerle Kürtlerin iç içe yasadigi kentlerde saldiri ve
cinayetler halka yönetildi. Tüm bunlari, duygusal bir tepkinin masum
sonuçlari olarak degerlendirmek mümkün degildir. Cereyan eden, planli
programli bir cinayet ve saldiri kampanyasidir.
Çorum katliami, Gün SAZAK’in ölümü gerekçe gösterilerek baslatilmistir. 28
Mayis Çarsamba günü, sagci gruplarin (ülkücüler), Çorum’un en islek
caddesinde toplanmaya basladiklari görülür. Çogunlugu çocuk ve gençlerden
olusan ülkücüler, bir süre sonra, elleri havada kurt isareti yaparak
“Kanimiz aksa da zafer Islamin, Kana kan, intikam” sloganlariyla yürüyüse
geçerler. Yürüyüs kisa sürede bir ‘saldiri yürüyüsü’ne dönüsür. Güzergah
üzerinde bulunan ve solculara ait olan isyerleri tahrip edilmeye baslanir.
Saldirinin heyecani, kortejin çevresindeki görevli polisleri de sarar ve
polisler, saldirganlari seyre dalar.
Kimi okullarda sagci gruplar, ögrencileri eyleme ve derslere girmemeye
zorlar. Endüstri Meslek Lisesinde sagci bir grup, solcu ögrencileri dövmek
isterken, kavgayi önlemeye çalisan okul müdürü ve yardimcilari polislerin
engellemesiyle karsilasirlar.
28 Mayis günü baslatilan ilk eylem böyle noktalanir. Eylemden sonra sagci
gruplar ve MHP Il Yöneticileri, ilk günün degerlendirmesini yaparak yeni
saldiri hazirliklari planliyorlardi. Gün SAZAK’in Ankara’da düzenlenen
cenaze törenine katilmak için ayrilanlar kente dönmeye baslarlar. Ayrica
bazi yabanci turizm sirketleri de Çorum’a çesitli bölgelerden MHP’li
militan tasiyorlardi. 29 Mayis günü baslatilacak ve günlerce sürecek
saldirinin plani, saldiri yapilacak semtler, bu semtlerde görevli
olacaklarin listesi bu arada hazirlanir,
Günlük islerinin ugrasisi içindeki Çorumlular, 29 Mayis sabahi evlerinden
çiktiklarinda, cadde ve sokaklarin eskiyalarca isgal edildigini görürler.
Yüzyillar öncesinin eskiyalari yagmaciydilar. Oysa bu eskiyalar gözleri
kanli, agizlari beyaz köpüklü, elleri silahli olarak insan avina
çikmislardi. Yüzyillar öncesi eskiyalar, gereksinmeleri olan giyecek,
yiyecek için yagma ve talan yapiyorlardi. Yörelerindeki agalardan baska
kimseyle iliskileri yoktu. Oysa bu eskiyalar, ABD, IMF ve Dünya Bankasiyla
iliskilidirler. Kendilerini ülke ölçeginde kollayan, yönlendiren, ekonomik
ve politik destek veren siyasi iktidarlar ve güçler bulunmaktadir.
29 Mayis 1980 sabahidir. Fasist güruh, Çorum’un caddelerini, sokaklarini,
meydanlarini isgal etmekle yetinmedi, Çorum’la baglantili bütün il, ilçe
ve köy yollarini tuttular. Sagirlarin ve körlerin bile görebilecegi bu
hazirliklarin, devlet tarafindan görülmemesi olanak disidir.
“Kana kan, intikam” sloganiyla saldiriya geçen fasistler, Alevi ve
solculara ait önceden belirlenmis isyerlerini tahrip etmeye ve yakmaya
basladilar. Gördükleri kendilerinden olmayan herkese sopalarla saldiriyor
ve esir aliyorlardi. Saldiriya ugrayanlarin, güvenlik güçlerine
basvurduklarinda aldiklari yanit oldukça açiklayiciydi: “Toplumsal
olaydir, müdahale edemeyiz.”
Çorum Gazetesine saldiri [Home]
Riza ILIMAN, Çorum’da ögretmendir. Çorum’un kültürünün, folklorunun ve
sorunlarinin arastirilmasini, tartisilmasini; genç kusagin kültürel
çalismalara katilmasini istemektedir. Bu tür çalismalarin kaliciligini
saglamak amaciyla yerel bir günlük gazetenin çikarilmasini düsünür.
Kendisi memurdur. Esi Yeter ILIMAN adina “Çorum” gazetesini çikarir. 4
sayfalik gazetede; Çorum’un sorunlarini, kültürel ve siyasal
etkinliklerini yansiz olarak yansitmaya çalisir. Çorum Gazetesi bu
özelligi nedeniyle gerici ve fasist güçlerin ilk hedefi olmustur. 29 Mayis
günü, saldirganlar, sol yayin bulunduran Bahar Kitabevi’ni silahli
tararlar. Kitabevinin sahibi Mustafa KARAKURT ve esi, bodrum katina
siginarak canlarini kurtarmaya çalisirlar. Kitabevinin içinde ne
buldularsa tahrip ederek yakan saldirganlar, sonra Çorum Gazetesi’ne
yönelirler. Riza ILIMAN, oglu ile gazetenin yazihanesinde oturmaktadir.
Saldirganlarin gelisini gördüklerinde arabalariyla uzaklasirlar. Ama
gazetenin matbaasi ve bürosu tam bir harabeye çevrilir, bütün esyalar
tahrip edilerek yakilir. Gazetede isçi olarak çalisan Vahap AVCI ve
Murtaza KARATÜRK, binanin köselerine siginarak canlarini kurtarirlar.
Saldirganlar, Alevilerin ve solcularin çogunlukta olduklari Milönü
Mahallesine yönelirler. Gelismeleri izleyen Milönü halki, yollarda
barikatlar kurarak önlemlerini almaya çalisirlar. Saldirgan grup Milönü’ne
üç ayri koldan yürümektedir. Bir kol, Gazipasa Ilkokulu yanindaki yoldan,
diger bir grup Eski Mecitözü Caddesi’nden, baska bir grup da Yetistirme
Yurdunun yanindaki yoldan “Kana kan intikam, kanimiz aksa da zafer
Islamin” sloganiyla Milönü’ne dogru yaklasmaktadir. Fasistleri yolda sol
bir gruba mensup devrimciler karsilar. Karsilikli çatisma baslar. Bu
sirada çevrede olan polis ekibi, savunmada olan sol gruba saldirarak iki
kisiyi gözaltina almaya çalisir, ancak sert bir tepkiyle karsilasirlar ve
olay yerinden ayrilmak zorunda kalirlar.
Halk kendini korumaya çalisiyor
Çorum halki, Kahramanmaras katliamini animsamaktadir. Kentte görevli
polislerin yanli tutumlarina tanik olmuslardir. Bu yüzden, güvenliklerinin
saglanmasina iliskin yegane çarenin kendi imkanlarina dayanmak olduguna
karar verirler. Ancak, ellerinde saldirganlarinkiyle esdeger nitelikte
savunma gereçleri yoktu. Simdilik asil yapacaklari, masalarini,
sandalyelerini, biriket türünden malzemeleri mahalle girislerine yigarak
barikat olusturmak ve barikat nöbetine durmakti. Baska seçenekleri de
yoktu. Demokrat, Alevi, Sünni, solcu ayrimi gözetmeden güçbirligiyle giris
yollarinda kurduklari barikatlarla önlemlerini alir ve kadini, genci,
yaslisiyla dönüsümlü olarak nöbet tutmaya baslarlar.
Milönü semtinde bunlar olurken; kentin baska semtlerinden (Kuruköprü,
Üçevler, Sigorta, Mutluevler vb.), çatismalarin yogunlastigi, silah
kullanildigi, isyerlerinin tahrip edilerek yakildigi haberleri geliyordu.
Fasistlerin saldirilarina polisin seyirci kalmasi, bazi polislerin de
fasist saldirganlara yardimci olmalari, olaylarin genislemesine ve
yayginlasmasina neden oluyordu. Saldiri, genellikle Alevi ve solcularin
oturduklari semtlere yönelmisti. Daha simdiden, 45 yasindaki Servet
YILDIRIM öldürülmüs, Celal ERDOGAN (Ögretmen), Salih YILMAZ (Ögretmen),
Turan KABALAK, Vedat ELIAÇIK, Hüseyin SIMSEK, Sefer EKEN, Sezai GÜREN,
Neset AYDIN, Mustafa NALLICA, Sadik VASIFOGLU, Hasan KÖSE, Asir DEMIREL
isimli kisiler de kursunla agir yaralanmislardi. Altinevler semtinde
evlerinin balkonunda oturan iki kizkardes de, atilan atesle yaralanmistir.
Olaylarin kontrolden çikmasi üzerine, Çorum Valisi Rafet ÜÇELLI, sokaga
çikma yasagi koymus ve askeri birliklerden yardim istemisti. Askeri
birlikler, kentte saldiriyi önlemek, güvenligi saglamak için yollarda
kurulan barikatlarin kalkmasini, karsilikli çatismanin durmasini saglamaya
çalisiyordu. Sadik ERAL, bu durumu söyle anlatir:
“Barikat basinda bekleyenlerle bir subay arasinda su konusma geçiyor:
- Barikatlari hemen kaldirin. Yoksa silah kullanmak zorunda kalacagiz !
- Barikatlari savunma amaciyla kurduk. Gördügünüz gibi saldiran onlar !
- Barikatlari kaldirip güvenligi saglamak zorundayiz.
- Barikatlari kaldirirsak yeni bir Kahramanmaras katliami yasanir.
Saldirganlari dagitmazsaniz, barikatlari kaldirmayiz.
- Pazarlik yapmaya niyetimiz yok
- Öldürseniz bile barikatlari terk etmeyecegiz.
Barikatlar kalkmiyor. Askerlerle barikatçilar yan yana bekliyorlar.
Barikatlarin yanlarinda atesler yakiliyor. Askerler ve halk birlikte
isiniyor.
Yer Ankara-Samsun karayolu üzeri... Çorum Kalesi yakinlarindaki büyük bir
barikatin basi. Yine askerler ve barikatçilar... Bu sefer askerlerin
basinda Jandarma Yarbay Vural GÜRIDE var. Elinde telsiz. Barikatçilar,
askerlere sirtlari dönük durumda oturmuslar. Yarbay GÜRIDE, telsizle
konusmakta. Konustugu, Vali Rafet ÜÇTELLI...
Telsiz konusmasi orada bulunanlarca duyulmaktadir. Valiyle Yarbay GÜRIDE
arasinda su konusma geçer:
- Lütfen Ankara-Samsun karayolu trafige açilsin.
- Sayin Valim, yolu açmak için silah kullanmak zorunda kalacagiz. Kan
akar, bu da olaylari tirmandirir. !
- Her seye karsin yol trafige açilmalidir. !
- Kan dökülür, ben açamam sayin Valim, buyurun siz açin...
Ankara-Samsun karayolundaki zayif barikatlari asan 19 AN 709 plaka yazili
kirmizi renkli Renault marka bir otomobil, Milönü Semtini tarayarak boydan
boya geçiyor. Ardindan ates açiliyor. Daha sonra, plakasinin bir traktöre
ait oldugu anlasilan otomobilin içindeki polisleri taniyanlar oluyor.
Otomobilin polislere ait oldugu yolunda halk arasinda kesin kanaat
olusuyor...” 4
Iki polisin ölümü [Home]
Mayis’in 28, 29, 30’uncu günleridir. Karsilikli çatismalar sürmektedir.
Askeri birliklerin devreye girmesiyle saldirilar ve çatismalar denetim
altina alinmis gibi görünmektedir. Bunu firsat bilen güvenlik kuvvetleri,
bazi mahallelerde operasyonlara baslar. Saldirilarin basladigi günden beri
güvenlik güçleri Milönü’ne giremiyorlardi. Arama sirasinda güvenlik
güçleri, Mutluevler-Su Deposu yakininda, yol ortasinda kursunlanarak
öldürülmüs bir erkek cesediyle karsilasirlar. Yapilan kimlik tespitinde
cesedin polis memuru Abdurrahman KOÇAK’a ait oldugu belirlenir. Daha sonra
Milönü’nde baska bir polisin daha öldürüldügü, birinin de yaralandigi
ortaya çikmistir. Bu olaydan yarali kurtulan polis memuru Mehmet BEKTAS’in
ifadesi söyledir:
“Trafikteki servisler kaldirilmis oldugu için, sabahlari ise degisik
vasitalarla gidiyorduk. O sabah Muzaffer ile Milönü’nden geçerken bos bir
arsadan üzerimize dört el ates edildi. ‘Durun, teslim olun, silahlarinizi
atin’ diye bagirdilar. Muzaffer silahini çekip ates etmeye basladi. Benim
Kirikkale tutukluk yapmisti. Onlar ates etmeye devam ediyorlardi. O sirada
Muzaffer vuruldu ve düstü. Düsünce ates edenler uzaklastilar. Muzaffer,
‘Hemserim beni kurtar!’ dedi. Egilip baktigimda ölmüstü. Onun tabancasini
aldim ve kaçanlarin arkasindan iki el ates ettim. Bu sefer 100-150 kisi
olarak bana dogru geliyorlardi. Yapacak bir sey yoktu, kaçarak bir
apartmana girdim. Bu sirada attiklari bir tugla alnima gelmisti. Ev
sahibi, ‘Girecek benim evi mi buldun, defo!’ dedi. Beni kovalayanlari da
içeri aldi. Üzerime atladilar ve beni sürükleyerek sokaga çikarttilar. O
sirada kendimi kaybetmisim. Esim Gülay beni oradan olarak, hastaneye
götürmüs.” 5
Baska söylentilere göre, Mehmet BEKTAS, birlikte oldugu polis memuru
Muzaffer YESILYURT’a Milönü’deki barikatlarin kaldirilmasini teklif
etmektedir. Demokrat oldugu bilinen Muzaffer YESILYURT karsi çikinca,
Mehmet BEKTAS silahini çekerek Muzaffer’i vurur. Barikatlarin yaninda
bulunanlar da olayi görüyor ve Mehmet BEKTAS’in arkasina düsüyorlar. Olay
açikliga kavusmuyor, ama iki solcu olayla ilgili olarak gözaltina aliniyor
ve tutuklaniyorlar.
Polisler Milletvekiline saldiriyor
CHP Çorum Milletvekilleri Sükrü BÜTÜN ve Ethem EKEN ile Senatör Abdullah
ERCAN olaylari yerinde incelemek üzere Çorum’a gelirler. TBMM üyeleri,
CHP’li Belediye Baskani Turhan KILIÇOGLU’nun makaminda olaylar hakkinda
bilgi almakta, degerlendirme yapmaktadirlar. Bu sirada, Belediye
Baskaninin odasina, yüzü sararmis, heyecanli, telasli bir genç girer.
Saldirganlarin atesli silahla yaraladigi iki gencin durumlarinin agir
oldugunu, yaralilarin hastaneye yetistirilmesi gerektigini anlatir. Haber
üzerine CHP’li parlamenterler hemen disari kosarak yaralilara yardim
etmeye çalisirlar. Disarida polis ekibinin bekledigi görülür. Ekipten
Kemal MARASLI, “Olaylarin sorumlusu sizsiniz, polisleri siz öldürttünüz,
komünistler” diye milletvekillerine bagirir. Bunun üzerine, ekipteki diger
polisler de harekete geçer ve parlamenterlere saldirir. Milletvekilleri,
saldiridan korunmak için ellerini siper ederler. Itisme sirasinda,
Milletvekili Sükrü Bütün’ün belindeki tabanca yere düser. Polis Kemal
MARASLI, hemen tabancayi kapar ve milletvekillerine çevirir. O sirada, söz
konusu iki genci vuran MHP’liler de geri dönerek milletvekillerine
saldirirlar. Neyse ki, olay yerine gelen bir baska polis ekibinin
saldirgan polislere ve MHP’lilere müdahale ederek silah çekmesi üzerine
daha vahim bir gelismenin önüne geçilir. Ancak, ilk ekipten polisler
tehditkar sözler sarfetmekten geri durmaz. Polisin birinin
milletvekillerine, “Bir ates edin, halinizi görürsünüz. Biz de sizi
vururuz” dedigi duyulur. 6
Ethem EKEN anlatiyor (CHP Çorum Milletvekili /1977-1980): ”28 Mayis 1980
günü saldiri olayinin basladigini duyunca Sükrü BÜTÜN ile hemen Çorum’a
geldik. Saldiri devam ediyordu. Önce Vali Rafet ÜÇELLI ile görüstük. Vali
saldirganlari korurcasina savunma yapiyordu. Zaten bu olay, Vali Rafet
ÜÇELLI ile Emniyet Müdürü Nail BOZKURT’un Çorum’a atanmasiyla basladi.
Valinin yanindan ayrildik. Fasistler cadde ve sokaklarda slogan atarak
isyerlerini tahrip ediyor ve yakiyorlardi. Ben dogruca ögretmen Ismail
PAMUK’un evine gittim. Ismail PAMUK’un evi saldirinin yogunlastigi Milönü
ve caddeye egemendi. Evin teras katina geçtim. Telefonu da oraya aldim.
Saldirinin ne denli yayginlastigini, tahrip edilen isyerlerini, polisin
seyirci olusunu oradan net görüyorum. Valiye, Emniyet Müdürüne araliksiz
telefon ederek önlem alinmasini söylüyordum. Ayrica Ankara’ya, Basbakan ve
Içisleri Bakanina da sik sik bilgi vererek önlemlerin yetersiz oldugunu,
olaylara derhal müdahale edilmesini istiyordum. Ayrica bizim partinin
(CHP) Yönetim Kuruluna, milletvekillerine de bilgi veriyordum ve gerekli
yerlerle ilgi kurulmasini, olaya müdahale edilmesini söyleyerek
desteklerini istiyordum. Maalesef Çorum’da yetkililer ve emniyet güçleri
tarafliydilar. Müdahaleyi sürekli savsakliyorlardi. Ben de sert uyarilarla
tepkimi gösteriyordum. Bunun etkisiyle olacak ki, Vali Rafet ÜÇELLI ve
Emniyet Müdürü Nail BOZKURT tel emriyle derhal görevden alindilar. Olaylar
ondan sonra denetim altina alinabildi.
“Ankara’ya döndüm. Katliamla ilgili raporumuzu hem CHP Merkez Yönetimine,
hem Içisleri Bakanina verdik.
