ALEVİ TARİH YAZIMINDA SKANDAL

ALEVİ TARİH YAZIMINDA SKANDAL

Mesajgönderen Hasan Harmanci » 09 Mar 2010, 20:55

Resim

Alevi Tarih Yazımında Skandal –Erdoğan Çınar Örneği-. Hamza Aksüt, Ünsal Öztürk, Hasan Harmancı. Yurt Kitap-Yayın. 2010

ALEVİ TARİH YAZIMINDA SKANDAL


Bu kitap, Alevi tarih yazımında ortaya çıkan bir skandalı konu alıyor.
Erdoğan Çınar, kitaplarında Hıristiyanlığın bir mezhebi olan Paulikienizm’i Alevilik; kiliselerini Alevi ocağı; kilise kurucularını Alevi dedesi; ilk çağın köleci “Ma” topluluklarını Alevi; Zeus tapınağını Hacı Bektaş dergahı; Makedon kilisesi kurucusu Constantine’i, Pir Sultan Abdal olarak sunuyor. Tüm bunları yaparken, Bizans görevlisi Peter’in; coğrafyacı Strabon’un; Anna Komnena’nın; Urfalı Mateos’un; Evliya Çelebi’nin ... yazdıklarını tahrif ediyor... Bu, Alevi tarih yazımında bir skandaldır...
Bu tür yazı tarzını tarih, arkeoloji, Alevi felsefesi ve diyalektik bilmeyenler çok sahiplendiler. Öyleleri oldu ki, kraldan çok kral kesildiler. Ancak sorgusuz- sualsiz sahiplenmek Alevi düşünce dünyasının işi değildir. Bu nedenle farklı inanç ve kültürlerin sosyal ekonomik ve inançsal savaşları ile Alevi düşüncesi ve onun savaşımı arasında önemli bir fark vardır. Bu farkı görmek istemeyenler yanında, bunu bir kandırmacaya çekenler de oldu. Bu nedenle Erdoğan Çınar bir örnek olarak ele alınmıştır. Erdoğan Çınar’ın çalışmaları ve amaçları ele alınarak Alevilik üzerinde yeniden başlatılan bir oyun boşa çıkarılmıştır. Bazı tartışmalar yatsıya kadar… Alevi tarihindeki trajedi ve olağanüstü durumlar eksiklikler olduğu gibi kabul edilemez. Bu nedenle tartışmaya ihtiyacımız var. Bu tartışmalar ön kabulle ele alınamaz. Hele hele alanı bilenler hiç alamaz. Bu kitap bu kandırmaca ve oyunların suya düşürüldüğü bir örnek kitaptır. Her şeyden önce Aleviler kim değil, bunu öğrenme fırsatıdır.
Hasan Harmanci
 
Mesajlar: 19
Kayıt: 13 Mar 2009, 20:04

Re: ALEVİ TARİH YAZIMINDA SKANDAL

Mesajgönderen keko » 10 Mar 2010, 03:35

30 yildir Alevilik adina yazilmayan sacmaliklar kalmadi
30 yildir Alevilik en büyük tahribatini yasadi
30 yildir Alevilik cöllerde ve orta Asyada arandi
30 yildir alevilik Kürtlüktür, Alevilik Türklüktür diye beynimiz allah-bullah oldu

Simdi soruyorum; siz 30 yildir nerdeydiniz?
Erdogan Cinarimi beklediniz?
son 80 yilda Aleviligi en dogru anlatan adama karsi birlestinizde kitapmi cikardiniz?
Aleviligi Türkologlarlan, Kürtologlar dahami dogru anlatiyor?

Bu adama karsi kitap cikartacaginiza, eger bir eksigi varsa onuda siz tamamlayinda, alevilik nihayet ayaklarinin üstüne otursun.
Kiskanclik veya kalleslik yapmayin. Biz herseyi görüyoruz!!!!
keko
 

Re: ALEVİ TARİH YAZIMINDA SKANDAL

Mesajgönderen Yol Askina » 10 Mar 2010, 23:22

Sevgili Keke can sen git 30 yil Erdogan Cinara Kuluk et ama bizleride kuluga davet etme.

Ya Sizler okuma özürlüsünüz yada niyetinizi bilek,o kadar sahip ciktiginiz sahisin nerde yasadigini biliyormusunuz.

Hangi Adada yasadigini biliyormusunuz niye sizler erdogan Cinarin akil danismanimisiniz??,yoksa magasmi aliyorsunuz.


Utanmadan Bizlerin ulu Pirlerini alip ilk cag Hiristiyanliga ,yada Tevratin gizli sifreli katil yapiyorsunuz simdi siz yahu neler oluyor.

Bir 30 yilda Erdogan Cinarin hiristiyanligini dinleyin diyorsunuz,Akil sira islam misyonerligi yapiyor dediginiz Yol önderlerine bu HAKARET ;

ETIRMEYIZ,Ne Pir Sultana ,Nede diger pirlerimize hakaret etirmeyiz buna sizin kafaniz calismaz ,ama size bir tavsiyede bulunayim ilk önce okuyun


okumadan yorumda yapmayin,gerci her okuyor gibi göstern okudugunu algilamakta zorlanir.Kitapi bir okuyun sonra yorum yaparsiniz.

Sizinki sadece kuru siki,sizin akil hocaniz 30 yildir nerdeyimis,sizin hocaniz 30 yildir alevi oldugunu nasil gizlemis ,30 yil sonrami Alevi oldugunu ögrenmis,insani kendinize güldürmeyin yahu,Erdogan Cinarin ipiyle kuyuya inerseniz kuyuda bogulursunuz,Yalan ile bina kurulmaz,bizleri islamdan ariddiriyormus gibi yapip islamadan daha katilolan katil olan hiristiyanligami gidelim,Alevilik ne islam nede baska bir din dir aklinizi basiniza toplayin,

Erdogan Cinarmi ögretecek bize Yolumuzu simdiye kadar nerdeyimis ,bizler ne 30 yil digerlerinin yalaniyla nede 80 yil erdogan cinari yalanlariyla ugrasacak ne zamanimiz var nede vaktimiz var.Bizler Pirlerimizi Hakk BIliriz ,Yolumuz insanlik yoludur,Ne Islam ,Nede Hiristiyanlik,Nede Yahudilik ile isimiz olmaz,siz gidin her hangi bir sinogoga erdogan cinara doga edin.akil var beyinnimiz var kimin ne dedigini bilecek kadar,Ne Luviler,ne Hatiler,Nede Hititlerde,2010 yili saydigim kavimlerin nasil yasadigi hakinda cok iyi bilgiler var,neye inadiklari hangi dili konustuklarini cok iyi biliyoruz.kimseyi kadirmasini müsade etmiyoruz.

Aleviler her söylenene inanmiyor artik bilm caginda yasiyoruz,Hititler üzerine yazilmis 100 kitap var vede onca müzeler var vede cok iyi incelenmis bilgiler var.


Aleviler olmasa olmazi Piri ,Mürsüdü,Cemi, Demi ,Semahi var ,Pir Sultani var Nesimisi var,Halaci Mansuru var,Nesimisi var,Olmasa olmazimiz Rizalik Lokmamiz var,Deyislerimiz var,Qizirimiz var ,Dervisimiz var,bunlarin hangisi Hirtiyanlikta var,bakiyoruzki erdogan cinar simdide Zazacilik yapmaya baslamis ehhhhhhhhh ne olacak baktiki hititlerle lüvilerle ,Bogomillerle ,Essenlilerde,Katarlarla,Sabiilerle,olmayinca tutunacak dal kalmayinca .Dediki hee nerde aciklik var.Dersim Halkki üzerine yogunlastibunu gören Zazaci canlar ne yapsinlar dört ele sarilmaya basladilar,Hani derizya denizde bogulan yilana sarilirmis.

Bizim Pirlerimizi Seyit Riza Bedel ödemis öyle yilardir mimarlik yapip sonra emekli olduktan sonra yani keke canin dedigigibi 30 yilhizmet ettikten sonra Alevi oldugunu ögreniyor vede Emekli olduktan yani kendini gerentiye aldiktan sonra Alevi oluyor.Bakin size bizim Pirlerimizden övgü lerde ne demis bir bakalim,Bas Köylü Hasan Efendiden.Nasihatleri
1- Her ne ararsanız doğuştadır. Yaradılışın kapısı ana babadır,ana ve babayı sevmeli,riayet,hürmet ve hizmet etmeli

2- Doğum kapısı Hak kapısıdır. Bu kapıdan doğup gelenler,Hakkın varlığını ispat etmişlerdir. Doğumda olan sevgi Hak sevgidir. Sevilen sevgide her iki tarafın birbirlerine karşı doğru olmasını,nikahına sadık,namuslu ve vijdanlı olmaları lazımdır.

