|
KAHRAMANMARAS KATLIAMI
Maras Katliami
Bilgileri ( Aleviyol Çalisma ve arastirmasi )

1.Katliama Dogru
a) Tarihsel giris
Sivas, Yozgat, Kayseri, Tunceli, Gaziantep, Adana, Hatay illeri gibi Maras
da yüzyillar boyunca göçer asiretlerin konaklama ve yaylak yerlerinden
biri olmustur. Göçer asiretler, sonbaharda Adana, Gaziantep ve Hatay’a
iner ve kisi bu ilik bölgelerde geçirirler; ilkbaharda binlerce çadirdan
olusan kafileler halinde serin yaylalara göçerlerdi. Göçer asiretlerin bir
kolu Maras üzerinden Uzunyayla’ya, diger bir kolu yine Maras üzerinden
Yama ve Çiçek Yaylasina giderler. Dönüslerinde ayni yolu izleyerek
dönerler.
Bilindigi gibi, belli yerlesim yerleri olmadigi için, göçer asiretler,
yerlesikler ve merkezi hükümet nezdinde kural ve disiplin tanimaz gruplar
olarak bilinir. Askere gitmezler, vergi ödemezler, göç sirasinda yerlesik
halkin evlerini, hayvanlarini, ekinlerini yagmalar, adam öldürürler. Kanun
kaçaklarini içlerinde barindirirlar. Kendilerine engel olmak isteyen
güçlerle savasirlar.
Maras, Sivas, Gaziantep, Adana, Hatay, Kayseri bölgesini yaylak olarak
kullanan Kozanogullari ve Avsarlar da kural ve disipline uymayan
asiretlerdendir. Hem yerlesik halki rahatsiz ediyorlar; hem de
birbirlerine karsi bitmek tükenmek bilmeyen bir üstünlük kavgasi
sürdürüyorlardi. Bu asiretler, Osmanli’ya karsi da kimi zaman birlikte,
kimi zaman tek baslarina ayaklaniyorlardi. Yine Maras’a bagli Zeytunlu
Kasabasindaki Ermeniler de, Osmanli yönetimine baskaldirmislardi.
19. yüzyilda Osmanli yönetiminin etkinligi azalmis, bölgelerdeki beyler ve
agalar da baslarina buyruk olmuslardi. Örnegin Maras’in etkin beylerinden
Beyazitzâdelerle, Dulkadirogullari arasindaki çekisme kanli kavgaya
dönüsmüstü. Kavgali olan iki bey, vurucu güçlerini kendilerine bagli
asiretlerden sagliyorlardi. Maras meclis üyelerinden Necip Efendi, Divan
Efendi Zâde, Bekir Aga, Seyis Oglu, Haci Ali ile Maras’in bazi saygin
kisileri, Beyazitlarin baskisina karsidir. Beyazit Beyleri, Zeytunlu (Ermenilerden)
toplumundan alti yüz silahli kisiyi getirterek karsitlarina baski yapmaya,
öldürmeye savasmaya yönelirler. 1
Osmanli Yönetimi, bu bölgede konaklayan, kural ve disiplin tanimayan göçer
asiretlerini yerlesik duruma getirmek, denetim altina almak için 1864’de
“Fikra-i Islahiyye” adiyla seçkin bir askeri birlik kurar. Birligin basina
Musir Dervis Pasa ile savas deneyimi olan Kurt Ismail Pasa getirilir.
Osmanli birlikleri, Çukurova’da egemenlik kurmaya çalisan, kural tanimaz
asiretlerle (Kozanogullari, Avsarlar, Ceritler vb.) savasa girisirler.
Asiretler yenilir. Devletin baskisiyla tüm asiretler zorunlu iskâna tabi
tutulur.
Bu asiretlerin büyük bölümü, Adana, Gaziantep ve Maras’in kirsal
bölgelerine zorla yerlestirilir. Yerlesik duruma getirilenler, bir yandan
geleneksel hayvanciligi sürdürürken; öte yandan tarimla ugrasmaya
yönelmislerdir. Hayvansal ve tarimsal ürünlerini Maras’taki esraf ve
esnafin araciligiyla degerlendirirler. Bu insanlar, Maras ve ilçelerindeki
esraf ve esnafina, paralarini, ürünlerini güvenle teslim etmektedirler.
Hükümetle olan sorunlarini da bunlarin araciligiyla çözmeye çalisiyorlardi.
Ayni biçimde Maras esrafi, esnafi da bu insanlara güven duyarak içli disli
olmuslardir.
Osmanli Devleti, her yerde oldugu gibi, Maras’ta da seriata yönelik
uygulamalariyla Sünni olmayan inanç topluluklarini asimile etmeyi
amaçlamistir. Bu nedenle Maras’ta seriata dayali medrese, cami ve mescit
yapimina önem verir. 1916’da Maras’ta Milli Egitim Müdürü olan Besim
Atalay, Maras’in tarihi, cografi ve kültürel yapisiyla ilgili yaptigi
arastirma sonucu su bilgileri aktarmaktadir: “Maras’in nüfusu 32.704. Bu
nüfusun 24.228’i Müslüman, 8.476’si gayrimüslim. Bir tane 6 yillik lise,
bir tane 4 yillik ögretmen okulu, 9 tane erkek çocuklarin gittigi ilkokul,
bir tane kizlarin gittigi okul olmak üzere toplam 11 okul var. Buna karsin
92 cami ve mescit bulunmaktadir.” 2
Genellikle Maras il ve ilçe merkezlerinde yerlesik halkin büyük çogunlugu
Sünni; kirsal kesimde (köylerde) olanlarin bir bölümü Türkmen, bir bölümü
Kürt kökenli olup, büyük çogunlugu Alevi inançlidir. Ama aralarinda hiç
mezhep tartismasi, kavgasi olmamistir. Hatta Kürtler, Türkler ve Aleviler
ile Sünniler, Maras’in Ingiliz ve Fransizlar tarafindan isgaline karsi hep
birlikte mücadele yürütmüslerdir. Elbistan’in Alhasli Asiretinden “Kalik
Dede” adinda biri isgal yillarinin tanigiydi ve Malatya’ya sik sik gelirdi.
Hos sohbet bu yasli adam, Maras’in Ingiliz ve Fransizlar tarafindan
isgalini ayrintilariyla anlatiyordu:
“Ben o siralarda 8-9 yasindaydim. Köyümüzde, çevre köylerde eli silah
tutanlar, bir milis gücü olusturdular. Milisler, Fransizlarin gelecegi
yollari kestiler. O dönem, ayakkabi falan yoktu. Gön çarik vardi, onu
giyerlerdi. Cephedekilerin ayaklari üsümesin diye köylerden yün çorap,
tiftikten yapilmis kalpak (baslik), aba toplayarak, gön çarik dikerek
gönderiyorlardi. Bir de Maras’in içinde bulunan halk için evlerden bulgur,
un, çökelek, mercimek, tarhana topluyorlar, topladiklarini gizlice
Maras’in içine sokuyorlardi. Hatta Akçadag ve Malatya köylerinde de
toplanan silah, giyecek ve yiyecekler Elbistan ve Pazarcik üzerinden
Maras’a gönderiliyordu. Fransizlarin her tarafini milis gücü sardi.
Fransizlar kaçmak zorunda kaldilar.”
Kalik Dede, tanik oldugu Fransiz isgalini ve anisini böyle anlatiyordu.
Fransizlara karsi, Alevi-Sünni, Türk-Kürt ayrimi gözetilmemis kardesçe,
dostça kaynasmislar. ...
Geçmiste Alevi-Sünni ayrimi yoktu. Sonralari ne oldu da Alevilerle
Sünnilerin arasina nifak tohumu ekilmeye çalisildi? Aleviler, Osmanli’nin
katliamlarindan kaçarak daglik bölgelere, orman içlerine siginmislardi.
Osmanli’nin despot, soyguncu ve katliamci hanedanligi yikildi; yerine
Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetle birlikte, daglara siginmis Aleviler
de ovalara, kentlere göç etmeye yöneldiler. Kentlerde çocuklarini okutmaya,
isyeri açmaya basladilar. Alevilerin ekonomik ve kültürel gelisimi, bazi
tutucu çevreleri rahatsiz ediyordu.
Maras’in Pazarcik ilçesine bagli Alevi köylerinin yerlesik oldugu
bölgedeki sazliklar kurutuldu. Kartalkaya barajinin yapilmasiyla bir bölüm
arazi sulanmaya basladi. Topraklardan yilda dönüsümlü iki-üç ürün alinmaya
baslandi. Pamuk ekimi oldukça gelisti. Ekonomik güçleri artan Aleviler,
Maras merkezinde tekstile yönelik fabrika kurmaya, sanayi ve ticaret
alaninda yeni isyerleri açmaya yöneldiler. Alevilerin sanayi ve ticarete
yönelmeleri; Maras’ta Sünni kesimin bu alanlari elinde tutan irkçi, tutucu
kanadinin isine gelmiyordu
Tipik çikar çeliskisi olarak beliren
bu durum Maras’ta kendini göstermeye basliyordu.
b) Kahramanmaras’ta son çeyrek yüzyilin siyasal seyri
Kentte, 1969 milletvekili seçimlerinde AP, 38.419 (%32); CHP, 21.126
(%17.6);
MHP, 1.469 (%1.27); TIP, 2.230 (%1.8) oy almis, MSP seçime katilmamistir.
24 Aralik 1995’de yapilan milletvekili seçimlerinde ise; RP (MSP’nin
devami), :134.331 (%36.8); DYP (AP’nin devami), 60.434 (%16.4); ANAP,
72.369 (%19.8); CHP, 33.813 (%9.3); MHP, 38.253 (%10.5); DSP, 9.792 (%2,7)
oy almistir.
Görüldügü gibi, yaklasik 25 yildan sonra sosyal demokratlarin oyu
düserken; MHP ve RP oylari hizla artmistir. Solcularin ve sosyal
demokratlarin oylarinin düsüs nedenlerinden biri, baski ve katliamlar
sonucu Alevilerin ve solcularin bölgeden zorunlu göçüdür.
Maras’in ekonomisine egemen olan Sünni isadamlari, Alevi isadamlarini
kendilerine tehdit olarak görmektedirler. Bu faktör, katliami
degerlendirirken gözden kaçirilmamalidir. Nitekim katliam sirasinda bu
isadamlarinin bir bölümünün fasist saldirganlarla isbirligi içinde
olduklarini basindan ögreniyoruz. Asagidaki bilgiler, Aydinlik Gazetesinin
12. 01. 1979 tarihli sayisindan aktarilmaktadir:
“Kahramanmaras katliami, EDEM (Yag Fabrikasi) toplantisinda
kararlastirildi. Katliamdan 15 gün öncesine rastlayan toplantiya, EDEM
ortagi Faruk ARIKAN, Fabrikatör ve Haci Çiftliginin sahibi Muammer PAKDIL,
kardesi Cahit PAKDIL, Faruk ARIKAN’in agabeyi Haci Osman ARIKAN, Piskinler
Iplik Fabrikasi sahibi Abdurrahman PISKIN, Çirçir ve Prese Fabrikatörü
Siddik AKDISLI, Tanriverdi Çirçir Fabrikasi sahiplerinden Zekeriya
KIRISÇI, Yaglica kardesler Kooperatif sirketi sahipleri Kasim ve Ali
YAGLICA, Fabrikatör Tarik SARIKATIPOGLU, Çirçir Fabrikatörü Mehmet
VAKKASOGLU, AP Il Baskani ve Kadioglu Çiftlikleri sahibi Faruk KADIOGLU,
Belediye Baskani Ahmet UNCU, MISK Bölge Temsilcisi (Baskani) Cemil
TOZKOPARAN katildilar...
“Toplantinin açis konusmasini yapan Hasan BALCI, ‘Bugüne kadar bizleri
koruyabilmeleri için ülküdaslarimiza her ay 250 bin lira para veriyorum.
Sizler ise bugüne kadar bir kurus yardim yapmadiniz. Hükümete haddini
bildirmek ve Alevi komünistleri yok etmek istiyorsak mutlaka birlesip
bütün gücümüzü ortaya koymaliyiz. Elbirligi yapalim, Maras’i
komünistlerden, POL-DER’cilerden, TÖB-DER’cilerden temizleyelim’
demistir.” 3 Gazetenin bu haberi yalanlanmamistir.
Kahramanmaras Milletvekili Hüseyin DOGAN, katliamdan hemen sonra yapilan
CHP grup toplantisinda, su görüsleri ifade etmistir: “Kahramanmaras’ta
olan bir savas degildir. Iç savasin silahli iki tarafi olur.
Kahramanmaras’ta olan bir katliamdir. 1572 yili 24 Agustos’unda binlerce
Protestanin bogazlandigi gibi, Saint Barthelemy katliami gibi,
Endonezya’da solcularin bir gecede birer birer vurulduklari fasist
ayaklanma gibi bir katliamdir.
“Bunun adina anarsi denmez. Sag-sol çatismasi da denmez. Bu, Alevi-Sünni
çatismasi da degildir. Bunlar içinde aransa bile bu plânli ve örgütlü bir
fasist saldiridir. Çevre illerden Maras’a getirilen katil çetelerine belli
hedefler gösterilerek, her seyi hesaplanan bir plânla yürürlüge konan bir
fasist eylemdir. Kin ekip, kan çiçegi büyütenlerin, direnme hakkindan söz
edip ‘Milli direnme hakki dogmustur’ diye bildiri yayinlayanlarin
eseridir. Maras katliami ‘Müslüman Türkiye-Milliyetçi Türkiye, Allah için
Cihad basina’ sloganlariyla kadin demeden, çocuk demeden vuranlar
karsisinda ‘Bana sagcilar ve milliyetçiler cinayet isliyor
dedirtemezsiniz’ diyenlerden destek görenlerin eseridir...” 4
Milletvekili Hüseyin DOGAN’in belirttigi gibi, Kahramanmaras katliami,
örgütlü, plânli, ekonomik çikar nedeniyle bazi is adamlarinin destek
verdikleri netlesmektedir.
c) Katliam saatinin kuruldugu süreç
Simdi Kahramanmaras katliaminin hazirlik sürecine bakalim. 7 Nisan 1978’de
Ankara’da PTT araciligiyla bombali bir paket, Malatya Belediye Baskani
Hamit FENDOGLU’na gönderilir. Hamit FENDOGLU gönderilen paketi açmis,
patlama sonucu kendisi, gelini ve iki torunu yasamini yitirmislerdir. Yine
ayni tarihte, ayni özellikte ve agirlikta baska bir bombali paket,
Pazarcik CHP Ilçe Baskani Memis ÖZDAL’a gönderilir; ÖZDAL, paketten
kuskulanarak almaz, ancak PTT memurlari paketi açarlar ve patlama sonucu
bir PTT memuru ölürken, digeri agir yaralanir. Biri Adiyaman’a digeri
Adana’ya gönderilen iki ayri paketin varligindan daha önce söz edilmisti.
Yapilan inceleme sonucu kuskular, bombalarda kullanilan patlayici maddenin
Nükleer Arastirma Merkezinden alindigi kuskulari dogar ve bu kurulus
kapatilarak sorusturma baslatilir. Dönemin basbakani Ecevit, bombalarla
Ülkü Ocaklarinin iliskisinin arastirildigini söyler. Bunun üzerine MHP
Genel Baskani Alpaslan Türkes, Malatya benzeri olaylarin Erzurum ve
Kahramanmaras’ta da çikabilecegi tehdidini savurur.5
TÜRKES, bu açiklamasini, Malatya Belediye Baskani Hamit FENDOGLU’nun
katledilisinin üçüncü gününde yapmistir. Açiklamanin hemen sonrasi,
Erzurum’da 500’e yakin ülkücü, Atatürk Üniversitesi’ndeki sol görüslü
ögrencilere ve ögretim üyelerine saldirmislardir. Ülkücülerin baska bir
grubu da Erzurum içinde terör estirerek solculara ve CHP’lilere ait
isyerlerini tahrip etmislerdir.
Diger yandan, Memis ÖZDAL Pazarcik’taki adresine gönderilen bombali paketi
alsaydi, Malatya olayi gibi bir katliam hemen o günlerde Kahramanmaras’ta
da yasanacakti.. Memis ÖZDAL’in kuskusu, böyle bir katliami önler. Bu
durum üzerine, ülkücüler hazirliklarini zamana yayarlar.
Basbakan Bülent ECEVIT, “MHP Genel Baskaninin bildigi bazi seyler var. Bu
arada hükümetimiz bir güvenlik önlemi almak üzere çevre il ve
garnizonlardan Maras’a askeri birlikler gönderdi. Önlem alinmistir”
diyordu. Güvenlik güçleri ve askeri birlikler, Maras’in sokaklarinda siki
önlem alirlar. Güvenlik güçleri, saat 22.30 siralarinda Serintepe
Mahallesinde dolasan iki kisiden süphelenir ve gözaltina alirlar. Bu
kisilerin, bir süre önce Imam-Hatip Lisesi’nde hirsizlik yaptiklari
iddiasiyla aranan Ahmet KOLUTEK ile Ali KOSARGELIR olduklari, üzerlerinde
patlamaya hazir üç dinamit lokumu bulundugu ortaya çikar. Sorusturma
sonucu, kentte sabaha kadar arama yapilir. Aramada 34 kisi gözaltina
alinir. Ayrica üç otomatik silah, çok sayida mermi ve patlayici madde ele
geçirilir. Gözaltina alinanlar, ifadelerinde birçok yeri bombaladiklarini,
iki gizli örgüt “Türk Yildirim Komandolari” ve “Esir Türkleri Kurtarma
Ordusu” ile iliskili olduklarini söylemislerdir. Yine ifadeleri sonucu,
Istasyon Caddesi üzerinde bulunan caminin avlusuda gömülmüs, etrafi
sivanarak fitilleri disarida birakilmis, patlamaya hazir bes adet dinamit
de ortaya çikarilmistir.6
Emniyetin bir yetkilisi, “Yapilan sorusturma kentte meydana gelen
patlamalarin bir provokasyon oldugunu ortaya çikarmistir; komandolar,
özellikle kendi kuruluslari olan derneklere bombayi atiyorlar, sonra da
suçu solcu gruplara yüklemek istiyorlar” diyordu. (Cumhuriyet, 22. 04.
1978)
Gözaltina alinan 34 kisi, mahkemeye sevk edilir ve Edip ÖZBAS (Stajyer
Avukat), Eyüp GÜRBAZER, Turan TOLU, Mehmet TOLUN, Ali KOSARGELIR, Ismet
ÇALISIR, Ahmet Sayin, Mehmet TIMARCIOGLU, Celal ÖZYEY, Cuma AKIN, Ahmet
KOLUTEK, Nuri ERKINACI, Hikmet Resit AYHAN, Sahin BORU, Behzat SEN, Ismail
KÜTÜKÇÜ, Haydar ATALAY, Muharrem ASLAN, Hasan Hüseyin AKBAS, Ökkes
YORULMAZ, DOGAN TASORAN, Dursun AKÇAM, Recep SAHIN, Veli ESKI tutuklanir.
Tutuklananlar arasinda Kahramanmaras MHP Milletvekili Mehmet Yusuf
ÖZBAS’in avukat oglu Edip ÖZBAS da bulunmaktadir. Tutuklama haberini alan
MHP Milletvekili ÖZBAS, bazi yandaslariyla birlikte Adliye binasina gider;
I. Asliye Ceza Yargici Kazim DEMIRSU ve 2. Asliye Ceza Yargici Ertop
KANMAZ’la karsilasir. Sinirli bir sekilde yargiçlara, “Tutuklamalari siz
mi yapiyorsunuz? Sizi mahvedecegim, pezevenkler...” diyerek küfreder ve
fiili saldirida bulunur. I. Asliye Ceza Yargici Kazim DEMIRSU’ya yumrukla
saldirir, bu sirada içeri giren Savci Nuri MIMAROGLU da ÖZBAS’in
küfüründen nasibini alir. Saldiriya ugrayan Yargiç Kazim DEMIRSU, Hükümet
Tabipliginden 5 günlük rapor almistir.
Savci Nuri MIMAROGLU olayi söyle anlatir: “Saat 08.40 siralariydi. Makam
odamda, ceza hâkimlerimiz Kazim DEMIRSU ile Ertop KANMAZ arkadaslar beni
bekliyorlardi. Ben o sirada savci yardimcilari arkadaslarimla birlikte
tutuklama olayinin tahlilini yapiyordum. Odaci gelerek hakim beylerin beni
makam odamda beklediklerini söyledi. Odaya girdigimde her iki
hakimlerimizin ayakta olduklarini, polis memuru ile MHP’li Milletvekilinin
de içeride bulundugunu gördüm. Milletvekilinin bana ilk sözü ‘Pezevenk’
oldu. Çesitli hakaretler yagdiriyordu. Polisler Milletvekilini disari
çikardilar...” (22. 04. 1978 tarihli Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet
Gazeteleri)
Kahramanmaras katliami 23 ve 24 Aralik 1978’de yapildi. Oysa bu tarihten
sekiz ay önce (Nisan 1978) bir katliamin plan ve hazirliklarinin yapildigi
somut kanitlariyla ortadadir. MHP Genel Baskani TÜRKES’in de
“kehaneti”yle, bu hazirliklardan haberli oldugu açik açik görülmektedir.
Yine bu gelismelerden anlasiliyor ki, ülkücüler, Maras katliamini,
gönderilen bombali paketlere göre planlamislar ancak, Pazarcik CHP Ilçe
Baskani Memis ÖZDAL’in paketi almayisi ve güvenlik güçlerinin Maras’ta
ortaya çikardiklari irkçi örgüt elemanlarinin tutuklanmasi, Maras’ta
katliami geciktirmistir.
O tarihten Aralik’a kadar geçen sekiz aylik süre içinde katliamin
altyapisi hazirlanmaya çalisilir. Katliamdan bir hafta önce, görevli
olduklarini söyleyen birtakim kisiler, Alevi ve solcularin oturduklari
semtlerde, bir tür nüfus sayimi yaptiklarini söyleyerek konutlari
dolasmislar, evde kaç kisinin oturdugunu sormuslar ve yeni numaralar
verdikleri kapilari kirmizi boyayla isaretlemislerdir. Baska bir bölgede
baska bir grup, bu kez PTT görevlisi olduklarini ve mektuplarin
kaybolmamasi için bir çalisma yaptiklarini söyleyerek kapilara boyayla
isaretler koymuslardir. Isaretlerin ne anlama geldigini “isaretlenenler”
bir hafta içinde aci bir sekilde ögreneceklerdi.
Kamuoyu nezdinde katliama mesruiyet kazandirmak için bazi senaryolarin
hazirlanmasi da gerekiyordu. Fasist örgütlerin her zaman basvurduklari
yöntemlerden biri “Dini ve camileri” kullanmaktir. Belirli yerlere ve
özellikle ibadethanelere patlayici madde atiyorlar ve “Dinsiz solcular
atti” diye propaganda yapiyorlardi. Maras katliaminda da ayni yönteme
basvurulmustur. Kendi binalarina ve camilere tesiri az patlayicilar
atiyor, sonra suçu solculara yükleyerek “mesru tepkilerini” göstermek için
miting ve yürüyüs yapiyor, ardindan saldiriya geçiyorlardi. Maras’ta da bu
yönde planlar yapilmis, hazirliklar tamamlanmistir. Sira artik uygulamaya
gelmistir.
d) Katliamin baslama vurusu: Çiçek Sinemasinda patlama
ÜGD tarafindan getirtilen “Günes Ne Zaman Dogacak” isimli bir film 16
Aralik 1978’de Çiçek Sinemasinda gösterilmeye baslanir. 19 Aralik Sali
günü seans saat 20.00’de baslamistir. Seyirciler içinden sik sik “Müslüman
Türkiye, Milliyetçi Türkiye, Basbug TÜRKES, Komünistler Moskova’ya, Katil
iktidar” sloganlari yükselmektedir.
Çiçek Sinemasi, Maras’in Bogazkesen, Kanlidere, Uzunoluk ve Kale
Caddelerinin kesistigi dört yol agzindadir. PTT ve CHP binasina yakindir.
Filmin bitimine az bir süre kalmisken salonda tesiri az olan bir patlama
olur. Önceden hazirlanmis 30-40 kisilik Ülkü Ocakli bir grup, “Bunu
solcular atti” diye diger seyircileri tahrik etmisler, sloganlarla PTT ve
CHP binasina saldirmislardir.
Polis, olaya hemen el koyar. Arastirma sonucu patlayici maddenin ülkücüler
tarafindan atildigi ortaya çikar. Bu nedenle bazi kisiler gözaltina
alinir. Gözaltina alinanlardan Yusuf ILHAN, poliste verdigi 21 Ocak 1979
tarihli ifade tutanagi söyledir:
“Daha önceden tanidigi sanik Ökkes KENGER’in 17. 12. 1978 Pazar günü
kendisine ‘Ankara’dan geldim, cezaevinde yatan kardesin Muhittin’i gördüm,
sana selami var, ama sen kardesine layik degilsin; neden sagda solda
dedikodu yapip kardesimin cezaevine girmesine onlar sebep oldu diyorsun,
biz Kahramanmaras’i düzeltecegiz. Çiçek Sinemasindaki film ülkücüleri
savunuyor, arkadaslarimiz oraya toplaniyor, biz bunlari istedigimiz yöne
çekebiliriz, sana da is düsüyor. Bir görev versek yapar misin?’ dedigini;
kendisinin ‘Kardesimi yaktiniz, beni de mi yakmak istiyorsunuz?’ diyerek
bu teklifi kabul etmedigini ve yanindan ayrildigini; 18. 12. 1978
Pazartesi günü eski belediye önünde yine yanina gelen sanik Ökkes
KENGER’in ‘Sana bir görev verecegim, yapmazsan seni harcariz, bu baskanin
emridir’ dedigini, tuvalete gidecegini söyleyerek sanigin yanindan
ayrildigini; aksam eve geldiginde kardesi Mehmet ILHAN’in ‘Seni bir
arkadasin Kümbet Çay Bahçesinde bekliyor’ demesi üzerine oraya gittiginde
sanik Ökkes KENGER’in kendisini bekledigini ve ‘Yarin aksam Çiçek
Sinemasina patlayici madde atacagiz, esas görevi biz yapacagiz, senin
yapacagin iste korkacak bir sey yok, tas atmak gibi bir sey’ diyerek
parkasinin cebinden çikardigi kirmizi çiçekli bir beze sarilmis yarim
dinamit lokumunu kendisine verdigini; fitilinin yarim parmak disarida
göründügünü; beze sarili bir yarim dinamit daha göstererek ‘Bir
arkadasimla beraber sinemada olacagiz, yan salondan sahne kismina geçip
oradan atacagiz, sen yarin aksam fllm basladiktan sonra kaleye çikan yolun
üzerinde dolas, içerdeki patlamayi duyduktan sonra elindeki dinamiti
atesleyip sinemanin damina at’ dedigini; kendisinin bu dinamiti aldigini;
19. 12. 1978 günü aksam sinemadaki patlamayi duyunca kendisinin de
elindeki dinamiti atesleyerek sinemanin damina firlattigini; ancak
dinamitin patlamadigini; bilahare bulustuklari ÖKKES’in ‘Sen bizi
kandirdin, dinamiti atmadin’ dedigini; yanindan ayrilip eve gittigini,
dinamiti patlatmaktaki amacinin sinemadaki ülkücü gençligi ve disaridaki
halki tahrik etmek ve patlamayi solcularin yaptigi intibaini vererek
hadise yaratmak oldugunu söylemistir.” 7
Poliste yapilan islemden sonra Sikiyönetim Komutan Yardimcisi da Yusuf
Ilhan ve Ökkes KENGER’i ayri ayri çagirarak ifadelerini alir. Yusuf ILHAN,
dinamiti Ökkes KENGER’in verdigini tekrarlamis, Ökkes KENGER de olayi
dogrulamistir.
Tanik Ismail Laçin ise Savcilik ifadesi tutanaginda su bilgiler vardir:
“Çiçek Sinemasina patlayici madde atildigi gece Manisa’daki kizina telefon
etmek için PTT’de bulundugu sirada sanik Ökkes KENGER’in gelerek bir
konusma yaptigini ve PTT’den ayrildigini; sanigin ne konustugunu
duymadigini, aradan 5-6 dakika geçtikten sonra sinemada patlama oldugunu;
bir sivil sahsi içeriye getirdiklerini, disaridaki halkin PTT’yi taslayip
camlari kirdigini; daha sonra gelen polislerin bu sivil sahsi alip
götürdüklerini,
“Sanik Ökkes KENGER’in bir süre sonra bu defa yaninda 15 kisilik bir grup
ile tekrar PTT’ye gelip telefon yazdirdigini; telefonu hemen çikinca
durumun ilgisini çektigini, zaten kabinin kapisinin da açik oldugunu ve
konusmanin da rahat duyuldugunu, ‘Orasi Genel Merkez mi? Ben teskilattan
Ökkes KENGER, sen onlara söyle beni tanirlar, burada sinemaya bomba
atildi, 10 yarali var, 4’ü agir, söyle acele gelsinler!’ dedigini; bu
ikinci konusmada sanigin yaralilarin ismini yazdirmadigini ve herhangi bir
dergi isminin geçmedigini söylemektedir.” 8
Kahramanmaras Valiligi, Ismail LAÇIN’in ifadesi dogrultusunda telsizle
durumu Içisleri Bakanligi’na iletir. Yapilan arastirmada Ökkes KENGER’in
Ankara’da konustugu telefonun Ülkücü Gençlik Dernegine ait 294351 nolu
telefon oldugu; ve konusmanin, patlayici maddenin atildigi gün 20.40 ile
22.27 saatleri arasinda yapildigi tespit edilir. 9
Polise ve Sikiyönetim Komutan Yardimcilarina verdikleri ifadeleri
mahkemede kabul etmeyen saniklarin tümü, yargilama sonunda delil
yetersizliginden beraat eder. (Hatta birinci sanik Ökkes KENGER, MHP ve
BBP’den milletvekili olarak Meclise girer.)