Çorum AP ve CHP Milletvekilleri olarak birlikte Basbakan Süleyman
DEMIREL’le görüsmek için randevu istedik. Bir türlü yanit alamadik. Bir
gün TBMM’de yapilan bir görüsmeye Süleyman DEMIREL katilmisti. Hemen
yanina giderek, Çorum olaylarini kendisine iletmek istedigimizi, Çorum AP
ve CHP milletvekilleri ve senatörleriyle birlikte görüsecegimizi, randevu
verilmesini söyledim. ‘Hemen’ dedi ve not aldi. Bekliyoruz, bir türlü
yanit gelmiyordu. Bir gün randevu verildigi haberi geldi; ancak, CHP
milletvekilleriyle görüsecegini söylüyormus. Anlasiliyordu ki önce AP ve
MHP milletvekillerini çagirmis ve ayri görüsmüs. Bizi de ayri çagiracak ve
sov yapacak. Arkadaslarima dedim ki, ben gitmiyorum. Zaten Çorum’a gitmem
gerekiyor dedim. Gitmedim. Arkadaslarimiz Sükrü BÜTÜN, CHP Senatörü
Abdullah ERCAN gitmislerdi. Dedigim gibi, her zamanki sovuyla nutuk
çekmisti.
“Çorum katliami, rastlanti degildir. Devletin bilgisi dahilinde ve önceden
planlanan bir hazirligin sonucudur. Saldiri ve katliam, asla Alevi-Sünni
çatismasi degildir. Bu, fasistlerin ve destek verenlerin kiliflamasidir.”
7
Içisleri Bakani Çorum’da [Home]
Içisleri Bakani Vekili Orhan EREN, Jandarma Genel Komutani Org. Sedat
CELASUN birlikte Çorum’a gelir. Valilikte bir toplanti düzenlenir.
Toplantiya Çorum Valisi, Emniyet Müdürü, Çorum’da örgütlü bulunan siyasi
partilerin yöneticileri; CHP Milletvekilleri Ethem EKEN, Sükrü BÜTÜN,
Senatör Abdullah ERCAN, AP Milletvekilleri Aslan TOPÇUBASI, Ahmet CINBEK
katilmislardir. Olaylar degerlendirilir ve önlemler üzerinde durulur.
Çorum Valisi Rafet ÜÇELLI aglamakli ve acindirici biçimde; “Milönü’nden
gelip evimi basacaklarmis, çocuklarimi ve beni öldüreceklermis” der.
Olaylari yanli anlatir.
CHP Senatörü Abdullah ERCAN da emniyet kuvvetlerinin davranisindan
yakinir. Jandarma Genel Komutani Sedat CELASUN, acikli ve aglamakli
konusmasindan etkilendigi Valiyi; “Biz gerekli yerlerden emir aldik.
Milönü’ne tanklarla girip olaylara son verecegiz” diye yanitlar.
CHP Çorum Milletvekili Ethem EKEN olaya açiklik getirmeye çalisir: “Nasil
olur sayin Pasam? Milönü’ne tanklarla girmek neyi çözer? Bu daha çok kan
dökülmesine neden olur. Belki bir Milönü hiçbir sey degil ama, Türkiye’de
14 milyona yakin Alevi vatandas yasamaktadir. Milönü’ne tanklarla girip
kan döküldügünde tüm ülkede büyük olaylar çikar.”
Çözüme yardimci olmak üzere alinan karar söyledir: “Kendi aramizda bir
heyet kurup vatandaslarin içine girelim. Onlari yatistirmaya, barikatlari
kaldirmaya çalisalim.” Olusturulan heyet Milönü’nde barikattaki
vatandaslarla konusur ve ikna edilen Milönü halki barikati kaldirir. 8
Vali ve Emniyet Müdürü görevden aliniyor
“Olaylarin basladigi 28 Mayis 1980 gününden beri saldiri ve katliam
sürüyor. Özellikle Kuruköprü, Sigortaevleri, Terlemezevler Mahallesinde
çatismalar yogunlasmistir. Milönü, Kale Mahallesi, Esnafevleri, Senyurt,
Bahçelievler, Karsiyaka, Nadik Mahallesinde ise halk kendi güvenligini
kurulan barikatlarla saglamaya çalisiyordu. Askeri birliklerin
müdahalesinin sonucu saldiri olayi kismen de olsa denetim altina
alinabilmistir.
“Olaylardan sonra Çorum’da operasyon basladi. Ancak halk, basta Vali Rafet
ÜÇELLI, Emniyet Müdürü Nail BOZKURT ve tüm Yönetim Kadrosunu suçlu
sayiyordu. Hakli görülen nedenleri de vardi. Çorum Emniyetinde görevli
polislerin olayi baslatanlarla birlikte oldugu, onlara silah ve mermi
getirdigi, ordu birliklerinin yapacagi aramalari önceden haber vererek
saldirganlarin silahlarini saklamalarina yardimci olduklari, bazi
köylerden gelen silahli militanlari sehre soktuklari tespit edilmistir.
“Vali ve Emniyet Müdürünün yanliligi anlasilmistir. Bunun üzerine Vali
Rafet ÜÇELLI ile Emniyet Müdürü Nail BOZKURT görevlerinden alinarak;
Valilige Içisleri Bakanligi Özlük Isleri Genel Müdürü Yüksel ÇAVUSOGLU,
Emniyet Müdürlügüne de Erdem YURTSEVEN atandilar.” 9
Çorum disina tasan ölüm
Fasist saldirganlar, Çorum’un giris-çikislarini isgal ederek araçlari tek
tek ariyor, solcu ve Alevi yolculara iskence ediyorlardi. Yolculara adeta
vize uygulanmaktadir. Yolculara iskence etmekle yetinilmiyor,
üzerlerindeki para ve kiymetli esyalar da gasp ediliyordu.
Çorum-Ortaköy karayolu, MHP’lilerin yogunlukta oldugu Ovasaray Köyünün
yakinindan geçmektedir. Ovasaray’dan 35-40 MHP’li militan yolu kapatir;
Çorum’dan Alevi köyü Kozluca’ya giden bir kamyonu durdururlar. Selahattin
ve Metin ARDIÇ adli iki genç kardesi kamyondan indiren fasistler, gençleri
iskenceli sorgulamadan geçirirler. Selahattin’i vurarak agir yaralarlar.
Selahattin’in küçük kardesi Metin henüz 10 yaslarindadir. Agabeyinin
kanlar içinde yerde yatisini, eli silahli fasistlerin bakislarini gördükçe
korkudan titremektedir. Saldirganlardan biri, kamyonun yönünü Çorum’a
dogru çevirir, yarali kardesleri soför mahalline yerlestirir. Ne var ki
Metin daha çocuktur ve kamyonu kullanmasini bilmemektedir; yasam
mücadelesi içindeki Selahattin, yasama umuduyla zor bela kamyonun
direksiyonuna geçer, bir an evvel hastaneye yetistmeye çalismaktadir. Ama
güçsüzlesmis ve kan kaybetmektedir. Iki kardes SSK Hastanesinin önüne
kadar güç bela gelebilmislerdir. Bu hastane, fasistlerin üs olarak
kullandiklari bir yerdir. Çaresiz hastaneye giren Selahattin’in ilk
tedavisi yapilir ve sigortali olmadigi gerekçesiyle Devlet Hastanesine
gönderilir.
Selahattin ARDIÇ’in kan kaybi oldukça fazladir. Yardima ihtiyaci vardir.
Kardesi Metin’i babasina gönderir. Babadir, aci haber üzerine hastaneye
kosar. Hastanenin etrafi saldirgan fasistlerin denetimindedir. Tüm
zorluklari gögüsleyerek oglunu kurtarmaya ugrasir. Selahattin’in kan
grubunun belirlenmesi gerekmektedir. Bir siseye konulan kan, tahlil için
Kan Merkezine gönderilmek üzere babasina verilir. Yollar, fasistlerin
isgalindedir. Baba Cemal, her seyi göze alarak yola çikar. Hastaneye
ulasir, ne var ki bir görevli, “Komünistler burada kan tahlili yapamazlar”
diyerek Baba Cemal’in elindeki siseyi alir ve SSK Hastanesinin önündeki
barikata vurarak kirar. Sonuç: Kan tahlili yapilamadigi için gerekli kan
bulunamamis ve Selahattin kan kaybindan yasamini yitirmistir. 10
Ankara’da ameliyat sonucu yasamini yitirmis bir Alevi kadinin cenazesi
köyüne götürülmektedir. Cenaze arabasi, Kuruköprü mevkiinde durdurulur.
Eli silahli fasistler, minibüstekilerin tümünü ve cenazeyi arabadan
indirir. Kimlik tespiti yapilir, yolcularin Alevi oldugunu ögrenirler.
Fasistler, cenazeyi açmak isterler. Cenaze sahipleri yaslidir, defin ve
yola çikma belgelerini gösterirler. Belgeler yirtilir, coplarla cenaze
sahipleri dövülür. Cenaze sahipleri yalvarmakta, karanlik çökmeden
cenazeyi köye yetistirmek istemektedirler. Ama karsilarindaki, ölüden bile
intikam almaya çalisan gözlerini kan bürümüs fasistlerdir. Tabutu
tekmeler, hakaretler savururlar. Sonunda, saldirganlarin içinde orta yasli
birinin, “Birakin su pezevenkleri, cehennem olup gitsinler” demesiyle
cenaze arabasi yola devam edebilir. 11
Gün SAZAK’in ölümünden beri ulasima kapali yollar arasinda, MHP’lilerin
etkin oldugu Sünni köylerin yakinindan geçenler de vardi. MHP’li olarak
bilinen Kayi, Ovasaray ve Cemilbey Köyleri ile Çorum arasi 25 kilometrelik
yoldan hiçbir Alevinin geçmesine izin verilmiyordu. Ayni bölgedeki
Ahmetoglan, Çobandogan, Savak ve Yogunsehit Köylerinde yasayan Aleviler,
esir kampindaymiscasina disari çikamiyor ve zorunlu gereksinimlerini
karsilayamiyorlardi. Hayvanlar içerde, insanlar içerde, ekinler tarlada,
eli silahli fasistler yollarda... 12
Ceset... ceset... ceset... [Home]
Fasistler, insan avindaydi. Önlerine geleni öldürüyor, iskence
ediyorlardi. Ihbar üzerine Mutluevler insaatinda iki ceset bulunur. Kimlik
belirlemesinde birinin Yahya BARAN’a, digerinin de Osman AKSU’ya ait
oldugu ortaya çikar. Elleri, gözleri ve agizlari bagli olan cesetlerin her
birinde 18’er kursun yarasi oldugu saptanir. Yahya BARAN’in, sag görüslü
Adnan BARAN’in akrabasi oldugu ögrenilir. 13
Fasist saldirganlar köy yollarini tutmuslardir. Araçlardan indirilen
solculari, Alevileri veya kentte ele geçirdikleri kisileri tarlalara,
insaatlara götürerek orada öldürüyor, ekili tarlalara gömüyorlardi. Birkaç
örnek söyle:
* Eskiekin Köyü sinirlari içinde, bugday tarlalarinda iki gencin cesedi
ortaya çikarilmistir. Osmancik-Mehmet Teke Köyü nüfusuna kayitli Kazim
GÜLER’e ait cesedin kursunla delik-desik edildigi; kimligi belirlenemeyen
diger cesedin de iskence edildikten sonra silahla öldürüldügü...
* Bayat’in Gökbogaz Mevkiinde Seref SAHIN adinda bir gencin; Elvan Çelebi
Köyü sinirlari içindeki tarlalarda da SSK Çorum Hastanesinde çalisan
Necati GÖKTAS’in silahla taranan cesedi bulunmustur. Tarlalarda bulunan
cesetlerin tümünün solcu ve Alevilere ait oldugu; cesedi bulunmayan nice
kayip bulundugu görülmüstür.
Halki kiskirtan polis
Kemal MARASLI isimli polis memuru, MHP militani gibi çalisan polislerin en
önde gelenlerindendi. Olaylar baslamadan önce Kayseri’ye tayini çikmis,
ama iliskisini kesmemis olan MARASLI, Çorum’da görev yapmaya devam
etmektedir. Ayni durumda olan ve tayini çiktigi halde Çorum’da bekletilen
çok sayida polis oldugu bildirilmektedir.
Polis Memuru Kemal MARASLI, olay süresince Çorum’un cadde, sokak ve
mahallelerini gezerek sürekli olarak halki tahrik etmeye, kiskirtmaya
çalismaktadir. Kemal MARASLI, kendi görüsünde olan bir polis ekibiyle
Milönü’ne girmeye çalisir. Milönü halki, kurdugu barikatlarla yanli
görülen bu polislerin mahalleye girmelerini engellemeye çalisirlar ve
durumu askeri birlik komutani General Sahabettin ESENGÜL’e bildirirler.
General ESENGÜL, hemen Valiyi arar ve ‘Oraya polis girmeyecektir. Eger
polis girerse askerin vur emri var” uyarisinda bulunur. Bunun üzerine
polislerin Milönü semtine girmesi engellenmis olur. Bu engellemeye
sinirlenen Polis Kemal MARASLI ekipten ayrilir, Yesilyurt Mahallesindeki
evine döner. Olay çikarmadigi için rahat degildir. Evine girerken mahalle
halkini kiskirtmayi sürdürür. Karisina, “Hiç korkma, kafalarina tas at.
Yeter ki karakola gelsinler. Ben o zaman gösteririm. Burasini hepsine
mezar yapacagim. Çorum’u kan denizine çevirecegim” diye mahallelinin
duyacagi sekilde bagirmaktadir.
Kemal MARASLI’nin adi sonraki kanli olaylara karisir. Esyalarini birakarak
karisiyla Çorum’u gizlice terk eder. Evini arayanlar, MHP’ye ait çok
sayida doküman bulur, duvarlarin da Türkes’in fotograflariyla süslendigi
görülür. Sonradan Kemal MARASLI, Çorum olaylarina karisma ve adam öldürme
suçundan yargilanir. Önce idam cezasi verilir, cezasi sonra müebbete
çevrilir. 14
Kent içi göç ve firsatçilar
28 Mayis 1980’de baslatilan saldiri ve katliam Haziran ayi boyunca
sürmüstür. Saldiri, tahrip ve cinayetler, kent içinde göçe neden oldu. Bu,
amaçlananlardan en azindan birinin gerçeklestigi anlamina geliyordu. Iç
göç, yogun olarak, Alevilerin ve Sünnilerin iç içe oturdugu mahalle ve
semtlerde oldu. Sünnilerin çogunlukta oldugu mahallelerde oturan Aleviler,
gereksinmeleri olan esyalarini el arabalariyla, traktörlerle, sirtlariyla
Alevilerin çogunlukta oldugu Milönü, Bahçelievler, Yeniyol, Yavrutuna,
Kali, Gülalibey gibi semtlere; Alevilerin çogunlukta oldugu mahallelerde
oturan Sünniler de ayni biçimde Sünnilerin agirlikli oldugu Cepli,
Kuduzhan, Çöplü, Ulukavak, Uçdutlar, Karakeçili gibi semtlere göç etmeye
basladilar. Emniyet yetkililerine göre Çorum’da 600’e yakin aile iç göç
yapmistir. Artik Çorum kenti, Beyrut gibi keskin çizgilerle ayrilmis
durumdadir.
Iç göçe karsin, Aleviler de Sünniler de olaylarin devam edecegi korkusu
içindeydiler. Olasi bir saldirida kendilerini korumak amaciyla sopa, demir
çubuk, silah ve benzeri gereçler temin etmeye çalisiyorlardi.
“Kurt dumanli havayi sever” halk deyiminde oldugu gibi, firsatçilar da
toplumsal olaylarin yayginlastigi ortamlardan yararlanmaya çalisirlar.
Çorum olaylarinda da firsatçilar türedi. Çikarin sagi-solu,
Alevisi-Sünnisi olmaz. Çorum’da Alevi-Sünni firsatçilari gizlice ortaklik
kurarlar. Sünniler mahallesinden göç eden Alevilerin evlerini ucuza almak
için Sünni ortaklar devreye girer; Alevilerin yogunlukta oldugu
mahallelerden göç eden Sünnilerin evlerini de Alevi ortaklari devreye
girerek kelepir fiyatina satin alir. 15
Olaylardan ve iç göçlerden rahatsizlik duyan Çorum CHP Il Baskani ile AP
Il Baskani su açiklamayi yaptilar:
CHP Il Baskani Cemal SOLMAZ: “Çorum’da olaylarin baslamasina Gün SAZAK’in
öldürülmesi neden olmustur. CHP’lilerin ve Alevi yurttaslarimizin
isyerlerinin yagmalanmasina, tahrip edilmesine, CHP’li parlamenterlerin
tartaklanmasina, polis seyirci kalmistir. Polis açikça yan tutmustur.
Isyerlerini yagmalayanlar, öldürülen polisin cenaze töreninde hazir
bulunmuslardir., Bunlar hakkinda hiçbir islem yapilmamasi, vatandasin
tepkisine neden olmustur. Ildeki olay, köylere mezhep çatismasi diye
duyurulmus, köylüler galeyana getirilmistir. Disaridan gelen
kiskirtmacilarin yaninda polisin yanli tutumu, silahlanmayi da tesvik
ediyor, mezhep çatismasini da körüklüyor. Polis olaylari yatistiracagi
yerde, tahrik ediyor. Çorum halki su anda nefes alamaz duruma girmistir.”
AP Il Baskani Saffet CERIT: ”Sessiz ve sakin olan ilimizde büyük olaylar
tezgahlanmistir. Alevi ve Sünnilerin oturduklari yerlerde vatan
hainlerince ve devlet düsmanlarinca tezgahlanan oyunda vatandaslarimiz tam
olarak aga düsürülememistir. Eger bunlarin planlari tam olarak tutmus
olsaydi, ilimizde kan gövdeyi götürür, büyük katliamlar olurdu. Halkimizi
tahrik edenlerin disaridan geldigi kanaatindeyiz. Kahramanmaras olaylarini
tertipleyenler de bunlardir. Maalesef, olaylar mezhep çatismasi boyutuna
ulasmistir ve Alevi-Sünni ayrimi keskin çizgilerle gerçeklestirilmistir.
Olaylari nefretle kiniyoruz ve halkimizin eskisi gibi huzur içinde
yasamalari için elimizden geleni yapmaya çalisiyoruz.” 16
Jandarma Komutani görevden aliniyor [Home]
28 Mayis 1980’de Çorum’da MHP’lilerin baslattigi saldirilar boyutlandi.
Polisler MHP’lilerden yana hareket ediyorlar, bundan cesaret alan
saldirganlar büsbütün dizginsizlesiyorlardi. Gelismeler karsisinda Vali,
jandarmadan yardim istemek zorunda kalir. Askeri birlikler, kentin çesitli
yerlerine yerlesir ve olaylarin gidisatini varliklariyla önemli ölçüde
tayin ederler. Jandarma birligine Yarbay Vural GÜRIDE komut etmektedir.