3- Nefse tabi olanlar,anaya babaya karşı asi olup,ana baba sevgisini kaybedenlerdir.Ana babadan dua alanlar cennetliktir.

4- Hakkın emri ile doğan evlah Hakk ile bir doğar. Anasını babasını hakk bilir.

5- İnsan cenneti cehennemi kendi evinde kazanır. Cennet cehennem karı koca arasındadır.

6- Cenabı hakkın cennet cehennemini kendinizde mevcut görün. Rahmanda,şeytanda,Hakta,Na Hakta cümle mevcudat insandadır.

7- Hak cemalini görmek isteyenler aynada kendi yüzüne baksın. Hakkın emri rızasını tutan insanda kendisini ispat eder.

8- İnsanın dünyaya gelmesindeki maksat yaşamındaki imtihanı kazanıp insanlığını ispat etmesidir. İnsanlara insanlığını tanıtan dünyadır.

9- İnsanlardaki alacalığı anlamak için insanın isteğine,sürecine gidiş hattına bakmalı,bunlar iki dilli,iki ağızlı,iki yüzlü karıştırıcı riyakarlar olup en doğru sözleri yalan ve isnattır. Yeminle her kesi kandırır.

10- İnsanı ve hayvanı birbirinden ayıran tavır ve davranışlarından belli olur. Buda doğruluk üzerinde ispat olur. Doğrulukta namus ve vijdanla ispat olur.

11- Bir insanın saflığından istifade etmek,kul hakkı yemektir. Kul hakkı yemekle kul olunurmu?

12- Gerek kadın gerekse koca edeplerini başka yerlerde açarlarsa bunlardan doğanlar azgın olur.

13- Af katiyyen yoktur. Hayrı hasanetle günahlar aff olursa mazlumların hak ve hukuku kaybolur.

14- Cümle insanlar birbirine kardeş bacıdır. Birbirine hile,fırıldak,yalan,hilebazlık olmaya. Birbirlerine karşı özü sözü doğru olmalıdır.

15- Anadan doğma ile insan olunmaz. İnsan özü,sözü.izi bir olmazsa hayvan sayılır. İnsanı hayvan eden kötülüklerdir.

16- İnsana namustan başka yar,vijdandan başka dost yoktur. İnsanın iyisi ve kötüsü namus ve vijdanıyla ispat olur.

17- Karı koca arasında mahremiyeti ile edebi sadece kendi aralarında bir sır olarak kalmalıdır.

18- Dost dostun malını,kazancını,namusunu korumak,kollamak boynuna borçtur.

19- Kanun ve adalet üzerinde hakkınızı arayınız.

20- İkrara sadık olanların canı cananı bir;Özü,sözü,yüzü,izi bir olup birbirlerine kardeş bacıdırlar.

21- Vurucu,kırıcı,cebri kuvvet,kanlı kinli olanlar kurt oğlu kurttur.

22- Vucududa kaybetme,yakma,çürütme ve öldürme. Oluru olmazı,sağı,çürüğü birbirine katmayın. Vucudunuzu hakkın emrine uydurun. Hakkın emri rızasında olan vucut hiç bir zaman ölmez.

23- İnsanı şeytandan ve hayvandan ayırmak için sürek ve isteklerine bakın. Bunların hal ve kareketleri hayvana benzerse hayvandır,benzemiyorsa insandır.

24- Bir olmayan söz,öz,yüz,iz çürüktür.

25- Haksızlık edip,ibadete gidenlerin yolu doğrudan doğruya cehenneme giden sürgünlerin gittiği yoldur.

26- İnsan kimdir? İnsanın özü,sözü,izi yolu birdir. Bir insan söylediği söze sahip olursa yalan söylemezse,zina etmezse daima doğru olanı yapar ve söylerse,haksızlık hırısızlık yapmadan,evrensel insan haklarını vıjdan hukuku ile koruyorsa,fırsat düştüğü zaman istifade gözetmiyorsa,kul hakkı yemiyorsa işte o insan Allaha varmıştır.
27- Vijdan terazisinde kendisini tartmayan insan değildir,mahlukattır.

28- Birlik dost ve kardeş evidir. Ayrımcılık,düşmanlık husumet ve ikilik evidir.

29- Sahipsiz ne olursa olsun azgın olur. Kuran ve incil azgınların eline geçti kendilerine göre uydurdular. Uyduranlar Kurana ve incile uymayanlardır.

30- Döğüş,kavga,yalan,zina,isnat,fitne,küfür,kalbi kara olan insanlar ne fenalık etmişse kendilerine etmişlerdir. Karşınızdaki adamın size yaptığı küfür ve fenalığa sabredin. Sabreden insanlığını ispat etmiş demektir. Sabır etmeyen küfür etmiş gibi olur.

31- İnsan insanın rahmanıdır,insan insanın şeytanıdır. İnsanlar azdı,doğruluktan ayrılıp şeytan yoluna saptılar.

Bakalim Erdogan Cinar bunlarin hangi birini demis anlatsinda Keke can bizde Ögrenelim.

Yer,gök yok iken biz var idik
Varın emriyle sır gömleğini giydik
Nikahımız kılındı ervahı ezele erdik
Rahmet deryasından gayrı yok dediler

Mekanımız oldu Rahimi Rahman
Otuz hurufiyle heceyi Kuran
Başımızda tacı belde kemeri nuran
Kalbimiz Furkandır başka yok dediler

Cennetde kubbemiz nur ile ışık
Doğurduk,doğduk sallandı beşik
Adem gördü onun için oldu beşik
Kubbeye girmeye yok yok dediler

Hakk ile mekanda oldu kararımız
Kul olmuşuz ona var ikrarımız
Yaptık yoğurduk verdi fermanımız
Bu dünyadan başka dünya yok dediler

Dünyayı bizler yaptık yoğurduk
Muhammed Ali ervahların doğurduk
Dü cihana tellal olup duyurduk
Hakk dan gayrı ikrarımız yok dediler

Dünya Ahiret iki kısma ayrıldı
Biri baki diğerine fani ismi verildi
Her can aslı aslına sarıldı
Kur’an da kan katil yok dediler

Bakisi Kur’andır fanisi fürkan
Fani dünya için dökülmüştür kan
Baki Hakk’ın emri Hulki Hasan
Benzeri,halefi hiç yok dediler

İmtihan olmak için geldik cihana
Kol kol olup ilan verdik her yana
Şit İsmail ile sarıldık cihana
Ana baba burda dahi yok dediler

Şit ile nikahımız kubbede kılındı
Doğum beşiğimiz sarmalandı sarıldı
Emri fermanımız hem ikrarda alındı
Ervahımız birdir fark yok dediler

Cümlemiz birbirimize eyledik secde
Nur doğdu ademe eyledik müjde
Secdeye varın niyaz eyleyin sizde
Ademle Havvaya secde yok dediler

Fırka-i naci,acıdan ayrıldı
İkrar imana yol nam verildi
Kırklar cemine postumuz serildi
İkrarsıza dar didar yok dediler

Nuhun tufanı çün çıktı bize
Sırdan nikabı çekmişiz yüze
İbrahim Halilullah dediler bize
Narı Nur oldu ateş yok dediler

Sağ kolumuzu verdik hacere
Kurban olana verildi şecere
Mekke yolunda susuz kaldık biçare
Aradık dağı taşı su yok dediler

Ayağımızı vurduk su çıktı yüze
İkrar rahmet deryasında verildi bize
Abu zemzem dediler suyumuza
Bundan başka kevser yok dediler

İbrahim,Hacer aslındandır aslımız
Kureyşi,Haşimi neslindendir neslimiz
Nur ile münevver olmuş ceddimiz
Mustafa’dan gayrı güzel yok dediler

Ana rahmine düştük hayırlı gecede
Bir makam göründü gayet yücede
Doğupta geldik biz haticede
Fatımadan başka güzel yok dediler

Atam Muhammed’dir tacı serimiz
Aliyyül Mürteza belde kemerimiz
Hasan Hüseyindir şebber şübberimiz
Talipten gayrı yol yok dediler

Doğum ile ispat olundu vucut
Rahmet çeşmesi Fadimede mevcut
Cümlemiz birbirimize eyledik sücut
Talipten öteye yol yok dediler

Evladı Resulde yolumuz düzüldü
Talip namıyla ismimiz yazıldı
Doksan bin kürrede geçip süzüldü
Pişipte hall olmuş çiğ yok dediler

Doğumdan doğuma geldik bir kere
Aldılar bizi halka çembere
Arayıp bulamadılar katiyyen şerre
Helal zülal olduk haram yok dediler