Fasistlerin bütün çabalarina karsin, kentteki Aleviler ve solcular,
provokasyona gelmemek konusunda titiz davranirlar ve “Ne gelecekse mala
gelsin, cana gelmesin” diye temkinli olmaya özen gösterirler. Ne var ki,
fasistler kararlidir. 20 Aralik’ta saat 20.00 siralarinda bu kez de, Yeni
Mahalle’de sol görüslülerin ve Alevilerin devam ettigi Akin
Kiraathanesi’ne patlayici madde atilir ve iki kisi agir yaralanir. 21
Aralik aksami, Devlet Hastanesi civarinda oturan sag görüslü judo
ögretmeni Güngör GENÇAY’in olmadigi sirada evine patlayici madde atilir.
Iki ögretmen öldürülüyor
Maras Meslek Lisesi ögretmenlerinden sol görüslü Haci ÇOLAK ve Mustafa
YÜZBASIOGLU, 21 Aralik’ta okuldan evlerine giderlerken yolda silahli
saldiriya ugrarlar. Haci ÇOLAK olay yerinde ölürken; Mustafa YÜZBASIOGLU
yarali olarak hastaneye yetistirilir, ama kurtarilamaz ve yasamini
yitirir.
Ögretmenlerin cenazesi 22 Aralik’ta kaldirilacaktir. Fasistler ve sagci
gruplar, cenaze törenine saldirmak için geceden çevre il, ilçe ve köylere
adam göndererek, “Komünistler, Aleviler Cuma namazinda camileri
bombalayacaklar, Müslüman kardeslerimizi katledecekler. Bunun hazirligini
yapiyorlar. Müslüman kardeslerimizi katliamdan korumak için toplanalim”
diye çagri yaparlar. Bu arada Maras Müftüsünün de resmi araçla kentte
dolastigi, halki kiskirttigi bildirilir. 10
Fasistlerin ve din görevlilerinin propagandasinin sonucu, on bine yakin
kalabalik Ulu Cami’nin etrafina ve cenazelerin gelecegi güzergah üzerinde
toplanir.
Cumhuriyet Savcisi, otopsisinin çabuk yapilmasi ve defin için cenazelerin
bir an önce teslim edilmesi istegiyle, Devlet Hastanesi Bashekimi Çetin
DIKER’i sikistirmakta, ancak Bashekim, “Halen kursunlar bulunamadi, film
çekmemiz gerekiyor” diye teslimati geciktirmektedir. Bashekimin amaci,
cenaze törenini cuma namazi bitimine denk getirmektir. Nihayet cenazeler
saat 14.30’da sahiplerine teslim edilir. Bashekim de özel otosuna binerek
Ulu Cami’ye gider. Orada toplanan MHP’li tanidiklarina, “Cenazeyi teslim
ettik, birazdan gelirler” der. Devlet Hastanesinin bir hemsiresi, o günü,
“Otopsinin tamam olmasindan sonra, Bashekim Çetin Bey hastaneden ayrildi.
Giderken bize, sakin ayrilmayin, yarali ve ölü gelebilir, dedi. Biz
korktuk, telaslandik” diye anlatmaktadir. 11
Meslek Lisesinde yapilan törenden sonra cenazeleri Ulu Cami’ye götürmek
üzere kortej yola çikar. Korteje bes bine yakin kisi katilmistir. Yolda
polis ve askeri birlikler, kortejdekileri tek tek arayarak ellerindeki
pankartlara varincaya dek, üzerlerinde ne varsa toplar. Cenaze korteji Ulu
Cami’ye yaklastiginda, toplanan saldirganlar “Komünistlerin, Alevilerin
namazi kilinmaz. Komünistler Moskova’ya, Katil iktidar” sloganlariyla
bagirarak saldiriya geçer. Ellerindeki tas, sopa, kiremit parçalari ve
patlayici maddelerle korteje saldirilmasi üzerine, iki grubun arasinda
bulunan polisler, kaçar ve hükümet binasina siginirlar. Orada bulunan ve
sayisi az olan jandarma birligi havaya ates ederek saldiriyi durdurmaya
çalismis, ancak basarili olamamistir. Kortejdekilerin kaçmak zorunda
kalmasi sonucu ortada sahipsiz kalan cenazeleri askeri birlik alir ve
Devlet Hastanesinin morguna götürür.
Bu arada, fasist saldirganlar gruplar halinde, sehir içine dalmis,
Alevilerin yogun oldugu mahallelere dagilarak önüne gelenleri dövmeye, ev
ve isyerlerini tahrip etmeye baslamisti. CHP, DISK, TÖB-DER, POL-DER,
TIKP, Tekstil Sendikasi ve Saglik Müdürlügünün binalarini yakip yikan
saldirganlar, av tüfegi satan bazi dükkanlari talan ederek silahlarini
götürürler. Sokak ve mahalle aralarinda girdikleri çatismalar sonucu,
saldirganlarin üçü hayatini kaybeder: Cemil KARADUTLU, Memili BAKICI,
Hamza YILMAZ. Olaylar, askeri birlikler tarafindan ancak geç saatlerde
denetim altina alinabilir. Saldiri sonucu, 100’e yakin isyerinin tahrip
edilerek yakildigi saptanir. 22 Aralik günü böyle noktalanir.
2. Toplu katliam baslatiliyor
Gelismelerin iyiye dogru olmadigini gören Alevi, CHP ve diger sol
partilerle demokratik kitle örgütlerinin temsilcilerinden olusan bir grup,
ayni gün Valiye, Emniyet Müdürüne, Jandarma Alay Komutanina giderek ertesi
günün olayli geçeceginden endise ettiklerini belirtir ve önlem alinmasini
isterler. Vali ve yetkililer kaygisizca güvence verirler: “Devlet
güçlüdür, her olayin üstesinden gelecek güçtedir. Önlemler alinmistir.
Vatandaslar emin olsunlar.” Oysa ögretmenlerin cenaze töreninde ertesi
günün kanli geçeceginin somut belirtileri vardi. Her nedense, çevre
illerden güvenlik yardimi istenmedigi gibi, yeterince önlem alma yoluna da
gidilmez.
Fasist gruplar ve yandaslari, cenaze töreniyle ilgili saldiri olayini
degerlendirerek 23 Aralik 1978 günü baslatilacak katliamin planini yeniden
gözden geçiriyorlardi. Saldiri için gerekli sopa, demir çubuk, benzin ve
gaz, paçavralar, kazma, kürek gibi araç ve gereçlerini tamamlayarak
güvenli evlerde saklamaya; saldiriyi yönetecek kadrolarini belirleyerek
eksiklerini gidermeye çalisiyorlardi.
23 Aralik Cumartesi yapilacak saldiriya ve katliama halki da katmak için
camilerde ve belediye hoparlöründen yapilacak çagrinin metni hazirlanir.
sabahinda Belediye hoparlörü ve camilerden, sabah saatlerinden itibaren
araliksiz olarak, “Dünkü olaylarda komünist ve Aleviler tarafindan sehit
edilen üç din kardesimizin cenazesi kalkacaktir. Bütün din kardeslerimiz
buna katilsinlar, son görevlerini yapsinlar” seklindeki duyuru yapilmaya
baslanir. Yatsi ve sabah namazinda da cami imamlari ayni çagriyi yaparlar.
Artik katliamin hazirliklari tamamlanmistir ve saldiri emri
beklenmektedir.
Belediye hoparlöründen yapilan anonsu durdurmak için giden Yzb. Bülent
ENGIN karsilastigi durumu söyle anlatiyor:
“... 23. 12. 1978 günü, saat 06.30’dan itibaren verilen görev geregince
Egitim Enstitüsü ve çevresinde tertibat alindigini; saat 08.00’e dogru
askerlerin Belediye hoparlöründen tahrik edici yayin yapildigini
bildirmeleri üzerine Belediye hoparlörlerini dinledigini; hoparlörlerden
‘Vatandaslar, din kardeslerimiz, toplanip aksamki olaylarda ölen
ölülerimizi gömelim’ seklinde yayin yapildigini; bundan sonra sehrin
çesitli kesimlerinde yer yer dumanlar görüldügünü ve silah seslerinin
gelmeye basladigini; yakindaki belediye binasina giderek yayin odasina
girdigini; yayin odasinda kimsenin olmadigini, etrafta bulunanlara, ‘Bu
yayini kim yapti?’ diye sordugunda, bilmediklerini söylediklerini; saat
10.30’a dogru sokaga çikma yasagi konuldugunu ve bu yasagin belediye
hoparlöründen yayinlatilmasi emrinin kendisine verildigini; bunun üzerine
tekrar belediye yayin odasina girdigini, orada bulunan polis memurunun
sokaga çikma yasagina iliskin Valilik emrini daha önce getirdigi halde
yayin yapmadiklarini kendisine söyledigini; orada bulunan memurlara
sordugunda, ‘Su anda Belediye Baskani uyuyor, onun emri olmadan yayin
yapmayiz’ dediklerini, bunun üzerine Belediye Reisinin iznine gerek
olmadigini, sokaga çikma yasagi duyurusunun 10 dakikada bir yayinlanmamasi
halinde yayin odasina el koyup yayin yapmayanlari tutuklayacagini
söylemesi üzerine duyurunun belediye hoparlöründen yayinlanmaya
basladigini; Egitim Enstitüsü yukarisindaki Hükümet Konagi önünden geçen
Trabzon Caddesi üzerindeki büyük bir grubun oradaki dükkanlari tahrip
ettiklerini...” 12
Askeri yetkilinin belirttigi gibi, belediye hoparlöründen yapilan anons
hem halki tahrik etmekte, hem saldirinin baslatilmis oldugunun isaretini
vermektedir. Bunun üzerine, katil fasistler, mahallelere dagilarak
saldiriya baslamislardir.
23 Aralik günü, mahallelere yaygin ve sistematik saldiri baslatilir.
a) Mahallelere Saldiri
Yörükselim ve Magarali Mahallesi
Sabahin ilk saatlerinde, Abdurrahman Kurt’un evine civardaki evlerden
otomatik silahlarla ates edilmis; gazli paçavralar ateslenerek evin içine
atilmistir. Daha sonra eve giren fasistler, evdeki insanlari feci sekilde
döverek iskence etmistir. Sokaklarda dolasan baska bir grup, silahla
evlere ates etmektedir.
Yörükselim Mahallesine giden saldirgan gruba katilmak, destek vermek için
Uzunoluk Caddesi üzerinde toplanan üç bine yakin ve ellerinde MHP bayragi
bulunan bir topluluk, “Alevilere ölüm, komünistler Moskova’ya, milliyetçi
Türkiye” sloganlariyla harekete geçer. Askeri birlikler saldirganlari
engellemeye çalismis, ancak topluluk, içlerindeki maskeli kisilerin, “Ne
duruyorsunuz, Yörükselim’de arkadaslarimiz sehit ediliyor, yürüyelim”
tahrikiyle barikati yaran topluluk, Yörükselim’deki saldirgan gruba
katilmistir. Ellerinde sopa, demir çubuk, odun, balta, nacak, silah ve
patlayici maddeler bulunan saldirganlar, önceden isaretlenmis Alevi
evlerini tahrip ederek atese veriyorlardi. Mahallede, bazi kisilerin,
saldirganlara karsi savunmak amaciyla ates açtiklari, birkaç kisinin
öldügü söylenir. Yörükselim Mahallesini isgal eden fasistlerin bir grubu,
Ahirdagi eteklerindeki Çamlik bölgesinde bulunan Alevi evlerine yönelir,
ancak burada sol bir grubun direnisiyle karsilasir; karsilikli çatisma
sonucu taraflardan ölenler olur.
Sayisi bini bulan bir saldirgan toplulugu Magarali Mahallesini basmis,
evlerinden disari çikardiklari Alevileri kursuna dizmislerdir. Katliam
sonrasi, dere içinde Alevilere ait kokusmus 16 ceset bulunmustur.
Katliami yasayanlar anlatiyor:
“... Hep ellerinde Alman tüfegi, mavzer, makineli tüfekler vardi.
Kadinlarimizin memeleri kesildi. Alti aylik çocugumuza kursun sikildi.
Kollari kesildi, kafalari dövüldü (ezildi). Kadinlarimizin hem ölüsüne
hakaret ettiler, hem dirisine. Kocasinin yaninda yaptilar. Kocasi dedi
‘Allah’tan korkun’. Kocasini çektiler öldürdüler. Ardindan kadini
öldürdüler. 20 yasinda bir babayi ogluyla birlikte öldürdüler. Gözlerine
sis soktular insanlarin. Seyrantepe’de Kasanli (...)ün karisinin irzina
geçip, kursuna dizdiler. Daha sonra külotunu çikarip sokaga attilar.
Kalayci Sah Ismail’e de baltayla vurup beynini parçaladilar....” 13
Mahmut DUMAN: “Evimiz, Yörükselim Mahallesi Çesme Sokaktadir. Evde
oturuyorduk. Sokaktan ve evimizin yakinindan silah sesleri gelmeye
basladi. Pencereden baktigimizda, büyük bir kalabalik gördük; ellerinde
sopa, satir gibi cisimler vardi. Bagiriyorlardi. Bizim evin üst tarafinda
bulunan birkaç evi yakmislardi. Evlerin penceresinden alevler
yükseliyordu. Bizim evi sardilar, biri ‘Bu evdekilere dokunmayin’ diye
bagiriyordu. Kalabalik evimizin etrafindan dagilarak baska tarafa gitti.
... Daha sonra, tahminen saat 12.00 siralariydi. Disaridan evimize silahla
ates edildi. Sokakta 25-30 kisi gaz doldurduklari siseleri atesleyerek
pencereden içeriye attilar. Içerisi alev aldi. Bir grup da kapiyi zorladi
ve kirarak içeriye girdi. Ellerinde tahta, nacak, silah vardi. Bizi evden
disari çikardilar, ellerimizi basimizin üstünde tuttuk. Bu sirada bize
ates ettiler. Oglum Mehmet Duman öldü. Biz de yaralandik. Askerler geldi,
bizi alip götürdüler.” 14
Hüseyin ÜN: “Yörükselim Mahallesi Çamlik Caddesi Balkaya Sokaginin basinda
evde oturuyoruz. 23. 12. 1978 Cumartesi günü hastanenin önünden silah
sesleri ve bagirtilar geldi. Evin önüne çiktik ve baktik. Ellerinde silah
ve çesitli saldiri malzemesi bulunan kalabalik bir grup bize dogru
geliyordu. Gelen grubu, evimize yaklastirmamak için tas attik. Onlar da
silahla bize ates ettiler. Kaçarak evin içine girdik. O sirada askerler
geldi, saldirganlari uzaklastirdilar. Ögle zamaniydi, askerler gitti.
Askerlerin gittigini gören saldirgan grup tekrar mahalleye daldi. Evimizi
otomatik silahla taradilar. Eve girdiler, sopalarla bizi dövdüler; sonra
bizleri siraya dizdiler, silahla taradilar. Kamil GÜLSEN, Zeynep ÜN ile
Yusuf LAKAP öldürüldüler. Beni ve Sakir’i öldü diye orada biraktilar.
Yaraliydik, askerler geldi ve bizi hastaneye götürdüler.” 15
Meryem POLAT: “Bes çocugum, damadim ve kizimin nisanlisi vardi. Evimiz,
mahallenin en ucundaydi. Ortalardaki bir eve gittik. Sabahtan baslayip
ikindiye kadar bütün evleri yaktilar. Bir çocuk kazanda yakildi. Bizim
evin de yandigini duydum, çocuklarla gittik, baktik yaniyordu. O sirada
bagira bagira 100 kadar kisinin geldigini gördük. Hemen yanan evin
bodrumuna sigindik. Her seyi tekrar talan ettiler. Biz bodrumda suyun
içindeydik; üstümüz tahtaydi. Tahtalar yaniyor, üstümüze düsüyordu. Evim
kül oldu. Bodrumda sekiz kisiydik, orada oldugumuzu anlamadilar, çikip
gittiler. Askerler gelip bizi Ticaret Lisesi’ne götürdüler” 16
Yörükselim ve Magarali Mahallesinde; Zekeriya, Gülsen, Kamil ÜN, Sah
Ismail KALAYCI, Mahmut DUMAN, Evliya ERMIS, Hasan ÖZTAS öldürülmüs, çok
sayida insan da yaralanmistir. Yörükselim’de 129 ev ile 14 isyeri;
Magarali Mahallesinde de 45 ev ile 2 isyeri tahrip edilerek yakilmistir.
Katliamdan önce, bu mahallelerde bulunan Hasköy Sokaginda 32, Alanya
Sokaginda 6, Karacaköy Sokaginda 13, Elbistanlilar Sokaginda 12 ve Göksun
Sokaginda da 3 evin kapisina kirmizi isaret yapildigi ve yeni numaralarin
yazildigi askeri görevlilerce tespit edilmistir. 17
Serintepe Mahallesi
23 Aralik sabahinin ilk saatlerinde saldirgan bir grup mahalleyi basar.
“Aleviler, diger mahallelerde Müslüman kardeslerimizi, kadinlarimizi
katlediyorlar. Camileri atese veriyorlar” seklindeki kiskirtmalarina
kapilan ve daha önce tarafsiz görünen birçok Sünni de onlara katilmisti.
Alevilere ait önceden isaretlenmis evlere giren ve içerdekileri, sopa,
satir ve silahla iskence ederek öldüren saldirganlar, evleri atese
vermislerdir.
Olayi yasayanlar anlatiyor:
Murat BOZKURT: “23.12.1978 günü sabah saat 08.30 siralariydi. Bakkal
Murat’in evinin önüne minibüs, kamyon ve traktörlerle insanlar getirildi.
Kisa sürede kalabalik büyüdü. Sonra ‘Müslüman Türkiye, Komünistler
Moskova’ya Allah’ini seven gelsin, Alevilere ölüm, Alevileri yasatmayalim’
sloganlariyla bagirarak yürüyüse geçtiler. Ellerinde kesici, delici
aletler, tas sopa ve uzun menzilli silahlar vardi. Biz, Imam ERGÖNÜL’ün
evinde bulunuyorduk. Evin etrafini sardilar. Taslarla camlarini kirdilar.
Sonra baska tarafa dogru bagirarak gittiler. Aradan birkaç dakika
geçmemisti ki, tekrar geldiler. Eve hücum ederek, evin tavanini deliciyle
delmeye çalistilar. Evin içine, gaza batirilmis bez parçalarini
atesleyerek atiyorlardi. Pencereden patlayici madde attilar. Evin içini
alevler sardi. Kadin, çocuk bagirarak korunmaya çalisiyorduk. Baska bir
grup da demir kapiyi sökmeye çalisiyordu. Içerde hiçbir sey yapamiyorduk..
Atesi söndürmeye çalisirken kapiyi kirip içeriye dolustular. Bizlere sopa,
nacak, kiliç gibi kesici aletlerle vurmaya basladilar. Her tarafimiz kan
içindeydi. Küfür ve hakaret ediyorlardi. Yalvarmalarimiz çevrede
yankilaniyordu. Bir yanda yanan ev ve esyalar, bir yanda yaralilar ve akan
kanlar tüyleri ürpertiyordu. Bizi siraya dizdiler, silahla ates ettiler.
Imam , Hüseyin, Güllü ERGÖNÜL ile Haci Bektas BOZKURT ve Mahmut ÜNAL’i
öldürdüler. Birkaçimiz da agir yaralandik. Kargasa ortasinda bir firsatini
bulup (Ben, Ibrahim BOZKURT, Mercan BOZKURT ve Sultan ATES) disari kaçtik.
Oradan Magarali Deresinin öbür tarafinda bulunan Molla TABAK’in evine
sigindik. Sonra askerler geldi, bizi Kislaya götürdüler. Yakinlarimiz
öldürüldü. Evlerimiz, esyalarimiz tamamen yandi...” 18
Hatun KÖSE: “23.12.1978 Cumartesi günü sabahin ilk saatlerinde bakkal
Murat’in evinin önüne arabalarla, kamyonlarla çok kisi geldi. Hepsinin
elinde tahra, satir, nacak, silah, sopa vardi. Topluca yürüyüse geçtiler.
‘Durmayin, 5 yasindan 90 yasina kadar durmayin, Komünist Alevileri
öldürün, kim bunlari öldürürse cennetlik olacaktir. Kahrolsun Komünistler,
Yasasin Türkes’ diye bagiriyorlardi. Yörükselim Mahallesine dogru
yürüdüler. Çok sürmedi, geri döndüler. ‘Vurun, kirin, öldürün’ diye emir
veriyorlardi. Alevilerin evlerine saldirdilar, yakmaya, tahrip etmeye
basladilar. Bir grup da ellerindeki silahlarla pencerelerden içeriye ates
ediyorlardi. Biz de korkumuzdan Mehmet POLAT’in evine sigindik.
Sigindigimiz bu eve de saldirdilar. Tas ve sopalarla pencereleri kirdilar.
‘Vurun komünist Alevilere’ diye sürekli bagiriyorlardi. Mehmet POLAT’in
kapisinin önünde oturan 80 yasindaki M. Ali GÜNER’in boynuna tahrayi
dayadilar. ‘Müslüman misin, degil misin?’ diye soruyorlardi. Bu sirada
askerler yetisti, saldirganlari uzaklastirdilar. Askerler sira halinde
evlerin önünde nöbet tuttular. O sirada saldirganlarin cephanelige
yürüdüklerinin haberi gelince, askerler oraya dogru kosarak gittiler.
Askerler gidince saldirganlar, gruplar halinde asagidan ve yukaridan
silahla ates ettiler. Evlerin üzerinde kursunlar vizir vizir gidiyordu.
Can korkusuyla yerlerde sürünerek kaçmaya çalisiyorduk. Bu sirada Hüseyin
KILIT ile Hatice TEMIZ atilan kursunlarla yaralandilar. Sürünerek,
çömelerek Magarali Deresini geçtik. Molla TABAK’in evine zor bela
yetiserek içeri girdik. Bu sirada içeri girmekte olan Hüseyin ve karisi
Fatma BAZ vurularak öldürüldü. Fatma BAZ’in kucagindaki küçük çocugu 6
aylik Yilmaz da kursunla vurularak öldürüldü. Sigindigimiz Molla TABAK’in
evinin etrafini sardilar. Her taraftan yagmur ve dolu gibi kursunlar
geliyordu. Evin camlari, kapilari delik-desik olmustu. Biz içerdekiler de
yerlere uzanarak kursunlardan saklanmaya çalisiyorduk. Saldirganlarin
elinde üç hilalli bayraklar vardi. Topluca hücuma geçtiler. Bizler korku
içinde birbirimize sarildik. Tam içeri girecekleri sirada askerler
yetisti, bizi alip askeri kislaya götürdüler. Ölüler orada kaldi.
Esyalarimizin bir kismini alip götürüyorlardi, geri kalani evle birlikte
yaktilar. Bizler de esirler gibi ortada kaldik. O günlerde Maras’ta
devletin yerini fasist saldirganlar almisti..” 19
Kamil BERK: “23. 12. 1978 günü, geceden beri bir seylerin olacaginin kusku
ve korkusunu yasiyorduk. Ama yine de, devlet var diye biraz güveniyorduk.
Ne bilelim ki, ... sabahin ilk saatleriydi, günes dogmak üzereydi.
Mahallenin sokaklarinda sopali, silahli, baltali büyük bir grup bagirarak
yürüyorlardi. Magarali Deresini geçerek Ahmet TABAK’in motorunu yaktilar.
Sonra Ahir Dagina dogru gittiler. ‘Allahini, peygamberini seven, eli
balta, silah, sopa tutan yürüsün, Alevileri öldürelim, komünistleri
içimizden temizleyelim’ çagrisiyla ve bagirmalariyla mahalle içinde
saldiriya geçtiler. Bu sirada askerler geldi, saldirganlari asagi dogru
indirdiler. Ögleden sonra yeniden geldiler. Benzin siseleri vardi.
Alevilerin evlerine saldirdilar, evlerin penceresinden benzin siselerini
içeri attilar; arkasindan gazli bezleri atesleyerek içeri attilar. Evleri
atese verdiler. ‘Maras size mezar olur, vatan olmaz; Yasasin Türkes,
Yasasin MHP’ diye bagiriyorlardi. Ellerindeki uzun menzilli silahlarla
evlerimize ates etmeye basladilar. Korkudan kaçip kurtulmak isteyenlere
arkadan ates edip öldürüyorlardi. Bu sirada evden çikmakta olan Cemal
BAYIR ve Ali ÜN’e silahla ates ettiler ve öldürdüler. Biz de Molla
TABAK’in evine sigindik. Bu eve de ates ettiler. Merdiven basinda içeri
girmeye çalisan Fatma BAZ ile Zeynep AYDOGDU’yu kursunla öldürdüler. Fatma
BAZ’in kucagindaki 6 aylik oglu Yilmaz da kursunla öldürüldü. Molla
TABAK’in evine çok insan siginmisti. Disaridan yagmur gibi kursun
geliyordu. Evin camlari, kapilari delik desik olmustu. Bizler içerde
birbirimize sarilarak hem agliyor, hem korunmaya çalisiyorduk. Askerler
geldi, hepimizi kislaya götürdüler. Evlerimiz, esyalarimiz hem yagmalandi,
hem yakildi.” 20
Serintepe Mahallesinde, Hatice GÖRÜR, Ali ASLAN, Cemal BAYIR, Ali ÜN,
Fatma BAZ, Yilmaz BAZ, Hüseyin BAZ, ZeynepAYDOGDU, Imam ERGÖNÜL, Haci
Bektas BOZKURT, Hüseyin ERGÖNÜL, Güllü ERGÖNÜL, Mahmut ÜNAL, Ismail KARACA
öldürüldü. 96 ev de tahrip edilerek yakildi.
Yusuflar Mahallesi
23 Aralik Cumartesi günü sabahi, ellerinde çesitli saldiri malzemesi olan,
önlerinde maskeli kisilerin bulundugu bine yakin saldirgan, sloganlarla
Yusuflar Mahallesini çember içine aldi ve Alevilerin evlerine otomatik
silahlarla ates etmeye basladi. Saldirganlar, daha sonra kapilarini
kirarak içeriye girdikleri evlerde bulunanlari satir, sopa ve silahla
dövdüler ve öldürdüler.
Naciye-Habibe ÜNVER: “Yusuflar Mahallesi Dalyan Sokakta oturuyorduk. 23.
12. 1978 sabahi saat 09.00 siralarinda saldirgan bir grup evimizi basti.
Korkumuzdan, komsumuz Osman KÜÇÜKBESE’nin evine gittik. Hepimiz bir odada
gizlenmeye çalisiyorduk. Saldirganlarin sayisi tahminen bes alti bin kisi
kadardi. Önce evimizi yagmaladilar, esyalarimizi disari çikararak
yaktilar. Bir grup saldirgan da saklandigimiz evi basti. Saklandigimiz
odanin kapisini içerden kilitlemistik, kapinin kilidini ve kapiyi
taradilar. Içerde bulunan Mehmet ÜNVER alnindan kursunla yaralandi. Kapiyi
kirdilar, odaya daldilar. Içerde bulunan erkekleri (eve siginan Ünver
ailesinin erkekleri) alip disariya çikardilar. Yol üzerinde ‘Allahini
seven vursun’ diye bagirdilar. Topluca tas, sopa, balta ile vurmaya
basladilar. Malik ÜNVER’i öldürdüler. Bu sirada Mehmet ve karisi Döndü
ÜNVER, kaçarak karsidaki komsumuz Nebahat ALBEZ’in evine siginmaya
çalisiyorlardi. Arkasindan kosan saldirganlar her ikisini de yakalayarak,
öldürdükleri Malik’in cenazesinin yanina götürdüler. Bu arada Mehmet ve
karisi Döndü ‘Her ikimizi birden öldürün’ diye bagirdilar. Her ikisine
önce sopa ve tasla vurdular, sonra silahla öldürdüler. Bu sirada,
saldirganlar yanlislikla bir arkadaslarini da vurdular. Onun cenazesini
hemen alip kaçirdilar. Disardaki kalabalik büyüdü. Sonra ‘Müslüman
Türkiye, Komünistler Moskova’ya Allah’ini seven gelsin, Alevilere ölüm,
Alevileri yasatmayalim’ sloganlariyla bagirarak yürüyüse geçtiler.