Jandarma Yarbayi Vural GÜRIDE, polislerin solculara ve Alevilere karsi
kinli tahriklerini, MHP’li saldirganlara nasil yardimci olduklarini
görmekte; buna karsi önlemler almaktadir. Jandarma Komutani, demokrat
tutumu ve yansizligiyla herkese güven verir. Fasistler bu durumdan
rahatsiz olur. Askeri birliklerin kenti bosaltmasini, bu basarilamazsa hiç
olmazsa komutanin görevden alinmasini isterler.
MHP Çorum Milletvekili Mehmet IRMAK, Çorum’a gelir; iç savasa dönüsen
kanli olaylarin yayginlasmasini önlemeye çalisan jandarma ve askeri birlik
komutanlarina, “Neye engelliyorsunuz?” diye baski yapar. Önce Jandarma
Komutani Vural GÜRIDE ile görüsür, tehditle susturmaya çalisir. Demokrat
ve yansiz tutumunda kararli olan Yarbay’i etkilemek mümkün olmaz.
Milletvekili IRMAK, bu kez Çorum’da görevlendirilen askeri komutan
Tuggeneral Sehabettin ESENGÜN’le görüsür. Tuggeneral Sehabettin ESENGÜL,
Nokta Dergisi muhabirine, MHP Milletvekillerinin baskisini söyle anlatir:
“Isimlerini dahi hatirlamak istemiyorum. Bu milletvekilleri devamli
suretle yaranin kabuklamasi degil, kanamasini isteyenlerdi. Isleri güçleri
Ankara’da belirli odaklari tahrik etmek ve almis oldugu yetkilerle Çorum’a
gelip karma karisik etmekti. Bu iki milletvekili olaylarin tarafimdan
bastirilmasini memnuniyetle karsilamadi. Yani ne istiyorlardi? Bir taraf
korunsun, diger taraf öldürülsün. Yani katalizör rol oynamayacaksiniz.
Güvenlik tedbirleri tam olarak almayacaksiniz, bir kesim ki ona Sünni
kesim diyebilirsiniz, Alevileri esasen sikismis bir bölgede çevirmis,
onlarin üzerine saldirip imha etmek istiyorlardi...
“Bir asker kisi olarak bir generale zaten tehditleri sökmezdi de. Ama
‘Senin cezani biz veririz’ gibi bir davranis içindeydiler. Özellikle
birisi fevkâlade küstah bir tavir içindeydi. Bunun karsisinda benden
gerekli uyarilari aldilar, zamanin Valisi Yüksel ÇAVUSOGLU’nun makaminda,
son olaylar sirasinda kendilerine Çorum’da bulunmamalarinin daha hayirli
olacagini, güvenlik kuvvetlerinin ve güvenlikten sorumlu bana bagli
birliklerin burada vazifeli oldugunu ve asker oldukça onlarin bekledigi
manzaranin ortaya çikmayacagini kendisine söyledim.” 17
Süleyman DEMIREL hükümeti, MHP ve MSP’nin destegiyle kurulan azinlik
hükümetidir. Süleyman DEMIREL’in sagci örgütleri korudugu ve destekledigi
herkesçe bilinmektedir. MHP’nin baski ve önerisi dogrultusunda Jandarma
Komutani Yarbay Vural GÜRIDE görevden hemen alinir. Böylece, Çorum’da
MHP’lilerin önündeki engellerden biri kalkmis oluyordu. 18
Çorum’da 28 Mayis’da baslayan, Haziran ayi içinde de araliklarla devam
eden saldiri, tahrip, yakma ve cinayetler, noktalanmis görünmektedir. Oysa
Çorum için için kayniyordu.
Gazeteci gözüyle [Home]
Cumhuriyet Gazetesinin muhabiri Reha ÖZ ile Mahmut TUNABOYLU, olaylarin
basladigi 28 Mayis’tan 20 Haziran’a kadar olan birinci saldiriyi genis bir
sekilde incelediler. Inceleme, dizi halinde yayimlandi. Bir bölümden bazi
pasajlar söyle:
“19 Mayis Gençlik ve Spor Bayrami öncesi MHP’liler, ‘Islamci Gençlik’
adini kullanarak kentte bildiriler dagitiyorlar ve ‘halki cihada çagirip,
bayrama saldirmalarini, kizlarin iffetini kurtarmalarini’ istiyorlardi.
Bayram günü eli sopali, zincirli fasistler stad kapilarini tutarak halka
saldirdilar. Çok sayida kisiyi yaraladilar. Olaylardan sonra gözaltina
alinan hiçbir fasist yokken, polis kent içinde sol görüslü gençlerin
oturdugu kahvehaneleri basiyor, karakola doldurulan gençler günlerce dayak
yiyorlardi.
“Emniyet Müdürü Nail BOZKURT, fasistlerin eylemlerine karsi yumusak bir
tavir alirken, solun en küçük bir hareketine olanca gücüyle yükleniyor.
Sol egilimli gençler günlerce karakolda iskenceden geçiriliyor, adliyeye
sevk edilmiyorlardi. Nail BOZKURT yanli tavrini öylesine rahat
kullaniyordu ki, bazen olanlardan Vali Rafet ÜÇELLI’nin bile haberi
olmuyordu. Örnegin Çorum’un Ortaköy Ilçesine bagli Karahacip Köyü yolunda
yakalanan bir ögretmen ve üç fasistin üzerinde 7 tabanca ele geçirilmis.
Ancak kendisinden bilgi sorulan Vali ÜÇELLI, ‘Benim böyle bir olaydan
haberim yok. Nasil oldu, ben bir ögreneyim’ karsiligini vermisti...
“Yine Kargi ilçesinde MHP yanlilari ile devrimci gençler arasinda çikan
silahli çatisma sonucu, sol görüslü bilinenlerle CHP’lilerin isyerleri
tahrip edilmis, fasist saldirganlar yerine, saldiriya ugrayan devrimciler
karakollara çekilip dövülmüslerdir. Bu olaylar da Vali’den gizleniyor,
ancak olaylarin yinelenmesi iledir ki üzerine gidiliyor.
“Emniyet Müdürü Nail BOZKURT, son olarak Tekirdag’dan ve Ankara
Polatli’dan Çorum’a atanan iki emniyet müdürü yardimcisini da kisa sürede
tutum ve davranislariyla pasifize etti ve bu iki emniyet müdür
yardimcisinin bazi olaylara müdahale etmek istedikleri ve bu nedenle
pasifize edildikleri Çorum’da herkesin bildigi bir gerçek...
“...29 Mayis günlü olaylar hakkinda bilgi soruldugunda, Vali, bazi
dükkanlarin taslarla tahrip edildigini, yakma, yikma olayi olmadigini,
ayrica ölü de bulunmadigini ileri sürüyor. ‘Olaylarda sadece dört kisi
yaralanmistir’ diyordu. Vali olaylari kimin çikardigi yolundaki bir soruya
da ‘Yorum yok’ seklinde yanit veriyordu.
“Oysa ÜÇELLI’nin bunlari söyledigi sirada Servet YILDIRIM adli sol görüslü
bir yurttas yaralanmis. Çorum Gazetesi ve 50’ye yakin isyeri tahrip
edilip, atese verilmisti.
“... Tüm bu olanlardan sonra Içisleri Bakani Vekili Orhan EREN, Çorum’daki
olaylari ‘karsi görüslerin’ çatismasi olarak gösterebilmistir. EREN,
olaylarda güvenlik görevlilerinin yan tuttugu yolundaki haberlere iliskin
bir soruya su yaniti vermisti: ‘Ben bu kanaatte degilim. Siz önce hüküm
veriyorsunuz. Ona göre varsayim yapiyorsunuz. Bu olaylarda polis yan
tutmamistir. Olaylar zaten iki polisin öldürülmesi üzerine baslamistir. Bu
herhalde olaylar hakkinda yeteri kadar fikir verir.’
“Daha önce de, öldürülen CHP’liler için ‘Öldürülenler normal CHP’liler
degildir’ özdeyisini, siyasal yasamimizdaki yerine tüm çirkinligiyle
oturtuveren EREN, alti polisin Çorum’daki olaylarda öncülük ettikleri
gerekçesiyle isten el çektirildikleri ve bunun savci yardimcisi tarafindan
resmi olarak açiklandigi hatirlatilinca da su yaniti vermisti: ‘Savci
Yardimcisindan önce Savci ve Vali vardir. Bunu Vali degil, Savci
Yardimcisi söylemis. Çorum’da alti polis tutuklandi diye bir sey yok.
Içisleri Bakanligi’na bu konuda bir bilgi gelmedi. Bu dogru degildir.’ “
19
Bir bilim adaminin üzüntüsü [Home]
Hifzi Veldet VELIDEDEOGLU Çorumludur. Çocuklugunu, gençliginin büyük
bölümünü Çorum’da geçirmis, çagdas, ilerici bir toplumun olusmasi için 70
yila yakin ugras veren bir bilim adamidir. Çorum olaylarini duydugunda
dünyasi sarsilir. Kinin ve yobazligin önüne bilimin ve aklin geçmesini
isteyerek üzüntülerini söyle dile getirir:
“Hürriyet Gazetesinde Çorum kentinin düsman kamplara bölünmüs durumunu
gösteren plana baktim. Cumhuriyet Gazetesinin 20-21 ve 22 haziran 1980
sayilarinda Reha ÖZ ve Mahmut TURNABOYLU’nun Çorum olaylarini anlatan
röportajlarini okudum. Yerinde yapilmis gözlemlere dayanan bu incelemeler
beni -itiraf edeyim- çok büyük üzüntüye ve dehsete düsürdü. Onlarda sözü
edilen mahallelerden bir bölümü çocukken baris içinde sere-serpe
oynadigimiz yerlerdi. Milönü, Bahçelievler gibi semtler ise, baharda
çigdem topladigimiz, yazin kurulan harmanlarinda düven sürmeye gittigimiz
düzlüklerdi. Demek buralar birkaç gün içinde savas cephelerine dönüsmüs,
binlerce kursun viziltilarina sahne olmustu. Benim hemserilerimden bir
bölümü, baska bir bölümünü kiyasiya yok etmeye kalkismisti oralarda. Acaba
niçin? Bunu bilen var miydi aralarinda? Bir türlü inanasim gelmiyordu bu
katliam girisimine.
“Su günlerde Çorum’dan Istanbul’a gelmis olan birkaç tanidik, Çorum’u
alt-üst etmeye kalkisan ve kentte tahribat yapan militanlardan çogunun
Çorum’un yabancisi oldugunu, disaridan geldiklerini söylediler. Hem bunu
söyleyenler Alevi degil Sünni, solcu degil AP’li kisiler, kendi hallerinde
bir kari-koca. Evleri Alevilerin çogunlukta oldugu bir mahallede bulundugu
için onlari da Alevi sanmislar, militan saldirganlarca rahatsiz
edilmisler. Çok tedirgin bir durumdaydilar. Is bulup yerlesmek umuduyla
gelmisler Istanbul’a, ‘Artik yasanacak yer olmaktan çikti Çorum’
diyorlardi, büyük bir üzüntü içinde.
“Istanbul’daki baska bir hemserimden de sunu duydum. Eski Demokrat
Partililerden olup isleri tikirinda giden bir zat, birkaç günlügüne
Çorum’dan Istanbul’a gelip dönmüs ve ‘Bütün isler Kizilbas Jandarma Alay
Komutani yüzünden bozuldu. Çünkü o Kizilbaslari tutuyordu’ demis. Oysa
bütün namuslu gazeteler -MHP’li Milletvekillerinin istemi üzerine sonradan
degistirilen- bu komutanin yansiz tutumu almasaydi Çorum’da da bir Maras
katliami olur ve kan gövdeyi götürebilirdi’ diye yazdilar. Herhalde
dogrusu da bu.
“Iki inegimizle birkaç koyunumuzu babam ortakçiya vermisti. Ineklerin
ortakçisi, Çorum Ovasina bakan Kösedagi’nin öte yüzündeki Kizilören
Köyü’nden Lafçi Ali adinda bir Aleviydi. Belirli araliklarla ve hiç
aksatmadan yag, kaymak ve yogurt getirirdi ineklerin ürününden. Öbür
ortakçi Çorum Ovasindaki Buluz Köyü’nden Ömer Aga adinda bir Sünniydi.
Bunu suradan biliyorum. Dogan kuzularin öldügü, koyunlarimizin süt
vermedigi haberini getiren Ömer Aga’ya öfkelenen babam, bir gün önce,
‘Agzindan Allah ve Muhammed üzerine yemin eksik olmaz ama ne hikmetse
herkesin koyunlari döl verir hep bizimkiler vermez. Su Kizilbas Lafçi’nin
(Yani öbür ortakçinin) hiç yemin ettigini duymadim ama, hak yedigini de
görmedim’ diye bagirmisti.
“Kimi zaman babam, kimi zaman amcalarimla birlikte Çorum yöresindeki
Çerkez, Kürt, Sünni ve Alevi Türk Köylerinden birçoguna gitmisimdir. Halki
Sünni olan köyler için ‘Sünni’ nitelemesi kullanilmazdi. Halki Alevi olan
köylere ‘Kizilbas Köyü’ denilirdi. Çorum kentinin sadece bir kiyi
mahallesinde Kizilbaslarin oturdugu ve orada yoksul kisilerin yasadigini
bilirdim. Ama o uzak mahalleye hiç gitmedim...
“... Kizilbaslar üzerine öyküler dinlemis, onlarin kötü ve ahlaksiz
insanlar olduguna inanmistik. Enbiyalarin Bahattin, ‘Kizilbas, gavurdan
beterdir’ derdi. Babasindan duymus, oysa simdi bilegimi saran su iyi
kalpli adamin yüzünde hiç de kötülük belirtisi yoktu. O günden sonra
hiçbirimiz onun ardindan bagirmadik. Ve ben, çok sonralari Aleviler için
çikartilan söylentilerin Sünni iftiralari oldugu kanisina vardim.
“Bunlari hatira anlatmak için yazmadim. Burada anilarin sirasi degil
simdi. Çorum ve yöresinin etnik ve mezhepsel durumunu vurgulamak için
yazdim. Demek ki, Türkiye’yi bölüp parçalamak ve böylece kendi hirslarini
doyurup kötü amaçlarina ulasmak isteyen melunlar hep etnik durumlari böyle
olan bölgeleri seçiyorlar.
“Anlattigim günlerden bu yana Aleviler ekonomik bakimdan gelistiler ve
Çorum’un birçok mahallesinde mülk edindiler. Cumhuriyetin ilânindan ve
Atatürk’ün laiklik devriminden sonra, Alevi ve Sünni yurttaslar arasinda
kiz alip vermeler de çogaldi. Pek çok Alevi yurttas yüksek ögrenim yaparak
ülkede önemli görevler aldi. Ve sorumluluklar yüklendi. Ülkemizde o denli
barisçi bir ortam olustu ki, büyük kentlerde kimin Sünni, kimin Alevi
oldugu bilinmez ve sorulmaz oldu. Dogal olani da buydu. Çünkü, ister
Sünni, ister Alevi, yurttaslarin hepsi...
“... Haydi bunlar türlü propaganda, slogan ve mitlerle aldatilmis
deneyimsiz gençler diyelim ve günümüzde isbasinda olan politikacilardan da
umudumuzu keselim. Ama yüksek ögrenim görmüs ve ‘aydin’ nitemini takinmis
yöneticilere ne diyelim? Politikacilarin elestiri ve kiyimini
düsünmeksizin vaktinde yasal önlem alip tam yansiz bir tutum ve davranisla
tüm suçlulari adalete vererek, böyle kanli olaylarin önünü alacak olanlar
onlardir. Ne yazik ki onlardan kimisi, bunun tersini yapmakta, sol kesime
karsi gereginden çok sert davranirken; sag kesimin saldirganlarina göz
yummaktadir. Çorum Valisi ve Emniyet Müdürü böyle tutumlari dolayisiyla
istemeye istemeye degistirilmistir. Çok daha sonra, yansiz davranislariyla
halkin güvenini kazanmis olan Jandarma Alay komutani da ne yazik ki
degistirilmistir. Bazi illerdeki yöneticilerin asiri yan tutucu
durumlarini son Nevsehir olaylarinda da gördük...” 20
CHP’nin hazirladigi rapor
28 Mayis günü baslayan fasist saldiri üzerine Altan ÖYMEN, Sükrü BÜTÜN,
Ethem EKEN, Erol ÇEVIKÇE ve Vehbi MESHUR’dan olusan CHP parlamenter
heyeti, Çorum ve Merzifon’daki saldiri olaylarini yerinde inceler ve
degerlendirmelerini bir rapor haline getirirler. Altan ÖYMEN tarafindan
basina açiklanan raporun bazi bölümleri söyle:
“... Yüz gün içinde kurtarilmis bölgeleri kaldiracagindan söz eden
DEMIREL’in yönetiminde tam tersine birçok kent ve kasaba bölüm bölüm sagci
militanlarin kurtarilmis bölgesi haline getirilmekte, devlet daireleri de
basta Milli Egitim Bakanligi olmak üzere kurtarilmis daire haline
sokulmaktadir.
“Devlet güçlerine karsi duyulan güvensizligin ülkeyi büyük bir göç alani
haline getirdigini, binlerce insanin mahallelerinden mahallelere,
kasabalarindan kentlere, kentlerden büyük kentlere akin ettiklerini,
ayrica yurt disina iltica etmek isteyenlerin sayisinin da hizla
yükseldigini;...
“DEMIREL hükümeti ise Türkiye’yi alti ay içinde göçülen ve kaçilan bir
ülke haline sokma vebalinin utancini duymak bir yana, tam tersine bu
kaçisa yol açan olaylari, bilinçli olarak körüklemektedir...
“Çorum’da halk, polisin yanli tutumundan kendisini korumak için bu
barikatlari kurmustur. Polisin yanli tutumu, resmi demeçlerle de
ortadadir. Çorum Savci yardimcisi, alti polis memurunun tahrikçilik ve
öncülük yaptiklari saptanarak haklarinda sorusturma açildigini bildirmis.
Buna karsilik DEMIREL, grupta yaptigi konusmada, ‘Barikatlar kurularak bir
mahalleye devlet güçlerinin girisi engellenmektedir’ diyebilmektedir.