Dedem ibrahimi sani ebem emine
Kemerden süzüldük geldik beline
Defterimiz verildi Hacı Kureyşe
Evladı Resuldür yalan yok dediler

Tamam oldu günümüz geldik dünyaya
Nurumuz benziyor güneşe aya
Elestü bezminden temiz bir maya
Süt sümük temizdir pis yok dediler

Anamız emzirdi girdik yediye
Nefs ile düştük dedikoduya
Kulak verildi bed kötü huya
Kendinden bi haber hiç yok dediler

Yirmiye kadar çok bela çektik
Bir iki tarlaya tohumu ektik
Yirmibirinde nikah altına girdik
Ondan sonra haram hiç yok dediler

Kendimizi gördük ne uzun ne kısa
Görürüz yanımızda vardır bir kimse
Taksimi ezelinde verildi hisse
Bundan daha iyi tellal yok dediler

Bize dediler mahşer tellalı
Ak defter ile seçilsin helalı
Tamamen seçilsin hakikat malı
Her şey aşikardır gizli yok dediler

Fadime kim olduğun edelim beyan
Gahi kız geldi,gahi oğlan ayan
Zülfikar eyledik biz ona ihsan
Bunda şek şüphemiz hiç yok dediler

Batin erenleri okudu künyemiz
Kendim Mustafayım,İbrahimdir özümüz
İmam Hasan Hüseyindir Ali ceddimiz
Tasdikli künyesin sen Hakk dediler

İmtihan olduk imtihanımız bitti
Kırkbirinde defterine kayd etti
İkrar iman carımıza hemen yetti
Dünya ahiret korkusu hiç yok dediler

İmam Hasan evladıyız gizli sırrımız
Nice defa geldik kimse bilmez yerimiz
Nesli Hacı Kureyş Mevalidir Pirimiz
Kureyşten gayrı Pir yok dediler


Şimdiki ismimiz koyduk HASANİ SANİ
Ervahı ezelinde Fadime canı
Koyunun evladıyız hemde çobanı
Bu çobandan yüce hiç yok dediler.



sevgillerimle yolaskiyla.
Yol Askina
 

Re: ALEVİ TARİH YAZIMINDA SKANDAL

Mesajgönderen Ali Kara » 11 Mar 2010, 08:07

Bağırarak, çağırarak eleştiri olmaz. Aleviliğin Luvilik olduğunu, Luvilerin Orta Asya’dan geldiğini ve Türk olduğunu, Sümerlerin de Orta Asya’dan geldiğini ve Türk olduğunu söyleyen Erdoğan Çınar’dır. İspatı ise aşağıdadır.
“Anadolu’nun bilinen en eski halkı Luviler’in de ayak izleri bizi Asya’nın içlerine götürüyor. Bilinmeyen kadim bir tarihte, onlar da Anadolu’ya Asya’nın içlerinden gelmişlerdi.” (Erdoğan Çınar, Chiviyazıları Yayınları, Aleviliğin Gizli Tarihi, İstanbul 2004, s. 31)
“James Churchward tarafından batı Tibet’te bir manastırda bulunarak okunan Naakal Yazıtları, Tufan ile birlikte sular altında kalan Uygur İmparatorluğu’ndan kurtarılarak Batı Tibet’e taşınmış kutsal belgelerdi. Sümerliler de büyük bir ihtimalle Tufan’la birlikte Asya içlerinden kopup, suların önünden kaçarak Asya içlerinden, Tufan’dan en az etkilenen bir bölgeye, Aşağı Mezopotamya’ya gelerek yerleşmişlerdi.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Chiviyazıları Yayınları, İstanbul 2004, s. 182)
“Sümerler … Yeterli kanıt olmamakla birlikte Hazar denizinin ötesinden, Asya’nın içlerinden geldiklerine dair önemli ipuçları vardır. Orta Asya Türkçesine benzer eklemeli bir dil kullanıyorlardı. …
Sezgilerimize güvenerek şunu söyleyebiliriz: Orta Asya yeryüzünde Tufan’dan en fazla etkilenen yerlerden biriydi. Anayurtları sular altıda kaldıktan sonra Sümerliler sellerin önünden kaçarak Aşağı Mezopotamya’ya gelmişler ve asıl yurtlarından ‘Pek çok uzakta olan ev’i ERİDU’yu kurmuşlardı. Ve muhtemeldir ki inanışlarının kaynağı Tufan ile birlikte ortadan kalkan Uygur İmparatorluğu idi.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Chiviyazıları Yayınları, İstanbul 2004, s. 184)
Erdoğan Çınar Hacı Bektaş’ın nereli olduğunu da söylüyor:
“Hacı Bektaş-i Veli, 1209-1210 yılları arasında Nişabur’da doğdu.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, 2007 İstanbul, s. 205)

Yukarıda yazılanlar Türkçü tezlerdir. Asıl sizin onur mücadelesi yapmanız gerekir. Çünkü kaynakları tahrif ederek sizi kandırmak isteyen Erdoğan Çınar’dır. Kaynaklardaki tahrifatlar gayet nettir. Yanlış değil, bilinçli tahrifatlardır. Sorun Türkçülük, Kürtçülük meselesi değildir.
Ali Kara
 

Re: ALEVİ TARİH YAZIMINDA SKANDAL

Mesajgönderen Reber » 11 Mar 2010, 08:47

sayın Keko

Erdoğan Çınarın her anlattığı masala inanırsak, aşağıdaki tezlerini kabul etmiş oluruz.

1- Kaynakları tahrif etmek ve kendi arzusuna göre yorumlamak.

2- Sivasın adını degiştirmek, Yıldız dağını yerinde kaldırıp başka yere oturtmak, Yine sebinkarahisarın yerini yanlış tanımlamak, bunun yanında, Dersim cografyasında bi haber olup yerleri karıştırmak.

3- Pirsultanı , Pir silvanus yani Kostantin yapıp aziz paulusa baglamak.

4- Kiliseyi, Cemevi yapmak, Pir'i, papaz, yapmak.

5- Aleviligi orta asyada türklerle getirip mezepotamya ve hitit uygarlığı kurdurmak. Oda yetmeyince Nakaal tapletlerini alamat kalesi Hasan üzeri mısırdaki Hermes okuluna ezoterikizm bağlamak. Bu da yetmeyince kayıp Kıta Atlantise götürmek.

6- Katharları Alevi yapıp, Alevileri Yakoben yapıp Fransız devrimi yapmak.

7- Sabiler, Eseniler, Pavlikanlar, boğomiller ve Katharları, Aleilik olarak göstermek.

8- Altı Hıristiyan kilisesini, Alevi Ocağı olarak göstermesi.

1. Makedon Kilisesi: Constantine/ Silvanus ve Symeon/Titus tarafından kurulmuş.

2. Achea Kilisesi: Samaosata’da Gegnesius/Timothy tarafından kurulmuş.

3. Phlippians Kilisesi: Joseph/Epaphroditus tarafından kurulmuş.

4.Laodiceans Kilisesi: Mopsuestia ya da Argaoun halkının kilisesi ve Sergius/Tychius tarafından kurulmuş.

5. Efes Kilisesi: Aynı kişi tarafından kurulmuş.

6. Colossians Kilisesi: Aynı kişi tarafından kurulmuş.

Bu kiliseleri Erdogan Çınar aşağıdaki gibi oçak olaak gösteriyor.

1- Mananakian Ocağı
2- Achean Ocağı
3- Epaphroditus Ocağı
4- Laodikian Ocağı
5- Efes Ocağı
6- Niksar Ocağı

Hak aşkına Alevilerde bu ocakların talipleri varmıdır?
Sayın keko siz yukardaki ocaklardan hangisindesiniz.

Erdogan çınarın düzeltilecek yeri yok ki hangisi düzeltilsin. Ayrıca gizli hHıristiyanlık misyonerligi yapmakta ve İslam misyonerleriyle birlikte bir taraftan İslamlaştırılırken birtaraftanda yolumuz Hıristiyanlaştırılıyor.