Ellerinde kesici, delici aletler, tas sopa ve uzun menzilli silahlar
vardi. Biz, Imam ERGÖNÜL’ün evinde bulunuyorduk. Evin etrafini sardilar.
Taslarla camlarini kirdilar. Sonra baska tarafa dogru bagirarak gittiler.
Aradan birkaç dakika geçmemisti ki, tekrar geldiler. Eve hücum ederek,
evin tavanini deliciyle delmeye çalistilar. Evin içine, gaza batirilmis
bez parçalarini atesleyerek atiyorlardi. Pencereden patlayici madde
attilar. Evin içini alevler sardi. Kadin, çocuk bagirarak korunmaya
çalisiyorduk. Baska bir grup da demir kapiyi sökmeye çalisiyordu. Içerde
hiçbir sey yapamiyorduk.. Atesi söndürmeye çalisirken kapiyi kirip içeriye
dolustular. Bizlere sopa, nacak, kiliç gibi kesici aletlerle vurmaya
basladilar. Her tarafimiz kan içindeydi. Küfür ve hakaret ediyorlardi.
Yalvarmalarimiz çevrede yankilaniyordu. Bir yanda yanan ev ve esyalar, bir
yanda yaralilar ve akan kanlar tüyleri ürpertiyordu. Bizi siraya dizdiler,
silahla ates ettiler. Imam , Hüseyin, Güllü ERGÖNÜL ile Haci Bektas
BOZKURT ve Mahmut ÜNAL’i öldürdüler. Birkaçimiz da agir yaralandik.
Kargasa ortasinda bir firsatini bulup (Ben, Ibrahim BOZKURT, Mercan
BOZKURT ve Sultan ATES) disari kaçtik. Oradan Magarali Deresinin öbür
tarafinda bulunan Molla TABAK’in evine sigindik. Sonra askerler geldi,
bizi Kislaya götürdüler. Yakinlarimiz öldürüldü. Evlerimiz, esyalarimiz
tamamen yandi...” 18
Hatun KÖSE: “23.12.1978 Cumartesi günü sabahin ilk saatlerinde bakkal
Murat’in evinin önüne arabalarla, kamyonlarla çok kisi geldi. Hepsinin
elinde tahra, satir, nacak, silah, sopa vardi. Topluca yürüyüse geçtiler.
‘Durmayin, 5 yasindan 90 yasina kadar durmayin, Komünist Alevileri
öldürün, kim bunlari öldürürse cennetlik olacaktir. Kahrolsun Komünistler,
Yasasin Türkes’ diye bagiriyorlardi. Yörükselim Mahallesine dogru
yürüdüler. Çok sürmedi, geri döndüler. ‘Vurun, kirin, öldürün’ diye emir
veriyorlardi. Alevilerin evlerine saldirdilar, yakmaya, tahrip etmeye
basladilar. Bir grup da ellerindeki silahlarla pencerelerden içeriye ates
ediyorlardi. Biz de korkumuzdan Mehmet POLAT’in evine sigindik.
Sigindigimiz bu eve de saldirdilar. Tas ve sopalarla pencereleri kirdilar.
‘Vurun komünist Alevilere’ diye sürekli bagiriyorlardi. Mehmet POLAT’in
kapisinin önünde oturan 80 yasindaki M. Ali GÜNER’in boynuna tahrayi
dayadilar. ‘Müslüman misin, degil misin?’ diye soruyorlardi. Bu sirada
askerler yetisti, saldirganlari uzaklastirdilar. Askerler sira halinde
evlerin önünde nöbet tuttular. O sirada saldirganlarin cephanelige
yürüdüklerinin haberi gelince, askerler oraya dogru kosarak gittiler.
Askerler gidince saldirganlar, gruplar halinde asagidan ve yukaridan
silahla ates ettiler. Evlerin üzerinde kursunlar vizir vizir gidiyordu.
Can korkusuyla yerlerde sürünerek kaçmaya çalisiyorduk. Bu sirada Hüseyin
KILIT ile Hatice TEMIZ atilan kursunlarla yaralandilar. Sürünerek,
çömelerek Magarali Deresini geçtik. Molla TABAK’in evine zor bela
yetiserek içeri girdik. Bu sirada içeri girmekte olan Hüseyin ve karisi
Fatma BAZ vurularak öldürüldü. Fatma BAZ’in kucagindaki küçük çocugu 6
aylik Yilmaz da kursunla vurularak öldürüldü. Sigindigimiz Molla TABAK’in
evinin etrafini sardilar. Her taraftan yagmur ve dolu gibi kursunlar
geliyordu. Evin camlari, kapilari delik-desik olmustu. Biz içerdekiler de
yerlere uzanarak kursunlardan saklanmaya çalisiyorduk. Saldirganlarin
elinde üç hilalli bayraklar vardi. Topluca hücuma geçtiler. Bizler korku
içinde birbirimize sarildik. Tam içeri girecekleri sirada askerler
yetisti, bizi alip askeri kislaya götürdüler. Ölüler orada kaldi.
Esyalarimizin bir kismini alip götürüyorlardi, geri kalani evle birlikte
yaktilar. Bizler de esirler gibi ortada kaldik. O günlerde Maras’ta
devletin yerini fasist saldirganlar almisti..” 19
Kamil BERK: “23. 12. 1978 günü, geceden beri bir seylerin olacaginin kusku
ve korkusunu yasiyorduk. Ama yine de, devlet var diye biraz güveniyorduk.
Ne bilelim ki, ... sabahin ilk saatleriydi, günes dogmak üzereydi.
Mahallenin sokaklarinda sopali, silahli, baltali büyük bir grup bagirarak
yürüyorlardi. Magarali Deresini geçerek Ahmet TABAK’in motorunu yaktilar.
Sonra Ahir Dagina dogru gittiler. ‘Allahini, peygamberini seven, eli
balta, silah, sopa tutan yürüsün, Alevileri öldürelim, komünistleri
içimizden temizleyelim’ çagrisiyla ve bagirmalariyla mahalle içinde
saldiriya geçtiler. Bu sirada askerler geldi, saldirganlari asagi dogru
indirdiler. Ögleden sonra yeniden geldiler. Benzin siseleri vardi.
Alevilerin evlerine saldirdilar, evlerin penceresinden benzin siselerini
içeri attilar; arkasindan gazli bezleri atesleyerek içeri attilar. Evleri
atese verdiler. ‘Maras size mezar olur, vatan olmaz; Yasasin Türkes,
Yasasin MHP’ diye bagiriyorlardi. Ellerindeki uzun menzilli silahlarla
evlerimize ates etmeye basladilar. Korkudan kaçip kurtulmak isteyenlere
arkadan ates edip öldürüyorlardi. Bu sirada evden çikmakta olan Cemal
BAYIR ve Ali ÜN’e silahla ates ettiler ve öldürdüler. Biz de Molla
TABAK’in evine sigindik. Bu eve de ates ettiler. Merdiven basinda içeri
girmeye çalisan Fatma BAZ ile Zeynep AYDOGDU’yu kursunla öldürdüler. Fatma
BAZ’in kucagindaki 6 aylik oglu Yilmaz da kursunla öldürüldü. Molla
TABAK’in evine çok insan siginmisti. Disaridan yagmur gibi kursun
geliyordu. Evin camlari, kapilari delik desik olmustu. Bizler içerde
birbirimize sarilarak hem agliyor, hem korunmaya çalisiyorduk. Askerler
geldi, hepimizi kislaya götürdüler. Evlerimiz, esyalarimiz hem yagmalandi,
hem yakildi.” 20
Serintepe Mahallesinde, Hatice GÖRÜR, Ali ASLAN, Cemal BAYIR, Ali ÜN,
Fatma BAZ, Yilmaz BAZ, Hüseyin BAZ, ZeynepAYDOGDU, Imam ERGÖNÜL, Haci
Bektas BOZKURT, Hüseyin ERGÖNÜL, Güllü ERGÖNÜL, Mahmut ÜNAL, Ismail KARACA
öldürüldü. 96 ev de tahrip edilerek yakildi.
Yusuflar Mahallesi
23 Aralik Cumartesi günü sabahi, ellerinde çesitli saldiri malzemesi olan,
önlerinde maskeli kisilerin bulundugu bine yakin saldirgan, sloganlarla
Yusuflar Mahallesini çember içine aldi ve Alevilerin evlerine otomatik
silahlarla ates etmeye basladi. Saldirganlar, daha sonra kapilarini
kirarak içeriye girdikleri evlerde bulunanlari satir, sopa ve silahla
dövdüler ve öldürdüler.
Naciye-Habibe ÜNVER: “Yusuflar Mahallesi Dalyan Sokakta oturuyorduk. 23.
12. 1978 sabahi saat 09.00 siralarinda saldirgan bir grup evimizi basti.
Korkumuzdan, komsumuz Osman KÜÇÜKBESE’nin evine gittik. Hepimiz bir odada
gizlenmeye çalisiyorduk. Saldirganlarin sayisi tahminen bes alti bin kisi
kadardi. Önce evimizi yagmaladilar, esyalarimizi disari çikararak
yaktilar. Bir grup saldirgan da saklandigimiz evi basti. Saklandigimiz
odanin kapisini içerden kilitlemistik, kapinin kilidini ve kapiyi
taradilar. Içerde bulunan Mehmet ÜNVER alnindan kursunla yaralandi. Kapiyi
kirdilar, odaya daldilar. Içerde bulunan erkekleri (eve siginan Ünver
ailesinin erkekleri) alip disariya çikardilar. Yol üzerinde ‘Allahini
seven vursun’ diye bagirdilar. Topluca tas, sopa, balta ile vurmaya
basladilar. Malik ÜNVER’i öldürdüler. Bu sirada Mehmet ve karisi Döndü
ÜNVER, kaçarak karsidaki komsumuz Nebahat ALBEZ’in evine siginmaya
çalisiyorlardi. Arkasindan kosan saldirganlar her ikisini de yakalayarak,
öldürdükleri Malik’in cenazesinin yanina götürdüler. Bu arada Mehmet ve
karisi Döndü ‘Her ikimizi birden öldürün’ diye bagirdilar. Her ikisine
önce sopa ve tasla vurdular, sonra silahla öldürdüler. Bu sirada,
saldirganlar yanlislikla bir arkadaslarini da vurdular. Onun cenazesini
hemen alip kaçirdilar. Disardaki kargasadan yararlanarak ben ve Habibe
ÜNVER, polis memuru Yasar ALTINKESEN’in evine sigindik. Sonra askerler
bizi alip kislaya götürdüler.” 21
Ismail YILMAZ: “Yusuflar Mahallesi Mutlugün Sokagi Dik Çikmazinda
oturuyorduk. 23.12.1998 Cumartesi günü, saat 10.00 siralarinda bir grup
‘Vurun kizil komünistlere, bunlara yasamak haramdir’ diye evimize
saldirdilar. Sopalarla vurdular, muhtelif yerlerimizden yaralandik. Babam
Ali, annem Hatice, agabeyim Hüseyin YILMAZ’a saldirdilar. Babam, anam ve
agabeyim, ‘Bizi öldürmeyin’ diye çok yalvardilar. Dereden kaçarak
hastaneye yetistim. Bir gün yattim, yaralarimi sardilar, ertesi gün
hastaneden çikip eve gittigimde annemin, babamin ve agabeyimin cesetlerini
evimizin kapisinin önünde gördüm. Babamin parmaklarini kesmislerdi, kanini
da bir kazanin içine akitmislardi. Annemin kafasini biriketle
parçalamislardi, yüzü taninmiyordu. Evimizi, esyalarimizi da yakmislardi.
Her sey kül olmustu.” 22
Elif ve Gülizar NERGIZ: “Yusuflar Hekimoglu Sokakta oturuyoruz. 23.12.1978
günü ögleden sonra ellerinde balta, et satirlari, tabanca, sopa, tas ve
Kuran bulunan saldirganlardan bir grup, ‘Allahini seven Alevileri
öldürsün’ diyor ve bagirarak yürüyorlardi. Evimize saldirdilar. Önce dis
kapiyi kirarak, duvarlari yikarak içeriye girdiler. Biz de korkumuzdan
evin bir kösesinde saklanmaya çalisiyorduk. Içeri girdiklerinde Ismail
NERGIZ’in basina balta ile vurdular, yere yikildi. ‘Hangi mezheptensiniz?’
diye sorgulamaya basladilar. Ismail agir yaraliydi, konusamiyordu, cevap
veremiyordu. Sonra Ismail’in bacagindan tutup, yerde sürükleyerek sokaga
çikardilar. Bir süre sokakta dolastirdilar. Sonra tekrar eve getirdiler ve
öldürdüler. O sirada Zeynep NERGIZ Ismail’in üzerine atildi ve aglayarak
cesedine sarildi. Acimadan Zeynep’e de ates ettiler ve onu da öldürdüler.
Cesetlere sopayla vuruyorlardi. Bu firsattan faydalanarak komsumuz Mehmet
BALTACI’nin evine sigindik. Sonra askerler geldi, bizi kislaya
götürdüler...” 23
Fatma SENGÜL: “Yusuflar Mahallesi Neseligün Sokakta oturuyoruz. 23.12.1978
ögleye dogru cadde üzerinde bagiriyorlardi. Silah sesleri geliyordu.
Disariya baktik, yollar ve sokaklar saldirganlarla dolu. Ellerinde et
satirlari, tahra, balta, sopa, silah gibi seyler görünüyordu. Eli silahli
bir grubu görünce ev sahibimiz Serife KARAASLAN’in evine gittim. Buraya
gelen saldirgan grup ‘Burada Alevi var mi, bize verin öldürelim. Yoksa
evinizi yikariz’ diye tehdit ettiler. Ev sahibinin sözleri üzerine geri
gittiler. Bir süre sonra tekrar geldiler, beni alip yakinimizda olan Yesil
Cami’ye götürdüler, orada ‘Salavat getir bakalim Müslüman misin?’ dediler.
Salavati getirdim, beni biraktilar. Tekrar ev sahibinin yanina geldim. Bir
süre sonra baska bir grup geldi ‘Bu evde Alevi varmis yakacagiz’ diye
bagirdilar. Ev sahibi Serif KARAASLAN, saldirgan gruba Müslüman oldugumu
söyledi. Öyleyse pencereye gelsin ‘Eshedü çeksin’ dediler. Pencereye
çikarak eshedüyü çektim. Beni alkisladilar.
Saldirgan grup, bu defa Ali AKINCI’nin evine hücum etti. Esyalarini
disariya atip yaktilar. Civardaki bir komsuya siginmis olan Ali AKINCI’yi
yakalayarak ‘Salavat getir. Müslüman misin?’ diye sikistirdilar. Ali, ‘Ben
Müslümanim’ dediyse de ‘eshedü’ çekemedi. Bunun üzerine Ali AKINCI’yi
vurdular. Ev sahibi ise ‘Adam zaten yasli ve hasta bir kisi, birakin evine
gitsin’ demesi üzerine biraktilar. Fakat baska bir saldirganin, ‘Adami
neden biraktiniz, Alevi ayagimiza gelmis, neden öldürmediniz?’ demesi
üzerine, evine yeniden girerek Ali AKINCI’yi öldürdüler...” 24
Leyli ÜNVER: “Ögretmenlerin cenazelerini camiye koymadilar. Hükümet ve
polis dedi ki, ‘Dükkanlarinizi kapatip, evlerinize girin’. Saat 7.00’de
eve tikildik. Babamiz, ‘Bari gelin hep beraber oturup, bir çay içelim’
dedi. Çayi hazirladik, içmeden saldirdilar. Sabah 9.00’da camide toplanip
saldirdilar. Baska bir eve saklandik. Analik kaçmadi, avluda kaldi
ihtiyar. Evi atese verdiler, ev ates alinca analik bagirdi, ‘Abdullah,
Ibrahim beni kurtarin’ diye. Ikisi de kostular, ikisi de vuruldu o sirada.
Ortanca oglumu kucagima aldim, Malik kucagimda öldü. Bey de ben de
yaraliydik. Hep saçma yarasi. Büyük oglan geldi. ‘Gelme’ dedim geldi. Biri
7.5 aylik bebeleri var. Bebeleri kapip, komsuya saklandim. Komsu bizden
degildi. Elbistanli bir polisti. Sonra disari kostum, çaya gittim.
Mahmut’u boklu çaya atmislar, yarali ‘ölüyorum’ diyor. Ibrahim’le
çikardik. Bir eve gittik, saklasinlar diye. Içeri almadilar. Ibrahim
çarsiya gitti, Vali’ye gitmis. Vali, ‘Ne dolasiyorsun, dava daha savulmadi
git’ demis. Geri geldi. Bir kalabalik geliyordu motorla, motora bindik;
motor hastaneye götürmedi. ‘Hastaneye götürmeye yetkim yok’ dedi. Ne
demekse? Saglik Ocaginda hep bize saldirdilar, beyin agzina silah
tuttular. ‘agzini aç’ dediler, vurdular. Ibrahim de kucagimda öldü. Ben
yarali yarali sürünerek içeriye girip saklandim. Sakalli bir adam gördü,
saklandigim odanin kapisina dayandi. Ölü sandi. ‘Su sarmutayi kocasinin
üstüne atin’ diye disaridakilere verdi beni. Üstümüzden paralari, dükkanin
anahtarlarini, her seyi aldilar. Gerisini bilmiyorum. Bir asker, ‘Kadinda
can var’ dedi. Duyuyorum, ama dilim dönmüyor. ‘Cenazeye atmayin’ dedi.
Hastaneye götürdüler. Oradan helikopterle Adana’ya, 15 gün ameliyatta
kaldim.” 25
Yusuflar Mahallesinde; Mehmet ÜNVER, Döndü ÜNVER, Malik ÜNVER, Zöhre
YILDIRIM, Abdurrahman YILDIRIM, Gülsüm AKIRMAK, Hasan AKIRMAK, Ali YILMAZ,
Hüseyin YILMAZ; Yusuf LEVENDIZ, Ismail NERGIZ, Zeynep NERGIZ, Ali AKINCI,
Hatice YILMAZ öldürüldü, 24 ev tahrip edilerek yakildi.
Dumlupinar Mahallesi
Ayni gün, saldirganlardan bir grup Orman Deresi civarinda bulunan Alevi
evlerine saldirir.
Saldiriyi Yasayanlar anlatiyor
Yeter ISBILIR: “Ali Riza ISBILIR kaynim olur. Dumlupinar Mahallesi Neyzen
Sokakta oturmaktayiz. Ali Riza ISBILIR’in polis memuru olan kardesi Haci
Veli’yle yeni evliyiz. Kaynim Ali Riza’nin evinde kaliyorduk. 23. 12. 1978
Cumartesi günü ögleden sonra tahminen saat 15.00 siralarinda ellerinde
balta, sopa, tahta, av tüfegi bulunan saldirganlar, oturdugumuz evin önüne
geldiler ‘Iste sari ögretmen Ali Riza ISBILIR’in evi’ diye bagirdilar.
Disaridan evi kursun yagmuruna tuttular. Bir kismi dama çikarak bacalari
yikmaya basladi. Sonra oturdugumuz evin kapisini, duvarlarini, kazma ve
baltayla kirarak, sökerek içeriye girdiler. Ben, odada bulunan elbise
dolabinin içine girdim, saklandim. Saldirganlardan bazilari ellerindeki
tahta ile dolaba vurmaya basladilar. ‘Aman ben varim’ bagirarak ve
aglayarak disariya çiktim. Tahta ile bana vurmak isterken, elimi önüne
siper ettim. Elim ve kolum agir yaralandi. Bir ara firsat bulup disariya
dogru kaçarken merdivenlerde kaynim ögretmen Ali Riza ISBILIR’in, karisi
Ayse’nin ve kizi Sebahat’in orada yerde yattiklarini, üzerlerinde
televizyon, biriket, tas, tahta parçalarinin bulundugunu, her taraflarinin
kan oldugunu görüp üzerlerine düstüm. Sonra kendime geldim ve kalktim,
asagiya dogru kaçmaya basladim. Arkadan tüfekle ates ettiler, omuzumdan
yaralandim. Sokakta birkaç evin kapisini dövdüm, hiçbiri içeri almadi.
Arkamdan kosarak beni yakaladilar; evdeki ölülerin yanina götürdüler.
‘Türk müsün, gavur musun?’ diye sorguya çektiler. Yaralarimdan kan
akiyordu. Ben de ‘Türküm, buraya yeni gelin geldim’ dedim. Birisi
‘Birakalim, bu Türkmüs’ dedi. Bazilari da ‘Elimize geçmisken öldürelim’
diyordu. Üzerimdeki bilezik, küpe ve altinlarimi aldilar. Sonra beni asagi
indirerek caddeye dogru götürdüler. Cadde üzerinde Ali Riza ISBILIR’in
oglu Mehmet’i sopa ve kalaslarla dövüyorlardi. Bir saldirgan, Mehmet
ISBILIR’e ‘Bu senin neyin oluyor?’ diye sordu. O da, ‘Benim amcamin
karisidir, yeni gelin geldi. Onu öldürmeyin’ dedi. Beni oradan alarak bir
dügün evine götürdüler. Sonra babamin evinin yakinina götürüp biraktilar.
Kaynim ögretmen Ali Riza, karisi Ayse, kizi Sebahat, oglu Mehmet ve esim
Haci Veli ISBILIR’i öldürdüler. Evlerini, esyalarini da yaktilar.” 26
Seyithan KÖSE: “Olay günü kalabalik bir grup, BALTA ailesinin evine
saldirdilar, atesle yakmaya çalisiyorlardi. Yanlarina giderek engel olmaya
çalistim. Saldirganlar ‘Senin kaninda da bozukluk var. Burada Aleviler
oturuyormus, onlari göster’ dediler. Karsi çikinca ellerindeki sopalarla
dövmeye basladilar, agir yaralandim, kaçtim ve evde saklandim. BALTA ve
SAGLAM ailesinin erkekleri de evlerinden çikarak tarlalara dogru kaçmaya
çalisiyorlardi. Arkadan siktilarsa da vuramadilar. Sonra dönüp evlerini,
esyalarini yaktilar.” 27
Serife BALTA: “23.12.1978 günü aksami evimizi yaktilar. Ben, babam Mehmet
Ali, dayim Ali ve dayimin oglu Mehmet SAGLAM ile birlikte, Orman Deresinin
altindaki tarlalara dogru kaçtik, o gece sogukta tarlalarda saklandik.
Ertesi gün Örsen köylüleri bizi orada gördüler. ‘Dört Alevi de bizim köye
nasip olsun’ diye bizi alip Örsen’e götürdüler. Orada Yasar KIRIK, bizi
kendi evine aldi. Bazi köylüler, ‘Öldürelim’ diyorlardi. Yasar KIRIK engel
oldu. Geceyi orada geçirdik. Bir sonraki gün Maras’a gitmek üzere yola
çiktik. Aksu’yu geçmistik ki, silahli sahislar bize saldirdilar. Kaçmaya
basladik, bir hendegin içine uzanarak saklanmaya çalistik. Ancak
saldirganlar, babami, dayim Ali’yi ve oglu Mehmet SAGLAM’i yakaladilar.
Tarlada kursuna dizdiler. Ben de yaraliydim, sürüklenerek, saklanarak
kaçtim...” 28
Dumlupinar Mahallesinde Elif ve M. Ali BALTA, Mehmet ve Ali SAGLAM, Ali
Riza, Sebahat, Ayse, Haci Veli ve Mehmet ISBILIR öldürülür, 12 ev ve
isyeri de tahrip edilerek yakilir.
Yenimahalle ve Sakarya Mahallesi
Yasayanlar anlatiyor
“Fasistler tarafindan öldürülen iki ögretmenin cenaze töreni sirasinda
çikan olaylardan sonra, saldirgan bir grup, “Müslüman Türkiye, komünistler
Moskova’ya” sloganlariyla mahalleler arasinda dolasmaya basladilar. Daha
sonra öncü sayilan 30’a yakin ülkücü, bir evde toplanarak 23.12.1978 günü
saldirilacak Alevilerin evlerini, saldirida kullanilacak sopa, dinamit,
gazyagi gibi malzemeleri ve görevlileri beliredi. 23 Aralik Cumartesi günü
sabahi, belirlenen Alevi evlerine otomatik silahlarla saldirdilar.
Pencerelerden içeriye patlayici ve yanici madde atarak yangin çikardilar.
Yangindan kurtulmak için disari çikanlari, kadin, çocuk, yasli demeden
sopalarla dövmeye basladilar. Erkekleri, kadinlari toplayarak ‘Kelime-i
sehadet’ getirmeye zorladilar.”
Kudret KUDRETOGLU: “Sakarya Mahallesi Üçüncü Selim Sokakta oturuyoruz.
23.12.1978 günü sabahi, yakinimizda bulunan Çinar Cami önünde 300-400
kisilik bir grup toplanmisti. ‘Müslüman Türkiye, Aleviler Moskova’ya,
Maras ovasi Müslümanlarin yuvasi’ diye bagiriyorlardi. Bizim sokaga dogru
yürüdüler. Saldirganlarin bazisi avcilar gibi giyinmislerdi. Bazilarinin
da yüzleri örtülüydü (Maskeli). Ellerinde av tüfegi, çivili tahta ve
benzeri silahlar, sopalar vardi. Evimizin önüne geldiler. Karsi komsumuz
Naime BALTACI, ‘Durun’ dedi. Mahalledeki Alevilerin evlerini tek tek
gösterdi. Naime kadin, ‘Müslüman olan, dinini, milletini seven yürüsün
Alevilerin üstüne’ diye toplulugu tahrik ediyordu. Bu sirada saldirganlar,
Habibe ÖZDEMIR’in evini tasladilar. Musa SUNA’nin evine yöneldiler. Damdan
bakiyorduk, Musa SUNA’nin evinin bulundugu taraftan duman ve alevler
çikmaya basladi. Biz de korkumuzdan ev sahibimiz Milcan BALAR’in evine
sigindik. Gece saat 03.00 siralarinda ev sahibi bizi uyandirip dedi ki,
‘Çinar Cami’nin bitisigindeki Kirikhanli Disçi’nin evinde 7 tane ölü var.
Onlarin acisindan bize rahat vermiyorlar. Alevileri çikarmazsaniz sizin
evi de yakacagiz diyorlar, durmayin gidin’. Biz de önce evimize gittik,
sonra Isadivanli Mahallesindeki Seker Apartmanina sigindik. Bizden sonra
evimizin esyalarini yaglamamislar, atese vererek yakmislar.”29
Nursel ve Songül METIN (Öldürülen Ilkögretim Müfettisinin kizlari):
“Yenimahalle Refet Efendi Caddesinde, Musa Suna’nin evinin alt katinda
oturuyorduk. Olaylardan bir hafta kadar önce, ellerinde defter, kalem olan
iki sahis geldi. ‘Nüfus sayimi için evlerin numaralarini yeniden
belirliyoruz. Kaç kisi oturduklarini yaziyoruz’ dediler. Sonra kapimiza
12/A numarasini yazdilar, yanina isaret koydular. 22. 12. 1978 Cuma günü
aksami mahallede büyük bir topluluk olustu. Arka sokakta oturan
Çokuçkunlarin taksisinin geceleyin sayisiz gidis-gelis yaptigini gördük.
Cumartesi sabahi saat 08.00 siralarinda ellerinde kirma av tüfegi, tas,
sopa, satir, Kuran bulunan 300-400 kisilik saldirgan grubu, ‘Müslüman
Türkiye, kahrolsun komünistler, Alevilere ölüm’ diye bagiriyordu..
Evimizin önünden geçip asagiya dogru gittiler. Bitisigimizdeki odun
deposundan da bu kalabaliga odun dagittilar. Saat 11.30 siralarinda
evimize saldirdilar. Korkudan hepimiz banyo ve tuvalet arasina sigindik.
Evin camlarini tasla kirip içeriye gazli mesaleler attilar, yatak odasina
attiklari bombanin patlamasiyla yangin çikti. Söndürmeye çalisirken, bu
sefer kursun yagmuruna tutulduk. Bu sirada babam (Süleyman METIN) somyanin
üstüne çikip disariya bakarken atilan kursunla karnindan yaraladi, yere
düstü. Mutfagin pencere demirini testere ile kesen saldirganlardan ikisi
içeri girdi ve babama teslim olmasini söyledi. Babam yaraliydi ve yerde
yatiyordu. ‘Çocuklarimla teslim oluyorum. Garanti verirseniz disariya da
çikacagim’ dedi. Bu sirada kapiyi açtilar, içeriye doldular. Babam,
T’eslim olduk, daha ne istiyorsunuz?’ dedi. Içeriye giren saldirganlardan
biri, elindeki tüfek ve sopayla yarali babami dövmeye basladi. Arkasindan
silah sesi geldi. Annem ‘Öldürdünüz’ diye bagirmaya baslayinca,
saklandigimiz yerden çiktik. Babam kanlar içinde yerde yatiyordu.