DEMIREL’in bu açiklamasindan sonra Çorum Valisi, ‘Barikatlari gece
saldirilardan kendilerini korumak amaciyla halk kurmustur’ demis, böylece
DEMIREL’in olayi saptirdigi ortaya çikmistir...” 21
3. Katliamin Ikinci Dönemi [Home]
a) Ikinci Saldiri Hazirliklari
Açik hazirlik ve yetkililerin kayitsizligi
28 Mayis’ta baslayan olaylarda fasistlerin amaci, Çorum ve Çorum’a bagli
ilçe ve kasabalarda oturan solcu ve Alevileri baski ve katliamlarla
korkutmak, göçe zorlamak, süreç içinde bölgede denetimi tam olarak ele
geçirmekti. Ancak, Kahramanmaras katliamindan ders çikaran Çorum halki,
saldirinin ilk günü, kendi olanaklariyla kurdugu barikatlarla
özgüvenligini önemli ölçüde saglar. Ayrica, fasistler ilk saldirida Sünni
toplulugun yeterli destegini görmemislerdi. Bu ve diger nedenlerden
dolayi, fasistlerce istenilen basari saglanamamisti.
Fasistlerin çalismalari artik 28 Mayis ve izleyen günlerde cereyan eden
saldirilarda görülen eksikliklerini gidermeye yogunlasmisti. Kent halkinin
Sünni kesimlerinin aktif destegini almak, baslica amaçlardan biri haline
gelmisti. Ayrica olasi eksikliklere karsi, disaridan fasist militan ve
silah getirme, saldiriya engel olan ve olmasi beklenen devlet
görevlilerini kentten uzaklastirma faaliyetlerini hizlandirdilar.
Içlerinde ekipler olusturarak mahalle, kasaba ve köy çalismalarina
yöneldiler. Köy ekipleri, militanlarina saldiri yöntemlerini ögretiyor.
görev yer ve konumlarini saptiyordu. Saldiri öncesi günün aksami,
görevlendirilen ajitatörler, Maras’ta ve diger yerlerde uygulanan ve artik
bilinen yöntemi hayata geçireceklerdi: “Aleviler, Çorum’da camileri
bombaladilar, çok sayida Müslümani öldürdüler; kadin ve kizlara tecavüz
ettiler. Biz Müslüman olarak bu din kardeslerimize yardim etmeliyiz!”
Saldirinin baslama mesaji alindiginda, kenti çevre bölgelere baglayan
yollar denetim altina alinacakti. Yollarda kimlik kontrolü yapilacak;
Alevi ve solcular esir alinarak sorgulama komitesine teslim edilecekti.
Kentte, Validen baslayarak yetkililerin ve istihbarat birimlerinin,
fasistlerin hazirliklarindan habersiz olduklari düsünülemez. Bir an kendi
kaynaklariyla bilgi alamadiklarini kabullenelim. Ama yetkililer sürekli
olarak uyarilmistir. Nitekim, saldiridan üç gün önce, 30 Haziran’da, iki
büyük partinin kent temsilcileri, CHP Il Baskani Cemal SOLMAZ ile AP Il
Baskan Yardimcisi Erol SAHIN, Vali Yüksel ÇAVUSOGLU ve Emniyet Müdürü
Erdem YURTSEVER’le görüsürler; görüsmede, yetkililere MHP’nin saldiriya
hazirlandigi iletilerek önlem alinmasi istenir. 22
Tehlikenin varligi, yine 30 Haziran’da, bir baska tür haberci tarafindan
da duyuruluyor. Saat 16.30 siralarinda, sonradan Adnan ÖZEJDER’e ait
oldugu ögrenilen, 19 AT 535 plakali ve yesil renkli bir Murat 131
otomobil, sol görüslülerin oturdugu semtlere daliyor, içinden çevreye ates
açiliyor, ates sonucu Hatice ILHAN isimli bir lise ögrencisi agir
yaralaniyor. Halkin takibi sonucu otomobil Milönü semtinde yakalaniyor,
içindekiler kaçip kurtulurken, otomobil atese veriliyor. 23
Daha ilginci, Içisleri Bakanligi’na ulasan bir haberdir. Bu habere göre,
Çorum’da fasist saldiriya karsi direnen sol görüslülere, köylerden yardim
gelecektir. Alinan ‘istihbarat’ sonucu, Içisleri Bakanligi Müstesari Çorum
Valiligine su telgrafi çekmistir:
“Sayin Yüksel ÇAVUSOGLU,
Çorum Vali Vekili
Çorum’da meydana gelen olaylarda köy ve köylülerin sehir ve kasabalarda
bulunan yakinlarina silah getirerek ya da karisarak yardimci olduklari, bu
sebeple Çorum’un köylere açilan çikis yollarinin agzinda daima kontrol
yapilmasi gerektigi, Bahabey Korulugu ve Su Deposu bölgesi ile Kussaray
Köyü’nden Nadik Pinari ve Milönü Mahallesi’ne gelen yolun kontrol altina
alinmasi gerektigi, Alaca, Sungurlu, Mecitözü ilçelerinin de hassas
oldugu, buralarda da tedbirli bulunulmasinin gerektigi, olaylarin
sicakligini kaybettikten sonra provokatör ve suçlularin aranmasinin zaruri
oldugu ileri sürüldü.
Bilgilerinize rica ederim.
Durmus YALÇIN
Müstesar (Içisleri Bakan yardimcisi)“ 24
Bunca bilgi ve uyariya karsin, önlem alinmamasi oldukça anlamli ve
düsündürücüdür. Içisleri Bakanligi’nin gönderdigi telgrafin içerigi daha
da anlamlidir. Telgrafa göre yalniz solcularin ve Alevilerin oturdugu
semtlerin disariyla iliskilerinin kesilmesi öneriliyor. Nitekim telgraf
üzerine söz konusu semtlerde operasyon baslatilir. Mahalleyi saldiriya
karsi koruyacak 100’e yakin kisi gözaltina alinir. Saldiriyi yapan fasist
örgütlerin bulundugu semtlerde hiçbir arama yapilmaz.
Solcu ve Alevilere yönelik operasyonlar sürüyor
Mayis’ta baslatilan ilk saldirida, MHP’li ülkücüler, Alevi ve solcularin
yogun oldugu semt ve mahallelere girememislerdi. Olaylar yatistiktan
sonra, emniyet kuvvetleri, bu bölgelerde operasyonlara basladi.
Terlemezevler semtinde bulunan Çorum Soförler ve Nakliyeciler Dernegi
Baskani Hasan ÖZTÜRK, fasist saldirilara karsi cesaretle durmakta ve
çevredeki halkin direnmesinde önemli bir rol üstlenmektedir. Ayrica, Hasan
ÖZTÜRK’ün evi, fasistlerin üs olarak kullandiklari SSK Hastanesine yakin,
çevreye egemen bir tepenin üstündedir. Fasistler, bu tepeyi ele
geçiremiyor, böylece istedikleri semtlere ates etme olanagi
bulamiyorlardi. Polisler, Hasan ÖZTÜRK’ü de gözaltina alir. Oturanlarin
çogunlugu CHP’li ve Alevi olan Üçevler semtinde operasyon düzenleyen
polis, semtteki erkeklerden 60 kisiyi gözaltina alinir.
Fasistlerin egemen oldugu semtlerde herhangi bir arama ve operasyon
yapilmadigini vurgulamak herhalde gerekmiyor. 25
Cihad bildirisi dagitiliyor [Home]
MHP’li ülkücüler, Iskilip’te bildiri dagitarak halki din için savasa
(cihada) çagirir. Bildiri söyle:
“Büyük Türk Milleti, Aziz Iskilipliler,
“Son bagimsiz Türk devleti üzerinde oynanan hain oyunlari, komplolari,
plânlari görmemek için artik kör olmak, hatta hain olmak gerekir.
“Türk varligini dünya üzerinden silmek isteyen emperyalist güçlerin yerli
usaklari, komünistler, vatan hainleri, bölücüler, Türk devletinin temeline
dinamit koymak isteyenler ellerindeki Rus ve Çin yapisi silahlarla ne
yapmak istemektedirler.
“Bu eli silahli eskiyalara karsi artik kesin tavir almak, dur demek zamani
çoktan gelmis, hatta geçmistir bile. Kiymetli hemserilerimiz, Müslüman
Türk milletini batakliga sürüklemek isteyen, bölmek, parçalamak, yok
etmek, isteyen komünist cinayet çetelerine karsi uyanik olalim. Türk
devletini yok etmek isteyen bu hain emperyalist güçlere karsi yilmadan,
çekinmeden, cani pahasina mücadele veren-Ülkücü Türk Gençligi’ne destek
olalim. Büyük Cihada hazirlanalim.
“Ülkücü Türk Gençliginin her ferdinin cesetleri birer birer çignenmedikçe
bu mübarek vatan topraklarina komünizm girmeyecektir. Ülkücü Türk Gençligi
baris zamani bir karincanin ayagina basip incittigi zaman bundan üzüntü
duyacak kadar yufka yürekli oldugu gibi, ayni zamanda vatan hainleri için
sokaklar dolusu idam sehpasi dikecek kadar da gaddardir. Burasi da böyle
bilinsin. Bizi komünist kursunlari degil, milletimizin sususu öldürüyor.
Kanimiz aksa da zafer Islamin. Yolumuz Allahin yolu. / ÜLKÜCÜ GENÇLIK” 26
Iskilip’te dagitilanla ayni içerikte bir bildiri de Çorum’da
dagitilmistir.
SSK Hastanesi üs haline getiriliyor
Çorum SSK Hastanesi, sagin etkin oldugu bir yerdir. Fasistler, SSK
Hastanesini üs olarak kullanmaktadir. Kendi yaralilarini burada tedavi
ederken; karsit görüsten gelen yaralilara iskence yapiyor kimilerini de
öldürülüyorlardi. Hastanenin bodrum kati iskencehane olarak
kullaniyorlardi. Hürriyet Gazetesinin muhabiri Saygi ÖZTÜRK, hastanede
gördüklerini söyle yaziyor.
“Çorum Sosyal Sigortalar Kurumu Hastanesi belli bir grubun üssü olarak
kullaniliyor. Silahlar buraya sokuluyor, bodrum katinda iskenceler
yapiliyor. Çorum’da kanli olaylardan görüntüler ve çizgiler söyle: SSK
Hastanesi güvenlik kuvvetlerince aranacakti. Asker çevreyi sardi.
Personelin disari çikisina izin verilmedi. Içeride büyük bir arama için
tüm timler hazirdi. Sanli Türk askerine ‘Komünist’, Mehmetçik’e ‘Piç’ diye
bagiranlar cezasiz kalamazdi...
“Genis bir arama tarama yapildi. Dolaplar açildi, bodrum kati arandi.
Yataklarin alti arandi... Burada çesitli suçlarin failleri de bulunuyordu.
Ama bunlar ele geçirilemedi, neden mi?
“Askerin arama yapmasindan hemen önce hastanede yogun bir faaliyet
baslamisti. Bazi askerlerin teshis ettigi kisiler tuvaletlerde biyiklarini
sakallarini kesiyor, saçlarini yanlarindaki kisilere tiras
ettiriyorlardi... Hastanenin bazi personeli yaralilari unutmus, hastane
içine sizanlara ‘görevli’ belgesi çikartmakla mesguldü. Sonuçta ancak üç
militan bu hastanede ele geçirilebildi. Tabii saçina kiyamayan bir
hemsire, ‘Komünist asker’ demenin bedelini gözaltina alinmakla görecekti.
“Terlemezevler semtinde bir genç silahli bes kisi tarafindan koluna
girilip kaçiriliyordu. Bu genç de öldürülecek, ya da örgüt evinde sorguya
çekilip, hakkinda karara varilacakti... Gencin tüm direnmelerine ragmen
bes kisi onu sürükleyerek götürmeye ugrasiyordu. Sirtina bir tabancanin
namlusu dayanmisti... Bir kösebasinda asker belirdi. Gerçi kaçirmak
isteyenler panige kapildi ve genci orada birakip kaçarlarken arkadan ates
ettiler. Gözlerimle tanik oldugum bu olaydan sonra yarali kisi hastaneye
getirildiginde olayin etkisi ile konusamadigini, dilinin tutuldugunu
ögreniyordum...” 27
Fasistler, SSK Hastanesinin çevresindeki apartmanlara uzun menzilli ve
otomatik silahlarini yerlestirmis, solcu ve Alevi evlerine ates
ediyorlardi. Polis, bunlari görmüyor muydu? Görmez olur mu? Kimi polisler,
fasistleri koruyor; kimi polisler de fasistlerle birlikte bizzat saldiri
düzenliyordu.
SSK Hastanesinde çalisan 21 personel, dilekçeyle Çorum Valiligi’ne can
güvenliklerinin olmadigini bildirirler. Dilekçe söyledir:
“Valilik Makamina - ÇORUM
“MHP Genel Baskan Yardimcisi Gün SAZAK’in öldürülmesi ile 28. 05. 1980
tarihinde Çorum ili merkezinde baslayan 04. 07. 1980 tarihinde Alaattin
Camiine bomba atildigi iddiasi ile devam edegelen ve genis boyutlara
ulasan anarsik olaylar sonucunda birçok kisi kaçirilip iskence edilmek
suretiyle yasamini yitirmistir. Biz asagida isim ve adresleri yazili
sahislar SSK Hastanesinde personel olarak çalismaktayiz. Adi geçen bu
hastanede görevli arkadaslarimiz Necati GÖKTAS kaçirilip, iskence
edildikten sonra öldürülmüstür.
“Hastane, bulundugu muhit itibariyle asayis ve can güvenligi yönünden çok
hassas bir bölge olup olaylar sürekli bu bölgeden kaynaklanip il çapinda
yayilmaktadir. Yine bu cümleden olmak üzere arkadaslarimizdan Erol ÖZLÜ ve
Halil ÇEVIK de karsit görüslülerce dövülmüs olup, bunlardan Erol ÖZLÜ’nün
20 günlük raporu mevcuttur. Berber Ekrem ÇELEBI, Erol ÖZLÜ’yü ziyarete
gittiginde, silahli saldiri sonucunda agir derecede yaralanmistir.
“Hastanede görevli personelin sefi Nuri ÇIRAK, A. Hamdi EFE, Ismet KUZU,
Bekir KOZAN, Ibrahim YILDUZ, Mehmet PEKER; hemsirelerden Sadiye ILMEN,
Hatice ALKAN, Sevil TARHAN, Ismail HÜYÜKOGLU, Osman CENGIZ, Aslan AKBAS,
Ömer YAKAR, Ali KOL, Dursun YÜKSEL, Hidayet KILIS bu hastanede devlet
memuru görevini tam anlamiyla suistimalle, MHP’nin adeta bir militani
olarak çalismakta, disaridaki militanlarla isbirligi halinde SSK Hastanesi
yöresinde tüm olaylari tezgahlamaktadirlar. Hastane adeta siyasi bir
partinin karargahi haline gelmis olup, karsit görüslü yaralilarin dahi
tedavi ve can güvenligi olanagi kalmamistir. Yukarida bahsi geçen karsit
görüslü arkadaslarimiz sürekli bizleri tehdit ve baski altinda tutmakta,
görevimizi yapmayi engellemekte, bizleri hastaneye sokmamaktadirlar.
“Kahraman Türk Ordusunun serefli mensuplarina ‘Komünist asker, defol’ diye
bagiran hemsire Sadiye ILMEN, Pansumanci Ömer YAKAR, Necmettin SALIMOGLU
halen bu hastanede görev yapmakta, nedense yakalanip sorgulari
yapilmamaktadir.
“Yukarida bahsi geçen olaylar sonucunda bu hastanede can güvenligimiz ve
çalisma barisi kalmamistir. Olaylarin kaynaklandigi bir muhit olmasina
ragmen gerek hastane çevresinde, gerekse içerisinde herhangi bir etkin can
güvenligi bulunmamaktadir. Ileride dogmasi muhtemel hadiselerin önlenmesi,
çalisma barisinin saglanmasi, can güvenligimizin temini için gerekli etkin
önlemlerin alinmasini, bahsi geçen konular üzerinde hassasiyetle
durulmasini, gidis ve dönüslerimizde bizlere servis arabasi tahsis
edilmesini saygilarimizla arz ve talep ederiz. 14. 07. 1980” 28
SSK Hastanesininin durumu böyle. Çorum Valisinin ve Emniyetin yanli tutumu
belli. Kimi kime sikayet edeceksiniz?
b) Cihad Çagrilari ve Saldiri [Home]
1 Temmuz gecesi: Saldiri basliyor
Kent disindan gelmesi gerekenler gelmis, Sünni köylerdeki MHP yanlilarinin
hangi köy yolunu kontrol edecegi, ele geçirilen solcu ve Alevi yurttaslara
neler yapilacagina iliskin hazirliklar tamamlanmistir; artik saldiri
isareti beklenmektedir.
Çorum merkezinde oturmakta olan solcu ve Alevilerin önemli bir kismi,
emniyet tarafindan gözaltina alinmistir. Fasistler, uzun menzilli
silahlarini apartman çatilarinda mevzilendirmislerdir. Ev ve isyerlerini
yakmak için gerekli benzin ve malzeme hazirlanarak görevlilere teslim
edilmis, esir alinan solcu ve Alevilerin saklanacagi yerler de
belirlenmistir. En nihayet, halki cihada çagiran bildiriler de dagitilmis,
kisacasi katliamin tüm hazirliklari tamamlanmistir. Bu savas Arabistan
çölündeki Bedevilerin hurmalik savasi degil; demokrasi ile fasizmin savasi
olacakti. Hazirliklar, bunu gösteriyordu...
1 Temmuz 1980; Sali’yi Çarsamba’ya baglayan gece... Terlemezevler ile SSK
Hastanesi civarina yerlestirilen uzun menzilli silahlarla solcu ve Alevi
evlerine ates açilir. Bu, çatismanin baslangiç isaretidir. “Ya tam
susturacagiz, ya kan kusturacagiz” sloganiyla saldiri baslatilir.
Fasistlerin egemen oldugu Bahçelievler, Mutluevler, Etievler, Yavrutuna ve
Terlemezevler, Ulukavak, Çatalhavuz, SSK Hastanesi semt ve mahallelerinden
yayilan silah sesleri, kenti çinlatmaktadir. Solcu ve Alevilere ait ev ve
isyerleri yagmalanmakta, tahrip edilmekte ve atese verilmektedir. Kisa
sürede alevler içinde kalmis kentin üstüne kara bir duman çökmüstür.
Saldiriya ugrayan semtlerin telefonu kesilmis, halkin yardim isteme ve
haberlesme olanaklari ortadan kaldirilmistir.
Ilk saldiri, Soförler Dernegi Baskani Hasan ÖZTÜRK’ün evine yapilir. Hasan
ÖZTÜRK gözaltindadir. Ev ile önünde bulunan iki TIR kamyonu tahrip
edilerek yakilir.