Birileri islamın özüyüz derken E. Çınar da Hiristiyanlığın özüyüz diyor.
Lütfen Erdogan çınar tartışmalarını iyi izleyin.
Reber
 

Re: ALEVİ TARİH YAZIMINDA SKANDAL

Mesajgönderen keko » 12 Mar 2010, 02:27

Ula gardas siz hepiniz ucmussunuz ya!
30 yildir Alevi kitaplari okuyorum(hatta bu yüzden adim cikti), birgün olsun bir cocuga veya bir gence, ne dogru dürüst Aleviligi anlata bildim, nede bir baska okumus bana Aleviligi anlata bildi. Niye?
Cünkü, hepisi yalan dolan ve efsane!
Kiminiz kitap yazar gibi bana cevap vermissiniz. Yazdiklarinin hepisini Erdoganda yazmis. Yani Erdogan diyor; "iki kere iki dört", Siz diyorsunuzki; "hayir Erdogan yalan söylüyor, iki kere iki dört eder". Simdi ben bu sacmaliktan ne anlamam gerekiyor?
Alevilik, islam öncesi ve hiristiyanlik zamani yasamissa bunda Erdoganin ne sucu var? Yani islam öncesi Alevi tarihini görmeyelimmi?
Alevilik Hiristiyan baskisi altinda yasamissa, Pirlik,musaiblik,kivralik, semah,cem olmamismi?
Yav ben sizin cevablarinizdan hic birsey anlamadim!
Yav ben sizin 30 yillik Alevi kitablarinizdan da hic bir sey anlamadim! galiba Erdogana sempati duymamin sebebide bu! anlattigi seyi anlayabilmem!
keko
 

Son Alevi Esnaflari

Mesajgönderen keko » 12 Mar 2010, 03:23

Alevilik son beş yılda üzerine yapıştırılan hurafelerden sıyrılıp kendi özüne doğru kararlı bir yolculuğa çıktı.Bu yürüyüş önce küçük bir çevrede başladı daha sonra Alevi Entelektüel çevresi ve Alevi gençliğini bünyesine katarak hızla büyüdü..

Alevi esnafları,kendilerini Aleviliği bir başka bünyenin içinde eritip ortadan kaldırmak üzere programlamış tüccarlar, önceleri bu başlangıcın içinde bulunan o müthiş potansiyeli fark edemediler.Bu çevreler suskunluğu seçerek Alevilik içindeki bu silkimeyi sessiz çoğunluğa duyurmadan sessizce geçiştirmeyi denediler.Ancak işler onların düşündüğü gibi gitmedi.Aleviliğin kendisine dönüş yolculuğuna katılanların sayısı arttıkça arttı.

Hal böyle olunca Alevi tüccarlarının elindeki yıllanmış yalanların alıcısı kalmadı.Telaşa düştüler.Onlar için hırçın olma zamanı başladı.Hırçınlıklarını önce Alevi sanal ortamda isimsiz tetikçiler üzerinden sergilediler.Bunda da başarılı olamadılar çünkü bu donanımsız,ezbere bulanmış sanal tetikçilere genç Aleviler internet ortamında gerekli cevapları fazlası ile verdiler.

Sanal tetikçiler de başarısız olunca ağabeylerinin meydana çıkıp hamle yapacaklarını biliyor ve bekliyorduk: Öyle de oldu.

Hazma Aksüt bir makale kaleme almış ve benim kitaplarımda yabancı kaynaklardan yaptığım çeviriler üzerinden sözüm ona ‘imla avcılığı’ yaparak öne sürdüğüm tezlerimin ‘çeviri tahrifatlarına’ dayandığını iddia etmiş .

Detay üzerinde tartışma yaratarak esası gözden kaçırmak çok bilinen ucuz bir demogoji yöntemidir.Detay tuzağına düşüp esastan ayrılmak istemiyorum ama esasa girmeden önce bu ‘dil bilmez’ imla avcısının çeviri tahrifatı isnadını –temel birkaç örnek üzerinden-cevaplamadan edemeyeceğim.

Hamza Aksüt’ün kasıtlı olarak yanlış tercüme ettiğimi öne sürdüğü kelimeler ilki; ‘ synekdemoi ‘ Ben bu sözcüğü ‘rehber’ olarak tercüme etmiştim.Hamza Aksüt bu kelimenin yol arkadaşı anlamına geldiğini benim yanlış çeviri yaptığımı söylüyor.Ancak onun bilmediği bir şey var ‘rehber’ sözcüğünün aslı ‘rayber’dir.Ray yol demektir (tren rayı tren yolu gibi) Rayber yada rehber zaten yol arkadaşı anlamına gelir.

Alevi erkanı içinde rehber talibi yola hazırlayan yola götüren kişidir.Burada kasıtlı ve yanlış tercüme nerede?.

İkinci kelimemiz ‘didaskolos’ Hazma Aksüt bu kelimenin ‘öğretmen’ anlamında olduğunu bu kelimeye karşılık olarak kullandığım ‘pir’ sözcüğünü kasıtlı olarak yanlış seçtiğimi öne sürüyor.Alevi erkanı içinde ‘pir’ öğreten kişi, öğretmen anlamındadır.Alevi erkanında rehber yola girişte eşlik eder ‘pir’ de yolun esaslarını öğretir.Pir öğretendir.

Bir dilden diğerine çeviri yapabilmek için her iki dili de iyi bilmek gerekir.Hamza Aksüt Türkçe’yi ve Alevi terminolojisini mi bilmiyor Yoksa kör kalabalıkları avlamak için yapılan son hamlede üzerine düşeni mi yapıyor?

Bana sorarsanız ikincisi.

Hazma Aksüt Şebinkarhisar şehrinin güneyinde bulunan ve eski metinlerde Cibossa (Sibosa) adı ile anılan şehrin bugünkü Sivas olmasına pek akıl erdirememiş görünüyor.İddiası şu Sivas’ın Bizans dönemindeki adı Sebestia idi, Cibossa’nın neresi olduğunu eski kaynaklar yazmıyor. .Hamza Aksüt harita üzerinde Şebinkarahisar’ın güneyine şöyle bir göz atsa ve Sivas ve Sibosa sözcükleri arasındaki ses benzerliğini fark edebilse gerçeği görebilecektir.Cibossa .Sivas’ın Bizans döneminde adı Sebestia’ya dönüştürülmeden önce kullanılan Luvi kökenli adıdır.

Hamza Aksüt’ün bir önemli itirazı da ‘church’ sözcüğünü Türkçe’ye ve Alevi terminolojisine ‘ocak’ olarak çevirmem üzerine.

Church sözcüğü Grek’çe ‘Şah ‘ anlamına gelen ‘Kurius’ sözcüğünden türetilmiştir.Bu Grekçe sözcüğün bir değişik formu ‘Kuriakon’ sözcüğünün Türkçe’deki tam karşılığı ‘Şahkulu’ dur (.Bir hatırlatma yapayım burada ‘Şah’ sözcüğü hükümdar anlamında değil,Alevi erkanında kullanıldığı gibi. Hakk anlamındadır).

Şimdi bu kelimenin sözlükteki karşılıklarından birine bakalım

Church: A religious organization devoted to the worship of one or more deities

(Bir veya daha fazla ilahın ibadetine adanmış dini organizasyon).

Bu sözcük karşılığı olarak sözlüklerde karşımıza şöyle bir tanım daha çıkıyor..

Church:The visible covenant community in a particular locale or region Under the authority of elders.

(Belli bir yöreye yada çevreye özgü dedelerin otoritesi altında ikrar vermiş meri topluluk).

Bu açıklamadan sonra Alevi erkanını azıcık bilen biri İngilizce ‘church’sözcüğünün –başka anlamlar olmakla beaber- Alevi erkanındaki ‘ocak’ teriminin tam karşılığı olduğunu da anlayacaktır.

Popüler İngilizce’de church kelimesinin Hıristiyanların ibadet ettikleri yapı ve/veya Hıristiyan cemaati anlamına geldiği hepimizin malumudur ancak eski metinlerde bu sözcük çok farklı anlamlarda kullanılmıştır.

Popüler İngilizce kitap okumak,turist rehberliği yapmak gibi günlük kullanımlar için yeterli olsa da eski metinlerin Türkçeleştirilmesinde ihtiyaçlarımızı karşılamaktan uzak kalır.

Kısır dil bilgileri ile böyle bir işe kalkışanlar,kilise’ye gitmeyi reddettikleri için Hıristiyan kilisesinin bitmek bilmeyen zulmüne maruz kalan,soykırıma uğrayan,diyardan diyara sürülen bu insanların kilise mensupları olduğunu öne sürmek gibi bir gafletin içine düşebiliyorlar.

Elimizdeki bulunan Alevi ocaklarına ait bilgiler Alevilerin yaşadığı coğrafyada yaşayan,Hıristiyanlığın ortaya çıkışı ile birlikte Hıristiyanlığa karşı amansız bir muhalefet başlatan.ancak zorda kalınca ‘Asıl Hıristiyanlar bizleriz ‘ diyerek kendilerini gizleyen bir halkın örgütlü yapısının düşmanlarının dilinden anlatımıdır .Bu metin içinde yazılanlar kendi sırlarını dışarı vermeyen bu topluluğun bir düşman elçisine anlattıkları kadardır.Aleviliğin Kökleri adlı kitapta altı çizilerek vurgulandığı gibi yeterli değildir.