Saldirganlar, küçük kiz kardesim Hürriyet’in, babama sarilarak aglamasiyla
alay ederek gülüsüyorlardi. Sonra evin her tarafina gaz, benzin dökerek
atese verdiler. Odalar ve salon alev alev yaniyordu. Babamin cesedini
yanmamasi için disari çikarmaya çalisiyorduk. Saldirganlar ise ‘Birakin
kafir yansin’ diye bagiriyorlardi. Sonra cesedi atese dogru çektiler. Bizi
de sopayla dövmeye basladilar. Bizi evden çikardilar, sokaklarda
gezdirmeye basladilar. Bu arada pijamalarimizi asagiya indiriyor, çirkin
davranis ve hakaretlerde bulunuyorlardi. Toplulugun basinda bulunan
sakalli Mahmut DOGAN’in elinde et satiri bulunuyordu. Bizi, ‘Sizin
hesabinizi daha sonra görecegiz. Alevilerin son günü, boynunuzu vuracagiz’
diyerek korkuturken toplulugu da sürekli tahrik ediyordu. Bu sahsin
yaninda iki tane daha sakalli sahisla sari biyikli bir sahis bulunuyordu.
Toplulugun kiskirtilmasinda bunlar da rol aliyordu. Bizi Namik Kemal
Mahallesi Çerkezler Semtine götürdüler. Topluluktan birinin, ‘Müslüman
olan kizlara dokunmasin’ demesi üzerine, Egitim Enstitüsü ögrencisi
Ramazan PURKAYA, bizi toplulugun elinden aldi ve evlerine götürdü.
Saldirganlar yeniden bizim eve dogru yöneldiler. Bizi yeniden götürmeye
çalistilar, yalvardik, bizi biraktilar. Sinif arkadasim Hacer
BÜYÜKKÖSE’nin evine gittik. O sirada kadinli-erkekli bir grup arkamizdan,
‘Bunlarin kökünün sonu gelsin, kahpeler, orospular, Ecevit gelsin sizi
kurtarsin, sizin gibi Alevileri biz ne yapacagiz, komünistler’ diye
bagiriyor ve hakaret ediyordu. En sonunda, olay bölgesine gelen bir askeri
araçla vilayete götürüldük.” 30
Elif SUNGUR: “Enistem Ibrahim BILMEZ’in yaninda kaliyordum. 22.12.1978
Cuma gecesi komsularimiz Hasan ILDIRCAN ve Hasan YAKAR, aileleri ile
beraber bize geldiler. Ertesi gün saat 10.00’a dogru, ev sahibimizin
karisi Fatma geldi. ‘Evi yakacaklar, disari çikin’ dedi. Biz evi terk
etmedik. Ellerinde tas, sopa, tahta, tüfek ve Türk bayragi ile üç hilalli
bayrak bulunan bir grup, ‘Müslüman Türkiye, Basbug Türkes, Maras Müslüman
yeri, Komünistler Moskova’ya’ diye sloganlarla bagiriyorlardi. Mahallenin
yollarini ve etrafini çevirdiler. Bir süre sonra, Sükrü KAYA ile bir grup
kapiyi kirarak eve girdi. Erkekleri aradilar. Erkeklerimiz, evde bir odada
saklaniyorlardi. Biz kadinlar, odanin önünde oturarak girmelerini
engellemeye çalisiyorduk. Saldirganlar çiktilar, sonra tekrar dönüp
saldiriya geçtiler. Asagidan odunlari yakarak evi atese verdiler. Taslarla
camlari kirarak içeriye ates ettiler, dinamit attilar. Siselere gaz
doldurup attilar. Evin içi yanmaya basladi. Dumandan duramaz hale geldik.
Balkona çikmak zorunda kaldik. O sirada damin üstünde bulunan Recep
ESENCELI, ‘Gelin sizi kurtaracagim’ diyerek Ali BILMEZ’i ve beni elimizden
tutarak damin üstüne çekti. Ali BILMEZ, dama çikar çikmaz vuruldu. Ben de
yaralandim ve tekrar balkona düstüm. O sirada saldirganlar, ‘Siz kadinlar
asagiya inin, erkekleri öldürecegiz’ diye bize bagirdilar. Teyzem Fatma
BILMEZ; ‘Kocami da öldürdünüz, oglumu da öldürdünüz, daha ne
istiyorsunuz?’ diyerek saçini basini yoluyordu. Içerideki ates biraz
sönmüstü, tekrar içeri girdik. O sirada, damda bulunan Hasan ILDIRCAN’i da
vurdular. Evin içine yine dinamit atmaya basladilar. Saldiri sabahtan
aksama kadar devam etti. Mecburen balkona çiktim ve ‘Teslim oluyoruz’ diye
bagirdim. Evde erkek olarak yalniz Hasan BILMEZ sag kalmisti. Onu da
silahla yaraladilar. Teyzem Fatma BILMEZ ile Selda BILMEZ, yarali olan
Hasan’i dama çikardilar. Saldirganlar pencereye demir direk dayadilar ve
eve bir sürü saldirgan doldu. Birisi beni merdivenlerden, yanan odunlarin
üstüne atti. Agzim ve yüzüm yandi. Biri ‘kiz yaniyor’ diyerek beni atesten
aldi.. Evde kalan kadin ve çocuklari topladilar. Kimileri ‘Bunlari
öldürelim’ derken, kimileri de ‘Müslümanlikta bu yok, kadinlara
dokunmayin’ diyor ve engel olmaya çalisiyordu. Baska bazilari da, ‘Bunlari
rehine olarak alalim’ diyordu. Ve sonunda bizi saldirgan toplulugun içine
attilar. Saldirganlar bizi kaldirip kaldirip yere vurdular. Çok dövdüler;
yara bere içinde kalmistik. Ben bayilmisim, saldirganlardan Hüseyin
KEKIK’in evine götürmüsler. Ayildigimda, orada bulunan gençler, beni
çimdiklemeye, sarkintilik etmeye basladi. Sonra askerler beni gördü. Alip
kislaya götürdü.” 31
Bu mahallede, Süleyman METIN, Musa FUNDA, Aziz TÜZÜN, Fidan, Esma, Ali,
Mehmet, Fatma, Hasan, Suna ve Ali BILMEZ, Hasan ILDIRCAN, Hasan
KÜÇÜKYAKAR, Hüseyin YÜZÜAK, Musa ALTUN öldürülmüs, 45 ev ile bir oto
yakilmistir.
Daha sonra hazirlanan Savcilik iddianamesinde Selda BILMEZ’e atfen su
anlatimlara yer verilmektedir: “Sakarya Mahallesi Dereköy Sokaktaki Disçi
Rüstem’in (297 iddianame numarali sanik Rüstem SARIKAYA) evinin üst
katinda kiraci olarak oturduklarini; 23.12.1978 Cumartesi günü, saat
10.00-10.30 siralarinda kardesi Murat’i kucagina alarak balkona çiktiginda
karsisinda oturan Göksunlu SUNA ailesinin (300 iddianame numarali sanik
Hasan SARIOGLAN) kizlarinin ‘Biraz sonra çocuk sevmeyi gösteririz’
dedigini, evden içeriye girdiginde babasi Ibrahim BILMEZ’in, ‘Ev sahibinin
karisi ile oglu geldi, evi basacaklarmis’ diye konustugunu; hemen
arkasindan da evin 500-600 kisilik bir grup tarafindan çevrildigini;
bunlarin ‘Basbug Türkes’ diye bagirdiklarini; çogunun elinde Türk bayragi
ve üç hilalli bayrak bulundugunu; saldirganlarin ‘Erkekler çiksin, kadin
ve çocuklara bir sey yapmayacagiz’ diye bagirdiklarini; evin erkeklerini
bir odaya koyarak kadinlarin bu odanin kapisinin önünde toplandiklarini;
saldirganlarin bir kisminin yukari çiktiklarini; ev sahibinin oglu Sükrü
SARIKAYA’nin (292 iddianame numarali sanik) kendisine bir tekme vurarak
yere devirdigini ve içeriden kilitli olan kapiyi kirarak ‘Erkekler,
gavurlar burada’ diye bagirdigini ve asagiya indigini; o zaman
saldirganlarin asagida bulunan odunlari yaktiklarini, evin içine ates
ettiklerini, dinamit, yakilmis naylon ve gaz doldurulmus siseler
attiklarini; yanmakta olan evi söndürmek için suyu açtiklarini,
saldirganlara, ‘Erkek yok. Bir ben varim, çoluk çocuguma dokunmayin’
diyerek kendisini pencereden asagiya attigini; evi ates ve duman sardigi
için kadin ve çocuklarin balkona çikarak biriketlerin oraya
sigindiklarini; kardesleri Ali ve Hasan BILMEZ ile komsulari Hasan
ILDIRCAN ve Hasan YAKARCA’nin sedirlerin altina saklanmis olduklarini;
balkonda bulunduklari sirada eve yapilan atesin devam etmekte oldugunu;
asagida kadinlarin siselere gaz doldurup erkeklere verdigini, erkeklerin
de bunlari evden içeri attiklarini, ‘Alevileri öldürelim, bir Aleviyi
öldüren bir yil hacca gitmis olur’ diye bagirdiklarini; o sirada yanlarina
gelen ve gözleri az gören agabeyi Ali BILMEZ’i, damda bulunan bir adamin
(306 iddianame numarali sanik Recep ESENCELI) ‘Seni kurtaracagim’ diyerek
dama çikardigini, agabeyi Ali BILMEZ’in dama çikmasiyla vurulmasininin bir
oldugunu; o sirada saldirganlarin sokaktaki demir elektrik diregini
dayadiklari pencereden içeriye girmeye basladiklarini; dama çikmak isteyen
Hasan ILDIRCAN’i bu sirada vurduklarini; Hasan YAKAR’i da merdivenden
inerken vurduklarini ve atese attiklarini; saldirganlarin disaridan tekrar
‘Teslim olun’ diye bagirdiklarini; bunun üzerine yanlarinda bulunan büyük
agabeyi Hasan BILMEZ’i de, ‘Teslim oluyoruz’ diye ayaga kalktiginda
vurduklarini; yanlarina gelen 3-4 saldirganin hepsini dama
çikarttiklarini; annesinin ve kendilerinin devamli olarak, ‘Bizi
öldürmeyin, sizde Müslümanlik, din iman yok mu?’ diye yalvardiklarini;
orada kendilerine ‘Eshedü’ çektirdiklerini ve ‘Gavursaniz da Müslüman
oldunuz’ dediklerini; o sirada yarali vaziyette damda yatmakta olan Hasan
ILDIRCAN’i asagiya attiklarini; kendilerini bitisik evin damina
dayadiklari merdivenden asagiya indirmeye basladiklarini; önce çocuklarin
indigini ve onlari komsulara götürdüklerini ve sonra, yarali büyük agabeyi
Hasan BILMEZ’i ve annesi Fatma BILMEZ’I de aralarina alarak, merdivenden
sokaga indirmeye basladiklarini; kendisi sokaga indigi sirada
saldirganlardan birisinin agabeyi Hasan BILMEZ’I çekerek düsürdügünü,
annesi Fatma BILMEZ’in de agabeyinin üstüne düstügünü; o zaman
saldirganlarin ates ederek ve sopalarla vurarak annesini ve agabeysini
öldürdüklerini; kendisinin bagirarak annesi ve agabeyinin üzerlerine
atildigi sirada, iki saldirganin kollarindan tutarak dövdüklerini ve diger
çocuklarla beraber arka taraftaki Yassiada Sokaktaki Hüseyin KEKIK’in (372
iddianame numarali sanik) evine götürerek, ‘Bunlari rehin alalim, bizim
onlarda adamlarimiz var’ dediklerini; bir süre sonra gelen askerlerin
kendilerini kurtardiklarini; olaylar sirasinda saldirganlardan bazilarinin
‘Yeter’ diyerek çekilmek istediklerini, elleri silahli elebaslarin ise
‘Çekilirseniz sizi vururum’ diyerek dagilmayi önledigini ...” (G.K., s.
219)
Isadivanli ve Durakli Mahallesi
23 Aralik Cumartesi günü, sabahin ilk saatlerinde, ellerinde sopa, tahra,
silah gibi saldiri araçlari bulunan bir grup, mahallede Alevilere ait
evlere saldirdi. Saldirilar sonucu birkaç kisi öldü, birçok insan
yaralandi ve evler talan edildi. Saldiriya katilan mahalle imami,
saldirganlara propaganda yapiyordu.
Ertesi gün yeniden gelen saldirganlar silahlarla evleri taramaya
basladilar. Gaz dolu siseleri evlerin penceresinden içeriye atarak yangin
çikardilar. Daha sonra saldirgan gruplar, Durakli Mahallesine yöneldiler.
Bu mahallede Alevilere ait bir evi tahrip ederek yakan saldirganlar, bir
kisiyi de öldürdüler. Sonra Aleviler, yetisen askeri birlik tarafindan
kislaya götürüldüler.
Yasayanlar anlatiyor
Leyla ERCAN: “Isadivanli Mahallesi Kiraz Sokakta oturuyorduk. 24.12.1978
günü, saat 09.00 siralarinda disaridan sesler geldi.. Kapiya çikip
baktigimizda komsumuz ögretmen Mehmet SEKER’in evinin etrafinin
sarildigini gördük.. Kalabalik bir grup, tas ve sopalarla evin camlarini,
kapilarini kirmaya çalisiyorlardi. Kalabalik arasinda bir ses, ‘Ben orayi
satin aldim, camlarini kirmayin, ben Müslümanim’ diye bagiriyordu. Bunun
üzerine saldirganlar, ‘Evi, esyalarini disari çikardiktan sonra yakalim’
dediler. Evin içine girdiler, esyalarini tarlaya çikararak yaktilar.
Komsumuz Gülizar OLGAN, ‘Gavur mali mi yakiyorsunuz? Yazik, günah,
yapmayin’ diyordu. Saldirganlarin içinde bulunan Dereli Köyü Muhtari
Mehmet POLAT, ‘Aleviler Camiyi yakmislar, kizlarin basina çökmüsler,
irzina geçmisler, memelerini kesmisler’ diye yüksek sesle bagiriyordu.
Gülizar OLGAN’a da, ‘Orospu, onlari niye kayiriyorsun, kendi evlatlarini
içeride tutuyorsun’ diye çikismaya basladilar. Bu kez saldirganlar bizim
evi tasladilar, yagmaladilar, esyalarimizin bir kismini götürdüler, bir
kismini da evle birlikte yaktilar.” 32
Fatma ÖZDEMIR: “Isadivanli Polat Sokakta oturuyoruz. 23.12.1978 günü
ögleye dogru 100-150 kisilik bir grup bahçe kapisina geldiler.
‘Komünistler, Aleviler çikin disari, öldürecegiz’ diye bagiriyorlardi. Biz
evin içinde saklanmaya çalisiyorduk. Babami disariya çagirdilar, babam
çikmayinca evin kapisini ve pencerelerini tas ve sopalarla zingildiyordu.
Biz de evin içinde birbirimize sarilmis aglasiyorduk. Bir süre sonra
saldirganlar uzaklastilar, korkumuz azaldi.
Ertesi gün pazardi. Ögleye dogru yine sokaklardan gelen bagirtilar, silah
sesleri her tarafi çinlatiyordu. Korkumuzdan evin damina çiktik. Komsumuz
Sabiha KILIÇOGLU’nun evine saldirdilar, evi atese verdiler. Bir süre sonra
askerler geldi, Sabiha’nin evdeki çocuklarini alip götürdüler. Artik
siranin bize geldiginin korkusu içindeydik ki bize dogru yöneldiler. Hemen
içeriye girdik. Mutfak penceresinden bakmaya basladik. Hamo Dayiyi görünce
‘imdat’ diye bagirdik. Ama Hamo Dayi, elindeki uzun menzilli bir silahla
kendi evinin damindan bize dogru ates itti. Saldirganlar ise, ‘Vurun
Alevilere. Alevilerin kani helaldir. Allah Allah’ diye bagiriyorlardi.
Evin önüne geldiler; biz içeride bagiriyor ve aglasiyorduk. Korku
içindeydik. Karsi komsumuz Gülizar ve Zeliha, ‘Ellemeyin onlari, onlar
yetimdir’ diye bagirdilar. Saldirganlar ise evin önündeki bahçe duvarini
yiktilar, demir kapiyi, sonra apartmanin giris kapisini ve dairemizin
kapisini kirdilar. Evimize patlayici madde attilar. Babam, bizi banyoya
sokarak saklamaya çalisiyordu. Evin iç kapisini zorluyorlardi ki, babam
kapiyi açti. ‘Tamam, ben sizinle geliyorum, çocuklarimi ellemeyin, ne
yapacaksaniz bana yapin’ dedi. Babamin kollarindan tutarak aralarina
aldilar. Bize de, ‘Anneniz var mi?’ diye sordular, ‘Yok’ dedik. Bize
dokunmadilar. Karsimizdaki komsumuz Gülizar bizi evlerine götürdü. O
sirada saldirganlardan bir kismi arkadan bize saldirdilar. Gülizar kapiyi
zorla örttü. Pencereden baktik; evimizin önünde babamin alni kan
içindeydi. Iki saldirganin arasinda disariya çikardilar. Babam,
‘Yavrularimi, çocuklarimi gösterin’ diye bagiriyordu. Dayanamadik ve
balkona çiktik, babam bize bakiyor ve agliyordu. O sirada babamizin
kolundan çekerek ileriye dogru götürdüler. Saldirganlarin hepsinin elinde
gaz sisesi, sopa, torbalar, silah vardi. Biz Gülizar’in evinde hep
agliyorduk. Aksam karanligi çöktügünde babamizi aramaya çiktik. Evimizin
30 metre uzaginda bulunan sokakta cesediyle karsilastik. Gögsünden
vurmuslardi. Kafasinin ve yüzünün yaralari daha kötüydü. Korkuyorduk,
kaçarak askeri birliklere sigindik. Orasi yarali, çocuk ve kadinlarla
doluydu. Babalarini, kardeslerini ve evlerini kayip etmislerdi.” 33
Bu mahallede 2 kisi öldürülmüs, 33 ev de yakilip yikilmistir.
Mahalle sakinlerinden Koco ERAT’in anlatimlari iddianamede su sekilde yer
aliyor: “Seker Apartmaninin yöneticisi oldugunu, bu apartmanin Zeynep
Hanim (eski adi Akdeniz) Sokagina bakan balkonunun birinci katinda Riza
ATES, ikinci katinda Güllü ATES, üçüncü katinda A. Mümin NAVRUZOGLU,
besinci katinda da kendisinin oturdugunu; bunlarin hepsinin Alevi
oldugunu, 24. 12. 1978 Pazar günü, saat 10.00 siralarinda ellerinde üç
hilalli bayraklar olan saldirganlarin, ‘Kahrolsun Komünistler, katil
Ecevit sizi kurtarsin, halk askerlerle el ele’ diye bagirdiklarini; kuzey
taraftan birinin, ‘4 numara ates, ... 6 numara ates’ diye bagirmasi
üzerine apartmana ates edildigini, apartmanin bitisigindeki evden gelen,
‘Sise at, dinamit at’ seklindeki sesler üzerine apartmana patlayici madde
atildigini; apartmanin önündeki 2 Murat marka otomobilin yakildigini; eve
18 tane patlayici madde atildigini saydigini; apartmana her taraftan,
özellikle karsidaki Anadolu Hamaminin üzerinden, sol taraftaki komsu Cuma
SEVIM’in (423 iddianame numarali sanik) evinden ates edildigini; asagi
katlarin tutustugunu; evin önündeki odunlarin yakildigini, artik umut
kalmayinca, kizinin kirmizi mantosunu çikarip salladigini, fakat buna da
ates ettiklerini; o sirada apartmanin önüne 3 tane kariyer geldigini;
apartmanda bulunanlarin askerlere sigindiklarini, 5. katta oturan annesini
sirtina alarak asagiya indigini; o sirada çevreden, ‘Komünist kaçiyor ates
edin’ diye bagirdiklarini; üzerine ates edilince bir römorkun altina
girdigini; o sirada kariyerlerin gittigini ve kendisinin sirtinda annesi
ile kaldigini; yanindaki bir askerin, ‘Dayi ben seni korurum’ dedigini,
fakat Cuma SEVIM’in evinden ates açilmasi sonucu askerin vuruldugunu,
apartmanin etrafindaki komsularin hepsinin saldiriya katildiklarini ve
saldirganlara yardim ettiklerini...” (G.K., s. 230)
Namik Kemal Mahallesi
23 Aralik Cumartesi günü aksami, Mahallenin muhtari bir grup ülkücüyle
mahallede zorla silah ve patlayici madde toplamaya baslar. Kendi evinin
önüne, belediyeye ait iki araçtan, torbalarla silah ve yakit indirir. Bu
malzemeleri, pazar günü sabah namazi sirasinda saldirganlara dagitir. Cami
imami da, halki hükümete ve Alevilere karsi kiskirtici konusmalar
yapmistir. Sabah namazi biter bitmez, hazir bulunan saldirganlar mahalle
arasina dagilirlar. Alevilere ait evlere gazli paçavralar atilarak yangin
çikarilir. Saldiri sirasinda dokuz kisinin öldürüldügü, onlarcasinin agir
yaralandigi saptandi.
Yasayanlar anlatiyor
Namik Kemal Mahallesinde görevli Tankçi Yüzbasi Ahmet GÜLTEKIN, Askeri
Savciliktaki ifadesinde saldiriyi söyle anlatiyordu:
“24. 12. 1978 günü sabahtan itibaren Namik Kemal Mahallesinde görevli
oldugunu, o gün mahallede olaylarin erken saatte baslamis oldugunu,
mahalleye gittiginde birçok evin yanmakta oldugunu, yanan evlerin
bulundugu sokaklara yayildiklarinda, saldiri havasi içinde olan, eli
sopali kalabalik gruplarla karsilastiklarini, girdikleri sokaklarda bazi
evlerin duvarlarina kirmizi yazi ile ‘Bu ev satiliktir’ diye yazilmis
oldugunu, bu evlerde hasar olmadigini, yanan evlerde bu sekilde bir
yazinin olmadigini, sokaklardaki gruplarin bazi evleri yakmak
istediklerini ve üzerlerinde yazi olmayan evleri göstererek bu evlerde
silah oldugunu, ates edildigini söylediklerini, bu sekilde gösterilen
evlere girdiklerinde saldirgan bir durumla karsilasmadiklarini ve silah da
bulamadiklarini, bu gibi evlerde bulunanlarin, öldürüleceklerini, can
emniyetlerinin olmadigini söyleyerek kurtarilmayi istediklerini, bunlari
reolarla Aslanbey Ilkokuluna tasidiklarini, evlerdeki sahislari
tasidiklari sirada, disaridaki eli sopali gruplarin da çogaldigini ve
taskinliklarinin arttigini, bunlarin gösterdikleri evlerde bulunan
sahislarin gavur olduklarini, hepsinin öldürülecegini söyleyerek
‘Gavurlara ölüm, Cihad’ seklinde slogan attiklarini, evlerdeki sahislarin
tahliyeleri bitince sokaktaki gruplari dagittiklarini, ancak bu gruplarin
geriye çekilerek sokak aralarinda tekrar toplandiklarini, bu gruplarin
Namik Kemal Mahallesinin güney tarafindaki Karamaras Semtine geçmek
istediklerini, kendilerinin de bu geçisi önlemek için barikatlar
kurduklarini, havaya ihtar atesi yaptiklarini, buna ragmen saldirgan
gruplarin etraftan dolanarak Karamaras Semtine geçtiklerini, bu sirada
Karamaras Bölgesinden silah seslerinin geldigini, bu gruplarin elinde
taslar, sopalar oldugunu ve yollarda giderlerken kiskirtici sloganlar
söylediklerini, hatta askerleri bile kiskirttiklarini ve ‘Karamaras
bölgesinde gavurlar askerleri öldürdü’ diyerek kendilerini yanlis yöne
sevk etmek istediklerini, gruplari sözle tesvik ve tahrik eden, komuta
eden kisilerin oldugunu, Namik Kemal Mahallesinde iken bazi kadinlarin
gelerek, kocalarinin, yakinlarinin öldürüldüklerini söylediklerini ve
bunlarla birlikte evlerine gittiklerini, üç evden toplam 7 ölü
çikarttigini, olay yerine gidene kadar yaygin yagma ve saldirilarin
yapilmis oldugunu...” 34
Cuma DOGAN: “Namik Kemal Mahallesi Baglarbasi Alemdar Sokakta oturuyoruz.
24. 12. 1978 Pazar günü sabah saat 09.00 siralariydi, mahallemizin muhtari
Mehmet YEMSEN’in önünde bulundugu 200-300 kisilik saldirgan grup,
bitisigimizdeki Ali UZUNPINAR’in evine saldirdi. Önce birkaç kisi bahçe
duvarindan içeriye girdi. Bahçenin kapisini kirdilar. Ali UZUNPINAR
kaçmaya çalisirken, saldirgan Yusuf TANKU, ‘Alevi dedesi kaçiyor’ diye
bagirdi ve Yasar KURU yetiserek Ali UZUNPINAR’in basina kaput geçirdi ve
yere yikti. Biz de saldirganlara görünmemek için penceremizi kapattik.
Olay bittikten sonra disari çiktigimizda Ali UZUNPINAR’in cesedini sokak
ortasinda kanlar içinde bulduk. Hasan UZUNPINAR’i evinin içinde
öldürmüslerdi. Cesedi yerde kanlar içindeydi. Abidin ve Ibrahim UZUNPINAR
ise agir yaralilardi. Sokaktaki askerlerden yardim istedik, gelip bizi
Aslanbey Ilkokuluna, yaralilari da hastaneye götürdüler...” 35
Mavis TOKLU: “24. 12. 1978 Pazar günü, saat 10.00 siralarinda mahallemizin
Muhtari Mehmet YEMSEN ile Fevzi GÖRKAM’in basinda bulundugu saldirgan bir
grup, ‘Allah Allah, Komünistlerin kökünü kaziyacagiz, büyük-küçük demeyin
komünistlerin kafasini ezin’ diye bagiriyorlardi. Muhtarin elinde silah ve
bayrak vardi. Digerlerinin elinde silah, patlayici madde, gaz, benzin,
sopa gibi saldiri malzemeleri vardi. Evime hücum ettiler, kapiyi kirarak
içeri girdiler. Odada oturan kocami (Kalender) alip bahçeye çikardilar.
Ben de arkalarindan kosarak çiktim. Muhtara, ‘Aman etmeyin eylemeyin,
kocami öldürmeyin, çoluk-çocugumu meydanda koymayin’ diye çok yalvardim.
Muhtar bana dönerek, ‘Çocuklarini götür, Karaoglan beslesin, kocani
Karaoglan’in yoluna kurban kesiyorum’ dedi. ‘Karaoglan kim?’ diye
sordugumda, ‘ECEVIT’ diye cevap verdi. Kocami, gözlerimin önünde iskence
ederek öldürdüler. Öldürülürken kocama sarildim, üstüm basim hep kan oldu.
‘Aman muhtar etme eyleme, sen ne ediyorsun?’ dedigimde, ‘Pisirdik
pisirdik, komünistler gelsinler, hep yesinler’ dedi. Saldirganlar, bu defa
yakinimizda oturan kardesim Hüseyin TOKLU’yu getirmek için evinin etrafini
sardilar ve kardesimi içerden çikardilar. Yine muhtara yalvardim yakardim.
‘Kocami öldürdün, bari kardesimi öldürme’ diye yalvariyordum. Muhtar ise,
‘Hüseyin’i de Karaoglan yoluna kurban ediyorum. Biz Karaoglan yoluna bu
sene kurban kesecegiz, bayram günü gelmis’ dedi ve kardesim Hüseyin’i
iskence ederek öldürdüler.
“Sonra, karsimizda oturan ve bir gözü görmeyen çok yasli Cennet ÇIMEN’in
evine gittiler. Bu kadini, ‘Gel nene, gel nene’ diyerek elinden tutup
disariya çikardilar. Cennet kadin, gözleri görmedigi ve yasli oldugu için
öldürülenlerden ve yakilanlardan habersizdi. Saniklardan Cuma YALÇIN ile
Nuri BOGA tornavida ile Cennet kadinin (80 yasinda) gözlerini oydular,
sonra silah sikarak öldürdüler. Yakininda bulunan helanin çukuruna bas
üzeri atip, üzerine at arabasini devirdiler. Daha sonra hem bizim evi, hem
diger evlerin tümünü yaktilar. Fevzi GÖRKEM, ‘Yürü, hadi seni kurtarayim’
diyerek beni alip götürdü. Bir süre yürüdük, aniden kalbim sikisti,
yüreyemedim. Beni birakti gitti. Biraz dinlendikten sonra evime döndüm.