2 Temmuz: Boyutlanan saldiri ve sokaga çikma yasagi
Çarsamba günü, Çorum’un pazaridir. Çorum’daki çatisma ve saldiridan
habersiz olan çevre köy ve kasaba halki, satacak ürünlerini traktörlerle,
minibüslerle Çorum’a götürmek üzere yola çikmislardir. Yollar silahli ve
maskeli fasistlerce tutulmustur. Kent pazarina gelen tüm araçlar
durdurularak kimlik kontrolü yapilmaktadir. MHP’lilerin kendi yandaslarina
gizlice verdikleri parolayi söyleyenler pazara birakilmakta, digerleriyse
sorgudan geçirilmekte, saatleri, yüzükleri, paralari ve esyalari gasp
edilmektedir. Alikonanlar daha sonra minibüslerle belirlenen yere
götürülerek görevlendirilen adamlara teslim edilmektedir. Aralarinda
kadinlarin da oldugu bu kisilere elle, küfürle taciz ve hakaret ediliyor,
iskence yapiliyordu. Cezaevi firarisi katiller ise, köylerde saldirilarini
sürdürüyorlardi. Bu katiller, Yogunpelit Köyü’nde köyün koyunlarini güden
çoban Mehmet KAYGISIZ’i öldürürler, koyunlarini da götürürler.
Saldirinin yogunlasmasi üzerine Vali Yüksel ÇAVUSOGLU, sokaga çikma yasagi
ilan eder. Ancak bunun bir çözüm olmadigi hemen görülür. Solcu ve
Alevilerden yasaga uymayanlar gözaltina alinirken; fasistler saldirilarini
özgürce sürdürmektedirler. Isyerleri ve konutlar serbestçe tahrip edilerek
yakilmakta, yangini söndürmeye giden itfaiye görevlileri de silahla tehdit
edilerek engellenmektedir.
Günün bilançosu, 4 ölü, 10 yarali, tahrip edilerek yakilan 50 ev ve
isyeridir...” 29 Olayi yasayan taniklar anlatiyor
Elmas ÇAKMAK: “Oglum Hikmet ve kocami götürdüler. Bir haber alamadim.
CHP’lilere ait tüm evleri yaktilar. Ben Eymerli Ahmet’in evine sigindim. O
beni sakladi. Sabah olunca da bana, ‘Sizi koruyamam kaçin’ dedi. Kaçip
Milönü’ne geldim. Oralarda asker ve polis yoktu. Evlerimizi yakanlarin
çogu Çatak ve Türkler Köylüleri idi.”
Kemal TEKE: “Biz Üçevler ve Çiftlikpinari’nda oturuyoruz. Evlerimizi
yangina verdiler, buradaki CHP’liler topluca sehri terk ederek Yeni Köye
dogru çekilmek zorunda kaldik. Ben bir toplulugun içinden geliyorum.
Kaçtim. Onlar 500’e yakin insan geceyi Yeni Köyde geçirdiler. Sabah oradan
çikinca Pasaköy, Ayazköy, Beydili, Çatak, Türkler Köylüleri tarafindan
esir alinmak üzereler. Öldürülebilirler. Bunlar, Sarin, Esençay, Acipinar,
Kizilpinar köylüleridir. Her an öldürülebilirler.”
Yusuf ...: “Sarilik Köprübasi Mahallesi, 2. Cihan Sokakta oturuyorum.
Hastanede evrak memuruyum. Göreve gidiyordum. Büyük bir kalabalik, ‘Cami
yandi’ diye geliyordu. Bunlardan 100 kadari evimin önünde toplandilar.
‘Kizilbaslari yakin, yikin’ diye bagiriyordu. Bu sirada Harmancikli Riza
CANCAN’i kursunlayarak evinin önüne attilar. Ölüsü iki gün orada kaldi. Bu
kalabaligin basinda Çomarli Aydin, Yavulu Osman AYDIN’in damadi olan
Imam-Hatip ögrencisi vardi. Benim evi atese verdiler. Çocuklarim kaçti.
Hademe Laçinli Sabri’nin bodrumuna girdiler. Orada beni ve evin yanisini
seyrediyorlardi, korku içindeydiler.
“Beni yakaladilar, iyice dövdüler, sonra Harmancikli Elvan’in evine
götürüp, elimi ve ayagimi baglayarak astilar. Yanimda ayni biçimde üç kisi
daha asiliydi. Birisi Kemal ULUMAN’di, digerlerini taniyamadim. Bunlardan
biri disi ile ipi çözdü. Bizi de kurtardi. Ufak bir duvardan atladim. Zor
yürüyordum. Çok kan kaybetmistim. Duvar dibinde yatarken çocuklarim beni
ariyormus. Seslerini duydum, buradayim dedim. Yanima geldiler. Güç bela
Harmancikli Elvan’in evine düstüm. Burada beni gördüler, tekrar dövdüler,
tekrar bagladilar. Çok yalvardim. Ben kimseye zarari olmayan birisiyim,
dedim. Dinlemediler.Birkaç komsu yatistirdi. Beni hastaneye getirdiler.
Beni dövenlerin arasinda olan Yavulu Osman’in elinde tüfek vardi. Uzun
sari birisinin elinde tabanca, kisa esmer birisinde nacak, diger birkaç
kiside demir çubuk vardi.”
Hatice KALTAKÇI: “Kalabalik bir grup evimin önüne geldi. Kocami alip
götürdüler, önce bir bakkala, sonra bir kahveye soktular. Buradan
çikardilar, basina bir torba geçirdiler. Önlerine kattilar, sopalarla
vurdukça düsüyordu. Ben korktum, bayildim. Böyle devam etmislerdi. Sehir
disina kadar gitmisler, hapishanenin arkasina çikinca orada ölmüs, otlarin
içine atmislar. Kocami bes gün aradim. Hastane morguna getirmisler,
taniyamadim. Taninacak hal koymamislardi ki. Katilleri iyi taniyorum. Erol
DIKER, Ümit ÇIMEN, Cengiz KAYA, Ünal ÇIMEN, Topal ELVAN, Halit KÜRER,
Recep BARUT, Salih CINDILLI idiler...”
Halil COSKUNER: “SSK Hastanesi arkasinda oturuyorum. Simel Beton Boru
Fabrikasinda çalisan isçiyim. Aksam üzeri eve geldim. Babam beni çarsiya
gönderdi. Eve döndüm. Yemege oturmustuk. Kuruköprü yöresinden gelen bir
grup evi sardi. ‘Yakacagiz’ dediler. Hemen camlari kirmaya basladilar.
‘Bunlar baba-ogul komünist’, dediler. Bizi önlerine aldilar, ellerinde
tüfek ve tabanca vardi. ‘Yürüyün, orospu çocugu komünistler’ diye
vuruyorlardi. Babamin kafasi, yüzü kan içindeydi. Kuruköprü’de bir harabe
eve soktular bizi, soydular. Babamdaki 4000 lira ile bendeki 50 lirayi
aldiktan sonra bizi bagladilar. Kimisi, ‘Bunlarin kafalarini keselim’,
kimileri ‘Gözlerini oyalim’ diyordu. Silah sesleri geldi, bizi biraktilar.
Bir jandarmayla iki polis bizi kurtarip panzere aldi. Devlet Hastanesine
gittik. Orada bir polis ifademizi aliyordu. Ben anlatirken aynen söyle
dedi: ‘Bunlarin pek dogrusu yoktur. Dogru söyle orospu çocugu.’ Artik
yapacagim bir sey kalmamisti. Sözümü kestim. Oradan SSK Hastanesine gelip
yattik. Gece silah sesleri hiç susmadi. Ögrendim ki bir asker yaralanmis.
Asker; ‘Kurban olayim Milönü’ne. Bu fasistler insan degil’ diye
bagiriyordu. Evimiz yagma edildi. Gece de yakmislar.” 30
3 Temmuz: Fasist saldiri devam ediyor
Tarih 3 Temmuz 1980, günlerden Persembe. Sali günü aksami baslayan fasist
saldiri, sokaga çikma yasagina karsin, Çarsamba ve Persembe günü de devam
eder.
Iskilip yolu üzerinde bulunan Yildiz Kiremit Fabrikasinin yaninda iskence
edilerek ve kursunlanarak öldürülmüs iki ceset bulunmus, ancak kimlikleri
belirlenememistir.
Esnafevler semtinde bir özel otomobil yakilmistir. Nurettin Caddesi ile
Garajlar çevresinde fasist saldirilarin sürdügü, CHP’lilere ve Alevilere
ait çok sayida isyerinin yakildigi bildirilmistir.
Bazi semtlerde ve mahallelerde oturan solcu ve Alevi kisiler, can
korkusuyla baska semtlere kaçmislardir. Bos kalan evler, önce yagmalanmis,
sonra yakilmistir. Ölü sayisi 7, yarali sayisi onlarcadir. 30 ev ve isyeri
de tahrip edilerek yakilmistir.
Çorum’da saldiri baslatiliyor, ayni gün Alaca’da 800 kadar fasist, solcu
ve Alevilere ait 50 isyerini tahrip ederek yakiyor. Saldirida 8 kisi
yaralanir. Yine ayni tarihte Mecitözü’ne bagli Hisarkavak (Alevi-Solcu)
köyünü basan fasist bir grup, tarlada çalisan Bektas ÜNAL adinda bir
isçiyi kursunlayarak öldürürler, saldirida 3 kisi de agir yaralanir. Bu
saldiri üzerine köy halki topluca Mecitözü’ne giderek saldiriyi protesto
eder. Kaymakamin istemi üzerine askeri birlikler ilçede denetimi saglamaya
çalismistir. 32
Çorum’da görevli askeri birliklerin komutani Tuggeneral Sahabettin
ESENGÜL, saldiriyi söyle anlatiyor:
“Saat 13.00 civarinda ögle namazi vakti Jandarma Alay Komutanligi’ndan
ayrilip tabur merkezine gidecegim sirada adeta bir merkezden sinyal
almisçasina bir birbuçuk saat içerisinde sag kesim sokaklarda hayret
verici bir biçimde barikatlar olusturulmustu. Sehrin muhtelif kritik ve
kilit noktalarina yerlestirdigim birlik komutanlarindan devamli telsiz
raporlari aliyordum. Sag kesimin böyle çok ani barikatlarla donatildigini,
sol kesimde durumun nasil oldugunu sordugumda onlarin da ayni yogunlukla
barikatlar kurdugunu ögrendim.
“Muazzam bir direnis vardi. Beni örtülü olarak enterne etmeye
çalisiyorlardi. Jandarma Alay Komutanligi dahil her tarafi barikatlarla
donatmalarinin amaci buydu. Ve bunlarin bir merkezden sevk ve idare
edildiginden kesinlikle kuskum yok. Sivil toplum bu ölçüde bilinçli
olamaz. Alaattin Camii’nin bombalama haberi bu sirada geldi. Alaattin
Camii’nin de yakildigini söylüyorlar. Kuvvetlerin nerede? ‘Var mi böyle
bir durum?’ dedigimde, orada görevli subayim, ‘Kesinlikle böyle bir durum
yoktur, cami güvenlik altindadir. Çünkü o civarda güvenlik önlemleri var.
Ancak biliyorsunuz, yer yer yangin çikartiyorlar, cadde üzerinde
barikatlar, alevler var. Demek ki, camiyi yakiyorlar imaji vermek için bu
yanginlari çikartmislar’ dedi... Askeri birlikler, çikarilan bu sahte
haberi alinan önlemlerle bir balon gibi söndürdü. Ancak ne yazik ki bu
mizansene asker disinda bazi kamu görevlileri de inanarak Ankara’ya
Camiinin gerçekten yakildigini rapor ettiler. Bagli oldugum komutanlik,
olayin gerçek olup olmadigini telefonla bana sorduklarinda ‘Simdi olay
yerindeyim. Böyle bir durum yok. Askeri birlikler tamamen duruma hakimdir’
dedim.
“Su anda emniyet kuvvetlerinden memnun oldugumu söyleyemem. Tabii olaylar
bu görevlilerin gerçek tutumunu daha ziyade ortaya çikardi. Öyle hadiseler
oldu ki, polis teskilati görev duygusu içerisinde davranmis olsaydi böyle
bir sonuç ortaya çikmis olmazdi...” 31
Çorum’da, fasistlerin katliami nedeniyle vatandaslar göç etmek için
güvenlik güçlerinden yardim istemek zorunda kaliyorlardi. Acidir ki, bu
istemleri olumlu karsilanmiyordu. Iste bir örnek: Çorum Cezaevinde
gardiyan olarak çalisan Ali KARAOGLU, can ve mal güvenliginin saglanmasini
talep ediyor.
“Çorum Cezaevinde basgardiyan olarak çalisiyorum. Evime bomba ve kursun
atildi. Simdi evimi baska yere tasiyacagim. Soförler gitmiyor. 6 nüfuslu
bir aile iki gecedir baska yerde gizleniyorum. Hayatim son bulacaktir.
Tasinmak için Emniyet gücü verilmesini siz büyüklerimden emir
buyurulmasini saygiyla arz ederim.” Verilen yanit oldukça sogukkanli:
“Sahislara kuvvet verilemeyeceginin ilgiliye tebligi. 04. 07. 1980 Em.
Müdürü-Imza” 32
4 Temmuz: Kanli Cuma
Dini görevliler, sofular ve tarikat reisleri, “Haftanin ilk günü olan Cuma
günü çalistirilan hayvanlarin (öküz, at, esek vb.) dinlenmesi, ayrica
insanlarin da Cuma namazinda bir arada namaz kilmalari, sohbet ederek
yakin iliski kurmalari, kötülüklerin önlenmesinde birbirine destek
olmalari, baris ve dostlugu gelistirmeleri firsattir, sevaptir” derler.
Oysa Osmanli’dan günümüze degin toplu saldirilarin ve katliamlarin birçogu
Cuma namazi çikisinda baslamistir. Kahramanmaras, Sivas ve Çorum
katliamlari da Cuma namazindan sonra baslamistir. Toplumsal saldiri ve
katliamlarda, “Camilere bomba kondugu; camilerin yakildigi, camide namaz
kilan Müslümanlara silahla ates edildigi...” söylentileri yayilarak halk
kiskirtilmak istenmistir. Oysa ne cami yakilmis, ne de namaz kilanlara
ates edilmistir?
Bir sapigin camiye saldirdigini varsayalim. Ülkenin kolluk kuvveti, yargi
mercii vardir. Yasalar neyi gerektiriyorsa yaparlar. Saldirganlarin amaci,
dini ve camileri korumak degil, kendi saldiri ve katliam planlari
dogrultusunda halkin dini inancini istismar etmektir. Bir din görevlisi,
öncüsü ve sorumlusu, bu tür propagandalar yapanlarin, bu tür gerekçelerle
saldiri ve katliamlara yardimci olanlarin dinle ilgisinin olmadigini
söyleyememistir.
Çorum katliamini plânlayan fasistler, Cuma namazina katilacak topluluktan
nasil yararlanacaklarinin senaryosunu hazirliyorlardi. Zaten bu tür
senaryolarin hazirlanmasi ve uygulanmasinda oldukça deneyimli sayilirlar.
3 Temmuz günü MHP’li bir Belediye Meclis Üyesi, Belediye Baskani Turhan
KILIÇOGLU’na, “MHP’de bir seyler oldugunu, parti örgütünde yabanci
insanlarin dolup tastigini, durmadan bir yerlere telefonlar edildigini, bu
konusmalarda sik sik ‘Cuma’dan söz edildigini, Cuma günü Çorum’da büyük
olaylarin çikmasindan kusku duydugunu” söyler. Kiliçoglu da hemen Vali’ye
telefon ederek anlatilani iletir ve o gün sehirde bir sey olmasa da sokaga
çikma yasaginin sürmesinden yana oldugunu ifade eder. 33
Bu uyarilara karsin Vali, 4 Temmuz Cuma sabahi sokaga çikma yasagini
kaldirir.
MHP’li fasistler, Cuma namazina katilacak halki tahrik etmek, saldiri
eylemine mümkün oldugunca fazla sayida insan katmak için, kendi adamlarini
degisik camilere bölüstürürler. Ulu Cami’de hoca vaaz verirken; kimligi
saptanamayan biri içeri girerek, “Alaaddin Cami’sini yaktilar. Siz ne
duruyorsunuz?” diye bagirir. Cuma namazi toplulugu içinde bulunan
MHP’liler, Ulu Cami’deki toplulugu tahrik ederken; fasistlerin belirli
görevlileri, diger camilerde de “Ne duruyorsunuz, komünistler, Aleviler,
Alaaddin Cami’ye bomba attilar, cami ve içindekiler yaniyor” yalaniyla
toplulugu kiskirtir. Binlerce insan, “Allahu ekber, kanimiz aksa da zafer
Islâmin, komünistlere ölüm” sloganlariyla ellerine geçirdikleri kazma,
kürek, balta, demir çubuk, tas, silahla dogruca Milönü’ne kosarlar.
Topluluk içinde bulunan bazi kisiler ve cami imamlari, ‘Anlatilanlarin
asilsiz oldugunu, camiye bomba atilmadigini” söyleyerek saldiriyi
engellemeye çalismislar, ancak basarili olamamislardir. Sinirler gergindir
ve zaten fasistler silahla ates etmeye baslayinca ortalik ana baba gününe
dönmüstür. Saldirganlari gören Milönü halki, yollara barikatlar kurmaya,
tas ve silahlarla karsi koymaya hazirlanir.
Fasist gruplar, Sigortaevlerine, Terlemezevler, Mutluevler ve yöresine,
Gazipasa Ilkokulu yöresine, Yavruvatan Mahallesine dogru saldiriya
geçmislerdir. CHP’li, solcu ve Alevilere ait evler, isyerleri
yagmalaniyor, tahrip edilerek atese veriliyordu.
Fasistlerin kanli saldirisina bazi polisler de katilmisti ve silahlariyla
Alevi ve solcu evlerine ates ediyorlardi. Fasistlerin isgalinde bulunan
semt ve mahallelere güvenlik görevlileri giremiyordu. Ne kadar ölü, yarali
oldugunu, kaç ev ve isyerinin yakildigini bilen yoktu. Çorum’un üzerini
alev ve karaduman, sokaklarini kan kaplamisti. 34
Fasistler kentin telefon sebekesini kesmeyi de unutmamislar, böylece
kentin disariyla baglantilari tümden kesilmisti.
Çorum Valisi saat 13.00’de yeniden sokaga çikma yasagi koyarken, emniyetin
panzerleri de Alevilerin yogunlukta oldugu mahallelere ates saçiyorlardi.
Katliamin taniklari anlatiyor [Home]
Halil ALTUN: “4. 7. 1980 Cuma günü manifatura magazama geldiler. ‘Burasi
dinsizlere aittir. Bunlarla basa çikilmaz, vurun’ seklinde bagirdilar.