‘’Ortodoks kayıtlarında sapkın Hıristiyan cemaatleri olarak sayılan bu ocaklar hakkında verilen bilgilerin yetersiz ve sağlıksız oldukları kolayca tahmin edilebilir. Aşağıda dökümünü yapacağımız Alevi ocakların dışında Hıristiyanlar tarafından hiç tespit edilememiş ocaklar olabileceği gibi, anılan Alevi ocakları hakkında onlara karşı amansız düşmanlık beslemiş kaynaklardan derlenmiş bu bilgilerin bazılarının gerçek olmayıp, sürekli gizlenen bu ocakların dışarıya verdikleri yanlış bilgiler olması ihtimali de vardır.’’ ( Aleviliğin Kökleri sayfa.149)

Sicilya’lı Peter’den günümüze ulaşan metinler halkın konuştuğu dilde değil, Grekçe yazılmış ve bin iki yüz yıl sonra İngilizce’ye çevrilmiştir.Şimdi Hazma Aksüt bölge halkının hala yaşattıkları terminolojiyi yok sayarak,Metnin, Grekçe asıllarını hiç görmeden ‘turist rehberi’ rahatlığı ile ve suyunun suyu üzerinden (İngilizce’den) yapılmış tercümelerle ahkam kesmeye kalkışıyor.

Kimdir bu halk nerede yaşıyorlar ve hangi dili konuşuyorlar?

Bizanslılar onların yaşadıkları bölgeye Mananalis adını veriyorlar onları da Mananalis’liler olarak tanımlıyorlar.

Mananalis adı bölgenin yerel dildeki adının Grekçe söylenişe uyarlanmış hali. Bu ismin Grekçe’de bir anlamı yok.Bölge halkı yaşadıkları bölgeyi binlerce yıldan bu yana ‘Mameki’ adı ile tanımlıyor.Kendilerine ‘Millete Ma’ konuştukları dili de ‘Zone Ma’ diyorlar.Yani ‘Ma ülkesi’.’Ma halkı’ ve ‘Ma dili’.

Tunceli’nin köylerinde yaşlılar kendilerini yaşadıkları bölgeyi ve konuştukları dili hala bu sözcüklerle tanımlıyorlar.Bu insanlar hala bu bölgede yaşıyorlar.Hepsi soykırıma uğramadı ,hepsi sürgüne gönderilmedi .Geride kalanlar varlıklarını devam ettirenler, yolunu sürdürenler var.

Bu metinler Eskimolar yada Kızılderililer’den bahsetmiyor.Anılan metinlerde anlatılan bizim hikayemizdir.Bu sebepten .bu yazıları Türkçe’ye kazandırırken Alevi terminolojisini kullanmamız elzemdir. Türkçe’yi iyi bilmeden,Alevi terminolojisine vakıf olmadan ‘Kapalıçarşı İngilizce’si’ ile yollara düşmek kendini ve haddini bilmemektir..

Hamza Aksüt ‘Mameki’ halkını ‘kapalıçarşı tercümesi’ ile ve Kahpe Bizans ağzıyla St. Paul hayranları olarak niteliyor.

Bunun açıklaması kitapta var, ama nedense ilgisini çekmiyor.

‘Sürekli takiyye yapan ve kendilerini ‘asıl Hıristayanlar bizleriz’ diye tanıtan, hile ile kendilerini gizleyen Paluniler dışarıya karşı söylemlerinde kendilerinin ‘Paulikan’ olduklarını ve Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan St Paul’ün takipçileri olduklarını ifade ettiler.

Paluniler (Palu’lular ve/ veya Balabanlar) Ortodoks Kilisesi ve Bizans İmparatorluk belgelerine ‘Paulikanlar’ olarak geçtiler. Ortodoks Kilisesi’nin kayıtlarında ve lanetli vaazlarında Hıristiyanlığın heterodoks-sapkın bir kolu olarak tanımlandılar. Kayıtlarda başka bir kimlik ile anılmış olmaları onlar için trajik bir sonuç doğurdu.

Kimseler birdenbire ortaya çıkan ve hiçbir iz bırakmadan kaybolup giden bu halkın köklerinin nerede olduğu, nereden geldiklerini ve nereye gittiklerini bilemediler. Bu coğrafyanın tarihini yazanlar karmaşık anlatımları içinde onları öncesiz, sonrasız ve önemsiz bir hareket olarak kenara ittiler. Onların çocukları daha güvenli bir yaşam arzuladılar ve geçmişlerini yeni kuşaklara aktarmadılar. Yeni gelen kuşaklar zaman içinde kendi tarihlerini unuttular. Anadolu hafızasını yitirdi. Onlardan geriye kalan destan tadındaki, unutulması mümkün olmayan maceraları başkaları sahiplendiler. Büyük kahramanlar kuşağının üyeleri silinen ve yenilenen belleklerde yer bulabilmek için kimlik değiştirdiler. Aradan bin yıldan uzun bir zaman geçti. Carbeas, Aleviler arasında Hüseyin Gazi adıyla yaşamaya devam ediyor. Chrysocheir’ın kavgaları ve sevdaları Battal Gazi adıyla Anadolu’nun her köşesinde hâlâ kulaktan kulağa dolaşıp durmaktadır.’ (Aleviliğin Kökleri sayfa.162)
Şimdi esasa gelelim.

Benim ortaya attığım tezlerden biri şu

-:Mameki ocağı yedi büyük Alevi ocağından biridir.Bu ocağın kurucusu yedinci yüzyılda yaşamış Mameki’li Silvanus’tur.Silvanus Pir Sultan Abdal olarak bildiğimiz ünlü Alevi mürşidinin ta kendisidir.

Şimdiye kadar Pir Sultan Abdal üzerine kırktan fazla kitap yazıldı Tüm araştırmacılar Pir Sultan Abdal’ı ve onun öncülüğünü yaptığı öne sürülen Alevi başkaldırısını On altıncı yüzyıl olarak tarihlediler..Osmanlı arşivlerinde ve on altıncı yüzyılda ve sonraki yüzyıllarda yaşamış Osmanlı tarihçilerinin eserlerinde böyle bir kayıt yok.Yabancı tarihçiler de böyle bir olaydan bahsetmiyorlar.Halbuki On altıncı yüzyıl öncesinde ve sonrasında ortaya çıkan tüm Alevi başkaldırıları Osmanlı kayıtlarında detaylı bir şekilde yerini almış.Hatta beş yüzeli yıl önce ortaya çıkmış Babai ayaklanması dahi pek çok yabancı kaynakta zikredilmiş

Eğer Hamza Aksüt benim bu tezimi çürütmek istiyorsa ,ortaya Pir Silvanus’a ilk taşı atanın yol oğlu mu yoksa evlatlığı mı tartışması ile değil ,beni yalanlayan ve Pir Sultan’ın on altıncı yüzyılda yaşadığını kanıtlayan bir Osmanlı arşiv belgesi ile çıkmalıydı.

Ben Pir Sultan Abdal ile bağlantılı olan çok önemli bir başka tez daha öne sürdüm.Dedim ki;

-Hüseyin gazi ve Battal Gazi adları ile tanıdığımız Alevi mürşitleri ve halk kahramanları Pir Silvanus’un ardıllarıdırlar ve gerçek isimleri ‘Carbeas’ ve ‘Chrysocheir’dir.Carbeas’ın makamı Ankara’da Hüseyingazi tepesinde,Chryscheir’in makamı Eskişehir Seyit gazi ilçesindedir.Hacı Bektaşi Veli Velayetnamesi’nde Hacı Bektaşi Veli’nin Battal Gazi’nin (Chrysocheir’in) kabrini ziyaret ettiği ve onu ‘suyun başı’ yani ‘serçeşme’ olarak selamladığı ifade edilir.

Türk-İslam sentezcilerinin kanını donduran bu iddia karşısında Hamza Aksüt çıt çıkarmıyor.Çıt çıkarmıyor çünkü bu konu esastır.Onun görevi esası gözden kaçırmak kör kalabalıkları detaylar içinde boğmak.