Evimin her tarafi alev, kül ve kan... Azicik dinlendim, askerlere haber
vermek ve siginmak için çiktim, yolda Mustafa GÖKTAS, bir elini Ibrahim
USTA’nin boynuna sarmis, diger elinde de tabanca tutuyordu. Ibrahim
USTA’ya, ‘Senin kanini evime akitmayayim’ diyordu. Götürdü, saldirgan
toplulugun içine itti, topluluk Ibrahim USTA’yi dövmeye basladi, sonra da
onu öldürdüler. Ben de kör-topal sürünerek askerlere sigindim...” 36
Döne TIRAS: “24. 12. 1978 günü sabahleyin oglum Ali ve kizim Ayse ile
birlikte kahvalti yapiyorduk. Sokaktan, ‘Komünistler Moskova’ya,
komünistlere, Alevilere ölüm’ diye bagirtilar geliyordu. Pencereden
baktik, kalabaligi görünce kapilarimizi kilitleyerek yakin komsumuz Keyfo
YILMAZ’in evinin odunluguna saklandik. Saldirganlar, evimizi tasladilar,
sonra yaktilar. Daha sonra saldirganlar kanal tarafina gittiler. Biz de
saklandigimiz yerden çikarak komsularin yardimiyla evdeki yangini
söndürmeye çalistik. Baktik saldirganlar tekrar geliyor, baslarinda Muhtar
Yemsen vardi, ‘Alevilere ölüm, yeriniz Moskova’ diye bagiriyorlardi.
Evimize yaklastilar, tekrar atese verdiler. Bu grubun arkasinda bir de
plakasiz kamyon vardi. Saldirganlar kamyondan benzin alip evleri
yakiyorlardi. Bir de evlerden aldiklari kiymetli esyalari kamyona
koyuyorlardi. Oglum Ali ile afet evlerine dogru kaçmaya basladik. Yolda
bir saldirgan grup oglum Ali’yi yakaladi. Ben Karamaras’a kaçtim. Ögleden
sonra dayanamadim, oglumu aramaya çiktim. Mahalleye geliyordum, Kalender
TOKLU ve Hüseyin TOKLU’nun cesetlerini evlerinin önünde gördüm. Tüm
aramalarima ragmen oglumu göremedim. Askerlere sigindim, olaydan dört gün
sonra askerlerle birlikte oglumu aramaya çiktik. Mahalleye geldigimde
oglum Ali’nin cesedini, Dilber YILMAZ’in evinin bodrum katinda bulunan bir
kazan içinde yakilmis bir vaziyette buldum.” 37
Elif CEREN’in olaylarla ilgili ifade tutanaklari söyle: “Namik Kemal
Mahallesi Baglarbasi Semtindeki Kanalevlerinde oturduklarini; 24. 12. 1978
Pazar günü sabah 09.00 siralarinda silah sesi ve bagrismalar duyarak
kapidan baktiginda ellerinde bayrak, silah, sopa ve baltalar olan bir
toplulugun ‘Vurun komünistlere’ diye bagirarak ates edip ev yakarak
kendilerine dogru geldigini görünce, birçok aileyle beraber Erkenez Çayina
dogru kaçmaya basladiklarini; o sirada kocasi Hüseyin CEREN’in, YSE’nin
arkasindaki Yeni Sanayide bekçilik yaptigi yerden kendilerinin kaçtigini
görünce kurtarmak için yanlarina geldigini; Dereli Köyü yönünden kirmizi
bir traktörle gelen saldirganlarin traktörden inerek yollarini kestigini;
bunun üzerine geri dönerek tekrar sehre dogru kaçmaya basladiklarini;
saldirganlarin da arkalarindan ates ettigini, kocasi Hüseyin CEREN’i
silahla vurarak öldürdüklerini; saldirganlarin ayrica Bayram BIL ve Hasan
CENGIZ’i öldürdüklerini, Fatma BIL’i de yaraladiklarini...” (G. K., s.
260)
Ismail T.: “Piskinler Tekstil Fabrikasinda isçi olarak çalisan Ismail T.,
saldiri günü Baglarbasi Cami’nde sabah namazindadir. Saldirgan grup,
harekete geçince korkusundan ayrilamaz, birlikte saldiriya katilir,
saldiri
sirasinda tanik oldugu katliami Aydinlik Gazetesi’nin ekibine anlatir.
Ismail T.’nin anlatimi söyle:
“Baglarbasi Cami’nde Hoca, her gün verilen vaazdan bir saat önce vaaz
vermeye basladi. Ben de erkenden kalkip Camiye gittim. Camide üç bine
yakin kalabalik vardi. Herkesin elinde, tahra, balta, sopa ne ararsan
bulunuyordu. Camide hoca vaaz veriyordu. Verilen bu vaaz, tamamen oradaki
kalabaligi kiskirtmaya çalisiyordu. Hoca, ‘Hükümet komünist bir
hükümettir. Geçmiste de Halk Partili komünistler camilerimizi kapatip,
kitaplarimizi yaktirdi. Simdi de komünistlere yardim edip, Ulucami’yi
yaktirdi. Müslüman din kardeslerimizi öldürdüler. Allahini seven Müslüman
olarak cenk meydaninda toplansin. Kafirlere ve Alevilere karsi hâdlerini
bildirmeliyiz’ dedi. ‘Hükümeti yikmak ve yerine Müslüman hükümetini kurana
kadar kanimizi akitmak için kararli miyiz?’ diye sordu. Orada bulunan
kalabaliktan bazilari ‘Kararliyiz’ diye bagirinca, caminin disina çikildi.
Ülkücü gençlerden olusan vahset ekibi ayri bir grupta toplandi. Benim de
içinden kurtulup kaçamadigim ikinci grup ayri bir yerde toplandi...
“Benim içinde bulundugum grubun basini Namik Kemal Mahallesi Kalkindirma
ve Yardimlasma Dernegi Baskani ve cami hocasi, muhtar, belediye zabitasi
Ahmet FEDAKÂR çekiyorlardi. Bu grupta Bertiz Köylüleri vardi. Muhtarin
atisiyla saldiriyi baslatip, Baglarbasi Mahallesinde bir Alevi evini atese
verdiler. Içerde alevler arasinda bir genç gelin pencereden atlayip disari
kaçarken, onun üzerine yürümek istediler. Kalabaligin içinde bazilari
‘Kadinlara ve çocuklara dokunmayalim’ deyince, gelini geri biraktilar. Ama
içerde üç çocuk alevler arasinda uyurken kül olup gittiler. Bu olayda bazi
insanlar dayanamadiklarini belirtip ayrilmak istediler. Grubu idare
edenler, arkadan ayrilip kaçan olursa hemen vuracagiz ihtariyla cevap
verip, orta kisma silahli kisileri koydular.
“Ikinci olarak ‘Allah Allah’ naralariyla bir Sünni evine saldirdilar.
Buradaki Sünni evinde iki Alevi saklaniyormus. Önce, Sünni olan ev sahibi
disari çikti. Ona evinde Alevi sakladigini söylediler, inkâr etti. Bunun
üzerine evin bodrum katinda iki Alevi vatandasi bulup getirdiler. Önce
Alevileri saklayan Sünni vatandasi, Umman silahlarla vurup öldürdüler. Bu
öldürme sirasinda Aleviler kaçmaya çalisirken, otomatik silahla vurulup
öldüler.
“Kahveci Hasan adli bir Alevi
vatandasin evine geldik. Gaz döküp evi atese verdiler. Kahveci Hasan,
‘Durun beni öldürmeden, komsularla helâlleselim, ondan sonra öldürün’
diyerek disari çikti. Kahveci Hasan kendisine silah dogrultanlarla
helâllasmaya çalisirken, bütün silahlar Hasan’in kafasina çevrilmisti. Tam
bu sirada askeri araba geldi. Saskinlik oldu, Hasan olanca gücüyle askeri
arabaya kendini atip kurtuldu...” 38
Namik Kemal Mahallesindeki saldiri sonucu, Abidin, Ali, Hasan UZUNPINAR,
Ali TRAS, Kalender ve Hüseyin TOKLU, Ibrahim USTA, Siho BEKAR, Cennet
ÇIMEN, Hüseyin CEREN, Hasan CENGIZ, Bayram BIL, Mehmet YILDIZ yasamlarini
yitirmisler, 147 ev tahrip edilerek yakilmistir.
Sehiriçinde ve diger mahallelerde yapilan saldirilar
Kahramanmaras’ta devletin yetkilileri ve güvenlik güçleri, fasist
saldirganlara yenik düsmüslerdi. Hiç bir engel ve korku tanimayan fasist
katiller, istedikleri mahalleyi, hatta polis karakolunu, devlet
dairelerini (Saglik Müdürlügü, YSE binasi, Saglik Ocagi, Çarsi Karakolunu)
isgal ederek yakmislardir.
Gazipasa semtinde, iki saldirganin elinden kurtularak, yakininda bulunan
askeri birlige siginmis. Saldirganlar, bu iki kisiyi, askerlerin elinden
alarak kursuna dizmislerdi.
Saglik ocaginda görevli iki yaraliyi da zorla disari çikararak kursuna
dizmislerdir. Devlet Hastanesinin yolunu ve etrafini çeviren saldirganlar,
hastaneye getirilen yaralilara silahla ates ediyor ve öldürüyorlardi.
Yaralilari hastaneye tasiyan cankurtaranin soförünü de silahla
öldürmüslerdir. Yüzleri maskeli bir grup, yurttaslarin korkudan
sigindiklari bir apartmani yaylim atesine tutarak bazilarini
yaralamislardir.
Komando Taburu tarafindan yapilan aramada bir dere içinde besi kadin, biri
polis olmak üzere 16 ceset bulmuslardir. Keza Yusuflar mahallesinde
oturanlarin çogunlugunun Sünni olmasina karsin, öldürülenlerin tümü Alevi
olmasi, katliamin Alevilere yönelik oldugunun somut kanitidir. Magarali
mahallesinin semtinde kokusmus 17 ceset bulunmustur. Yörükselim ve Yeni
Mahalle’de öldürdükleri kadin ve çocuklarin cesetlerinin üzerine gaz
dökülerek yakildigi saptanmistir. Yakilan evleri söndürmeye giden
itfaiyecilere engel olunmus, itfaiye arabasinin lastiklerinin havasi
bosaltilmistir.
b) Resmi Kurum ve Kisiler
Hükümet binasina saldiri
22 Aralik’ta baslatilan ve bes gün devam eden katliamda, devletin
yetkilileri ve güvenlik güçleri tamamen yetersiz kalmislardi. Öyle ki
Vali’nin esi, polislerin, memurlarin aileleri ve halktan on binlerce kisi
hükümet binasina siginmislardi. Saçini yolan kadinlarin, anne ve babasini
arayan çocuklarin gözyaslari, yaralilarin iniltisi, disarida kan ve ates.
Bu insanlarin acisini paylasmaya çalisan basin temsilcileri de üzüntü
içinde bilgi almaya çalisiyorlardi. Cumhuriyet Gazetesinin muhabirlerinin
izlenimi söyle:
“Kahramanmaras’tan Gaziantep’e ve Adana yönlerine traktörler, kamyonlar,
taksi ve minibüslerle büyük bir insan akimi vardi. Askerler, akimin 24
saatten beri devam ettigini söylüyorlardi... Kardeslerini, bacilarini,
anne ve babalarini kaybetme endisesini tasiyan insanlarin olusturdugu bir
baska akim, çesitli kentlerden Maras yönüne...
Vilayet binasinin ikinci kati kadin ve çocuklarin olusturdugu büyük bir
kalabalikla doluydu. Kiminin evi yanmistii, kimi can güvenligi olmadigi
için siginmisti vilayete. Ve çocuklar agliyordu... Üç gündür açti bu
çocuklar. Bu kalabaligin arasina katilan gazeteciler, sik sik aglamakli
sesli insanlardan su sözleri dinliyoruz. “Biz de kapimiza MHP’li yazsaydik
bunlar basimiza gelmezdi. Suçumuz onlar gibi düsünmemistik. Bu bir çatisma
degil, tek yanli bir katliamdir. Çocuklarim evde kaldi, komutan kurtarin
onlari, evim yaniyor.
“... ve bir kadin agliyordu vilayetin önünde... dizlerini dövüyordu,
saçlarini yoluyordu.... Ak saçli ak biyikli bir ihtiyar ‘ölüyoruz’ diye
bagiriyordu. Yurttaslar, tam bir tepki havasi içinde olaylari izlemeye
gelen AP’li ve CHP’li parlamenterleri sert dille elestiriyordu.
“Devlet Hastanesinde görünen daha bir dehset vericiydi. Hastane cephe
gerisi bir saglik kurulusu görünümü kazanmisti. Birbiri pesi sira
hastaneye getirilen yaralilar yataklar dolu oldugu için koridorlara
tasinmisti. Doktorlar bir ameliyattan öbürüne kosuyorlar...” 39
Fasizm karsitlari katliamdan kaçarak hükümet binasina siginmislardi. Bu
saldirganlar bu sigintilari istiyorlardi. Katliamda kararlilardi. Hükümet
binasinin etrafini çevirdiler. Kahramanmaras Emniyet Müdür Yardimcisi
Hüsnü ISIKLI’nin anlatimi: “Saldirgan gruplar, tekbir getirerek ‘Müslüman
Türkiye’ sloganiyla hükümet konagina saldiri düzenleyerek ele geçirmeye
çalistilar. Hükümet konagina siginan bazi memurlar ve bunlarin aileleri
ile bir kisim yurttasin askeri araçlarla buradan alinarak sehir disina
nakledilmesini istediler. Askeri birlikle çatisan saldirganlardan 6 kisi
yaralandi.” 40
Hükümet binasina siginanlarin baska
yerlere nakledilmek istenmesinin nedeni ne olabilir? Nedeni açiktir;
hükümet binasinda 35 bine yakin siginti bulunmaktadir. Bina disina
çikarildiklarinda, ve degisik yerlere gönderildiklerinde, bu kadar insanin
korunmasi zorlasacak, zaten yetersiz olan mevcut güvenlik güçleri çok
sayida bölgeyi korumada büsbütün yetersiz kalacak ve bu da, katliam için
en uygun kosul olacaktir.
Saldirganlarin hükümet binasina yönelik saldirisini, binayi korumakla
görevli askeri birligin komutani olan Yüzbasi Mustafa PEKER’in,
tutanaklara geçtigi sekliyle, anlatimindan: “24. 12. 1978 günü bölügüne
vilayet konagi etrafinda ihtiyat ve emniyet görevi verildigini,
bölügündeki kariyerlerden birisi Adliye binasinin kösesinde ve yol
üzerinde, diger kariyeri vilayet binasinin diger kösesine yerlestirdigini,
Adliyenin kösesindeki kariyerin ön tarafinda da 12-13 kisilik bir mangayi
yolu tam kapayacak sekilde siraladigini, kendisinin de manganin hemen
arkasinda bulundugunu, saat 10.00-10.30 siralarinda Kibris Meydanindan
vilayet binasina dogru 2000 kisinin üzerinde bir kalabaligin önünde ve
yaninda yürüyen bazi kisilerin pardesülerinin altinda tabancalar oldugunu,
toplulugun ‘Kahrolsun komünistler, Müslüman Türkiye, din elden gidiyor,
Vali istifa, Içisleri Bakaninin kellesini istiyoruz’ seklinde sloganlar
attigini, toplulugun ön kismi özel idare binasinin oraya gelince, önce
sözle sokaga çikma yasagi oldugunu, dagilmalarini ikaz ettigini, fakat
toplulugun yürümeye devam ettigini, bunun üzerine Tugay komutani General
BOGUSLU’nun emri ile vilayet binasinin önünde, kösesinde bulunan
kariyerleri de adliyenin kösesindeki kariyerlerin yanina getirerek birini
yol ortasina, digerini de sol tarafina yerlestirdigini, kalabaligin
yürümesine devam etmesi üzerine bu defa yine Tugay komutaninin emri ile
kariyerlerin ve erlerin önce havaya ikaz atisi yaptiklarini, kalabaligin
yürümesine devam etmesi üzerine bu defa erler tarafindan toplulugun önüne
ikaz atisi yapildigini, bunun üzerine toplulugun dagilmaya basladigini,
kariyerlerin toplulugun pesine takildigini ve dagittigini...” 41
Hükümet binasini korumakla görevli askeri birlikten Yüzbasi Ömer
SANCAR’in, Askeri Savciya verdigi ifade tutanaklarda söyle yer aliyor:
“24. 12. 1978 Pazar günü, saat 07.00’de Kibris Meydani PTT civarindaki
hatta tertibat alindigini, saat 10.00 siralarinda mahalle arasinda
kalabalik oldugu haberini alinca Tabur Komutani Bnb. SERBETÇIOGLU ile
birlikte kalabaliga dogru giderek dagilmalarini söylediklerini, bu
topluluk dagildigi sirada sokakta elleri sopali bir grubun karsilarina
çiktigini, tabur komutani ile beraber önlerini keserek ilerlemelerini
durdurmak istediklerini, ancak fazla kalabalik olan bu grubun kendilerini
dinlemeyerek yarip geçtiklerini, tekrar kosarak önlerini çevirdiklerini ve
havaya ikaz atesi açtiklarini, toplulugun yine yürüyerek Kibris Meydanina
geçtigini, ‘Ordu, millet el ele, Vali, Içisleri Bakanina ölüm’ diye
bagirarak vilayete dogru yürüdüklerini, bu grubu ancak açilan atesle
durdurulabildiklerini ve gruptan 7-8 kisinin yaralandigini, havaya ates
açarak meydani bosalttiklarini...”42
Fasistlerin kellesini istedigi Içisleri Bakani Irfan Özaydinli, katliami
yakindan izlemekte ve katliamin, solcularin tahriki sonucu çikmis oldugunu
söylemekteydi. Özaydinli, önerisi uygulamada olan Türkes’i ziyaret ediyor
ve alinacak önlemleri konusuyordu.
Jandarma Il Alay Binasina saldiri
MHP Genel Baskani Türkes, “Ülkücüler, güvenlik güçlerinin yardimcilaridir”
diyordu. Sag siyasi hükümetler de, ülkücüleri böyle görüyor ve
koruyorlardi. Ülkücüler de bu güvenceye dayanmis ve alismislardi. Bunca
saldiriyi ve cinayeti bu güvenle gerçeklestirmislerdi.
Ancak katliamda askerleri yanlarinda görmeyen, hatta kendilerine engel
olarak bulan fasist saldirganlar, tepkilerini askerlere de yöneltir ve
“komünist asker” sloganiyla askeri binalara saldiriya geçerler.
Fasistlerin saldirilarini, görevli subaylar Askeri Savciya söyle
anlatiyordu:
Jandarma Astsubay Ali KÖSNEK: “23. 12. 1978 Cumartesi günü, Il Merkez
Jandarma bölügünde oldugu sirada Alay binasinin etrafinda bulunan eli
sopali, baltali, silahli sahislari yakalamaya basladiklarini, bundan sonra
Alay binasina otomatik tüfeklerle hedef gözetmeksizin ates edildigini,
bunun üzerine Alayda Idari Hizmetlerde kullanilan efratla, subelerde
çalisan rütbeli sahislara silah ve mermi dagittiklarini, Alay binasini
korumak için mevzilendiklerini...”
Jandarma Astsubay Ramazan ÜNAL: “23. 12. 1978 günü, Alay Komutanligi
binasina geldigi sirada Alay binasindan kendisine ‘Siper al’ diye talimat
verildigini, bunun üzerine gizlendigini, o sirada elinde fotograf makinesi
olan bir kisinin kendisini görünce kaçarak yakindaki bir eve girdigini, bu
sahsi elinde fotograf makinesi, tabanca ve dinamit lokumu ile
yakaladigini, bu sahsin kendisine gazeteci süsü verdigini ve amacinin
Jandarma Alay Komutanligi binasina dinamit koyarak hadise çikarmak
oldugunu...” 43
Saglik Bakani Maras’a sokulmuyor
Ankara’dan uçakla Adana’ya gelen Saglik Bakani Mete TAN, karayoluyla
Kahramanmaras’a hareket eder. Türkoglu Ilçesinin yakinlarinda silahli
saldirganlar tarafindan yolu kesilir. Tas ve silahla saldirirlar. Güvenlik
güçleriyle saldirganlar arasinda pazarliga baslanir. Saldirganlar
kararlidir, görüsmeler çatismaya dönüsür. Uzun süre bekletilen bakan,
yoluna, baski ve saldirilar altinda devam etmek zorunda kalmistir.
Saglik Bakani Mete TAN, güvenlik güçlerinin siki korumasi altinda Devlet
Hastanesine gider. Tanik oldugu durumu söyle anlatmaktadir:
“Hastaneye getirilen ölülerden 52’sini inceledim. Bunlardan üç tanesi
sopayla öldürülmüs, diger ölüler 9 mm’lik mermilerle ya basindan ya
yüzünden ya da kalbinden vurulmuslardir. Bogularak öldürülenlerin de
oldugunu söylediler. Üç yasinda bir çocuk da kursunla öldürülmüstü. Bir
cehennem aleminden geldim. Allah bir daha göstermesin...
“Kursun yagmuru altinda gidip-geldim, etrafimizda, üstümüzde kursunlar
vizir vizir gidip geliyordu. Bazi yerlerde gazetecileri de ben kurtardim.
70’lik yaslilari, üç yasindaki bebekleri vurmuslar. Cesetler kokuyordu.
Kiskirtma var. Kiskirtma Alevilik-Sünnilik üzerine islenmis...” 44
Adana’dan karayoluyla Maras’a giden Devlet Bakani Salih YILDIZ, Adalet
Bakani Mehmet CAN, Milli Egitim Bakani Necdet UGUR’un yolu Topçam ve
Karabiyikli Köyünün yakininda kesilmis, bakanlar, silah ve tasla saldiriya
ugramislardir. Güvenlik güçlerinin müdahalesinin sonucu saldiridan
kurtulan bakanlar yollarina korku içinde devam edebilmislerdir.
Sükunet Bildirisi
Saldiriya ugrayan mahalleler için için yaniyordu ve cesetler sokaklarda
kokusmaya terkedilmisti. Saldirgan fasistler ise, “Yasasin basbug Türkes”
sloganlariyla sokaklarda nara atiyorlardi. Korkularindan hükümet
binasindan çikamayan bakanlar ve milletvekilleri de ortak bildiriler
hazirlamakta, hoparlörlerden baris çagrisi yapmaktadirlar. CHP’li
Milletvekili Hüseyin DOGAN, Orhan SEZAL, AP’li Milletvekilleri, Halit
EVLIYA, Mehmet SEREFOGLU, Adnan KARAKÜÇÜK, Ali Riza AKGÜN’ün ortak imzali
baris çagrisi söyle:
“Iki günden beri devam eden, yüregimizi yaralayan hadiseler eminiz ki,
bizi oldugu kadar, ecdadimizin da kemiklerini sizlatacak noktaya maalesef
gelmistir. Senelerce kardesçe yasamis olan sizler tahriklere kapilmayin.
Içisleri Bakanimiz, Milletvekillerimiz ve Senatörlerimiz de aranizdadir.
Verilen emirlere itaat ediniz. Serefli Türk Ordusuna ve güvenlik
kuvvetlerine yardimci olunuz. Hastalar ve kayiplar hepimizin acisidir. Bu
olaylar burada bitmeli ve acimiz daha da büyümemelidir. Her türlü tedbir
ve vecibeler yerine getirilmektedir. Bize inaniniz, güveniniz.
Sükûnetinizi muhafaza ederek, evlerinizde istirahat ediniz.”45
Milletvekilleri, halki sükûnete çagirmak için Maras Müftüsünün konusmasini
gerekli görmüslerdi, ama nedense, tüm aramalara karsin Müftü’ye ulasmak
mümkün olmuyordu.
Savci Dündar Saner’in açiklamasi, gelismelerin resmi bir agizdan ifade
edilmesi bakimindan anlamliydi:
“Uzun süreden beri tezgahlanan plan bu sekilde tatbikat safhasina konuldu.
14-15 yaslarindaki çocuklar, 20-25 yasinda sartlandirilmis kisiler
tarafindan Yörükselim, Seyhadil ve dünden itibaren sirayla Kümbet, Yeni
Mahalle’ye sevk edilerek burada cinayetler isletilmistir. Küçük çocuklarin
ve yasli adamlarin üzerine gaz dökülerek yakilmis. Insanlik disi olaylar
islenmistir. Olaylarin baslangicinda 20 kisiye otopsi yapabilme imkani
bulduk. Bunlar uzun menzilli silahlarla öldürülmüs idi. Daha sonra gelen
ceset fazlaligindan degil otopsi, kimlik tespiti bile yapmaya imkân
kalmamistir. Daha önce ihbar olarak degerlendirdigimiz toplu katliam
olaylari, toplu halde ceset bulunmasi ile dogrulanmaktadir. Nitekim
çukurlar içerisinde, çatisma geçen mahallelerde, ögretmen evleri civarinda
üçer, dörder ceset bulunmaktadir. Bu yüzden ölü sayisinin resmi miktari
asarak 200’ü geçecegini tahmin ediyorum.” 46
Kamu taniklarinin ifadesi
Katliam nedeniyle kentte görevli askeri birliklere mensup subaylardan
bazilarinin, Adana, Kahramanmaras, Gaziantep, Adiyaman, Hatay Illeri
Sikiyönetim Komutanligi 1 numarali Askeri Mahkemesi’nde verdikleri ifade
söyle:
Yüzbasi Timur SEN: “Kahramanmaras 3. Tabur 8. Bölük Komutani oldugunu; 22.