Bunu duyan taniklarim var. Kirdilar, yagmaladilar, her seyimizi
bitirdiler. Ne acidir ki bunlarin içinde olanlarin bir kismi da sözde
esnafti. Bunlar, tuhafiyeci Necati ve Sami Yagli, berber Resat, tezgahtar
Fikret Baran, Züccaciyeci Ertugrul Sahirci, Akin Matbaasi sahibi
Yasar’dir.”
Sükrü YANCAN: “Ben isçiyim. Çukurören Köyü’nden Çorum’a çalismaya gelir -
giderim. 3. 7. 1980 günü de çalismak için gelmistim. Saldirganlar
hüviyetime bakti. Tamam dediler, beni baglattilar. ‘Ulan komünistler siz
oruç tutmazsiniz, kafirsiniz, sen Alevisin degil mi?‘ dediler. Hürriyet
Ilkokulu çevresinde oldugumu tahmin ediyordum. Beni iyice dövdüler, öldü
zannederek birakip gittiler.” 35
c) Katliamin boyutlari ve tepkiler
TRT’ye ne demeli
TRT, 4 Temmuz Cuma namazi sirasinda fasist grubun, Alaaddin Cami’sine
bomba atildigi propagandasina destek verircesine saat basi, “Çorum’da
meydana gelen olaylarda ilk tespitlere göre dört kisinin öldügü, bazi
kisilerin de yaralandigi bildirildi. Olaylar Milönü semtindeki Alaaddin
Camisine patlayici bomba atilmasi ve disaridan ates açilmasi ile basladi”
seklinde haber veriyordu. TRT’de kisa araliklarla yayinlanan bu haber,
fasistlerin çikardiklari “Aleviler camiyi bombaladi” söylentisini dogrular
nitelikteydi. Haberi duyan halk, eline ne geçirmisse sokaga firlamis ve
saldirganlara katilmisti.
TRT’ye bu haberi kim verebilir? TRT Çorum muhabiri Münir TÜMTÜRK, böyle
bir haberi vermedigini söylüyordu.
Çorum Cumhuriyet Savcisi Ertem TÜRKER, konuyla ilgili olarak yaptigi
açiklamada söyle demektedir: “Alaaddin Camisinin bombalandigi haberi
olaydan bir saat önce bütün sehirde duyulmustu. O sirada ben Merkez
Jandarma Karakolu’ndaydim. Alaaddin Cami bombalandi diye polis telsizi
duyurdu. Bu telsizin hemen arkasindan bir askeri telsiz duyuldu. Yüzbasi
Naiz ‘Bombalama olanagi yok, hangi polis bu haberi verdi?‘ diye bagirdi.”
Savci haber vermemis. TRT muhabiri vermemis, Vali de haberi dogrulayici
veya yalanlayici açiklamada bulunmamistir. Yalan ve tahrik edici haberi
TRT’ye kim verdi? Telsizle camiye bomba atildi diyen polisler de
bulunmamistir.(36)
Milliyetçilik ve Müslümanlik adina katliam
“Kanimiz aksa da zafer Islamin” ve “Ya tam susturacagiz, ya kan
kusturacagiz” sloganlari esliginde, Müslümanlik ve milliyetçilik adina
insanlara iskence ve eziyet edildi, korunmasiz insanlar gaddarca
katledildi. Sükrü Yalçin, Halil Büyrü, Süleyman Üreyen, Ahmet Dogan,
Mustafa Bagci, Veli Solmaz, Gökçen Kartal, Riza Candan, Hamza Gökmen bu
sekilde öldürülenlerden birkaçidir.
O günlerin gazete haberleri de hiç iç açici degildi: “Iskilip yolu
üzerinde Yazi Mahallesinin çikisinda biri kadin 7 kisi, elleri bagli
silahla öldürülmüs olarak bulundu. SSK Hastanesi’nde 7 kisinin cesedi
bulunmaktadir. Toplam ölü sayisi 17’ye yükselmistir. Kimligi
belirlenenler: Ismail Solmaz, Veli Solmaz, Hasan Bagzik, Riza Candan,
Ahmet Dogan, Sükrü Yalçin, Mehmet Yilmaz, Mehmet Sahinci, Mustafa
Yildirim, Aziz Gündogdu, Ali Paçaci. Bu sayinin giderek artacagindan
korkulmaktadir.” 37
Egitimci, yazar ve arastirmaci Ismail PAMUK anlatiyor: “Milönü semtinde
oturmaktayim. Milönü, bundan 30 yil kadar önce, bombos bir yerdi. Sehrin
çöpleri buralara dökülürdü. Köylerden kentte göç edenler buraya
yerlestiler. Bir varos alaniydi. Süreç içinde yeni yapilarla bu noktaya
gelindi. Bu semtte oturanlarin çogunlugu demokrat ve Alevilerdir.
Genellikle Çorum’da Alevi - Sünni ayrimi yoktur. Çorum’un Alevisi Sünnisi
birbirlerine dostlardir. Ancak MHP’lilerin mezhep körüklemesiyle bazi
saldirilar oluyordu. Ama Sünnilerin büyük çogunlugu bu kiskirtmalara
katilmiyorlardi. Nitekim, 28 Mayis’ta baslayan birinci saldiri sirasinda,
MHP’liler, tüm kiskirtmalara karsin Sünni inançli Çorumlulardan destek
bulamamislardi. Daha sonra dini ve camiyi ortaya attilar. Bu nedenle
tarafsiz Sünniler katilmasalar da senaryonun özü anlasildiginda
desteklerini çekmislerdir. Saldirganlarin çogunlugu disaridan getirilmis
militanlardir.
“Çorum katliamina basindan sonuna kadar tanik oldum. Hatta 4 Temmuz Cuma
günü baslatilan saldiridan bir gün önce, emniyet güçleri, Milönü’nde, SSK
Hastanesi çevresinde birçok Alevi ve solcuyu gözaltina alirlarken, ben de
gözaltina alinanlardan biriyim. Saldiriyi MHP’liler baslatti. Tanik
oldugum bir olayi anlatayim. Ikinci saldiri sirasinda olacak, Veli Solmaz
adinda bir dedeyle kahvenin önünde oturuyorduk. Ahmet Dogan diye bir
tanidik geldi Telasliydi, heyecanli ve korku içindeydi. Titriyor ve kisik
sesle Veli Solmaz’a ‘Mahallemizde evleri yakiyorlar. Ben bir kamyon
buldum, esyalarimi köye tasiyacagim. Ama korkudan gidemiyorum. Senin
kardesin CHP Il Baskanidir. Askerlere söylesin iki asker versinler,
beraber esyalarimi yükleyip gideyim’ dedi. Veli Solmaz da, ‘Yahu sen de
korkaksin. Bunu yapanlar 15 - 16 yaslarindaki çoluk çocuk. Içlerinde akli
basinda biri var mi ki. Haydi beraber gidelim. Onlarla konusurum,
komsularda çayimizi da içeriz, esyani da yükleriz’ dedi ve birlikte kalkip
gittiler. Aradan on, on bes dakika geçmisti ki Veli Solmaz ile Ahmet
Dogan‘in öldürüldügü, firina atilarak yakildigi haberi geldi. Yakinlari ve
komsulari, her ikisinin firindan çikarilan kemiklerini, küllerini bir
torbaya koyarak getirdiler. Elbette ki Çorum’da katledilenler yalniz bu
ikisi degildi. Çok sayida kadin, çocuk ve erkek öldürüldü. Askeri
birlikler olmasaydi, belki daha çok insan ölebilirdi. Çünkü polislerin
büyük çogunlugu yanliydi ve saldirganlari kolluyorlardi. Emniyet güçleri
yansiz ve zamaninda önlem almis olsalardi, inaniniz ki böylesine acili
olaylar olmayacakti.”
Tanik Bektas: “Evimden zorla alinarak, halen Çukurörenli KARABEBEK adi ile
bilinen sahsin evine götürdüler. Orada gözlerimi bagladilar. Ben
kendilerine, 74 yasinda oldugumu, hacca gittigimi, temiz bir insan
oldugumu, ibadetini yapan bir Müslüman oldugumu, 17 nüfusluk oldugumu,
beni bagislamalarini söyledim. Beni tartakladilar. Sonra biraktilar.”
Tanik Bekir (Bektas’in torunu): “Evimden zorla alarak dedemin götürüldügü
yere götürdüler. Gözlerimi bagladilar. El ve ayaklarimi da bagladilar.
Ayri bir odaya koydular. Beni dövmeye basladilar. O sirada gözlerimdeki
bag kendiliginden çözüldü. Beni dövenlerden birinin elinde bir tabanca
vardi, sopali olan Hasan Çoksoy’u tanidim. Daha birkaç kisi vardi. Görsem
tanirim. Bana yapilan iskenceden sonra bayilmisim. Dedem ve babam beni
aramaya çikmislar. ‘Oglumuz Bekir’i ariyoruz, nerede?‘ diye sorduklarinda,
tanimadiklari bir kisi, ‘Mahalledeki bas tertipçi, sevk ve idare edici
olan kisiye sorun ve ondan izin alin, o baskandir’ dedi. Biz de kim
oldugunu sordugumuzda, bize 22 - 23 yaslarinda bir sahis gösterdiler. Daha
sonra yaptigimiz arastirmada eli silahli sahsin Selim Gökgöz oldugunu bize
söylediler.” 38
Fasistlerin kadina saygisi [Home]
Kahramanmaras katliaminda Esma Suna’nin evini basmislardi. Esma’nin
gözleri önünde çocuklarini, esini öldürmüslerdi. Esma Suna ise gebe ve
dogumu yakindir. Fasistler gözlerini kirpmadan satir, sopa ve kursunla
Esma’yi ve karnindaki bebekle birlikte öldürmüslerdi. Gözleri görmeyen 80
yaslarindaki bir kadinin gözlerini tornavida ile oymus, sonrada
öldürmüslerdi. 1978 Sivas olayinda da küçük bir kiz çocuguna tecavüze
kalkismislardi. Isim üstünde ‘fasist’, bunlar kadin, çocuk, yasli ve hasta
dinlemezler. Kan içicidirler. Iste Çorum’da da marifetlerini gösterirler,
“Kartal bir Alevi ailesidir. O gün kapilarini siki sikiya kapatmis, korku
içinde disaridan gelen sesleri dinliyorlardi. Onlarin da kapilari çalindi.
Bazi sesler ‘Disari çik, öldürecegiz sizi’ diye bagirdilar. Kapi kirilmak
üzereyken Satilmis KARTAL kapiyi açti. Kapidan elleri sopali bir grup
dalmisti. Satilmis KARTAL, o kargasada kendisini disari atmis, bitisik
apartmanda gizlenmeyi basarmisti. Ama karisi Gökçen KARTAL evde kalmisti.
Bagirmalari duyuluyordu kadinin. Gökçen KARTAL’i sürükleyerek disari
çikarirlar. Orta yasli kadin önce yakinlarindaki bir baska eve götürülür.
Ayni mahallede oturan Emine ÜREYEN, daha sonra mahkemedeki ifadesinde,
‘Bir ara külotunu çikararak degnege takip salladiklarini, sonra urganla el
ve ayaklarini baglayarak götürdüklerini’ söylemisti. Gökçen KARTAL
rehinelerden sadece biriydi. Emine ÜREYEN, komsusu Gökçen KARTAL’in
götürülüsünün ardindan kocasi Süleyman ÜREYEN’in de rehin alinisina tanik
olur. Dehsetin kol gezdigi Çepni Mahallesi’nde Süleyman ÜREYEN, silahli,
sopali avcilar için ‘Varan iki’ydi...” 39
“Komsu kadin ve iki çocugumla birlikte bir bodruma saklanmistik. 20-30
kisilik bir grup bizi bodrumda buldu. Bunlar da ‘S........ min
Kizilbaslari’ diyerek, bizi bulundugumuz yerden aldilar. Döverek disari
çikardilar. Zincirlerle ve sopalarla durmadan edep yerlerimize ve
memelerimize vuruyorlardi. Yanan evimizin yanina geldigimizde komsu kadin
külotuna saklamis oldugu 17 bin lirayi belki bizi birakirlar diye adamlara
verdi. Ancak yine birakmadilar. Silahlarin dipçikleriyle vurarak bizi bir
adamin evine teslim ettiler. Gecenin on ikisine kadar bu evde kaldik. Yüzü
maskeli bir adam, ‘Ben karilari almaya geldim’ diyerek bizi bulundugumuz
evden aldi. Komsu kadin ve yanimda iki küçük çocuguyla bizi bir bag evine
götürdüler. Orada bizi çirilçiplak soydular. ‘Sizi çirilçiplak her yerde
gezdirecegiz’ dediklerinde korkudan altimiza ettik. Ancak bizi
birakmadilar. Çocuklari bag evinde birakip, biz ‘iki kadin’i baska bir
yere götürdüler. Dört kisi nöbet tutar gibi degiserek geldiler... Ben
bayilmisim. Onlara durmadan kendimin Sünni oldugumu söyleyerek
yalvariyordum. Birakmadilar. Ekmek filan yiyecek bir sey vermediler.
Karsimiza bir bidonla su koydular, çocuklar su istedi. ‘Kizilbaslari zaten
susuz öldürüyorlar’ diyerek çocuga bile su vermediler... Ertesi gün ikindi
zamani olmustu. Bir islik sesi duyduk. Bunun üzerine yanimizdakiler kaçip
gittiler. Biz de oradan yürüyerek ayrildik. Yürüyerek sehre geldik,
askerler gelip bizi aldilar...”40 (Bu vahseti anlatan kadinin ismi sakli
tutulmaktadir. Nedeni bellidir.)
Milliyetçilik ve Müslümanlik adina kadina saygi böyle duyulmaktadir.
Içisleri Bakani aylar sonra yine Çorum’da [Home]
Çorum’da fasistler insan avindadir. Apartman çatilarina yerlestirilmis
uzun menzilli silahlar Alevilerin ve solcularin evlerini taramaktadir.
Solcu ve Alevilere ait ev ve isyerleri yakiliyordu. Telefon ve su
sebekeleri kesilmistir. Kimi polisler resmi elbise ve silahlariyla fasist
grupla birlikte halka ates ediyorlardi. SSK Hastanesi fasistlerin üssü
olmustur. Onlarca ölü, yüzlerce yarali vardir. Saldirganlardan yana Vali
ve Emniyet... ikiye bölünmüs Çorum halki...
Böyle bir ortamda Içisleri Bakani Mustafa GÜRCÜGIL, Jandarma Genel
Komutani Sedat CELASUN ve Emniyet Genel Müdürü Ismail DOKUZOGLU
helikopterle Çorum’a gelmislerdir. Helikopterler kent üzerinde birkaç tur
atar. Daha sonra Emniyet Müdürü ve askeri birlik yetkilileriyle görüsen
heyet, ayni yoldan gerisin geri Ankara’ya dönerler.
Türkiye kayniyor, Çorum yaniyor. Gazeteciler, bu konularda bilgi edinmek
için bakani rahatsiz etmektedirler. Sonunda bakan Mustafa GÜRCÜGIL zorunlu
olarak basin toplantisi yapar. Basin toplantisinda Çorum olaylarini
degerlendirirken söyle der:
“...Çorum olaylari solun bir tertibidir ve devleti yikma eylemlerinden
biridir. Devlete destek düsüncesiyle hareket eden bir sag grup, bunlarin
karsisina çikmistir. Aslinda siyasi gayeli ve siyasi hedefli olan sol
gruptur. Oradaki mezhep ayriliklarini istismar etmek suretiyle Türk
devletini, Türk Milletini bölmek ve devletin karsisina çikartmak gibi bir
davranisin içine girmislerdir...” 41 Içisleri Bakaninin bu konusmasi,
siyasi iktidarin fasist katliaminin yaninda oldugunun somut kanitidir.
Bunu söyleyen, bir Içisleri Bakani, yani devletin adami, yani ülkenin
bölünmesini istemeyen bir bakan!
Katilleri, yagmacilari, iskencecileri devletin destekçisi olarak gören bir
Içisleri Bakanina da, panzeri ve otomatik silahiyla halka ates eden
güvenlik gücü yarasirdi dogrusu...
Siyasi partiler, Içisleri Bakaninin tutumuna tepki gösterdiler. CHP Genel
Sekreter Yardimcisi Altan ÖYMEN, “Içisleri Bakani Çorum’da kiskirticiligi
görmek yerine, cesaretlendirecek bir tutum izledi” diyor ve su açiklamayi
yapiyordu:
“Heyetimle saptadigimiza göre, Çorum olaylari, kesinlikle planli bir
kiskirtmanin ürünüdür. Esasen yanli tutumlariyla olaylarin daha önceki
kisminda baslica sorumluluklari olan bir kisim polis amir ve memurlari, bu
kiskirtmacilikta da aktif rol oynamislardir. Oysa ki, Alaaddin Camii’nin
yakildigi yolundaki asilsiz haberin süratle yayilmasina, sehrin her
tarafini dolasan önceden tertipli gruplarin yani sira, polis telsizlerinin
verdigi ‘Cami yaniyor’ anonsu katkida bulunmustur. Caminin bahçesinde bir
arabadan atildigi bildirilen bir patlayici maddenin ise esrari hâlâ
çözülmemistir. Arabanin plaka numarasi da belli oldugu halde, kime ait
oldugunun arastirilmasi zamaninda yapilmamis, durum açiga çikarilmamistir.
“Çorum’da polis örgütü içinde yan tutan militanlarin bulundugu, daha
olaylarin kirk gün önceki baslangici sirasinda saptanmis, durum Içisleri
Bakani vekiline bildirilmis ve bir kisim polis memurunun naklinde
zorunluluk oldugu anlasilarak bunlarin tayini yoluna gidilmisti. Ancak ,
bu islem tamamlanmadigi için ayni polisler, ayni yanli tutumlarini son
olaylar sirasinda da aktif olarak göstermislerdir.
“Bugünkü Içisleri Bakaninin olaylari tamamen tek yanli bakis açisi,
kandisinin Çorum’da bulundugu sirada belirttigi görüsler ve verdigi
emirlerle, bir kere daha ortaya çikmistir. Bakan kiskirticiligi görmek
yerine; kiskirticiligi cesaretlendirecek bir tutum izlemistir.
“Ayni tutumu, TRT de cami konusuyla ilgili asilsiz haberleri dogru imis ve
olaylarin nedeni imis gibi göstererek, yani saldirganlari neredeyse magdur
göstererek benimsemistir.
“Yüzyillar boyunca baris içinde yasamis ve bugün baris için yasamaktan
baska bir amaci olmayan Çorum Halki, dogrudan dogruya hükümetin
sorumlulugu altindaki bu kiskirticiligin sonunda simdi tamamen iç savas
sartlari altindadir. Ölüm olaylarinin, evlerinin, dükkanlarinin
yakilmasinin disinda hastanedeki yaralilarin bakimi bile, sayilari zaten
çok eksik olan personelin bütün çabalarina ragmen saglanamaz haldedir.