Hacı Bektaşi Veli’yi Asyalı bir Nakşibendi şeyhi olan Ahmet Yesevi’ye bağlayarak bu ulu yolu kendi mecraından ve kendi tarihinden koparmayı amaçlayan uydurma tarih tezini çürütmüş ve şunları yazmıştım;

“Hacı Bektâş-i Veli, yaygın olarak iddia edildiği gibi ne Nakşibendî Veli’si Hoca Ahmet Yesevi’den ne de Yesevi’nin halifesi olduğu iddia edilen Lokman Parende’den ‘el’ almadı. Bir Nakşibendî Veli’si olan Hoca Ahmet Yesevi ile hiç tanışmadı. Hoca Ahmet Yesevi’nin çağdaşı bile değildi. Hacı Bektâş-i Veli doğduğunda Hoca Ahmet Yesevi’nin ölümünün üzerinden kırk yıla yakın bir zaman geçmişti. Hacı Bektâş’ın, Ahmet Yesevi’nin halifesi Lokman Parende’den el almış olması da imkânsız görünüyor. Zira Lokman Parende’nin ölümü Hacı Bektâş-i Veli’nin çocukluk yıllarına rastlıyor. Yedi-sekiz yaşlarında bir çocuğun bir Veli’den feyiz alması ve ona bağlanması düşünülemez. Üstelik Lokman Parende’nin Hacı Bektâş’ın mürşidi olduğuna dair hiçbir kanıt olmadığı gibi, bu zatın Hoca Ahmet Yesevi’nin halifesi olduğuna dair de bir kanıt yoktur. Bu iddialar Bektâşi geleneğini Nakşibendî Dergâhı’na bağlamak isteyenlerin asırlardır sürdürdükleri asılsız söylentilerdir.

Ahmet Yesevi dokuz asır önce Taşkent yakınlarında Sayram Şehri’nde doğup, 1166–67 yılında bugün Türkistan olarak anılan Yesi Şehri’nde ölmüştür. Gerek kendisine mal edilen ‘Divan-ı Hikmet’, gerek yaşadığı çevrede kendisinden sonra kaleme alınmış kaynaklar incelendiğinde, Ahmet Yesevi karşımıza yüksek bir Sunni İslam şahsiyeti olarak çıkar.’’

Bu, Hamzaa Aksüt ve benzerlerinin tezgahlarındaki malları birdenbire değersizleştiren,onların hayat damarlarını kesen bir tespittir.Kendisini on iki Alevi ocagının on iki Oğuz boyundan geldiğini ispata adamış Hamza Aksüt bu konuda da suskun çünkü bu konu da ‘esas’tır.

Benim ortaya koyduğum tezlerin en önemlisi Alevilerin –bünyesindeki bütün damarlarla birlikte- Anadolu’nun yerli halklarından oldukları ve İslam’la ilintilerinin olmadığı.

Asıl mevzuu bu.Biraz da bunu açalım.

Son yıllarda saygın üniversiteler (Stanford üniversitesi,Bari Üniversitesi,İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi) Anadolu’nun gen haritasını tespit yönünde, bilimsel çalışmalar yaptılar.Çeşitli saha çalışmaları ve laboratuar çalışmaları sonunda elde edilen sonuç şu.Asya’dan göç bir efsanedir. On birinci yüzyılda Anadolu’ya gelen Asya’lı unsurların (Türk’lerin, Çinli’lerin Afgan’ların ve Moğol’ların) Anadolu gen havuzu içindeki toplam payları sadece yüzde üç buçuktur.Bu laboratuar çıkışlı bir bilgidir.ve tartışılacak yönü de yoktur.

Anadolu halkı otuz beş bin yıldan bu yana bu topraklarda yaşıyor.Alevilerin yaşadıkları coğrafya ve bu coğrafyanın etnisitesi otuz beş bin yıldır değişmedi.Onlar hep aynı topraklarda yaşadılar.Hıristiyanlığa karşı mücadele eden de onlardı.Babai başkaldırısında canlarını verenler de onlar oldular.

İnsanın DNAsı uçağın kara kutusu gibidir.Bütün geçmişi orada yazılıdır.Alevi canların son altmış bin yılları DNA’larnda kayıtlıdır.Genetik bilimi bu denli gelişmeseydi, belki kamuoyunu dilediğiniz gibi inşa edebilirdiniz.Ama artık bu mümkün değil .Sizlere geçmiş olsun.

Size bir öğüdüm ve esastan bir sitemim var;Bu sanal tarih yazma hevesinizden vazgeçin artık.Çünkü bilim sizleri yalanlıyor.Bilime karşı,aydınlığa karşı bile ,bile yalan söylemeye utanmıyor musunuz? Utanmıyor musunuz bir halkın geçmişini yok etmeye, hafızasını sıfırlamaya ? Bu büyük insanlık suçunu işlerken hiç mi vicdan muhasebesi yapmıyorsunuz.?

Aleviler sizlerin iddia ettiği gibi ‘Tanrı dağları kadar Türk’ değiller.

Üstelik Aleviler ‘Hira dağı kadar Müslüman’ da değiller

Aleviliğin islamın özü olduğu yolundaki söylemleri çok tekrar edildikleri için doğru olarak kabul etmek bilim midir? Yalanlar çok tekrar edilmekle doğru olurlar mı yada doğrular inkar edilmekle ortadan kalkarlar mı?.

Alevi esnafları Alevilik İslam’ın özüdür yalanını her gün her yerde tekrarlıyorlar.Yukarıda da belirttiğim gibi,onların hedefi kör kalabalıklar.

Alevilik ortada

-Ayin-i Cem
-On iki hizmetli
-Kırklar meclisi
-Varlığın birliği
-Semah
-Nefes,bağlama
-Dört kapı kırk makam
-Alevi ocak sistemi ve dedelik kurumu
-Dem alma
-Musahiplik
-Düşkünlük

Bu listeyi daha da uzatabiliriz bunların hangisi islamda var.Aleviliğin temel taşları İslam’da olmadığı gibi, İslam’da olan da Alevilikte yoktur.

.Tanrı inanışından başlayalım.Alevi erkanında inanılır ki;

Evrende bulunan her şey parçalara ayrılmış tek bir bütündür. Yaratan, bu bütünün tamamı, yaratılanlar da bu bütünün parçalarıdırlar. Yaratan, yaratılmış olan varlıkların uyum içinde birliğidir. Bir ulu nurdan (ışıktan) koparak alemlere yayılmış, evreni oluşturmuş her nesne o yüce varlığın parçası,aynı zamanda kendisidir.

Yaratan yaratılmışların dışında her şeyi denetleyen, yargılayan, ödüllendiren ve cezalandıran bir üstün irade değildir. Varlık birdir ve varlığın esası sevgidir. Varlığı yaratan ve yaratılanlar olarak ikiye bölmek ve bir parçayı diğer parçaya üstün ve amir tutmak, yaratılışın esasını, onu ayakta tutan sebebi anlamamaktır. Varlıkta ikilik gütmektir ki, bu da o ulu hikmete karşı gelmektir.

Yine Alevilikte inanılır ki;İlahi kudretin içinde büyük ve küçük yoktur. Yaratan, yaratılmış olanın içinde tüm nitelikleri ile, zaten vardır.Hakk insanda insan da Hakk’tadır. İnsan da tüm diğer yaşam biçimleri gibi kozmosun içinde kozmosun tüm niteliklerini içinde barındıran bir mikro kozmostur.Kısaca ifade etmek gerekirse; En büyük, en küçükte gizlidir.

Alevi yolu içinde bu inanış varlığın birliği –eski deyimi vahdet-i vücut ve/veya vahdet-i mevcut- olarak adlandırılır.Bu inanış Aleviliği en bozulmamış hali ile aktaran Yunus Emre’nin nefeslerinde sıkça dile getirilmiştir.

İkiliği terk et ,birlik makamını tut
Canlar canın bulasın iş bu dirlik içinde
Oruç,namaz zekat,suç ve cinayettir
Fakir bundan azattır gerçeğe erenler içinde
Yunus Emre

Nice bin yıldan beri bu nimeti yer
İkilikten geçip demedi bir
Yunus Emre

Bunların birliğe ikrarı yoktur
Bunlarda her ne olsa güzeli yoktur.
Yunus Emre

İslamiyet ise, yaradılışı açıkça yaratan ve yaratılanlar olarak ikiye böler.Alevilik bu ayırımı en büyük günah (münkirlik) sayar.Alevilik ve İslamiyet’in Allah’ına inanmaz. O halde Aleviliği nasıl İslamiyet’in bir yorumu yada İslamiyet’in özü sayacağız.

Sen saysan bile İslamiyet bunu kabul eder mi?Bir sorun bakalım

İslamiyet’in bir temel inanış kalıbı da cennet ve cehennemdir.Alevilikte ölüm yoktur ki cennet ve cehennem olsun

Alevi inanışına göre insanın canı sonsuz kudrettir, asla kaybolmaz. İnsanın teni ölür, canı (ruhu) ölmez. Aslolan candır. Can, kaynağını başlangıcı ve sonu olmayan ilahi kudretten aldığı ve onun bir parçası olduğu için doğal olarak ölümsüzdür. Yoktan var olmamıştır bu nedenle yok da olmaz.