12. 1978 günü cereyan eden cenaze töreni olaylari sonrasinda, General
BOGUSLU’nun baskanliginda yapilan toplantida, Yörükselim Mahallesinde
oturan Alevilere karsi harekete geçilecegi yolunda istihbarat alindigi
için bu mahalle ile diger mahalleler arasinda birliklerin
yerlestirilmesine karar verildigini; kendisinin de 3. Tabur 8. Bölük ile
beraber 23. 12. 1978 günü 04.30-05.00 civarinda Jandarma Komutanligi
(Sehit Çuhadar Ali Caddesinin doguya uzanan kismi - Isik Caddesi -
Pinarbasi Caddesi) tertibat alindigini; Ugrak Pastanesinin bulundugu
kösedeki yola (Uzunoluk Caddesi - Isik Caddesi), sehirden gelip Askeri
Gazinoya çikan yola (Enstitü Caddesi), Vilayet Konagina çikan yola
(Pinarbasi Caddesi) ve bunlardan özellikle Uzunoluk Caddesinin Isik
Caddesi ile kesistigi Ugrak Pastanesinin bulundugu köseye askerleri
yerlestirdigini; her birinin basina 3 Takim Komutanini görevlendirdigini,
kendisinin de elindeki telsizle Ugrak Pastanesinin önünde yer aldigini;
saat 07.00 siralarinda gün yeni isimaya baslarken Belediye hoparlöründen,
‘Dünkü olaylarda sehit edilen 2 din kardesimizin bugün cenazesi
kaldirilacaktir. Bütün din kardeslerimiz buna katilsinlar, din
kardeslerimiz son görevinizi yapin’ seklinde ve genel mahiyeti itibariyla
sag görüslü kisileri toplamayi amaçlayan anonslarin yapildigini;
anonslarin arkasindan da anonsu yapan dernek veya partinin isminin
söylendigini; bu anonslarin 08.00’e kadar devam ettigini; durumu telsizle
Tabur Komutanina bildirerek anonslarin önlenmesini istedigini, Tabur
Komutaninin Vali ile temasa geçtigini söyledigini; bu anonslar üzerine
köse basini tuttugu yollardan sehir merkezine dogru sahislarin birer
ikiser inmeye basladigini,
“Saat 09.00 civarinda Uzunoluk Caddesinden yukariya tertibat aldigi yere
dogru ellerinde kalin sopalar ve taslar olan, ‘Kahrolsun komünistler,
Sehitlerimizin kanini yerde birakmayacagiz, hesap soracagiz’ diye bagiran,
yol üzerindeki isyerlerini tahrip ederek ilerleyen 15.000 kisi civarinda
bir toplulugun gelmekte oldugunu; Ugrak Pastanesinin kösesinde 15 askeri,
bir Takim Komutani ve kendisinin beklemekte olduklarini, grubun
hareketlerini devamli olarak Tabur Komutanina rapor ettigini; yolun
ortasina bir makineli tüfek yerlestirerek beklemeye basladigini; grupla
arasinda 100 metre kalinca gruba dogru giderek daha fazla
ilerlememelerini, bagirmamalarini, aksi halde ates açacagini söyledigini;
grubun bu ihtar üzerine durdugunu; ellerindeki sopalari devamli
salladiklarini; hepsi ile muhatap olamayacagini, liderleri kimse onun
gelip konusmasini söyleyince, grubun önünde lider pozisyonundaki 3 kisinin
gayet küstahça ve ellerindeki sopalarla kendisine dogru ilerleyerek,
‘Söyle biziz’ dediklerini; bu 3 kisiyi bir gün önceki cenaze töreni
olaylari sirasinda Ulucami önündeki sag grubun en ön saflarinda görmüs
oldugunu ve tahrik edici davranislarda bulunduklarini fark ettigini; bu 3
kisiden birisinin olaylardan sonra yakalandiginda teshis ederek hakkinda
ifade verdigini ve isminin Saban DENIZDOLDURAN oldugunu, bu 3 kisiye
bulundugu yerden geçemeyeceklerini, bu hususta emir aldigini, geçmeye
çalistiklari takdirde makineli tüfekle ates ettirecegini ve ne pahasina
olursa olsun buradan geçirtmeyecegini söyledigini; bu 3 kisinin kalabalik
gruba dönerek geçemeyeceklerini söylemesi üzerine grubun içinde
dalgalanmalar oldugunu, kimisinin geriye döndügünü, kimisinin tekrar
kendilerine dogru yürümeye basladiklarini, bu gruptan bir kisminin, ‘Bizim
Orduyla isimiz yok, birakin bizi yukariya geçelim’ dediklerini; kendisiyle
konusan 3 kisinin ise topluluga dönüp, ‘Yörükselim Mahallesinde
arkadaslarimiz sehit ediliyor, gidelim’ diyerek grubu tahrik etmeye
çalistiklarini; ancak toplulugun kendisine karsi tecavüzkâr hareketi
olmadigi gibi, kendisini de geçmeye çalismadiklarini; bu arada sehir
içinde muhtelif yerlerden, özellikle Yörükselim Mahallesinden yogun bir
sekilde makineli tüfek sesleri geldigini, saat 09.00-09.30 siralarinda
yine belediye hoparlörlerinden Valiligin sokaga çikma yasaginin ilan
edildigini, bunun üzerine kendisinin hem bu üç kisiye hem de gruptakilere
dagilmalarini, evlerine gitmelerini tekrar söyledigini; gruptan kopmalar
olmasina ragmen 4 veya 5 bin kisi civarinda bir toplulugun hava kararana
kadar sokakta kalmaya devam ettigini; toplulugun liderlerine çocuklari
niçin aralarina aldiklarini, ates etmesi halinde dogacak panikten
çocuklarin ezilip ölebileceklerini söylediginde, ‘Onlar davalarina inanan
kisiler, bu yasta davalarina hizmet ediyorlar’ diye cevap verdiklerini,
“Sokaga çikma yasagi ilan edildikten sonra Yörükselim Mahallesinde
bulundugu tarafa dogru kosarak gelen 4-5 kisiyi yakaladigini; bunlardan
birinin üzerinde ucu kivrik, keskin orak seklinde kesici bir alet (tahra),
iki üç dinamit lokumu, bol miktarda tüfek fisegi, dinamit kapsülü ve
pantolon kemerine sokulmus sise içinde benzin bulundugunu; diger
sahislarin üzerinde de uzun biçak, sis, tornavida bulundugunu; yakaladigi
bu sahislari çok yakindaki Merkez Polis Karakoluna gönderdigini; grubun
saat 21.00 siralarinda tamamen dagildigini” 47
Jandarma Önyüzbasi Günay Güneri: “23. 12. 1978 Cumartesi günü sabahindan
itibaren jandarma birliklerinin sehre giris ve çikis yollarini kontrol
görevinin verildigini ve Adana, Kayseri, Gaziantep yollarinin kontrol
altina alindigini, saat 09.00 siralarinda Jandarma Alay Binasinda
bulunurken, Yörükselim Mahallesinden yogun silah seslerinin geldigini
duydugunu, gerek telefon eden, gerekse bizzat gelen vatandaslardan, bu
mahalleye silahli saldiri oldugunu ve öldürme olayinin vuku buldugunu
ögrenince Il Jandarma Bölük Komutani Teoman SARAÇ ve yanlarina aldiklari
erlerle Alay Binasindan çikarak silah seslerinin geldigi yöne hareket
ettiklerini; kendisinin önce Ortaseki Saglik Ocagina gittigini ve orada
kursunla yaralanmis vatandaslari gördügünü; Yörükselim, Magarali ve
Serintepe Mahallesinde öldürme ve çok miktarda yaralama olayinin oldugunu
ögrenince Endüstri Meslek Lisesinin bulundugu sokaktan Yörükselim
Mahallesine girdigini; yukari dogru çikarken yaralanmis sahislar, yerlerde
kan izleri görüldügünü, silah sesleri, patlama sesleri, çagrismalar
duydugunu; arkasindan kariyerlerin gelmekte oldugunu; bu sirada Yzb.
Teoman SARAÇ’in da kendisine yetistigini; bosluklardan sizip, arkalarina
geçerek oradaki topluluklarla birlesmeye çalisan gruplarla ugrastigi
sirada Tuggeneral Mahmut BOGUSLU’nun, refakatinde yalniz bir Jeeple gelip
bir eve saldirmak isteyen toplulukla konustugunu söyleyerek, bunlarin
yakalanmasini istediklerini; General BOGUSLU ile adi geçen eve
girdiklerini; evde çok sayida kadin ve erkegin oldugunu; kendilerine
saldirildigini ve öldürüleceklerini söylediklerini; evde kisa bir
arastirma yaptiysa da herhangi bir silah bulunmadigini; bilahare bir av
tüfegi getirdiklerini, disaridaki kalabaligin bu av tüfegini görünce
yatisir gibi oldugunu; yanina iki jandarma eri alarak tepeye dogru çikmaya
basladigini; bunun üzerine ellerinde silah bulunan bu toplulugun tepenin
daha uç tarafina dogru gerilediklerini; tepenin üstünden Kahramanmaras’in
kus bakisi olarak görüldügünü; çesitli silahlarin, patlayici maddelerin
dinamitlerin çikardigi seslerin duyuldugunu, çesitli yerlerde toplanmis
saldirgan insanlarin, çikan dumanlarin, yanan evlerin hep görüldügünü,
orada bulunanlarin, tepedeki silahli saldirganlarin asagiya inmesini
önledigini,
“Bu sirada büyük bir grubun hemen asagilarinda ve Yörükselim Mahallesinin
en yukarisinda bulunan korulugun yakinindaki evlere saldirdigini, içindeki
insanlari çikarip yaktiklarini görerek, erleri tepede birakarak olay
yerine yalniz gittigini, orada bulunan piyade taburuna ait bir miktar erle
beraber havaya ihtar atisi yaparak toplulugun üzerine yürüyüp 50 metre
kadar gerilettiklerini; toplulugun hemen hemen hepsinin elinde sopa,
demir, nacak gibi seyler oldugunu; bu toplulukla ugrastigi sirada Yzb.
Teoman SARAÇ’i da bir kariyerin üzerine çikmis topluluklari dagitmaya
çalisirken gördügünü; kariyerlerin gelmesiyle toplulugun saldirilarinin o
bölgede durdugunu ve toplulugun baska bir yere gittigini; ögle vakti
yollarin kapali ve ates altinda olmasi nedeniyle, tabur arazisinden
geçerek alaya geldigini; alaya giderken Piyade Tabur Komutani Bnb. Kemal
GÜNDÜZ’ün ve yanindakilerin Yörükselim Mahallesinde ates altinda
olduklarini, kendilerini gizleyecek birer siper seçtiklerini gördügünü,
“Il Jandarma Alay Komutanligina geldikten sonra alay binasinin önündeki
caddede (Sehit Çuhadar Ali Caddesi) bulunan topluluklari dagittigini; alay
binasi önünden geçip hastaneye giden yoldan birçok yaralinin götürüldügünü
gördügünü, alay binasi yaninda bulunan cezaevi ve lojmanlari muhafaza için
gerekli tedbirler alarak mevcudu arttirdigini; telefonun devamli çalarak
her yerden yardim isteklerinin geldigini; karanligin basmasi ile sehirde
nisbi bir sükûnetin saglandigini; bu arada Gaziantep 23’üncü Seyyar
Jandarma Tugay Asayis Bölügünün Kahramanmaras’a gelerek görev aldigini,
“Sag grubun Alevilerin bulundugu mahalle ve evleri basarak tahrip
ettikleri, evde bulunanlari öldürdüklerini...” 48
Piyade Yüzbasi Sedat KIPER: “39’uncu Piyade Tugayi 1’nci Taburda görevli
oldugunu; 23. 12. 1978 günü Islahiye’den hareketle saat 16.30 siralarinda
Kahramanmaras Piyade Tabur Kislasina geldiklerini; Yörükselim
Mahallesindeki evlerin yanmakta oldugunu ve bazi sivil sahislarin evlerini
söndürmeye çalismakta oldugunu, bir grup insanin toplu olarak kislaya
gelmekte olduklarini; mahallede yanan evlerin bahçelerinde cesetler
gördügünü; saat 19.00’a kadar mahallede görev yaptiklarini; itfaiyenin
görev yapmasina engel olmak isteyen gruplarin oldugunu; dar bir sokak
içinde yanmakta olan bir eve karsisindaki elektrik direginin yatirilmis
oldugunu ve bu evi yakanlarin diregi kullanarak içeriye girmis
olduklarini; evin önünde yerde biri kadin ikisi erkek üç ceset oldugunu;
bu yangini söndürdüklerini; bazi isyerlerinde büyük Türk bayraklarinin
asili oldugunu; bazi yerlerde ise elle yapilmis üç hilalli resimler
oldugunu,
“24.12.1978 günü sorumluluk bölgesinde arama yaptiklarini,
“25.12.1978 günü hastane bölgesine geldiginde bazi sahislarin Yörükselim
Mahallesinde silah oldugunu, topraga gömdüklerini ve gruplar teskil
ettiklerini söylemeleri üzerine çok siki bir arama yaptiklarini; bölgede
silah ve kesici bir alet bulamadiklarini; arama yaptiklari yerde
Alevilerin oturdugunu; halkin evlere sinmis ve korkulu bir halde
beklestiklerini; bunlarin olaylardan kaçip gelen insanlar oldugunu;
mahallenin üst kisminda ise çok gergin bir havanin oldugunu, ‘Koruyun,
koruyun onlari’ diye konusanlarin oldugunu; asker geldi diye evlerden
dinamit lokumlarinin sokaklara atilmis oldugunu; bölgede ve olaylarda bol
miktarda ufak dinamit lokumunun kullanildigini; sokak ortasina atilmis bir
kutu fünye bulundugunu...” 49
Bir vatandasin dilekçesi
“Sayin komutanim,
“Kahramanmaras’in Yörükselim Mahallesinde oturan bir vatandas olarak
22.12.1978 günü mahallemizdeki vahseti sizlere söyle özetleyebilirim:
“Sabah saat 7.30’da mahallemizi korumak için gelen piyade taburunun
basindaki Binbasi Kemal GÜNDÜZ ve Yüzbasi Aziz Kamil BILGUTAY bize, ‘Siz
içeri girin, sizin emniyetiniz saglanmistir’ diyerek biz mahalle
sakinlerini evlerimize tikadiktan sonra, Yüzbasi Kamil, askeri arabaya
binerek yamaç dagda toplanmis kalabaligin yanina gidip kalabaligin
yanindaki sivil araçtan indirilen malzemelerin dagitilmasina nezaret etti.
Tekrar mahalleye geldiginde ‘Kislayi Aleviler basti, kislayi kurtarin!’
diye bir yaygara koparip taburun kislaya çekilmesini sagladi. Biz Aleviler
vatandas degil miyiz? Iftiralarla bizleri eziyorlar. Çocuklarimizi,
kadinlarimizi kesiyorlar. Diri diri mahalledeki çam agaçlarina
çiviliyorlar?
Sayin komutanim, ne olur, Allah rizasi için gerekenler hakkinda kanuni
islemin yapilmasini ve Yörükselim Mahalle halkinin ifadesinin alinmasini,
vatandaslik hakkimizin çignetilmemesini; ise ve güce gidemiyoruz. Bizlere
bir yol gösterilmesini sizlerden arz ederiz. 17. 01. 1979
Saygilarimla.
Adres : Ahmet GÜDÜCÜ
Yörükselim Mah.
Çesme Sok. No: 10 (Yusuf oglu, 1956 dogumlu)” 50
Gizli bir rapor
Içisleri Bakani Irfan ÖZAYDINLI, Kahramanmaras katliaminin gün isigina
çikarilmasi için özel bir ekibi görevlendirir. Özel ekip ayrintili
raporunu Içisleri Bakanina sunar. Ancak raporun içerigi gizli tutulur.
Gündem Dergisi, bu raporu elde etmis, bazi bölümlerini yayinlamistir.
Raporun yayinlanan bölümü söyle:
“18. 12. 1978 günü, ÜGD Maras Subesi ikinci baskani Mustafa KANLIDERE,
Ökkes KENGER ve üçüncü baskan Mustafa TECIRLI’ye ‘Halki kiskirtmak, tahrik
etmek ve isyanini saglamak için solcularin attigi süsü verilmek kaydiyla,
tahrip gücü az bir dinamit atilmasini’ emretmistir. Atilacak dinamitin
Baskan Mehmet LEBLEBICI ile görüsür ve bir köye gelir, ayni gün birinci
Baskan LEBLEBICI An kara’ya hareket eder...
“15 gün öncesinden itibaren, gelecek program olarak Zeynel ile Veysel
filminin parçasi gösterilmisken ve ayrica yedek olarak sirada iki film
daha bulunurken, Adana’nin Maras ÜGD Subesi’ne gelen iki sahsin getirdigi
bu film (‘Günes Ne Zaman Dogacak’), 16 Aralik’ta aniden gösterime
sokulmustur...
“Patlama sesinden sonra ilk kaçan Salman ILIKSOY’un pesine düsülür. 40
metre sonra yakalanir ve Çarsi Karakoluna götürülür. Bu sirada patlama
olayini ve bombayi atani gördügünü ve taniyacagini ifade eden Cuma AVCI
isimli sahis da karakola getirilir... Salman ILIKSOY, polis memuru Mahir
GÜNEY ve polis memuru Hasan AYDIN, ‘Bombayi atani tanirim’ diyen Cuma
AVCI’nin karsisina çikarilir. Cuma AVCI, ortada bulunan polis memuru Hasan
AYDIN’i göstererek, tanidigini bildirir. Emniyet Müdür Yardimcisi Hüsnü
ISIKLI’nin ikazi üzerine ikinci kez polis memuru Hasan AYDIN’i göstererek
tanidigini bildirir. Teshise katilan disari çikartilir. Konu için zabit
tutulmaz. Bu arada tanik Cuma AVCI’ya, ‘O polis memuru idi. Suçlu o degil.
Bombayi atanlar parkali olur. Onlar uzun bot giyerler, sakallidirlar,
biyiklarina dikkat ettin mi?’ gibi seyler söylenir. Sonra Salman ILIKSOY
yine amir odasina teshis için alinir. Ve tabii Cuma AVCI bombayi atan
sahsi israrla tanir ve teshis eder. Son olarak, Emniyet Müdürü Kâmuran
KORKMAZ’in emriyle ayni karakolun bir baska odasina geçilerek, dosyada
bulunan teshis zapti düzenlenir...
“Olaylardan önce, Ankara Ili Bahçelievler, Karsiyaka ve Keçiören
semtlerinde oturduklari bilinen Hüseyin YILDIZ, Ünal AGAOGLU, Haluk KIRCI,
Mustafa ÖZMEN, Mustafa DÜLGER, Remzi ÇAYIR, Mustafa DEMIR, Bünyamin
ADANALI, Ahmet Ercüment GEDIKLI, Mustafa KORKMAZ ve Ismail UFUK ile Mehmet
GÜRSES isimli sahislarin Kahramanmaras iline gittikleri ögrenilmistir.
Yine Iskenderun Demir Çelik Isletmesinde Fabrika Stok Kontrol Müdür
Muavini olan Hayri KUSÇU, Çelik-Is Sendikasi yetkililerinden Tuncay
TEREKLI ... isimli sahislarin olaylardan önce ve olaylar sirasinda Maras’a
gittikleri ögrenilmistir.
“19-25 Aralik 1978 tarihleri arasinda Kahramanmaras ili otellerinde kalan
kisilerin günlük kayitlardaki isim listesine göre (..) ayni isme sahip
kimi kisilerden, meslekleri bir seferinde terzi, bir seferinde çiftçi gibi
degisik kayitlar alinmistir. Bunun disinda raporda, o günlerde herkesin
dikkatini çeken milli piyangocularla ilgili ilginç bilgiler vardi.
‘Adiyaman ilinden gelerek Çelik Palas Oteli’nde, 19-20 Aralik 1978
günlerinde yatan ve kendilerini milli piyangocu olarak tanitan 26 degisik
isimli sahislarin, Milli Piyango Idaresinden alinan, 26 Ocak 1979 gün ve
013/653 sayili yazilari ve ekinde bulunan belgelerden, ne sabit ne de
seyyar bayii olmadiklari anlasilmistir. Yine ekte bulunan 013 sayili
yazidan, yalniz 9 ve 31 Aralik günlerinde çekilis yapildigi anlasilmistir.
Kahramanmaras ilinde de yeteri kadar milli piyango bayii vardir. Ve 19-22
Aralik günlerinde çekilis olmayacagina göre, sahte meslek göstererek kalan
bu kisilerin, olaylardan haberdar olarak gelmis militanlar olduklari
kanisi uyanmaktadir.
“Milli piyangocularin Kahramanmaras’a dolustugu bu günlerde bazi evler ve
isyerleri üç hilal çizilerek, bazilari ise üzerlerine çarpi konularak
isaretleniyor, sehirde çesitli yerlerde solcular, Aleviler ve hükümet
aleyhine slogan yaziliyordu.
“22 Aralik 1978 günü Maras’ta olaylar patlak verdiginde, iki ayri telefon
görüsmesi daha yapilmistir.
“* Iskenderun Demir-Çelik Isletmesi’nde çalisan Alaattin ERYAMAN isimli
sahis, Kahramanmaras ili 3050 numaradaki sahis ile konusurken, 3050
numaradaki kisinin, ‘Benzinlikte toplandik, mahallelere saldirdik’ dedigi
ögrenilmistir.
“* Adana ilinden bir sahis, Malatya Özel Dogu Klinigi Doktoru Muhittin
TURGUT’u telefonla aramistir. Yapilan bu telefon konusmasi sirasinda,
Adana’daki sahis, ‘Kahramanmaras’tan oraya yaralilar gelecek, dikkatli
olun’ demistir. Muhittin TURGUT, ‘Orasini bana birakin. Malatya
olaylarinda bir açik verdim mi ki bunda vereyim. Malatya olaylarinda ne
sekilde çalistigimi siz de bilirsiniz’ karsiligini vermistir.” 51
Bu rapor hala gizlidir; devletin arsivlerinde farelere terkedilmistir.
Katliam Maras’in disina tasiyor
Katliamin uygulayicilari, kentin çevresindeki Sünni köylere de propaganda
ajitasyon ekipleri gönderir. Köylüleri, ya Maras’a katliama katilmaya
çagiriyorlar ya da kente giden yollari kontrol etmek üzere görevlendirmeyi
amaçliyorlardi. Propaganda esas olarak su ifadelere dayaniyordu:
“Maras’taki solcular, komünistler, Aleviler birleserek camileri
bombaliyorlar, mahallelerde Sünni Müslümanlarin evlerini tahrip ediyor ve
yakiyorlar. Kadinlara-kizlara tecavüz ediyorlar. Alevi köylerinden silahli
militanlarini Maras’a getiriyorlar. Biz de Maras’a giris yollarini kontrol
ederek, bunlarin girisini engelleyelim. Bir bölümümüz de Maras’ta direnen
kardeslerimizin yardimina gidelim.” Bu yöntemin etkili oldugu görüldü.
Çevredeki Sünni köylüler büyük ölçüde ‘kazanilmisti’. Böylece, kente
giris-çikis yollari isgal edildi ve araçlar kontrol edilmeye baslandi.
Yolcular sorgulaniyor, Alevi oldugu saptananlar sorgulamaya aliniyor,
iskenceden geçiriliyor, bazi durumlarda da öldürülüyordu.
Köylere yönelik saldirilardan birkaç örnek:
* Çokyasar Köyünde oturan Yusuf KARATAS’in dügünü vardir. Gaziantep’ten
Duran YAPRAK ve Ahmet KARAÇAM davetli olarak katilmislardir. Dügün sonu,
Yusuf KARATAS, bu iki konugunu kendi arabasiyla Gaziantep yolunun üstüne
götürür. Ancak yollari, Karasu Köyü civarinda 150 kisilik bir grup
tarafindan kesilen yolculara feci iskenceler yapilir.
* Nihat BOZKURT, arabasina benzin almak üzere Göksü Yolu üzerinde bulunan
Shell Akaryakit Istasyonuna gider. Hasancakli Köyünden olan ve traktörle
benzinlikte bekleyen bir grup saldirgan Nihat’i gördüklerinde “Gelin
burada bir Alevi var” diye bagirirlar. Nihat’i disari çikartarak külotunu
asagi indirir, sünnetli olup-olmadigina bakarlar. Nihat’in sünnetli
oldugunu görürler. Ama Nihat Alevidir, öldürülmesi gerekmektedir. Ve
Nihat’i iskenceyle öldürürler.
* Cüceli Köyüne yük almak için giden üç kamyonun sürücüsünün Alevi
oldugundan süphelenen köylüler, adamlari sorguya çeker. Köy muhtari Yasar
KILIÇ, tanidigi ikisini serbest biraktirirken, üçüncü sürücüye, “Dinime,
imanima sen Alevisin” der ve toplulugu, “Aradigimiz adam burada, gelin!”
diye sürücüye saldirmaya çagirir. O sirada Imam Mustafa TÜTEN yetisir ve
sürücüyü kurtarir.
* Karacasu Köyünün Atizi Obasinda bulunan tek Alevi aile Sahinlerdir.
Sahin ailesinin üç ferdi Arzu, Abuzer ve Telli, Maras’taki bir
yakinlarinin durumunu ögrenmek için komsulari Ahmet SIMSAR’in evine gider.
Konuklarini bir odaya kapatan evsahibi, akibetleri hakkinda karar vermek
için yapilan toplantiya gider. Kapinin iyi kilitlenmedigini gören üç
‘tutuklu’, gizlice disari çikarak evlerine geldiklerinde, evlerinin
soyuldugunu, atese verildigini görürler. Korku ve çaresizlikten komsulari
Halit OSMAN’in evine siginirlar. Halit OSMAN da can güvenligini
saglayamayacagi endisesiyle komsularini jandarma karakoluna götürerek
kurtarir.
* Emirusagi Köyünden Veli TORUN ve Mustafa ACINIKLI, Maras’a gitmek üzere
yola çikarlar. Yusufhacilar Köyünde yollari kesilir ve elleri baglandiktan
sonra köye götürülerek bir direge baglanirlar. Ancak durumu gören Köy
Muhtari, baglarini çözdügü Veli ile Mustafa’yi köyden geçen tanidik bir
traktöre teslim eder. Ne var ki öldürmeye kararli olan militanlar,
traktörü izleyerek yolunu keser ve düsman belledikleri bu iki kisiyi yolun
kenarina götürürler. Veli TORUN bir firsatini bularak kaçarken, Mustafa
ACINIKLI kursunlanarak öldürülür.52
Türkoglu Ilçesinin yakininda kurulan barikatlarla Elazig, Malatya ve
Gaziantep’ten gelen yolcu otobüsleri, diger araçlar durduruluyor, yolcular
indiriliyordu. Kimilerine hakaret ettikleri yolcularin üzerlerindeki para
ve kiymetli esyalari gaspeden fasistler, basin temsilcilerine de
saldirirlar. Bu arada Milliyet Gazetesinin araci tamamen tahrip edilir.
Kente giren bir yolda gördükleri ve yaralilar için kan getiren bir
ambulansi durduran fasistler, “Bu kanlari Müslümanlara mi, gavurlara mi
götürüyorsun?” diye sorguya çektikleri sürücü Gürsel VARGÜL’ü döverler. 53
Kemal YILDIZ’in tutanaklardaki anlatimindan: “Kahramanmaras Çokyasar
Köyü’nde oturdugunu; 24.12.1978 Pazar günü sabahleyin amcasinin oglu Ahmet
YILDIZ ve arkadaslari Ibrahim ELTUTAN ile birlikte Kahramanmaras’daki
yakinlarinin durumunu ögrenmek için yola çiktiklarini saat 11.00
siralarinda Erkenez Çayina geldikleri sirada önlerine Yusufhacili
Köyü’nden 5 kisinin çiktigini, ‘Nerelisiniz, nereden geliyorsunuz, Alevi
misiniz, Sünni misiniz?’, diye sorduklarini, Ibrahim ELTUTAN’in ise ‘Ben
Sünniyim’ dedigini; saldirganlarin Ibrahim ELTUTAN’i su kanalinin öbür
tarafina götürerek konustuklarini ve onu biraktiklarini; saldirganlarin bu
defa ellerindeki silahlari kendisine ve amcasinin oglu Ahmet YILDIZ’in
üzerine çevirerek elbiselerini çikarttiklarini; üzerlerinde sadece külot
kaldigini; saldirganlardan birisinin kendisini kanalin alt tarafindaki
tepe bir yere ana avrad küfür ederek götürdüklerini; arka taraftan üç el
silah sesi ve amca oglu Amhet YILDIZ’in feryadini isittigini; kaçmaya
basladigini; saldirganlarin arkasindan ates ederek kendisini omuzundan
yaraladiklarini...” (G.K., s. 262)
Ömer BABACAN’in tutanaklardaki anlatimindan: “Pazarcik Ilçesi Gülhas
Karahöyük Köyü Ilkokulu ögretmeni oldugunu; 24. 12. 1978 Pazar günü görev
yaptigi köyden olan arkadaslari ile birlikte Kahramanmaras’tan yaya olarak
Türkoglu Ilçesi Kilili Köyüne gitmek üzere hareket ettiklerini; saat
17.00-17.30 siralarinda hava kararmak üzereykin Kilili Köyüne az bir
mesafe kaldiginda arkalarindan gelen bir arabadan inen silahli dört
kisinin nereden geldiklerini sordugunu, üzerlerini aradiklarini;
kendisinin ögretmen
oldugunu hüviyetinden anlayinca, üzerine saldirarak dövdüklerini; Mehmet
KOCA ile beraber tarlalarin içine kaçtigini; saldirganlarin arkalarindan
‘Gavurlar, pis komünistler’ diye bagirdiklarini; arabayi kullanan sahsin
tabancasini çekerek ‘Kaçmayin vururum’ dedigini; yakindaki bir tepeye
çikinca eli belinde olan birisinin kendilerini durdurdugunu, bu sirada
asagi taraftan kendilerini ilk önce durduran dört kisinin de ellerinde
silahlari ile geldiklerini;
222222222222222222222222222222222222222222222222222222222222222222222222222222‘Pis
komünist, demek sen Maras’ta ev yaktin, kaç ülkücüyü öldürdün, sizin
gibileri yasatmayacagiz, bu dünyada çoluk çocuk ne varsa hepinizi
temizleyecegiz’ diyerek kendisini dövmeye basladiklarini; silahlarin
namlularini alnina dayadiklarini; bu saldirganlari daha önceden
karsilastiklarinda arabayi kullanan sahsin(787 iddianame numarali sanik
Mehmet KIZILDAG) yönlendirdigini; sorulari devamli bu sahsin sordugunu;
saldirganlarin o sirada olay yerine gelen 20-30 köylüyü de ‘Bunlar
komünistler, köyü basmaya geliyorlardi, bunlarin bu dünyada yasamasi hak
degildir. Hiçbirisini sag birakmamak lazim’ diyerek kiskirttiklarini;
belki kurtulabilir umuduyla tepeden asagi kaçmaya basladigini;
saldirganlarin en önce o dört kisi ve özellikle arabayi kullanan sahis en
önde oldugu halde elindeki silahla ates ederek kendisini kovaladiklarini;
diger saldirganlarin da silahlariyla durmadan ates ettiklerini; sirtindan
ve kalçasindan kursunla yaralanarak yere yigildigini; saldirganlarin
yanina geldiklerini; arabayi kullanan sahsin, ‘Ulan pis komünist, niye
kaçtin, senin yüzünden az daha arkadaslarimdan birkaçini vuracaktim’
dedigini ve yine kendisini dövdüklerini; tekrar kaçmamasi için ellerini
arkadan bagladiklarini; kendisini bir yandan döverlerken bir yandan da
‘Bunu ne yapalim’ diye konustuklarini; daha önce arabayi kullanan sahsin
‘Öldürelim, bu basimiza is açacak, nasil olsa komünist, öldürsek dünya bir
pislikten kurtulmus olur’ dedigini; kendisini döve döve köye
götürdüklerini; o sirada havanin kararmis oldugunu, saldirganlara Alevi
olmadigini söylemesine ragmen, ‘Sen Alevi olmasan da TÖB-DER’lisin,
komünistsin’ dediklerini; köye girdikleri sirada köylülerin, ‘Demek köyü
basmaya gelen komünistler bunlar’ dedigini, yaninda bulunan Mehmet
KOCA’nin ise, ‘Benim bu köyde amcam var. Biz bu köye siginmaya geliyorduk’
diye cevap verdigini; saldirganlarin daha önceden, ‘Komünistler köyü
basmaya geliyor’ diyerek köyü ayaga kaldirdiklarini anladigini; köye gelen
jandarma devriyelerinin kendilerini kurtardigini...” (G.K., s. 280)
Bir Aleviyi öldürenin mükafati cennettir
Kahramanmaras katliaminda, fanatik Islamcilar ve benzerleri yüzyillardir
önceki Seyhülislamlarin fetvalarini andiran fetvalar vermislerdir.