Yanli tutumuyla bu durumun baslica sorumlusu olan hükümet, manzarayi
sadece seyretmektedir...” 42
MSP Genel Sekreteri Oguzhan ASILTÜRK de tepkisini söyle dile getiriyordu:
“Biz daha önce de çesitli kereler uyarida bulunduk. Devlet kademelerinde
mülki amirlerin ve emniyet teskilatinin içerisinde yeterli olmayan ve
taraf tutan yöneticilerin bir an önce degistirilmesini istedik. Bundan
daha da vahimi, taraf tutmanin da ötesinde, bugün icraatlari ile bizzat
anarsistleri tesvik eden, yangini körükleyen yöneticiler de vardir.
Bunlarin tümü degistirilmelidir. Çorum’da çikan olaylari da bu çerçevede
degerlendiriyoruz.
Içisleri Bakani GÜRCÜGIL’in kendisi olaylar karsisinda fevkalade yetersiz
kalmaktadir. Bu meselenin derinligine inememektedir. Bir güçlük de bundan
çikmaktadir. Önüne konan kagitlari yüzde yüz inanarak dogruymusçasina
okumaktadir. Bu nedenle zaman zaman büyük hatalara düsmektedir...” 43
Iste Çorum katliami, iste Içisleri Bakani ve de siyasilerimiz...
Kirsehir’de saldiri [Home]
Basbakan Süleyman DEMIREL, Çorum’daki olayin, iki polisin öldürülmesiyle
basladigini söylüyordu. Oysa Mecitözü’nde, Alaca’da, Sivas’ta Kirsehir’de
polis öldürülmemisti. Çorum’la ayni anda fasistler Mecitözü, Alaca, Sivas
ve Kirsehir’de de saldiriya geçmislerdi. Saldirilar belirli yerlerden
alinan emir dogrultusunda yapilmaktadir. Kirsehir’deki saldiriyla ilgili
basin haberleri söyle:
“Kirsehir’de çarsiya indiginiz zaman ilk dikkatinizi çekecek görünüm
kepenklerini indirmis dükkanlar. Sokaklarda tek tük dolasan insanlar...
“Eger baska bir ilden Kirsehir’e geliyorsaniz; kente gelmeden bir köyde
inip buradan telefonla taksi çagirmaniz ve kente ara yollardan girmeniz
gerekiyor. Kent disina seyahat edecekseniz, önce otobüs sirketinden
biletinizi ayiracaksiniz. Sonra bir taksiye atlayip kentin disinda anayola
çikacaksiniz ve otobüs sizi buradan alacak. Eger garajdan biner veya
inerseniz polislerin gözleri önünde kimlik kontrolünden geçtikten sonra
dövüleceksiniz.
“Tarafsiz vatandaslarin, hatta AP’lilerin bile yasam hakki bulamadigi
Kirsehir’de bugün insanlarin ana caddede çevrilip demir çubuklarla
dövülmeleri artik günlük olagan olaylar haline gelmistir.
“Kirsehir’de basta Vali Metin SARIOGLU olmak üzere devletin resmi
kuvvetlerinin bütün bu saldirilar karsisinda seyirci kalmasi, bunun
ötesinde bizzat fasist saldirganlarla isbirligi içinde bir görüntüde
olmalaridir. Öyle ki, Vali SARIOGLU’nun Ankara’da ODTÜ’de okuyan oglu
annesinin gözü önünde bir grup fasist tarafindan dövüldükten sonra, bu
vali, saldirganlarin hakkinda yasal islem yapacagi yerde, oglunu kendisini
dövenlerle baristirmis ve ‘Seni tanimamislar. Müslümanlar böyle seyler
yapmazlar’ diyebilmistir.
“Özellikle Egitim Enstitüsünü üs olarak kullanan sagci militanlar sokakta
yol çevirerek adam dövme, gece ev basma, ya da isyerlerini tahrip gibi
eylemlere yönelmislerdir.
“Fasist çeteler Kirsehir’de Enstitünün çevresinin, anayol olan Ankara
Caddesini, çarsiyi ve Yenice Mahallesini denetimleri altina almis
bulunuyorlar. Sol görüslü yurttaslarin çogunlukta yasadigi Bagbasi,
Garipyer ve Asikpasa Mahallelerinde ise fasist saldirilara karsi Çorum
benzeri bir direnis verilmektedir. Ancak güvenlik görevlileri, mahallenin
kurdugu barikatlari kaldirmakta, sonra mahalleye giren fasist saldirganlar
önce havaya silahla ates açmakta, daha sonra evlere girerek içeride
bulunanlari ayirim gözetmeksizin dövmektedirler.
“Fasist saldirilar 26 Haziran’da doruk noktasina ulasmistir. On’a yakin
isyeri tahrip edilmis, maliyede memur olarak çalisan sol görüslü Yilmaz
TÜRKER’i öldürmüslerdir. Bir baska saldiri sirasinda sadece sol görüslü ve
CHP’lilere ait dükkanlarin tahrip edilmesi, saldirinin önceden
planlandigini, dükkanlarin önceden seçilmis oldugu göstermistir. Ilerici
bir ögretmenin cesedi yaylada bulunmustur.
“Fasist çetelerin saldirilari bununla da kalmamis, kapatilan isyerlerine
yenilerinin eklenmesine çalisilmistir. Çarsi esnafi savciya sikayette
bulunduklarinda, fasistler adliyenin etrafini kusatmislardir. Esnaf
içeriden çikamamis, savcinin yardimiyla polis çagrilmis, esnaf polisin
gözetiminde evlerine gidebilmislerdir...” 44
Türkiye genelinde yogunlastirilan fasist saldirilari, katliamlari hangi
dis ve iç güçlerin yönlendirdigi, amacin ne oldugu, kitabin son bölümünde
ele alinacak. Ancak CHP Milletvekili Süleyman GENÇ’in CHP grubunda yaptigi
açiklamayi da yazmadan geçemeyecegiz:
“... Bilinen odur ki, Türkiye bugün fasistler tarafindan sürdürülen iç
savasin isgali ve etkisi altindadir. Isgal eylemi Tokat, Yozgat, Amasya,
Erzincan, Erzurum, Agri bir serit olmak üzere; Elazig, Kayseri, Nevsehir,
Içel bir baska serit olmak üzere sürdürülmektedir. Ankara’yi çevreleyen
bir baska serit ise Kirsehir, Çorum, Çankiri, Kirikkale, Afyon,
Kastamonu’dur. Bu eylemin devamini Karadeniz’e, Samsun’a ve Trabzon’a
baglamaktir.” 45
Polis panzeri ölüm kusuyor
“Polis panzeri ve arkasindaki 3 sivil araba ile Çorum’da operasyon
yapildi. Panzer mahalleden geçerken mahalle önündeki kadinlara ates açti.
Bunun üzerine Hatem DURSUN adli hamile kadin kafasindan aldigi iki kursun
yarasiyla öldü...” 46
Ögretmen Hüseyin ÖZDEMIR, panzerin açtigi ates sonucu yaralanir ve
saldiriyi söyle anlatir:
“Ben saldiri günü arkadaslarla birlikte Milönü’nde kahvede oturuyordum.
Birden bir panzer sesi duyduk, disari çiktik. Halk disarida toplanmisti.
Panzer hedef gözetmeksizin halkin üzerine ates ederek geliyordu. Halktan
panzere tas atiliyordu. Panzer bu kalabaligi dagitti. Ve mahallede bir
süre dolasarak panik yaratmaya çalisti. Bu arada halk yeniden toplanmisti.
Panzer tekrar benim de içinde bulundugum kalabaliga dogru ates ederek
gelmeye basladi. Nasil tank savasta karsi tarafi tararsa panzer de öyle
ates ediyordu. Baktim panzerin altinda kalacagiz, ‘Arkadaslar kendinizi
yol disina atin’ diye bagirdim. Tam bu sirada karnimda bir yanma
hissettim. Panzer üzerime geliyordu. Kendimi yolun kenarinda bulunan 1.5
metrelik bir çukura atarak panzerin altinda çignenmekten kurtuldum. Bir
müddet sonra arkadaslar beni saglik ocagina, oradan Çorum Devlet
Hastanesine götürdüler...” 47
Tip ögrencisi Süleyman ATLAS panzer kurbani
Ailesinin dar olanaklariyla liseyi bitirmis yüzbinlerce ögrenci gibi
üniversite sinavlarina girmis; Tip Fakültesini kazanmistir. Ailenin
ekonomik gücü okutmaya yeterli degildir, ama bogazindan keserek Süleyman’i
okutmaya kararlidir... Süleyman, her yil basariyla bir üst sinifa
geçmektedir. Yaz tatilinde ailesine yardimci olmak ve okul harçligini
toplamak için mevsimlik isçilik yapmakta, bos zamanini da kitap okumakla
geçirmektedir.
4 Temmuz Cuma. “Alaaddin Camisine bomba atildi” yalani ve propagandasiyla
tahrik edilen halk sokaklardadir. Milönü Mahallesinde slogan ve silah
sesleri yankilanmaktadir. Süleyman, ne oldugunu merak ederek o tarafa
dogru yürür. Sokakta ve cami çevresinde saldiri sürmekte, polis panzeri,
fasistlere destek amaciyla sokak içinde saga sola kursun yagdirmaktadir.
Panzerden gelen bir kursun omuzuna isabet eder ve Süleyman yere yikilir.
Panzer, Süleyman’in üzerine yürür ve onu çignemek ister. Süleyman
yuvarlana yuvarlana panzerin paletleri altinda ezilmekten zorlukla
kurtulur. Bu kez, panzerden inen polisler, Süleyman’i alip götürmek
isterler. Süleyman, “Ben bu yarayla ölmem, n’olur beni polislere teslim
etmeyin” diye yöresindeki insanlara bagirir. Polisler avlarini
yakalamislardir, götürmekte kararlilardir. Birkaç polis, Süleyman’in
koluna girerek panzere götürür. Orada bulunan bir kadin, “Ne olur, onu
Sigorta Hastanesine götürmeyin” diye gözyaslari içinde bagirarak panzerin
arkasindan kosmaktadir.
Süleyman ATLAS, Sigorta Hastanesine götürülür. Süleyman’in yaralandigi
haberi ailesine yetisir. Ailenin elinden agittan baska bir sey gelmez.
Sigorta Hastanesi fasistlerin üssüdür. Oraya gitmek, ölümü pesinen
kabullenmektir. Içleri aciyla kavrulan anne ve baba, dogruca askeri birlik
komutanina giderler. Bir gün sonra askerlerin yardimiyla hastaneye
gittiklerinde Süleyman’in ölüsüyle karsilasirlar. Süleyman’in vücudu delik
desik edilerek sislenmis, kolu kirilmistir.
Acili baba, 14 Temmuz 1980 günü Çorum Cumhuriyet Savciligina dilekçeyle
basvurur ve Süleyman’in otopsisinin yapilmasini, suçlularin yakalanmasini
ister.
Dilekçe söyle:
“05. 07. 1080 günü cenazemizi asker refakatinde hastaneden alip eve
getirdik. Gördük ki, çocugum aldigi yaradan degil, iskenceden ölmüs.
Vücudunda sigara izmaritleri söndürülmüs, çesitli yerlerine sisler
sokulmus ve kolu parçalanmis. Bu iskence ya panzerdeki polisler ya da
hastanede bulunan görevliler tarafindan yapilmistir...
“Süleyman’in ölümüyle ilgili otopsi raporu ve belgesi bulunmamis, ama
ceset üzerinde, ameliyat dikisleri, madeni bes liraliklar büyüklügünde
birbirini takip eden ‘küt darbe’ye bagli kanamali yaralar görülmüstür.
‘Mahkeme o gün panzerde görevli polislerin isim listesini ister. Emniyet,
‘Olayin gidisati geregi; acil önlem alinmasi gerektiginden isim tespiti
yapilmadan personele görev verildigini ve bu nedenle hangi polislerin
bulundugunun ismen tespit edilmesinin mümkün olmadigini’ bildirmistir.
“Böylece ne panzerden ates eden polisler, ne de SSK Hastanesinde iskence
yapan veya görüp taniklik edecek kimseler bulunamamistir.” 48
Erbil Tusalp gördüklerini yazdi [Home]
Cumhuriyet Gazetesi muhabiri ve yazari Erbil TUSALP, Çorum’da olaylari
izlemekte, yetkililerden bilgi edinmektedir. Gördüklerini ve tanik oldugu
olaylari Cumhuriyet Gazetesinde degerlendirir. Degerlendirmenin bir bölümü
söyle:
“Direnis terminolojilerine ‘panzer savasi’ olarak geçen 4 temmuz günü
Milönü’ne yönelen saldirinin dagitilmasi sirasinda panzerden açilan ates
sonucu dört yurttas öldürüldü. 4 Temmuz direnisi basarili olamiyor. Halkin
fasistlere saldirmasi sirasinda panzer araya girip devrimcileri
dagitiyordu. Ögretmen Hüseyin ÖZDEMIR, ögretmen Mustafa YILDIRIM öldü ve
tip ögrencisi Süleyman ATLAS yaralandi.
“Panzerin içinde görev alan ve Samsun’dan gelen bir polis memuru hareket
merkezinin telsizinden duydugu ‘ates edin, ates edin’ anonslarinin
etkisinden hâlâ kurtulmus degil. Ve içinde bulundugu panzerin duvara
sikistirarak ezdigi yasli bir kadinin sonunu merak ediyor. Halkin korkulu
düsü haline gelen panzeri etkisiz hale getirmek için tüm Milönü insanlari
çare aramaktalar hâlâ.
“4 Temmuz savunmasinin en karanlik bölümlerinden biri de 20 yasindaki Tip
ögrencisi Süleyman ATLAS’in öldürülmesi olayi. ATLAS, Milönü’deki panzer
savasinda omuzundan yaralandi. Ilk duyanlar yarasi hafif diye sevindiler.
Ancak Süleyman, Panzer’in içine alinip Sigorta Hastanesine götürüldü.
Anasi Naciye ATLAS’in taze acisi içinde anlattiklarinin özeti ‘oglumun
katillerini isterim’ diye belirtmektedir. Naciye ATLAS söyle anlatti:
“Elleriyle Sigorta Hastanesine götürdüler. Öldürmek için tabii. Çocuklarin
islik sesini duyunca kadin, kiz, çoluk, çocuk sokaga döküldük. Bes tane
polis geliyordu yukaridan, ellerinde telsizle konusa konusa ates ettiler.
Kostular kovaladilar. Sonra da savasi bizr kazandik, biz kazandik deyince
karsilarindakilerin bizler oldugunu düsündüm. Içime bir aci düstü. Bunca
evladimin arasinda Süleymanimi düsündüm. Bize ya can güvenligi, ya ölüm.
Ikinsinden biri haram.’
“Süleyman ATLAS’in öldürülmesi konusunda adinin açiklanmasini istemeyen
bir yetkili ile aramizda geçen konusma aynen söyle:
“Cumhuriyet - Süleyman’in Sosyal Sigorta Hastanesi’nde iskence ile
öldürüldügü söyleniyor, dogru mu?
Yetkili - Iskencenin nerede yapildigini bilmiyorum.
Cumhuriyet - Iskence yapildigi saptandi mi?
Yetkili - Delik desik etmisler çocugu
Cumhuriyet - Otopsi raporunu verebilir misiniz?
Yetkili - Veremem, ama iskence ile öldü diye yazabilirsiniz.
“Sevindik Akin Köyü mezarliginda gömülen Süleyman ATLAS’i son kez gören
agabeyi Zihni ATLAS’in söyledikleri de devlet yetkilisini dogruluyordu.
Söyle konustu: ‘Iki saat önce kucakladim kardesimi. Gögsünde ve yüzünde
sigara yaniklari vardi. Vücudunda sivri bir mille delinmis dört tane delik
gördüm. Elinin biri kirilmis ya da koparilmis gibi sallaniyordu. Doktor
olmayi çok istemisti. Hastanede iskence görerek öldürüldü. Bunu kabul
etmek çok güç”
“Cuma günü, saat 13.00’de baslayan saldiri Terlemez, Gazipasa ve
Yesilyurt’ta dört can alarak saat 18.30’a dek sürdü. Fasist saldiri
püskürtülürken; Çorum’da MHP’nin ileri gelenlerinden kitabevi sahibi
provokatör Mehmet SAHINCI de öldürüldü.
“Halk Cuma gecesini Ulukavak, Yazibasi, Üçevler, Cezaevi, Yeni Garajlar ve
Saat Meydani çevresinde alev içinde bir Çorum’u izlemekle geçirdi.
“Güvenlik güçlerinin Çorum’un Ankara, Samsun, Osmancik, Alaca, Iskilip,
Ortaköy ve öteki köy girislerinin denetimini geç saatlerde ele
geçirilmeleri üzerine Çorum’u kana bulayan fasistlerden büyük bir kismi
kenti terk etti. Pasakaya, Ulusoy, Vasalar ve Tekke Köyleri’nden getirilen
fasistler Çorum disindan getirilen fasistleri bir gece agirladiktan sonra
rahatça Yozgat’a, Elazig’a ve Erzurum’a yolcu ettiler.
“Kocasi Riza CANDAN’i yitiren Saziye CANDAN’in oglu Yusuf CANDAN da
ölümden döndü. Ana Saziye CANDAN taze acisini söyle aktardi: ‘Komsuda
oturuyorduk. Yoksa Riza’mla birlikte bizi de öldürürlermis. Duydugum
kadariyla oglumu baglayip götürmüsler, babasini öldürüp disari atmislar.
Riza’dan vazgeçtim, oglumu aramaya koyuldum. Ellerine, ayaklarina düstüm
insan sanip, Askeriye gelmeseydi çocugumu bulamayacaktim... Valimiz hani
sokaga çikma yasagi ilân ettiydi. Hani malinizi, caninizi bana emanet
bilin demisti...’
“Etnik açidan Türk ve Kürt, dinsel bakimdan ise Alevi ve Sünni
topluluklarin yogun olarak yasadigi Orta Anadolu’da Çorum kitle terörü ve
kiriminin fasist hareket için bir son olmadigi apaçik ortadadir...” 49
Katliamdan köylüler de payini aliyor [Home]
Kizilkaya Köyü halki Alevidir. Çorum’daki katliamin aci haberini radyodan
ve Çorum’dan gelen komsularindan ögrenmisler. Çorum’da yakinlari
bulunmaktadir. Yakinlarinin durumunu ögrenmek için bir baba-ogul traktörle
Çorum’a giderlerken yollari kesilir ve rehin tutulurlar. Bir daha da haber
alinmaz. Köyün her evinde agit ve gözyaslari var. Kayiplarini aramaya
çikamiyorlar. Çünkü fasistler, her tarafi çevirmis, yollari denetimlerine
almislardir. Zorunlu olarak askeri birliklerden yardim isterler.