Ölürse ten ölür
Canlar ölesi değil
Yunus Emre

Ko ölmek endişesin
Işık ölmez bakidir
Ölmek senin nen ola
Çünkü canın ilahidir.
Yunus Emre

Can geldiği kudret kaynağına geri dönünceye kadar kesintisiz bir devinim içinde bin bir değişik formda kendisine yeni yaşam alanları bulur ve yeniden doğuş döngüsü içinde, sürekli bir bedenden diğer bir bedene transfer olur.(Alevi terminolojisinde bu ‘Bin bir donda baş göstermek’ özdeyişi ile özetlenir ve bu sürece de devriye denir)

Bu biçimden biçime geçişlerin nihayetinde, ‘her şey aslına rücu edecektir’ ilahi yasası işleyecek ve evrende bulunan tüm varlıklar ve yaşam biçimleri gibi insan da geldiği asıl kaynağa dönerek kendisini sonlandıracaktır.

Kısaca ifade etmek gerekirse;Alevilik İslamiyet’in tanrısına da inanmaz ve öbür dünyasına cennetine cehennemine de inanmaz.Bu nedenle Aleviliğin özünü İslamiyet ile ilişkilendirmemiz mümkün değildir.Alevilik ve İslamiyet birbirlerinden esasta ayrılırlar.

Ayrıca Aleviliğin şu ana kadar ulaşabildiğimiz en eski yazılı kaynakları Sümer tabletleridir ki bunlar beş bin yıllıktır.Anadolu’da Boğazköy’de Luvi-Hitit çağından kalma dört bin yıllık Alevi Ayin-i cemini tasfir eden kabartmalar da bulundu.İslamiyet 1400 yıllık bir inanıştır.

Tarih dizini açısından da Aleviliği İslamiyet’e monte etmek mümkün değildir.Nafile bir çabadır.Bir acemi kurgusudur.

Alevilik ve İslam gece ve gündüz kadar farklıdırlar .Bu iki inanışın ayrılıklarını saymakla bitiremeyiz.

Aleviliğin kurumsal yapısı da ( Alevi Erkanı) İslamiyet ile uzaktan yakından ilişkili değildir.


Alevi erkanı Alevi toplum yaşamının bütün alanlarına müdahale eden,bireylerinin sosyal yaşamlarını sevgi ve barış temeli üzerinde biçimlendiren geniş tabanlı bir sosyal örgütlenmedir.

Alevi erkanı aynı zamanda bünyesinde kadim sırlar saklayan ve bu sırları,kendi kurumsal yapısı içinde yetiştirdiği ‘İnsan-ı Kamil’ler aracılığı ile sonraki kuşaklara aktaran bir gizem okuludur.

Alevi erkanının iki büyük amacı vardır:

Alevi erkânının ilk amacı, topluluk üyesi ‘can’ların sosyal yaşamlarını ‘sevgi’yi ve barışı esas alarak düzenlemektir Yemin vererek topluluk içine katılan herkes sevgi toplumu içinde yaşamanın asgari gereklerini yerine getirmek zorundadırlar. Erdemli olmak,huzura ve toplumsal barışa zarar verebilecek davranışlardan uzak durmak toplumun tüm fertleri için olmazsa olmaz bir yasadır.

Topluluğun geniş tabanı, bir yemin töreni (ikrar cemi) ile topluluğun kurallarına ve disiplinlerine uymaya söz verip, topluluğun geniş bahçesine alınmış eli, dili ve beli mühürlü olarak yaşayan yeminli yurttaşlardır. Talipler adı verilen yeminli yurttaşlar kendi köylerinde, şehirlerinde yaşarlar, topluluğun rutin ibadet törenlerine (Ayin-i Cem) katılırlar, sürekli olarak mürşidin, pirin, dedenin kutsal gücünün denetiminde bulunurlar.

Alevi erkânında topluluğun tüm fertlerinin önünde ve mürşit huzurunda üç mührün sınırlarını ihlâl etmemek üzere söz verenler, topluluğun önceden belirlenmiş kurallarına uymak üzere toplumun diğer fertleri ile kefilli ve çok şahitli, bir sözlü anlaşma yapmış olurlar. Bu açıdan bakıldığında Alevi kimliği ruhani bir gücün kutsal otoritesine bağlanmış sevgi ve barış içinde yaşamayı taahhüt etmiş yeminli yurttaşlar topluluğu olarak nitelenebilir..

Alevi erkânının diğer misyonu ve asıl varlık sebebi, insanlığın uzun geçmişinde biriktirdiği (belki de başka bir kaynaktan insanlığa aktarılmış olan) kadim bilgileri (insanlığın gizli sırlarını) semboller içine saklayarak, iyi yetişmiş, yetkin, donanımlı ve erdemli bireyler aracılığı ile sonraki kuşaklara aktarılmasını temin etmektir.

Bu örgütlenme içinde, herkese her bilgi verilmez, bilgi ancak yetkin olana, hak ettikçe ve hak ettiği kadar aktarılır ki değeri bilinebilsin. Kolay ulaşılan ve yetkin olmayan elde toplanan bilginin değerini bulamayacağı, amacından uzaklaşıp ya heba olur gideceği ya da zalimin elinde kötüye hizmet edeceği düşünülür.

Alevi toplumu içinde gizli sırlar kuşaktan kuşağa olgun insanlar tarafından aktarılır. Alevi toplumunda ‘olgun insan’ (insan-ı kâmil) olmak, bireylerinin önüne ulaşılması gereken üstün hedef olarak konulmuştur. Olgun insan olmak, Alevi insanı için yaşamın ütopyasıdır.Bu özelliği nedeni ile Alevilik bir gizem okulu yada sırlar öğretisi olarak tanımlanabilir.

Alevi erkânı mensuplarının ömürlerini adayarak, gerektiğinde canlarını vererek koruma altına aldıkları ve büyük bir gizlilik içinde sonraki kuşaklara aktardıkları bilgiler, sıradan basit bilgiler ve batıl dogmalar değil, evrenin ve yeryüzünün uzak geçmişi ve insanlığın, bu gezegen üzerindeki serüveni ile ilgili çok önemli ve kaybolmaları durumunda bir daha ulaşılmaları mümkün olmayan sırlardır.

Alevi gizem okulu dört sınıflı ve kırk dereceli bir kardeşlik örgütlenmesidir. Alevi terminolojisi içinde bu okul ‘Dört Kapı Kırk Makam’ adı ile tanımlanır.

Bu kurumsal yapı ve bu sosyal örgütlenme İslamiyetin neresinde var?

Hazma Aksüt Alevi sözcüğünün Hz.Ali’den geldiğini ve Hz. Ali’nin bu yolun kurucusu olduğunu, iddia ediyorsa bunu söylentiler üzerinden değil sarih tarihi belgelerle ispat etmelidir.

Hz.Ali’nin tüm yaşamı boyunca verdiği hutbeleri,emirleri,mektupları,hikmet ve vecizeleri (Nec’ül Belaga) ve kendi yazdığı divanı ortada bütün bunların arasından Alevi geleneğine,Alevi ritüellerine ,Aleviliğin kurumsal yapısına ilişkin,içinde Aleviliğin ‘A’ sı olan tek bir kelime göstersin.

Hamza Aksüt Alevilikle ilişkili tek bir kelimeyi Hz. Ali’nin yazdıklarında ve söylediklerinde bulamıyorsa diğer on bir İmamın eserlerine de baksın.Onlarda da bir şey bulamazsa sussun.

Yada pişkinliğin doruğuna çıkarak desin ki Yukarıda yazdıklarının Alevilikle ilgisi yoktur sen çevirileri tahrif ettiğin gibi Aleviliği de tahrif ediyorsun.

Hamza Aksüt Aleviliğin toplumsal belleğini sıfırlayıp onları ‘Hira dağı kadar Müslüman,Tanrı dağı kadar Türk ‘olduklarına ikna etme misyonunun son temsilcilerinden biridir.Bu misyonun üyeleri duymaktan usandığımız ,o çok bilindik yalanlarını büyük bir iştahla söylerken suçüstü yakalanmışlardır.Alevileri bin yıldan beri kandıran bunlardır.Söyledikleri tarihin en büyük yalanıdır ve kökleri çok derindedir.
Artık onların yazdıkları kitaplar satmıyor,söylediklerini kimseler ciddiye almıyor.Giderek yalnızlaşıyorlar.Alevi aydınlarının onları teker teker terk etmeleri (hele hele benim kitaplarıma övgüler düzmeleri) onları umutsuzluğa sürüklemiş.Bu yüzden aşırı saldırgan olmuşlar..Zannediyorlar ki sert bit polemik yaratırlarsa tezgahlarındaki ‘nitelikli alıcısı kalmamış mallara’ müşteri çıkar. Umut işte

Alevi esnaflarına,hamaset tüccarlarına açık davetimdir.Eğer yüreğiniz yetiyorsa ve donanımınız elveriyorsa gelin bir kurultay yapalım ve topu taca atmadan bu meseleyi ‘esas’tan masaya yatıralım.