Baglarbasi Imami Mustafa YILDIZ, 22 Aralik 1978 Cuma namazinda, “Oruç ve
namazla haci olunmaz, bir Alevi öldüren bes sefer hacca gitmis gibi sevap
kazanir” diye vaaz verir. Katliamda öncülük yapan fasist katiller
yüzlerini maske ile kapatirken, yasi 60’in üstünde olan sakalli fanatik
dinciler yüzlerini maskelemeyi gereksiz görmüslerdir. Top sakallarini
oynatarak, dislerini gicirdatarak, “Allah için Alevileri, gavurlari vurun,
evlerini yakin. Solculari öldürün. Polis ve asker durdurursa dönün onlari
da vurun” diye toplulugu tahrik etmislerdir.
Fasistlerin hac, cennet gibi sorunlari yoktu. Onlarin yesil, kirmizi
pasaportlara, siyasi iktidarlarin nimetlerinden yararlanmaya
gereksinimleri vardi. Katliami siyasal dincilerle ortaklasa
kararlastirdiklari içindir ki dine, cennete inanir görünüyorlardi.
Milliyetçilik ve Müslümanlik adina verilen bu vaazlar ve fetvalarin telkin
ettigi inançla saldiriya geçmislerdir.
Esma SUNA adinda bir genç kadin gebedir, dogumu yakindir. Fasistler, Esma
SUNA’nin evini disaridan otomatik silahlarla tarar, evin içine patlayici
madde ve benzinli paçavralar atarlar. Sonra evin kapilarini kazma ve
baltayla kirarak içeriye giren fasistler, evde bulunan Fidan, Ali, Fikri
ve Mehmet SUNA ile konuk Musa FUNDA’yi kursuna dizer. Fazli ile Elif SUNA
da sopa ve satirla agir yaralanir ve öldü diye birakilir. Esma SUNA,
“Kocami, çocuklarimi, kardeslerimi öldürdünüz. Bari beni öldürmeyin” diye
yalvarir, bu arada ellerini karnindaki bebegin üstünde siper etmeye
çalismaktadir. Oysa, isin içinde “hac” sevabi ve cennete gitme vardir. Iki
canli bir Alevi kadini ellerine geçmistir bir kere, bu firsati kaçirmak
aptallik olacaktir. “Ya Allah” diye sopa ve satir Esma’nin kafasina,
sirtina, karnina iner. Esma’nin üstü basi kan içindedir. Dogmamis bebegini
kurtarmanin çabasiyla sokaga firlar. Saldirganlar da arkasinda ates ederek
Esma’yi yere düsürürler. Öldü diye birakirlar. Esma, karnindaki bebegin
yüzünü görmenin hayaliyle ellerini karninin üstünde gezdirmektedir. Bir
komsusu Esma’yi sirtlayarak Devlet Hastanesine yetistirir. Doktorlar,
“Esma’nin kurtulusu zordur, bari bebegini sezaryen ameliyatla kurtaralim”
diye ameliyata alirlar. Ne var ki bebek de sikilan kursunla
parçalanmistir. Esma ve bebek kurtarilamaz. Doktorlar ve hemsireler
gözyaslarini tutamazken, fasist katiller ve fanatik dinciler, hac
sevabinin ve cenneti kazanmanin sevincini paylasiyorlardi...
Iki gözü görmeyen 80 yasinda bir nine olan Cennet ÇIMEN’in gözlerini
tornavidayla oymalari, sonra kursuna dizmeleri, bas üstü helanin çukuruna
birakmalari da hac sevabi ve cenneti garantiye almak içindir...
Ilkögretim Müfettisi Süleyman METIN’i öldürdükten sonra 15-16 yaslarinda
üç kizini sokaklarda çiplak dolastirmak, sarkintilik etmek de hac sevabi
ve cennet içindir ve Ortaeski Saglik Ocaginda bulunan iki yasindaki hasta
torun ile ninesi de hac ve cennet yolunun kurbani olmuslardir.
Sikiyönetim ilani
Kahramanmaras katliami, sikiyönetim ilânina gerekçe olmustur. Basbakan
Bülent ECEVIT, sikiyönetimin gerekçesini söyle açikliyordu: “Ülkemiz de
siddet eylemleri bir süredir açiktan demokrasiye yönelik ve milli
birligimizi tehdit edici boyutlara varmistir. Özellikle Kahramanmaras’taki
bütün milletimizi yasa bogan aci olaylar, bu eylemlerin ne kadar ileri
boyutlara vardigini gösteriyordu.
“Anayasanin tanidigi demokratik düzeni temel hak ve hürriyetleri ortadan
kaldirmaya yönelik yaygin siddet hareketlerinin kesin belirtilerinin
ortaya çikmasi üzerine Adana, Ankara, Elazig, Bingöl, Erzincan, Erzurum,
Gaziantep, Istanbul, Kahramanmaras, Kars, Malatya, Sivas, Urfa ve Hatay
illerinde bugünden itibaren iki ay süreyle sikiyönetim ilân edilmesine
karar verildi.” 54
Sikiyönetim, TBMM’de 537 üyenin kabul, birer üyenin ret ve çekimser oyuyla
kabul edilir. MHP Genel Baskani Türkes ve MHP yönetici kadrosu, birçok
ilin sikiyönetim kapsamina alinmasini israrla savunmustur.
3. Degerlendirmeler
a) Avukat Nusret SENEM ve Gazeteci
Örsan ÖYMEN
Avukat N. SENEM’le röportaj
Nusret SENEM, Kahramanmaras katliami davasina müdahil avukat olarak
katildi. Avukat SENEM, davanin sonuna kadar magdurlari israr ve
kararlilikla savunmustur.
Soru: Maras’ta meydana gelen olaylar Alevi-Sünni çatismasi midir?
- Aralik 1978’de meydana gelen Kahramanmaras Katliami, çok sayida Alevi
vatandasimizi hedef almakla birlikte, kesin olarak bir Alevi-Sünni
çatismasi olarak, bir mezhep çatismasi olarak nitelenemez.
Katliama önderlik eden güçler, olaylarin basindan itibaren, zaman zaman,
“Ordu millet el ele”, “Aleviler bir subayi, on eri öldürdü; ne
duruyorsunuz; bu silahlarinizi ne zaman kullanacaksiniz?” diyerek,
askerleri de yanlarina alip, saldirilarina ortak etme çabasi içinde
olmuslardir. Tanik olarak dinlenen subaylarin, bu ve benzeri beyanlari
olmustur.
Çok sayida tanik, bazi evlerin tahrip edilmesi ve vatandaslarin
katledilmesi aninda, “Bir Alevi öldürmek 2 defa hacca gitmeye bedeldir”
türü, tahrik edici sloganlar atildigini, mahkemede ifade etmislerdir.
Tahrip edilen evlerde katledilenlerin, çogunlukla Alevi vatandaslar oldugu
da bir gerçektir. Tahriklerin sonuç verdigi ve bin yildir bir arada
yasamis insanlarin, düsman gibi saldiriya ugradigi yadsinamaz.
Ancak, bütün bunlar, katliamin amacinin, bir “Alevi-Sünni çatismasi”
oldugunu yine de kanitlamaz.
Bu olayi, 1970’li yillarin siyasi gelismeleri ve Amerika Birlesik
Devletleri’nin 12 Eylül 1980 öncesinde ülkemizi istikrarsizlastirma, halk
kitlelerinin kurtarici arar hale getirilmesi ve ülkenin darbe ortamina
sürüklenmesi operasyorlarinda kullandigi kontr-gerillanin ve onun siyasi
örgütü gibi faaliyet yürüten zamanin MHP’sinin, yan kuruluslarinin,
iktidar olarak kalmasina asla tahammül edemedikleri solcu Ecevit
Hükümetini devirmeye yönelik, isyan hareketi olarak görüyorum. Katliamin,
Alevi vatandaslara yönelmesinin temel sebebi, Kurtulus Savasi’ndan
itibaren Mustafa Kemal’in aydinlanma hareketini ve CHP tarafindan kurulmus
solcu hükümeti desteklemeleridir. Bir diger sebep de, yoksul Sünni
kitlelerin, katliam yapan bir avuç asagilik CIA çocugunun arkasina kolayca
takilmaya, kandirilmaya uygun görülmesidir.
Saldirganlar, devlet kuvvetleri aleyhine, Ecevit Hükümeti aleyhine,
sloganlar atmislar, propaganda yürütmüsler ve siyasi talepler ileri
sürmüslerdir.
Sloganlardan birkaç örnek: “Katil iktidar”,”Katil Ecevit”,”Katil polis”,
”Ecevit’ini çagir, Türkes karsinda”, ”Bizim Türkes’imiz yanimizda, sizin
Karaoglan nerede?”, ”Komünist Ecevit sizi gelsin kurtarsin”, ”Senin
hükümetin gelsin kurtarsin seni”.
Insanlar, Basbakan Ecevit kasdedilerek, “Karaoglan’a kurban ediyoruz”
denilerek öldürülmüslerdir.
Katliamin öncesinde, kivilcim çakilmasi eylemi olarak nitelenebilecek ve
Ökkes KENGER (SENDILLER)’in sanik olarak yargilandigi, Çiçek Sinemasi’nin
bombalanmasi olayi sonrasinda, saga sola saldiran ülkücü grup, olaya
müdahale eden polislere de saldirmistir. Iki solcu ögretmenin, 21 Aralik
günü öldürülmesinin ardindan, 22 Aralik 1978 Cuma günü yapilan cenaze
törenine saldiri olayinda polis ve jandarmaya da yogun sekilde
saldirilmistir. Bu sirada iki polis araci yakilmistir. Hatta, polise
saldiri o derece yogunlasmistir ki, Içisleri Bakanligi, isyani bastirma
görevinden polisi tamamen almistir. Polis, olaylarin yasandigi, en yogun
üç gün boyunca, görev disi kalmistir. Saldirganlar hiçbir yerde, olaylari
bastirmakla görevli olan askeri güçlerin uyarilarina, sokaga çikma
yasagina uymamislar, her yerde, çatisma sonucu, güç sartlarda yenilerek,
püskürtülebilmislerdir. Askere, gerek bütün sehir çapindaki mevzi görev
yerlerinde ve gerekse, Il Jandarma Alay Komutanligi’na, silahli saldirida
bulunmak suretiyle, karsi koymuslardir. Bu saldirgan gruptan bazilari,
olay aninda yakalanmislardir.
24 Aralik 1978 Pazar günü, iki üç bin kisilik silahli bir grup
Kahramanmaras Valilik Binasi’na; “Müslüman Türkiye”, ”Kahrolsun
komünistler”, ”Içisleri Bakani disari”, ”Vali istifa”, ”Içisleri
Bakani’nin kellesini isteriz” diyerek saldiriya geçip, büyük bir tehdit
yaratmis ve saldiri, Hükümet binasini korumakla görevli askeri zirhli
personel tasiyicilarin ele geçirilmesine saniyeler kala, uçaksavar
mermileri de kullanilarak, son anda önlenebilmistir. Içisleri Bakani,
Kahramanmaras Valisi ve Jandarma Alay Komutani ile diger güvenlik
yetkililerinin tamaminin bulundugu Valilik Binasindaki insanlar, kellesi
istenen Içisleri Bakani ile birlikte, tesadüfen katliamdan kurtulmustur.
Bu saldirinin görüntüleri, TRT tarafindan, o günlerde sik sik, görüntülü
olarak yayinlanmistir. Bu saldirida, ön safta grubu yönetenlerden olan ve
yaralanip Kahramanmaras Devlet Hastanesi’ne götürülen 7-8 militan sir
oldu. Olayin suçlulari ise, tanik olarak yarginin karsisina çikmakla
birlikte, hiçbir zaman, bütün çabalarimiza karsin, bu soruya muhatap
olmadilar. Yargilanmadilar.
Olayin, zamanin Ecevit Hükümetine karsi silahli kalkisma oldugunu, sanik
Imam Mustafa YILDIZ, saldirgan topluluga karsi yaptigi konusmada söyle
dile getirmektedir:
“Bugün burada namaz kilmak caiz degildir. Basimizda komünist ve imansiz
bir hükümet var. Memleketimizi komünist ve ebücahiller isgal etti. Cuma
günü Ulu Cami’yi yikip yaktilar. Geçmiste de bu Halk Partisi bizim
kitaplarimizi yaktirdi. Hocalarimizi astirdi. Bugün bize düsen görev,
çevremizdeki Alevi-Sünni imansizlari temizlemektir.”
Bu sözler, katliamin gerçek amacini özetlemektedir. CHP Hükümetini
devirmek ve onu destekleyen Alevi veya Sünni olarak niteledikleri
solculari katletmek. Olayin gelisimi ve ortaya çikan bütün deliller bunu
kanitlamistir.
Nitekim, Kahramanmaras katliami davasi kararina bakildigi zaman
görülecektir; yargilamayi yapan Sikiyönetim Mahkemesi de katliami, dogru
olarak; “Hükümete karsi silahli isyan” ve “Türkiye ahalisini birbiri
aleyhine kital’e tesvik ve bu tesvik neticesinde kital’in meydana gelmesi”
olarak nitelemistir.
Av. Nusret SENEM, Av. Ali KALAN, Av. Emcet OLCAYTU ve Av. Baris YIGIT’ten
olusan büromuz, davanin basindan itibaren, olayin nitelemesini dogru
yapmistir. Bu ugurda yürüttügümüz mücadele, Mahkeme ve Askeri Yargitay
kararinda da önemli bir etken olmustur.
Artik tarih olan bu olayin dogru olarak animsamasina katkisi olur
düsüncesiyle, sorunuza cevabimi biraz uzun tutmayi tercih ettim.
Soru: Katliami, fasist-seriatçi örgütler, tek basina mi gerçeklestirdi?
Yoksa perde arkasinda gizli örgütler var miydi? Eger varsa, bunlar hangi
örgütlerdir?
- Olaylar sonucu, sanik ifadelerinde, tanik beyanlarinda, devletin
güvenlik görevlilerinin raporlarinda, basinin olaylara iliskin haber ve
fotograflarinda, iddianame ve yargilamayi yapan Sikiyönetim Komutanligi
Askeri Mahkemesi Gerekçeli Kararinda, katliami planlayip uygulayanlar
olarak MHP, Ülkücü Gençlik Dernegi ve MISK gibi yasal olarak kurulmus
parti ve örgütler ile ETKO, Kontr-Gerilla gibi illegal örgütlerin adi
geçmektedir.
O günlerde, seriatçi kuvvetlerin bu olaya katilmasi, Alevi düsmanligi ve
tahriklerin etkisi oraninda mevzi, örgütsüz ve düzensizdir. Animsanacagi
gibi, bunlarin en önemli temsilcileri, Yörükselim Mahallesindeki katliamda
7-8 kisinin hunharca öldürülmesinden sorumlu tutulup idam cezasi Askeri
Yargitay’ca da onanan Mahmut DOGAN (Sakalli Hoca)’dir.
Yapilan yargilamalar neticesinde MHP ve diger ülkücü kuruluslar hakkinda
suç duyurulari reddedildi. Sikiyönetim Mahkemesi ortaya çikan kanitlari
görmezden geldi. Yeterli kanit bulunmadigini ileri sürdü. Mahkeme,
saniklarin olay tarihlerinde MHP’ye kayitli oldugu konusunda arastirma
yapilmasi taleplerini reddettigi halde, “(Saniklarin) üye olduklarina dair
dava dosyasinda herhangi bir bilgi bulunmadigindan; müdahil vekillerinin
adi geçen parti hakkinda C. Bassavciligina basvurmasi konusunda
istemlerinin reddine” karar verdi.
1980 Agustos ayinda Ecevit Hükümeti’nin istifa edip, MHP’nin distan
destekledigi Demirel baskanliginda sagci hükümetin kurulmasi ile degisen
siyasi ortam, sözünü ettigimiz diger kuruluslar ve ETKO ile Kontr-Gerilla
sorumlulari hakkinda bir adim atilmasina olanak tanimamistir. 12 Eylül ile
birlikte de olayin failleri, koruma zirhina kavusmuslar, idam cezasi
onananlar ise, o dönemde solcu idam hükümlülerine uygulanan yogun
infazlara ragmen, idam edilmekten kurtulmuslardir.
Soru: Katliam 5-6 gün boyunca sürdü. Uzun sayilabilecek bu süre içinde
güvenlik güçleri katliami niçin önleyemedi? Bu, fasistlerin üstünlügünden
mi, güvenlik güçlerinin taraf tutmasindan mi kaynaklandi?
- Katliam, 19. 12. 1978 günü Çiçek Sinemasina bomba atilmasi, 21. 12. 1978
günü iki devrimci ögretmenin öldürülmesi ve 22. 12. 1978 günü cenaze
kortejine toplu katliam yapilmasi amaciyla saldirilmasi ile, 23. 12. 1978
tarihinde tek tek saldirilar seklinde sürerken, bu tarihten itibaren sehir
çapinda, silahli isyan hareketine dönüsmüstür. Çevre ilçe ve köylerde
yapilan propagandalar sonucu, sokaga çikma yasagi ilan edildigi halde,
binlerce insan Kahramanmaras’a yigilmis ve Maras’in bütün mahallelerinde
planli, askeri düzen içinde, aralarinda parola ile irtibat kuruldugu
bilinen taarruzlar yapilmistir. Önceden isaretlenen evlere ve mahallelere
saldirilmistir.
Bu saldirilarin önlenememesi ihtimalini düsünmüyorum. Hükümeti devirmek
isteyen, Içisleri Bakani’nin kellesini isteyen ve katliami yapan güçler,
devlet güvenlik kuvvetleri içine de yuvalanmis, ABD’nin kontrol ettigi ve
kullandigi güçlerdir. Yasadisidirlar. Nitekim, 12 Eylül 1980 darbesinden
sonra, bu güçlerin, darbe ortami yaratilmasi için, olaylari planladiklari
ve katliamin boyutlarinin büyük olmasi için çalistiklari anlasilmistir.
Ancak, güvenlik kuvvetlerinin esas gövdesi, yukarida da açikladigim gibi,
yasadisi organizasyonlarla iliskide olmamistir. Hatta isyan eden saldirgan
güçlerin hedefi olmuslardir. Katliami, bu yasal askeri kuvvetler bertaraf
etmistir.
Soru: Katliamdan önce gerçeklesen bazi saldiri ve cinayetler, Maras’ta bir
katliam olacaginin belirtileriydi. Maras Valiligi, Emniyeti, Istihbarati
neden önceden önlem almadi?
- 15 Nisan 1978’de ortaya çikarilan ETKO örgütü, birçok provokasyon aleti
ile - üzerinde, hangi MHP’linin ev ve isyerine atilacagi yazili
bombalarla- yakalandilar. Bu örgüt militanlari, Adana Sikiyönetim
Komutanligi Askeri Mahkemesi’nde, bizlerin de müdahil vekilleri olarak
katildigimiz davalarda agir cezalar aldilar. Sahin BORU, Muhittin ILHAN,
Ahmet BAGCI adli saniklar hatirlanabilir.
Bu kisilerin yakalanmasi, katliamin ve silahlanma faaliyetlerinin sekiz ay
kadar ertelenmesine neden olmustur. Olaylarin öncesinde Maras polisinin
etkin çabasi, bütün sag partilerin yogun saldirilariyla karsilasti. Ecevit
hükümeti ise, dirayetli bir tutum izlemek yerine, ülkücü saldirganlari
yatistirmaya çalisti. Yaptiklari yalan propagandadan yilginliga kapildi.
Aleni olarak yapilan katliam hazirliklarini dahi görmezden geldi. Olay
olmasin diye adeta dua eder duruma düstü. Bu sebeplerle, olaylarin önceden
bilinmedigi, hazirliklarin tespit edilemedigi görüsü gerçeklerle
bagdasmiyor. ETKO sorusturmasi, Yüzbasi M. Ali ÇEVIKER ile Ökkes
ÇOKUÇKUN’un, Kahramanmaras’ta silahlanma faaliyetinde bulunduklarina
iliskin bilgiler ve daha onlarca olgu, emniyet güçleri tarafindan
bilinmektedir. Ancak, siyasi iradenin zaaf içinde olusu nedeniyle, katliam
bagira bagira gelmistir.
Soru: Katliamda yasamini yitirenlerin ve yaralananlarin öyküleri
aciklidir. Bunlar içinde sizi en çok etkileyen olay hangisidir?
- O tarihte, insanlarin kanini donduran vahset örnekleri vardir. Maras’ta
yasananlar, tarih kitaplarinda okudugumuz bu tip olaylarin çagimizda da,
irtica ve fasist ideolojiden etkilenen kisiler tarafindan, olanca
acimasizligi ile yasatildigini gösteren ve asla son olmayan örneklerden
birisidir.
Musa SUNA’nin gelini Esma SUNA, karninda 8 aylik çocukla kursuna
dizilmistir. Doktorlar, anne karnindaki 8 aylik çocugun da kursunlanmis
olarak çikarildigini otopsi raporunda belirtmislerdir!
Bir gözü kör olan, 90’lik Cennet ÇIMEN’in diger gözü tornavida ile
oyulmustur. Sonra vurularak öldürülmüs ve ayaklarina araba tekerlegi
geçirilerek, basinin üzerine tuvalet çukuruna dikilmistir!
Kursunlanarak öldürülen 11 yasindaki Ali TRAS’in, kol ve bacaklari
kesilerek, kazana konup yakilmistir!
Ibrahim BILMEZ’in iki gözü ama oglu ve akil hastasi Ali BILMEZ
kursunlanarak öldürülmüstür!
Sanik Faruk DOGRUBAKAN ve Haydar TUT, magdur Kemal YILDIZ’i bir tepeye
çikarmislar ve isin zevkine varmak, iyi nisanci olduklarini göstermek
için, arkasindan ates etmislerdir!
Müfettis Süleyman METIN’i öldürenler, karisi ve çocuklarinin, cesedinin
üzerine atilip aglamalarini alkis tutarak, kahkahalar atarak alaya
almislardir!
Bu olaylarin, din adina yapildigi iddialarini dogru bulmuyorum. Bu
davranislari savunan bir ahlak ve din olacagina inanmam mümkün degildir.
Bu vahsetin sergilenmesinin ancak kontr-gerilla teorisinde yeri vardir.
ABD’li kontr-gerilla uzmanlarinin yayinlanmis kitaplarinda, halka
yapilacak vahsetin derecesinin büyüklügü, halki gerilladan uzaklastiracak
önemli bir kontr-gerilla taktigi olarak övülür.
Soru: Katliamla ilgili ilginç aniniz var mi?
- 1979 Haziran ayinda baslayan durusmalar, 8 Agustos 1980 günü kararla
neticelendi. Durusmalar sirasinda, asla unutamayacagimiz olaylar yasadik.
Haftanin bes günü sürekli devam eden durusmalar boyunca, durusma salonunda
ve disarida, 45 gün süren, Kahramanmaras mahalle ve ilçelerinde yaptigimiz
kesifler sirasinda asla bellegimizden silinmeyen anilar var. Bir gün
bunlari yazma firsati bulacagimizi umarim. Burada aci bir iki aniya yer
vermekle yetinelim. Adana’da herkesin, efendiligi ve bilgisi ile üzerinde
saygi uyandirmis olan Av. Halil Sitki GÜLLÜOGLU öldürüldü. Adana Kapali
Spor Salonunda süren durusmalar sirasinda, saniklar tarafindan linç
edilmekten son anda kendi çabasi ile kurtulmayi basaran Halil abi, evinin
önünde, arabasina bindigi sirada, ülkücü saldirganlarin kursunlarina hedef
olarak yasama veda etti. Onu asla unutamam.
Av. Baris YIGIT, Av. Ali KALAN, Av. Nusret SENEM, Av. Emcet OLCAYTU,
durusma salonunda sayisiz kez saldiriya ugradiktan sonra mahkeme, kapali
salonun müdahil kürsüsünün hemen yaninda bir merdiven kurdurdu. Spor
salonunun tribünlerine çikarak saldirilari defetmis sayildik. Bir kara
mizah örnegi olarak animsariz.
Biz, bu dava ile bir hukuk cephesi açarak mücadele ettik. Ancak çok
üzülerek söylemek gerekirse, solun 49 parçaya bölünmüs diger kesimleri ve
bazi sol çevreler, bu kavgayi sürekli küçümsediler. Bizleri, sikiyönetim
ve katliamcilarin adaletine alet olmakla elestirdiler. Hukuk cephesindeki
mücadelenin önemsenmemesi yanlisti. Onlarin dediklerine biz de
katilsaydik, katliamin gerçekleri ortaya çikarilamazdi. Bu mücadele,
aslinda tehlikeli ve zor isti. Ölüm göze alinarak sonuna kadar gidilmisti.
Av. Ahmet ALBAY, Av. Ceyhun CAN, Av. Halil GÜLLÜOGLU bu davadaki rolleri
nedeniyle, o günlerde katledildiler. Onlari minnetle aniyorum. Magdurlar,
ölenlerin yakinlari, son dakikaya kadar bizleri desteklediler. Onlarla,
adeta tek yürek gibiydik. Olaganüstü zor ve tehlikeli günleri omuz omuza
yasadik ve basardik.
Örsan Öymen’in kaleminden katliam
Milliyet Gazetesinin köse yazari Örsan ÖYMEN, Maras katliamini
degerlendirdigi yazisinda, katliami gerçeklestiren fasist örgütlerin hangi
siyasi iktidarlar döneminde kurulduguna ve korunduguna isaret ederek söyle
diyor:
“Günümüzdeki çatismalarin dinci-laik çizgi yerine, mezhepler ekseninde
olusmasinda... Bunun altinda yatan da, gerek büyük sermayenin, gerekse
isçi sinifinin giderek laik nitelik kazanmasi, böylece mezhep
çatismalarinda odak noktasinin, sermaye ve isçi sinifinin göreli olarak
güçsüz oldugu bölgelere ve küçük kentlere kaydirilmasi; varilmak istenen
amaç ise, kesinlesmis sinifsal farklari, mezhep ekseni üzerinde
belirsizlestirmek ve tarihin zorunlu olarak silecegi sag görüsleri bir
süre daha kizgin çatismanin sicak ortaminda canli tutabilmek...
Gafletten, dalaletten ve hiyanetten söz eden, ardan ve horlayandan dem
vuran, haykirislara da bir soru isareti koymak gerekir. Ve bu isaretin
ardindan bazi sorular sormak gerekir.
Acaba Alevilik-Sünnilik kiskirtmalari, mezhep düsmanliklari hangi dönemde,
hangi cephelesme iktidarinda Türkiye gündemine girmistir?
* Hangi egitim sistemi uygulamasinda ders kitaplarina sokulmustur?
* Bu kitaplar hangi dönemde yargilanip bagimsiz yargi organlari önünde
kiskirticiliga, mahkum edilmistir.
* Ve Türkiye’de fasist odaklarinin, birer silah deposu haline gelisi,
güvenlik kuvvetlerine yardimci sokak güçlerinin, vurucu cinayet
sebekelerinin palazlanisi, devletin içine tirmanisi, kimlerin yönetimine
yaramistir?
* Komando kamplarindaki gencecik beyinler, kimler tarafindan yikanmistir?
Aferin oglum komünisti vur!
* Bu kamplarda ellerine silah tutusturulanlara adam öldürme talimleri,
kimler tarafindan, kimlerin yönetimi sirasinda uygulanabilmistir?
* Bu uygulamayi devlet arsivine raporlar halinde sunan ve ilgilileri
uyaranlara karsi, kimler ne yapmistir?