Köylülerin yanina 8 - 10 kadar jandarma verilir. Jandarmalar, köy muhtari
ve köy halki sira halinde ekin tarlalarinin içinde yakinlarinin ölüsünü
aramaya çikmislar. Sadik ERAL, arayisi ve aci sonucunu söyle yaziyordu:
“... Mercimek tarlasina geldiklerinde tüyler ürpertici bir durumla
karsilasirlar. Paçacilara ait traktör yari yanmis vaziyette orada
bulunmaktadir. Traktörün tekerleklerinden bir kismi yanmis, yakit deposu
patlamis, arka göbek topraga oturmustur. Traktör ve toprak arasinda yari
yanmis durumda baba Ali PAÇACI’nin cesedi bulunmaktadir. Ceset oradan
alinir. Cesedin birçok yerinde kesici aletlerle meydana getirilmis yaralar
mevcuttur. Özelikle boyun arka kisminda bulunan, boyuna yari yariya
indirilmis bir darbe kafayi öne düsürmüstür. Oglu Veysel’in cesedi
bulunamazr. Köylüler aramayi sürdürürler. Bu arada baska bir cesetle
karsilasirlar, arpa tarlasi içinde. Bu birinci olaylardan beri kayip olan
Yogunpelitli Kireçli Musa’nin cesedidir. Her tarafina kurt düsmüs, lastik
ayakkabilari yoksul nasirli ayaklarina yapismistir.
Veysel’in cesedi nice sonra arazide bulunarak, hastaneye kaldirilan
cesetler içerisinden teshis edilip getirilir Kizaklikaya Köyü’ne.” 50
“Yaydigi Köprüsü civarinda soför Ali GÜNDOGDU ile tarla sahibi Riza
AYVAZ’in kollari kesilmis ve kafa derileri yüzülmüs durumda cesetleri
bulunmustur. Salman adli bir kisinin basi kesilerek hunharca öldürülmüs;
Ali TEKEL’in bacanagi Selman ESER ise kafasi kesilmis ve ayaklarindan
asilmis olarak bulunmustur.” 51
Eymir Köyünden Abbas ASAN: “Olay günü Karayollarindan maasimi aldim,
köyüme dönüyordum. Ikizler benzinligi yaninda bir grup beni yakaladi.
Sopalarla dövdüler, üzerimdeki 9 bin lirayi aldilar. Beni bagladilar.
Kömür deposu yaninda üstü açik mandira olarak yapildigini bildigim yere
götürdüler. Oraya vardigimda çesitli yerlerinden yarali, dayak yemis 6-7
kisi daha vardi. Onlari da baglamislardi. Bunlardan daha sonra ölen
Hüseyin SIRIN’le beni sirt sirta bagladilar. Ikimize de tekrar vurmaya
basladilar. Biz kendimizden geçmis durumda yerde yatiyoruz. Tanimadigim
birkaç kisiyi nöbetçi birakip gittiler. Geceyi öylece geçirdik. Sirtimdaki
bagli Hüseyin Sirin’in öldügünü anladim. Çünkü hiç hareket etmiyordu.
Tahminen gece yarisi, ölen Hüseyin’i sirtimdan çözdüler. Tekrar elimi
ayagimi bagladilar. Hüseyin’i de, ‘Bu ölmüs, atalim ekinlerin içine’ diye
alip götürdüler. Sabah olmus gün agarmisti. Caniler beni ve Yasar ÖLMEZ’i
Ikizlerin benzinliginin altindaki asfalta götürdüler. Orada ikimizi
yatirarak tabancayla ates ettiler. Beni kafamdan, Yasar ÖLMEZ’i kolundan
vurdular. Öldü zannederek birakip gittiler. Tanimadigim, birkaç kisi gelip
bizi bekçilere gösterdiler. Onlar polis çagirdi hastaneye götürüldük...”
52
Itirafçilarin itiraflari
28 Mayis 1980’de baslatilan, araliklarla devam eden ve 4 Temmuz’da doruk
noktasina varan Çorum katliaminda 58 kisi yasamini yitirmis, yüzlerce kisi
yaralanmistir. Çok sayida ev ve isyeri tahrip edilerek yakilmistir. Bu
katliamin önde gelen sorumlularindan biri Ülkü Yolu Dernegi Çorum Sube
Baskani Seydi (Said) ESENYEL’dir. Bu sahis, Çorum davasinin görüldügü
Erzincan Sikiyönetim Askeri Mahkemesinde yargilanir, müebbet hapis cezasi
alir. ESENYEL’in itiraf yasasindan yararlanmak üzere verdigi itiraf
dilekçesinde ilginç bilgiler yer almaktadir:
Seydi ESENYEL: “... Mahallenin Oba Baskani Eyüp GÜL beni evimin önünde
karsiladi. ‘Baskan, Alevilere ait 30’u askin ev ve isyerini tahrip
ettirdim. Bir yandan da ediyoruz ve 8 tane rehinemiz var’ dedi. ‘Ayrica
mahallemizde bulunan av malzemeleri satan Tüfekçi Halil diye bilinen Halil
TASKALDIRAN’a ait av malzemeleri satan bir dükkanin soyuldugunu, elimizde
60’a yakin çift kirma ve tek kirma silah oldugunu (...) halen bir yerde
çatismanin sürdügünü, daha da rehin alabilecegimiz 20’ye yakin insan
oldugunu söyledi’. Bunun üzerine evime 500 metre uzaklikta bulunan olay
mahalline gittigimde Eyüp GÜL beni rehinelerin yanina götürdü... Herkesin
evine gitmesi gerektigini, ancak teskilatimizin Oba üyeleri gençlerin
kalmasini emrettim. Kalan gençlere, daha evvelden tüfekçi dükkanlarindan
soyularak alinan tüfeklerin dagitilmasini; yüzlerine birer maske seklinde
bez takmalarini, rehineleri alip getirmelerini emrettim. Eyüp GÜL’e de
köylülerin bu konuda tanik durumuna düstükleri için hiç degilse olay
yerine kadar getirilmelerini, ancak olayi, yani katliami, tetik çekme
isini bizim gençlerimizin yapmasi gerektigini, köylülerin de kendileri
ates etmis gibi ayni suça ortak edildiklerine inandirilmalarini, ilerde
konustuklari zaman, yani bu olayi anlattiklari zaman kendilerine yasam
hakki ben ve teskilatim tarafindan taninmayacagini bilhassa tek tek
anlatilmasini, gerekirse köylülerin de vurulabilecegini emrettim.
“Yine Eyüp GÜL’e, ‘Sartlar bizi bu hale getirdi. Bu eylemi gerçeklestirmek
durumuna düstük. Sanmayin ki biz insan kasabiyiz. Yapilan her hareket Türk
Milletinin bölünmezligi ve parçalanmamasi içindir... Köylülerle ve bu isi
bitireceksiniz, öldüreceksiniz’ dedim... Bu olaydan sonra köylülerle
birlikte gönderdigim gençler Eyüp GÜL’ün nezaretinde geri döndüklerinde
Türk Milliyetçiligi hareketi adina yapilan bu eylemler için minnettar
oldugumuzu... söyledim.
“... Köylüleri gönderdik... Daha sonra olayi nasil gerçeklestirdiklerini
sordugumda, Oba muhasibi olan Ugur ÖZKIREMITÇI, ‘Rehineleri sehirden iki
kilometre götürdükten sonra, köylüleri bahçeliklerin içinde beklettik. Isi
önce biz bitirdik. Ancak hepsinin ellerinden ve bellerinden insaat demiri
ile bagli olduklarindan ayakta durmalarini sagladik. Köylüleri tekrar
yanimiza alarak olay yerine vardik. Köylülere, haydi bakalim, baskanin
verdigi görevi birlikte bitirelim, dedik. Birlikte ates ettik. Ancak su
salak herifler kimi havaya kimi adamlardan öteye, kimi de 10 metre geriye
ates etmelerine ragmen olayi kendilerinin yaptigini saniyorlar. Buna
inanarak içlerinden... pismanlik getirenler de vardi.’ Ben en iyisinin
böyle oldugunu, ilerde konusamayacaklarini söyledim...” 53
Adil SAHINBAS: Çorum’un Hacipasa Köyü’nde oturmaktadir. Olay günü,
fasistler köye haber göndererek yardim istemisler. Adil, 8 arkadasiyla
birlikte traktörle Çorum’a geliyor. Olaylara katildiklari gerekçesiyle
yargilanirlar. Sonuçta müebbet hapis cezasi verilir. Pismanlik yasasindan
yararlanmak için dilekçe verir. Dilekçenin bir bölümü söyle:
“... Çorum’a giriste barikatla karsilastik, barikatta bizi durdurdular,
kimlik kontrolü yaptilar. Barikatta kontrol yapanlar sivil halkti ‘Bunlar
da bizdenmis, Sünnilermis’ dediler. Bu grubun içinde Ahmet SENGÜL, Ahmet
ZEREN, Hüseyin ILDIRAN’i tanidim. Bizi alip baskanin yanina götürdüler.
Baskan, orada bulunan tomruklarin üstünde oturmustu. Yaninda 150-200 kisi
vardi. Baskan bize ve orada bulunan kalabaliga bir konusma yapti. Isminin
bilahare Seydi oldugunu ögrendigim Baskan, ‘Arkadaslar, bu adamlar
komünist, bunlar camilerimizi bombaladilar, bu adamlarin ölmesi lazim’
dedi. Bizim hiçbir seyden haberimiz yoktu. Konusmayi bizim için yaptigini
sanmistik. ‘Bizi niçin öldürüyorsunuz, biz komünist degiliz’ dedigimizde,
‘Siz degil, elimizde komünist rehineler var, onlar için söylüyorum’ dedi.
Sonra orada bulunan topluluga, ‘Teskilat adamlarimiz kalsin, digerleri
dagilsin’ dedi. Orada kalan kisilere birer tüfek verdiler. ‘Silahsiz kimse
kalmasin, gidin rehineleri alin gelin’ dedi. Biz orada durduk, rehineleri
getirdiler. Bize de ‘Siz de bizimle beraber gelin’ dediler. Getirilen
rehineler 6 erkek, bir kadin olmak üzere 7 kisilerdi. Bu rehinelerin üçünü
bir, üçünü bir ayri ayri baglamislardi. Kadinin elleri ve gözleri ayri
bagli idi. Maskelilerden bir kismi bu rehinelerin kollarina girdiler.
Rehinelerle beraber Hidirlik semtinden asagiya indik, tahminen bir veya
iki kilometre uzaklastik. Orada bize ‘Siz burada durun’ dediler. Bizim
basimizda da 20 kadar maskeli kisi silahla bekliyorlardi. Diger 10 kadar
maskeli kisi de rehineleri alip 200 metre uzagimiza kadar götürdüler.
Orada silah sesleri gelmeye basladi. Biz hâlâ korku içindeydik, ya simdi
bizi de öldürürlerse... Rehineleri götüren maskeliler geri geldiler. Bize
‘Siz de gelin, bu adamlarin isini bitirelim’ dediler. Biz de korku belasi
beraberinde gitmek zorunda kaldik. Oraya gittigimizde, adamlari karanlikta
zor görebiliyorduk. Bu rehine dedikleri kisilerin bir kismi oturmus
vaziyette, kimisi yatmis vaziyette idiler. Bu maskeli kisiler önce ates
ettiler, bize de ‘Siz de ates edin’ dediler. Biz de ates ettik. Hep
beraber geri döndük ve baskanin yanina gittik. Baskan maskelilerin içinde
birini yanina çagirdi, konustular. Ne konustuklarini duymadik. Ondan sonra
Baskan biz köylülere döndü ‘Sizin yapmis oldugunuz bu iyiligi
unutmayacagiz, milliyetçilik dedigin böyle olur. Islamiyet böyle korunur’
dedi. ‘Bu olayi kimseye söylemeyeceksiniz, söylerseniz sizin akibetiniz de
böyle olur’ diyordu. ‘Eger baska yerde söylerseniz kendinizi
kurtaramazsiniz. Çünkü siz de olaya katildiniz; simdi sizi birakiyoruz,
köyünüze gidin’ dedi. Biz bunlardan kurtuldugumuza sükrettik... Bunu
simdiye kadar sakladim. Çünkü üzerimde baski ve tehdit vardi, aile
durumumdan korkuyordum. Çorum Cezaevinde bize seminer veriyorlardi.
Seminer verdikleri için aleyhimize dava açildi, korkumuzdan semineri
verdiklerini de inkar ettim...
“Bu olayin açiga kavusturulmasini istiyorum; kendi irademle yapmadim.
Rehineler, biri kadin, 6 erkekti. Sonra 8 kisi dediler, benim gördügüm 7
kisilerdi... Pismanim pismanlik yasasinda yararlanmak istiyorum.
Suçsuzum... 11. 06. 1985” 54
Sov yapan siyasiler [Home]
Süleyman DEMIREL (Basbakan): “Eger bu fitne CHP’den destek görmezse,
devlet bu fitneyi çok kisa bir zamanda söndürür. CHP neyi söylemeye
çalisiyor. Günlerdir bu mesele ile ugrasiyoruz. Hükümetin bir yerde mesele
çikarmasindan, kargasa çikarmasindan memnuniyet duyabilecegini söylemek
tamamen sadizmdir. Bundan daha büyük bühtan düsünülemez. Bunlari söyleyen
çilgindir. Bu hadiselerin karsisinda hükümet vardir. Arkasinda degil...
Kimin nerede oldugu belli. Bu hadiselerin hepsinin arkasinda CHP var,
bunlarin hepsinin karsisinda hükümet var. AP ve onun hükümetinin yolu
sulhtan, sükunetten, kardeslikten, insanliktan, bolluktan, imandan ve
kalkinmadan geçer...”
Basbakan DEMIREL, “Çorum olaylarinin arkasinda CHP var dediniz. Acaba sag
eylemcilerin bu olaylarda hiçbir etkisi olmamis midir?” seklinde bir
soruyu söyle yanitlamistir:
“Burada sag-sol tartismasi yapmaya hacet yok. Olay, iki polis öldürülerek
basliyor. Tamam mi? 22 vatandas öldürülmüs, günah degil mi? Kim
öldürüyorsa bunun tümünün karsisina çikmak lazim. Meseleyi saptirmamak,
yanlis istikamete götürmemek lazim, tekrar ediyorum, kiskirticilarin,
bölücülügün hamisi Halk Partisidir...” 55
Bülent ECEVIT ( CHP Genel Baskani): “Devlet Hastanesi iyi niyetli çabalara
karsin, saglik görevini yapma bakimindan yetersizdir. Buradaki yaralilar
Ankara’ya getirilememistir. Bu da yaralilarin ifadeleri Çorum’da baski
ortami içinde alinacak demektir. SSK Hastanesi ise bir militan kesiminin
isgali altindadir. Türk Silahli Kuvvetleri‘ne hakaret dolu sloganlar bu
hastaneden haykirilmaktadir. Olaylari sagci militanlarin baslattigi
bilindigi halde iktidar bunu saklayip bir komünistlik tehlikesi varmis
görüntüsü vermeye çalismaktadir. Sayin Basbakan DEMIREL’in bazi sözleri de
kiskirtici niteliktedir. Bizim gensorumuz ile daha önceki olaylar arasinda
bag kurmustur. Hükümetin Çorum’daki olaylarda da taraf oldugu, taraflardan
biriyle birlik oldugu ve onlarin suçlarini örtbas etmeye çalistigi
ortadadir.
“Çorum’da göç baslamistir. Türkiye, hizla bölünmeye gitmektedir. Bazi
karanlik niyetli kisilerin Türkiye’yi Vietnam’a, Yemen’e ve Kore’ye
çevirme gayreti içinde olduklari görülmektedir. Bölgemiz çok yönlü bölünme
tehlikesiyle karsi karsiyadir. Bu tür kiskirtmalarin ulusal birligi en çok
ihtiyaç duyulan bir dönemde vatandaslari kiyima kaldirtacak sekilde
yapilmasinin milliyetçilikle ilgili yoktur. Türkiye’nin bu durumdan
kurtulusu sagduyuya, kiskirtmalara kapilmaktan kaçinmaya baglidir. CHP
heyeti, Alevi ve Sünni yurttaslarin bu durumdan tedirgin olduklarini ve
baris içinde yasamak istediklerini görmüstür...” 56
Alpaslan TÜRKES (MHP Genel Baskani): “... Türkiye’nin gündeminde
silinmeyen temel mesele olarak devlet ve rejim düsmanlarinin yikicilk ve
bölücülük gayretleri devam etmektedir. Allahi bir, kitabi bir, vatani ve
devleti bir olan milletimiz birbirine düsürülmek için türlü ihanet
tertipleri ile karsi karsiyadir. Son günlerde Sivas, Merzifon ve Çorum’da
vuku bulan müessif hadiseler bu ihanetin de bir ölçüde
yayginlastirildigini göstermektedir. Çorumlularin da, milletimizin
fertlerinin de bu parçalanma hareketi karsisinda uyanik ve sogukkanli
olmalari sarttir. Kaybedecek veya feda edecek bir seyimiz yoktur.
Milletimiz birlik ve bütünlük içinde istikbale yürümek zorundadir.
Hükümet, siyasi gücü ne olursa olsun cesaret ve kararlilikla olaylarin
üzerine yürümelidir. Güvenlik duygusu süratle temin edilmelidir...” 57
Necmettin ERBAKAN (MSP Genel Baskani): MSP Genel Baskani Erbakan, Basbakan
Süleyman DEMIREL’e su telgrafi gönderir:
“Çorum’da anarsinin fevkalade önemli bir noktaya ulasarak, bir iç savas
boyutlarina vardigi müsahade edilmektedir. Su ana kadar gelen ajans
haberlerine göre 15 yurttasimiz bu olaylarda hayatini kaybetmistir. Ve çok
büyük mal ziyani vardir. Henüz sehirde kontrol da saglanabilmis degildir.
Tarafsiz bir tutumla ve olaylarin daha vahim boyutlara ulasmasini önlemek
için kararlilikla olaylarin üzerine gidilmesi gerekmektedir. Aksi halde bu
alev yurdun baska yerlerine de yayilarak daha vahim neticelerin dogmasina
sebep olabilir. 50 milyon vatan evladinin birligi, beraberligi ve
kardesligini burada tekrar ifade eder, yaralilara acil sifa, olayda
hayatini kaybedenlere Allah’tan rahmet dilerim...”
|