* Kahramanmaras kiyimini, salt siyasal amaçlar için ‘küfür malzemesi’
yapmadan önce takkeyi önüne koyup biraz düsünmek gerekir.” 55
Örsan ÖYMEN’in, mantik süzgecinden geçirerek siraladigi sorularin
yanitlari bulunsaydi; cinayetlerin, katliamlarin gerçek sorumlulari ortaya
çikacakti. Dönemin Ecevit hükümeti, katliamdan önce gerekli önlemleri
almadigi, sonra ise, suçlularin üzerine gitme cesareti gösteremedigi için,
cinayet ve katliamlarin sorumlulugunu sirtinda tasimaktadir.
b) Siyasi Parti ve Liderler
Süleyman DEMIREL
AP Genel Baskani Süleyman DEMIREL’in, Kahramanmaras katliamiyla ilgili
olarak yaptigi açiklama:
“... Kahramanmaras’ta meydana gelen olaylar, bir olaylar zincirinin
parçasi sayilmalidir. Kars’ta, Erzincan’da, Sivas’ta, Elazig’da,
Malatya’da, Gaziantep’te, Urfa’da meydana gelen olaylar zincirine,
Kahramanmaras olaylari eklenmistir... Simdi meselenin baska bir cihetine
bakalim. Burada yaralananlarin tümü kursunla yaralanmis ve kursunla
ölmüstür. Demek silah kullaniliyor. Bu silahlar burada depo haline
gelinceye kadar hükümet neredesiniz? Kime neyi izah edeceksiniz? Bunlardan
haberiniz olmadi mi? Haberiniz olduysa niye toplamadiniz? Sivas’ta ayni
hadise olmustu. Sivas’ta Alibaba Mahallesi silah deposu haline gelmis,
hükümetin bundan haberi olmus, burayi aramak cesaretini gösterememistir,
aramamistir. Elazig’da ve Malatya’da benzeri olaylar olmustur. Solculuk
Halk Partisinin himayesine girdikten sonra Türkiye bu duruma geldi. Bunun
aksini söyleyecek kimse yoktur.”
Alpaslan TÜRKES
MHP Genel Baskani Alpaslan TÜRKES’in açiklamasi: “MHP’yi suçlamaya
kalkismakla son derece gülünç olmaktadir. Emrine aldigi ve yalan yayan
istasyonu haline getirdigi TRT de kendilerini kurtaramayacaktir. Ecevit’i
huzurunuzda bir defa daha uyariyoruz. Derhal iskenceleri durdurunuz.
Iskencecileri derhal adalete teslim ediniz. Anayasa’ya ve kanunlara bagli
kaliniz. Kin ve düsmanlik saçan uygulamalardan ve konusmalardan derhal
vazgeçiniz. Adaleti ve tarafsizligi her seyin üzerinde tutunuz. Aksi
takdirde ülkeye huzur degil kavga, baris degil savas getirmeye devam
edeceksiniz. Bu tutumunuzda israr ederseniz, tarihe kanli bir iktidarin
basi olarak geçeceksiniz.”56
Bülent ECEVIT
CHP Genel Baskani ve Basbakan Bülent ECEVIT’in, Kahramanmaras katliamiyla
ilgili olarak yaptigi açiklamalar ilginçtir:
“Son zamanlarda sürekli olarak ve giderek artan ölçüde maalesef halkimiz
kiskirtilmaya kalkildi. Bir yanda ‘Bu kis ülkeye komünizm geliyor’
haberleri yayilip, iddialar yapilir, bir yanda da buna karsi Endonezya
tipi soykiriminin ve ayaklanin açiktan açiga kiskirtilir. Son günlerde de
toplumun bütün kesimleri açiktan direnise ve ayaklanmaya kiskirtildi. Iste
tüm bu kiskirtmalarin ve tertiplerin aci sonuçlari Kahramanmaras’imizda
maalesef görülüyor... Öyle anlasiliyor ki, simdi halki olaylarin içine
çekebilmek için, bir devlet gücüyle halki karsi karsiya getirebilmek için
mezhep ayriliklarinin belirgin oldugu yurt köselerinde kiskirtmalarini ve
tertiplerini yogunlastirmis bulunuyorlar...
“Kendi milletine kiyanlar milliyetçi degildir, olamazlar da. Cinayetleri
isleyenler kadar bunlari yetistirenler ve kiskirtanlar da sorumludurlar.
Bazi gençler kamplarda soykirimi ve katliami için yetistirilmistir.
“Bunlar devlet disinda bir devlet gücü olusturmaya baslamislardir.” 57
Bülent ECEVIT, tanimini koymus ama üstlerine gidememistir. Saldiri ve
katliamlarla ilgili istihbarati alamamistir. Fasist örgütlerin devlet
bürokrasisinin, istihbaratinin, güvenlik güçlerinin içindeki
örgütlenmesinin üstüne gidememistir. Dogrulari söylemis olabilir, ama
kendisi hükümettir, ortaya çikaracak güç de hükümettir.
Türkiye Isçi Köylü Partisi
“Dün halka yapilan saldirinin basini ÜGD Baskani Mehmet LEBLEBICI
çekmistir. MHP ileri gelenlerinden fabrikatör Hasan BALCI ise iki ögretmen
arkadasimizin öldürülmesinden beri çevre illerden saldirgan toplayandir.
Dünkü kanli olaylarin uygulamasinda önemli rol oynamistir. Fasist
saldirganlar, mezhep düsmanligi propagandasiyla birkaç günden beri
cenazeye karsi kiskirtmalarda bulunmuslardir. Vali ve Emniyet Müdürü,
defalarca uyarilmasina ragmen baslangiçta az olan saldirganlari
dagitmamis, onlarin güç toplamasina izin vermistir...” 58
Türkiye Isçi Partisi
TIP Genel Baskani Bahice BORAN’in açiklamasi: “Fasist terör istedigi yerde
istedigi gibi kol gezmektedir. Hükümet terör yuvalarinin ve arkasindaki
güçlerin üzerine cesaretle gitmeli ve sonuç almayi basarmalidir. Hükümet
güvenlik kuvvetlerini kesin olarak kendi emri altina almayi ve istihbarat
örgütünü kendi emri ve kontrolü altina almayi basarmalidir.”
MSP
MSP Genel Baskan Yardimcisi Recai KUTAN: “Maras’taki kanli olaylara
partimiz katilmadi. ‘Müslüman Türkiye’ bizim sloganimiz degildir. Olaylara
katilmadigimiz için bazi çevreler bize kiziyorlar.” 59
c) Katliam basinda
Milliyet (25. 11. 1978)
“Ölenlerin sayisinin 76’yi, yarali sayisinin 1000’i astigi bildiriliyor.
Sokaga çikma yasagina ragmen 10.00 siralarinda sayilari bini bulan bir
grup, Kibris Meydaninda toplandiktan sonra vilayet binasina dogru yürüyüse
geçmislerdir. Ellerinde sopalar ve taslar bulunan, tekbir getirerek ve
‘Müslüman Türkiye, Komünistlere ölüm’ diye slogan atarak yürüyen grubu
durdurmak için askeri birlikler havaya ates açmislardir. Sag siddet
eylemcileri (Saat 11.30) sehrin dogu ve bati mahallelerine dogru sizmislar
ve burada bazi evleri atese vermislerdir. Yangini söndürmek için gelen
itfaiyeye de ates açmislardir.
“Komando taburu tarafindan yapilan aramada Yusuflar Mahallesinde bir dere
içinde 5’i polis olmak üzere 16 ceset bulundugu, komando çavusu,
cesetlerin bulundugu derede baska ölülerin oldugunu belirterek sayinin
100’e yakin oldugunu söyledi.”
Hürriyet (26. 12. 1978)
“Girilen evlerden ve enkaz altindan cesetler çikariliyor. Cesetlerin
kokmamasi için çevre illerden buz istendi. Cuma gününden bu yana
örgütlenmis saldirgan topluluklarin yarattigi dehset ve terör... Ölü
sayisi 98, yakilan-yikilan enkaz altinda cesetler bulundugu, askeri
birlikler, girilmeyen Yörükselim Mahallesine giderek kontrol altina aldi.
Çamlik tarafinda bir topluluk askerlerin üstüne ates açti.
“Magarali Mahallesinde kokmaya baslayan 16 ceset bulundu. Otopsilerin
Belediye Mezbahasinda yapildigi ögrenildi. 2500 kisilik seyyar mutfak
Ankara’dan getirildi.
“Saldirganlara dinamit lokumu ve silah dagitildi. Adini açiklamayi
sakincali bulan bir yetkili, ‘Maras Müftüsünün resmi araçlarla kenti
dolastigini ve halki kiskirtici konusmalar yaptigini, olaylarin bundan
sonra basladigini’ öne sürdü.”
Cumhuriyet (24. 12. 1978)
“CHP’li ve Alevi yurttaslarin ev ve isyerleri atese verildi. Alevilerin
yogun oldugu Yörükselim, Yeni Mahalle semtlerinde kursun yagmuruna tutulan
bazi evlerde Alevi yurttaslarin satirla hunharca öldürüldükleri, Hastane
çevresini de kontrol altina alarak getirilen yaralilara ates ettikleri,
bazilarini kursuna dizdiklerini ögrenildi.
“Gazipasa semtinde askerlere siginan iki kisi eylemciler tarafindan geri
alinarak bunlardan biri silahla öldürüldü, biri agir yaralanarak sokakta
birakildi.
“Saldirganlar, saglik ocaginda görevli iki yaraliyi zorla disari çikararak
kursuna dizmislerdir.
“Saldirganlar, Devlet Hastanesinin çevresini çevirerek hastaneye getirilen
yaralilara silahla ates etmislerdir. Yaralilari tasiyan ambulans soförü de
silahla öldürülmüstür.
“Alevilerin yogun oldugu Yörükselim, Yeni Mahalle ve Karamaras Mahalleleri
saldirinin yogunlastigi, katliamlarin arttigi mahallelerdir. Uzun menzilli
silahlarla taranmislardir. Evler atese verilmistir. Girdikleri evlerde
yurttaslari satirla hunharca katletmislerdir.”
Cumhuriyet (25. 12. 1978)
“24. 12. 1978 sabahi saat 10.15 siralarinda sagci gruplar, sokaga çikma
yasagina karsin kentin sokaklarinda birikmisler, bin kisilik bir grup
vilayete yürümeye baslamislardir. Toplulugun dagilmasini isteyen
jandarmalara saldirinca aralarinda çatisma çikmis, jandarmalar havaya ates
etmek zorunda kalmislardir. Ve bes bin mermi yakilmistir. Sagcilarin
ellerinde Amerikan yapimi M.I. piyade tüfeklerinin bulundugu, vilayete
yakin bazi binalari atese vermislerdir.
“Yakinlarini kayip eden çok sayida yurttas, vilayet önüne gelerek ‘Biz bu
sehirden gitmek istiyoruz. Bize yardim edin, asker degil, sehri terk için
araç istiyoruz’ diye bagiriyorlardi.
“YSE Bölge Müdürlügünün binasi, sagci saldirganlarca isgal edilmistir.
Orada silah dagitildigini, Yörükselim, Yeni Mahalle ve Sakarya
Mahallesinde iki günden beri mahsur kalan kisileri kurtarmaya giden
polislerin üzerine uzun menzilli silahlarla ates açilmistir.
“Yapilan saldirilarda gittikleri evlerde kadin-çocuklarin kursuna
dizildigi, bogazlarinin kesildigi, daha sonra ölülere gaz dökülerek
evlerin atese verildigi bildirilmistir.”
Tercüman ( 25.12. 1978)
“Esma Suna adli hamile bir kadin yarali olarak hastaneye getirilmis.
Sezaryen ameliyatiyla bebek alinmis ise de, ancak hem anne hem de bebek
ölmüstür.
“ 24.12. 1978 günü saat 10.00 siralarinda bir patlama ve silahli bin
kisilik bir grubun hükümet konagina yürümesiyle yeniden yogunlasmistir.
Evlerden de askerlerin üstüne ates açilmistir. Bu saldiriyi vilayette
Içisleri Bakani Irfan Özaydinli da izlemistir.
“Emniyet kuvvetlerinin giremedigi mahallelerde patlama ve silah sesleri
yogunlasmistir. Bu arada çocuklarin, kadinlarin, yaslilarin üzerine gaz,
benzin dökülerek yakildiklari haberi vilayet binasina ulasmistir.
“Milli Egitim müdürü Kasim KOÇ, olaylar baslayinca siginmak amaci ile
Çokyasar Köyü’ne gitmis: ‘Orada durumun daha feci oldugunu gördüm. 4
kisiyi gözlerimin önünde silahla tarayarak öldürdüler, ölü sayisi en
azindan 15’dir.’”
Aydinlik (16. 01. 1979)
“Evimize saldirmislardi, kaçtik. Mecburen Mahmut KUSAT’in (Kürt Mahmut)
evine sigindik. Kendisinden korkuyorduk. Bize, ‘Biraz sonra gelecegim’
diyerek disari çikti. O sirada telefon çaldi, telefonu açtim. Telefona
çikan sahis, ‘Ben Ahmet YILDIZ’im dedi ve Mahmut’u sordu. Kendisine ‘Evde
olmadigini ve benim de akrabasi oldugumu’ söyledim. ‘Biz burada komünist
Alevileri epeyce öldürdük’ dedi. ‘Elimize geçen komünist kurtulamiyor,
dogruca fabrikaya atiyoruz. Nusret (Nusret KUSAT, Mahmut’un oglu)
Islahiye’den bir sandik silah getirdi. Burada pek gözükmemesi için
gönderdim. Herhalde eve gelir. Su anda bizim Bekir ve Mehmet bir Aleviyi
çevirdiler. Durum iyi. Bizim gibi yaparlarsa, sehirde hiçbir Alevi
komünist sag birakmayacagiz. Alo sizin orada durum nasil?’ dedi. Iyi, iyi
burasi sakin, dedim ve korkudan kapattim.
“Hemen vilayeti aradim. Çikan komutana, ‘15 dakika içerisinde bizi
kurtarmazsaniz öldürecekler’ dedim. Egitim Enstitüsüne de telefon ettim.
Bizi kurtarmalari için yardim istedim. 15 dakika kadar sonra zil çaldi.
Içeri Mahmut KUSAT girdi. Hemen telefona kostu. Telefonda Bashekim Çetin
DIKER’le görüstü. ‘Agabey komünist Alevilerin seni öldürdügünü duyduk ve
çok üzüldük, sükür sagsin’ dedi. Evde bulunanlar titremeye basladik.
Askeri arabalar o anda geldi. Kurtulduk.”
4. Bilanço ve Sonrasi...
Kahramanmaras katliamindan sonra her zaman oldugu gibi sorusturmalar
yapildi, davalar açildi.
25 Aralik gecesi saldirilar sona erdi. Sira katliamin bilançosunun
çikarilmasina gelmistir. Saptanan ölü sayisi 111’dir. Yüzlerce kisi
yaralidir. 210 ev ve 70 isyeri yakilip yikilmistir. Saldirilar durmus ama
halkin korkusu durmamistir. CHP Milletvekili Oguz SÖGÜT, “Yasananlarin bir
soykirim oldugunu ve Alevi nüfusun yüzde 80’inin kenti terk ettigini”
söylüyordu.
Kahramanmaras katliami olmus bitmis, Ecevit hükümeti 26 Aralik’ta toplanan
Bakanlar Kurulu’nda çareyi 13 ilde sikiyönetim ilan etmekte bulmustu.
“Saga da, sola da karsiyiz” diyerek iktidar olmaya çalisan Ecevit,
katliami, “Kahramanmaras toplumsal olaylari” olarak aniyordu. Günaydin
gazetesinin 28 Aralik’taki manseti durumu açikliyordu: “Demirel keyifli.
Yeniden basbakan olma umudu Demire’i sevindirdi” ve “Ecevit sikintidan
sigarayi günde iki pakete çikardi”.
Sikiyönetim isteyenler basarmislardi. Demirel’den Türkes’e kadar herkes
sevinç içindeydi. (Ne ki sevinçleri kursaklarinda kalacakti...) Hatta
katliami “Komünist ve Maocu yasadisi silahli gerillalarin katliami” olarak
nitelendiren Alpaslan TÜRKES, sikiyönetimin sadece 13 il ile sinirli
tutulmasini yetersiz buluyordu.
Dönemin Içisleri Bakani Irfan ÖZAYDINLI’nin hazirlattigi rapora göre,
katliam planlayicilari disaridan gelmisti: “19-25 Aralik 1978 tarihleri
arasinda Kahramanmaras otellerinde kalan kisilerle ilgili yapilan
arastirmada, kent disindan gelen 26 tane seyyar piyango bayii bulundugu
tespit edilmistir.
“Kahramanmaras ilinde yeteri kadar Milli Piyango bayii vardir. Ve 19-25
Aralik günlerinde çekilis olamayacagina göre, sahte meslek göstererek
kalan bu kisilerin, olaylardan haberdar olarak gelmis militanlar olduklari
kanisi uyanmaktadir.” (Ifadelerinin inceligine bakin, gerçek gözüne
girmis, o hâlâ ‘çabalama kaptan, ben gidemem’ diyor...) Kisacasi, piyango
bu kez Kahramanmaras’a çikar!
Bu piyangocularin bir baska versiyonuna 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta
rastliyoruz. Yine disardan gelmisler, otel defterlerinin meslek hanesini,
“hicret kosucusu” olarak doldurmuslardi!
Kahramanmaras’a piyango satmaya gidenler arasinda adlarini artik
ezberledigimiz isimler de var. Ellbet piyangocu olarak degil, katliam
saniklari olarak: Ünal AGAOGLU ve Haluk KIRCI... Isveren ise bu davada
yargilanan Ökkes KENGER. Tanil BORA ve Kemal CAN’in Devlet, Ocak, Dergah
isimli kitabinda söz ettikleri gibi, “Ülkücü hareket 12 Eylül sonrasinda
söz konusu tarihsel sorumlulugu ve onun bilgisini ‘silmek’ için iki etkiye
bel baglayabilirdi: Bir, MHP’nin, ülkücü hareketin Maras’a iliskin
sorumluluk tasidigi bilgisinin yayilmasi. Iki, Maras’in unutulmasi. Maras
olaylarinin bilgisi ’12 Eylül öncesi terör olaylari’ genelligi içinde
kaybolmus veya ‘vasatlanmis’ durumda olmasi. Bu aci ama gerçek durumda,
Türkiye toplumunun kolektif siyasal belleginin ezeli zayifliginin payi
var. Bu zayiflikta 'devlet politikalarinin' özellikle askeri darbe sonrasi
rejimlerin, söz konusu ortak bellegi deforme eden, travmaya ugratan
süreçleri belirleyici...”
Evet, yillar boyunca silmeye çalistilar katliamin, katliamlarin
izlerini... O silicilerden biri de Turgut TÜRKES’ti. Aksam gazetesinde 20
Ekim 1994 tarihinde “Buradan Bakinca” isimli kösesinde (Ne kadar anlamli
bir isim seçmis kösesine!) su sikintisini dile getiriyordu: “Zülfü
LIVANELI Alevilerle ilgili yaptigi ve ATV’de yayinlanan programda (O
zaman, prim yapiyordu bu tür programlar. Simdi baska...) benim
sayabildigim kadariyla üç defa Sivas, Çorum, Kahramanmaras olaylarinin
ismini zikrederek, zihinlerde yer yapmasi için veya bilmeyenlerin sorup
ögrenmeleri için dikkat çekti.” Ne diyelim, yarasi olan gocunur...
Kahramanmaras katliaminin ardindan, bütün demokratik kitle örgütleri ve
gençlik günlerce katliami lanetlemis ve yine bu yüzden
cezalandirilmislardi. Ancak biz yasadiklarimizi unutmadan, unutturmadan
yasiyoruz. Kim nereden bakarsa baksin, unutturamaz...
Unutturamaz, nasil unutalim ki...?
Sevgili Emil Galip SANDALCI’nin 26 Aralik 1979 tarihinde Demokrat
gazetesinde “Zamandir” baslikli yazisinda dedigi gibi: “Kuskusuz içinde
yasadigimiz su kokusmus, kanli, haksiz ve esitsiz rezil ortamda fasizme,
emperyalizme, sovenizme vb. karsi olacagimizi açiklamak dogaldir. Eger
asfalt yol üzerine kapaklanmis cesedi gazete kagitlari ile örtülü profesör
dostumuzun (Orhan TÜTENGIL) öpülesi ak saçli cansiz basini TV ekranlarinda
seyrederseniz ve de cenazesinde -katili imiscesine- dipçiklenirseniz, ya
da esinizin, oglunuzun, kardesinizin, babanizin kanli et parçalarini
duvarlardan kazirsaniz, gözü gitmis, kolu bacagi kopmus, delik desik
edilmis, felç olmus, tabanlari patlatilmis, elektrikle delirtilmis, ardina
cop sokulmus insanlari tanir, bilirseniz... Elbette fasizmin yaninda
degilsiniz. Eger insansaniz, Hitlerleri, Himlerleri kiskandiracak
Kahramanmaras kiyiminin yapildigi bu ülkede sovenizm karsisina
dikileceksiniz...” (Aktaran Feza KÜRKÇÜOGLU, V - Özgürlük Dergisi, Sayi
16, 15 Aralik 1998)
Katliamin bilançosu [Home]
• Ölü sayisi 111
• Yarali sayisi 1000’in üstünde
• Tahrip edilerek yakilan ev 552
• Tahrip edilerek yakilan isyeri 289
• Yakilan oto 8
23-25 Aralik 1978’de Kahramanmaras’ta yasamini yitirenler
• Abidin UZUNPINAR Sol
• Ali UZUNPINAR Sol
• Hasan UZUNPINAR Sol
• Mehmet ÜNVER Sol
• Döndü ÜNVER (Ev Hanimi) Sol
• Zühre ÜNVER (Ev Hanimi) Sol
• Ibrahim ÜNVER Sol
• Malik ÜNVER Sol
• Fidan SUNA (Ev Hanimi) Sol
• Ali SUNA Sol
• Esma SUNA (Ev Hanimi) Sol
• Mehmet SUNA Sol
• Yilmaz BAZ Sol
• Kezban USTA (Ev Hanimi) Sol
• Ibrahim USTA Sol
• Yusuf LEVENDIZ Sol
• Ali AKINCI Sol
• Ismail NERGIS Sol
• Hasan AKIRMAK Sol
• Ali YILMAZ Sol
• Hatice YILMAZ (Ev Hanimi) Sol
• Hüseyin YILMAZ Sol
• Imam ERGÖNÜL Sol
• Hüseyin ERGÖNÜL Sol
• Güllü ERGÖNÜL (Ev Hanimi) Sol
• Süleyman METIN Sol
• Ali TRAS Sol
• Zeynep AYDOGAN (Ev Hanimi) Sol
• Ali ÜN Sol
• Kamil ÜN Sol
• Zekeriya ÜN Sol
• Gülsen ÜN (Ev Hanimi) Sol
• Elif BALTA (Ev Hanimi) Sol
• Kemal ÖZDEMIR Sol
• Cennet ÖZDEMIR (Ev Hanimi) Sol
• Ali DOGAN Sol
• Mehmet DUMAN Sol
• Yusuf LAKAP Sol
• Hasan YÜZÜK Sol
• Kalender TOKLU Sol
• Hüseyin TOKLU Sol
• Zeynep NERGIZ (Ev Hanimi) Sol
• Aziz TÜZÜN Sol
• Hasan ILDIRCAN Sol
• Mustafa ACINIKLI Sol
• Veli YILDIZ Sol
• Ahmet YILDIZ Sol
• Sibo BEKAN Sol
• Mahmut ÜNAL Sol
• Sebahat ISBILIR (Ev Hanimi) Sol
• Haci Veli ISBILIR Sol
• Ali Riza ISBILIR Sol
• Mehmet ISBILIR Sol
• Mehmet SAGLAM Sol
• Ali SAGLAM Sol
• M. Ali BALTA Sol
• Hasan KÜÇÜKKAYA Sol
• Hatice GÖRÜR (Ev Hanimi) Sol
• Hasan ÖZTAS Sol
• Hüseyin CEREN Sol
• Ali BILMEZ Sol
• Hasan BILMEZ Sol
• Ibrahim BILMEZ Sol
• Fatma BILMEZ (Ev Hanimi) Sol
• Haci Bektas BOZKURT Sol
• Hasan NERGIZ Sol
• Ali ASLAN Sol
• Veysel KALKANDELEN Sol
• Sah Ismail KALAYCI Sol
• Dervis ZÜLKÜFLÜ Sol
• Musa FUNDA Sol
• Abbas KARAKIZ Sol
• Bayram BIL Sol
• Musa ALTUN Sol
• Mehmet TORUN Sol
• Memili BAKICI Sol
• Hamza YILMAZ Sag
• Ercan KÖSE Sol
• Nazim TOSUN Sol
• Mehdi KÖKLÜ Sag
• Osman ANDIZ Sag
• Evliya ERMIS Sag
• Ökkes DALKIRAN Sag
• Mehmet KAHVECI Sag
• Mehmet MENGÜCEK Sag
• Haci BIYIKLI Sag
• Bünyamin VAROL Sag
• Abdullah KANDEMIR Sag
• Adem ARMUT Sag
• Ismail TERCAN Sag
• Abdullah POLAT Sag
• Mehmet ERGÜNDÜZ Sag
• Ökkes INCE Sag
• Necati PARAMIS Sag
• Zeki YILDIRIM Sag
• Süleyman AYDOGAN Sag
• Cemil KARADUTLU
• 13 kisinin kimligi tespit edilememistir. Bu nedenle adlarini yazamadik.
Toplam ölü sayisi 111 kisidir.
(Kaynak : O. Tayfun MATER, 12 Eylül Öncesi-Sonrasi, s. 612)
Davanin sonucu
Adana, Kahramanmaras, Gaziantep, Adiyaman, Hatay Illeri Sikiyönetim Askeri
Komutanligi I Numarali Askeri Mahkemesinin (Esas No: 1980/82, Karar No:
1980/520 sayili) gerekçeli karari:
• Hakkinda dava açilan sanik sayisi 804
• Ölüm cezasini alanlar 29
• Müebbet hapis cezasi alanlar 7
• 15-24 yil arasi hapis cezasi alanlar 7
• 10-15 yil arasi hapis cezasi alanlar 29
• 5-10 yil arasi hapis cezasi alanlar 259
• 1-5 yil arasi hapis cezasi alanlar 26
• Beraat edenler 379
• Karar asamasinda firarda olanlar, çesitli nedenlerle davasi tefrik
edilenler ve ölümle davasi düsenlerin toplami : 68
• Ölüm ve müebbet cezalarinin disindaki diger hapis cezalarinda 1/6
arasinda indirim uygulanmis, cezalar daha da azalmistir.
Mahkemenin karari, Yargitay’da bozuldu. Yeniden yargilama, Yargitay süreci
vb. idam cezalari uygulanamadi. Hafif cezalarla dosya kapandi.
KAYNAKLAR
1) Besim ATALAY, Maras Tarihi, Dizerkonca Mat., Istanbul 1973, s. 72
2) A.g.e., s. 168 - 180
3) Aydinlik Gazetesi, 12. 01.1979
4) Aydinlik, 03. 01. 1979
5) Sonhavadis ve Milliyet Gazeteleri, 22. 04. 1978
6) Milliyet, 22. 04. 1978
7) Kahramanmaras Davasi Gerekçeli Karari (Gerekçeli Karar), (1980/92,
Karar: 1980 / 520),
s. 36
8) Gerekçeli Karar, s. 349
9) A.g.e., s: 360
10) Hürriyet Gazetesi, 26. 12. 1978
11) Aydinlik, 18. 01. 1979
12) Gerekçeli Karar, s. 173
13) Muzaffer Ilhan ERDOST, Fasizm v e Türkiye, s. 205 - 206
14) Gerekçeli Karar, s. 186
15) A.g.e., s. 186
16) Yenigündem Dergisi, Sayi 38, 23-29 Kasim 1986
17) Gerekçeli Karar, s. 191
18) A.g.e., s. 194
19) A.g.e., s. 194
20) A.g.e., s. 196
21) A.g.e., s. 198
22) A.g.e., s. 199
23) A.g.e., s. 201
24) A.g.e., s. 202
25) Yenigündem Dergisi, Sayi 38, 23-29 Kasim 1986
26) Gerekçeli Karar, s. 204 - 205
27) A.g.e., s. 206
28) A.g.e., s. 207
29) A.g.e., s. 208
30) A.g.e., s. 210
31) A.g.e., s. 220
32) A.g.e., s. 227
33) A.g.e., s. 232
34) A.g.e., s. 244
35) A.g.e., s. 248
36) A.g.e., s. 251
37) A.g.e., s. 253
38) Aydinlik, 26. 01. 1979
39) Cumhuriyet, 26. 12. 1978
40) Hürriyet, 25. 12. 1978
41) Gerekçeli Karar, s. 274
42) A.g.e., s. 273-274
43) A.g.e., s. 272
44) Milliyet, 25.12. 1978; Cumhuriyet, 26. 12. 1978
45) Milliyet, 25. 12. 1978
46) Tercüman, 25. 12. 1978
47) Gerekçeli Karar, s. 172
48) A.g.e., s. 175
49) A.g.e., s. 181
50) Aydinlik, 31. 01. 1979
51) Yenigündem Dergisi, Sayi 38
52) Gerekçeli Karar, s. 276, 280
53) Hürriyet, 24. 12. 1978
54) Cumhuriyet , Milliyet, Hürriyet, 26. 12. 1978
55) Milliyet, 27. 12. 1978
56) Milliyet, 25. 12. 1978
57) Milliyet, 25. 12. 1978
58) Cumhuriyet, 24. 12. 1978
59) Hürriyet, 25. 12. 1978
|