Bütün ağabeylerinizi alıp gelin.Bana gününü ve yerini söyleyin yeter.

Kim kimi kandırıyor?.Kim tüccardır,kim yalancı? Kim ak kim kara ? Belli olsun.

Hodri meydan.

Erdoğan Çınar

13 Şubat 2009 – İstanbul
keko
 

Re: ALEVİ TARİH YAZIMINDA SKANDAL

Mesajgönderen Yol Askina » 12 Mar 2010, 23:47

Sevgili Keko can bizler size Edepli bir sekilde kendimizi ifade etmeye calistik.

Uslup olarak kimseye ne ulan ile nede baska sekilde ifade etik lütfen citi bir sekilde tartismak isterseniz uslubunuza diket edin.

Bizler her hangi bir Kaffe sohbeti yapmiyoruz,yapmakta istemeyiz can sizler istiyorsaniz size diyecek bir sey bulamiyorum.

Bakin bizler Bin yilardir Alahi elestiriyoruz ki???bakin harabi ne demis ilk önce kisa bir örenk vereyim.

Daha Allah ile cihan yok iken
Biz anI var edip ilan eyledik
Hakk'a hiçbir layik mekan yok iken
Hanemize aldIk mihman eyledik

Kendisinin ismi henüz yok idi
Ismi söyle dursun cismi yok idi
Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
Şekil verip tıpkı insan eyledik

Allah ile burda birleştik
Nokta-i amaya girdik birleştik
Sirr-i Küntü kenzi orda söyleştim
İsmi şerifini Rahman eyledik

Aşikar olunca zat ü sifatı
Kaan dedik var ettik bu semavati
Birlikte yarattık hep kainati
Nam ü nişanını cihan eyledik

Yerleri gökleri yaptık yedi kat
Alti günde tamam oldu kainat
Yarattık içinde bunca mahlukat
Erzakınıi verdik ihsan eyledik

kalsinki Hirsitiyan Misyoneri Erdogan Cinari elestirmeyelim,Siz bir 30 yil daha gecse anlamayacaksiniz can .

Bakin Güfrani ne demis Erdogan Cinardanmi ögrenecegiz Yolumuzu Yolagimizi,Pir lerimiz ne Demis bakin .

Katra idim ummanlara karıştım
Kaç bulandım kaç duruldum kim bilir
Devre edip alemleri dolaştım
Bir sanata kaç sarıldım kim bilir

Bulut olup ağdığımı bilirim
Boran ile yağdıgımı bilirim
Alt'anadan doğduğumu bilirim
Kaç ebeden kaç soruldum kim bilir

Kaç kez gani oldum kaç kere fakir
Kaç kez altın oldum kaç kere bakır
Bilmem ki kaç katip ismimi okur
Kaç defterde kaç dürüldüm kim bilir

Bazı nebat oldum toprakta sürdüm
Bilmem kaç atanın sulbünde durdum
Kaç defa Cennet-i alaya girdim
Cehenneme kaç sürüldüm kim bilir

Kaç kez alet oldum elde bakıldım
Semadan kaç kere indim çekildim
Balçık olup kerpiç kerpiç döküldüm
Kaç bozuldum kaç kuruldum kim bilir

Dünyayı dolaştım hep kara batak
Görmedim bir karar bilmedim durak
Üstümü kaç örttü bu kara toprak
Kaç serildim kaç dirildim kim bilir

Güfrani'yim tarikatım boş değil
İyi bil ki kara bağrım taş degil
Felek ile hiç hatırım hoş değil
Kaç barıştım kaç darıldım kim bilir.

Bakin size birde farkli elestirel bir yaziyida Hasan Harmancidan Vereyim demeki siz alinti yapmisiniz kisada olsa bir de ben vereyim.

Yaşamın kıyısında toplumların çelişkileri ve öteleştirilme dürtüleri önemli bir sorundur. Önasya, Mezopotamya topluluklarının tarihi ise bu anlamda açık bir karmaşaya sahiptir. Bu karmaşaların önemli bir nedeni de inançların propaganda- anti propaganda bombardımanı ile din devletlerinin her şeye egemen olmasıdır. Ne yazık ki bu ehveni şer dünyada çok çeken topluluklardan biri de Bâtınîlerdir. Aleviler, bu topluluk dünyasında her yeni yaşam ilişkisinde, iktidar göstergesinde yeniden tasarlanan, tecdit – iktidar ilişkisini yaşam biçimi sayan bir özelliğe sahiptir. Modern çağımızda sorunun hüküm sürüşü devam etmektedir. Bu hükmün önemli belirleyicileri artık Alevilerin kendisidir. Bu belirleyicilik içinde Alevi felsefesinin eleştiri dünyası karmaşaya boyun eğmiş, sorgulamayı durdurmuş ve unutmuş durumdadır.

Bu nedenle Ünsal Öztürk’ün bu ikinci kitabı (birinci kitap: Alevilerin Büyük Sırrı)Alevilerin saplantı haline getirmelerini ve neredeyse tartışmadan ön yargılı kabuller oluşturmalarına ya da zevkle örerek içine girmeye çabaladıkları kozayı yırtmaktadır. “Yalanlar ile Gerçekler” alt başlığı ile yayınlanan “’Gizli Bilgilerin Sahipleri’ ve Aleviler” kitabı bu yöndeki kurguların sorgusuna açılan bir kapıdır. Şimdi gerçeklerden öte sorgularla karşılaşacaksınız. Korkmayın, sezdirmeden, sorgulamadan önünüze sürülen hikâyelerden kurtulmak o kadar zor değil. Bunun için “Yalanlar ile Gerçekleri” ayırt etmek için toplu bir özeleştiri gücüne sahip olmanız yeter.

Öztürk, bu çalışmasında öncelikle son zamanlardaki “Işık”çı arayışlara köken yaratmaya çalışanların yarattığı “karmaşa” ile çarpışıyor. Bunun için kolay bir yol seçmiyor. İlişki kurulmaya çalışılan kavramların kaynaklarına ve topluluklara, ilkelere, bilgeliklere, yasal kitap ve öğretilere yer veriyor. Yani öyle ne bilinmeyen kaynaklardan “sır”lar öne sürüyor ne de kimliklendirilmemiş düşüncelerden yola çıkıyor.

Her Din Aleviliğe mi Çıkar

Ünsal Öztürk, bazı yazarların Alevilere kaynak kültür olarak ele aldığı Sabiîleri, Essenileri, Paulikienleri, Bogomilleri, Katharları, kült ve inanç ekseninde yeniden tartışmaya açıyor. Alevilerin bu topluluklarla bir ve aynı sayılmalarına veya “yol”ları neye dayanarak nasıl birleştirdiklerine dikkat çekiyor. Bu yetmiyor, iddiacıların “diyet”ini ödemesi için de ilkesel karşılaştırmalar yapıyor. Aslında Öztürk bir felsefeci değil, ancak Alevi felsefesini ve bilgelerini iyi bilen, Aleviliğin fizik-metafizik karşısında nerede durduğuna dikkat eden bir yazar. O, Hak yolunun, Tevrat, İncil ve Kuran kaynaklı bakış açılarıyla Aleviliğin örtüşmeyecek yasa ve yasaklarını karşılaştırıyor. Örneğin: “Eğer elin günah işlemene neden olursa, onu kes. Tek elle yaşama kavuşman, iki elle sönmez ateşe, cehenneme gitmenden iyidir.” Sizce de bu bir Alevi yasası olabilir mi?

Alevilere temel kaynak olarak gösterilmeye çalışılan yukarıdaki öğretilerin bu nitelikten çok uzak olduğunu örneklerle gösteren Öztürk’ün bu konudaki belirlemelerinden biri, Eseniler ve Alevilik konusunda. Yazar bunu bir yasayla dile getiriyor; “Alevi anlayışına benzer yanlarını, aykırı yanlarını tartışmadan, söz konusu anlayışları ve hareketleri Alevi olarak kabul etmek bilgi teorisine terstir.” Aleviliği bilmek bazı kavramları yerli yerinde kullanmayı gerektirir. Bu alanda yapılan tasarruflardan birisi de, çeviri yanlışları yanında bazı kavramların Aleviliğe uymamasına karşın tahrifata uğratılmasıdır. Önceleri bu Osmanlıca vs. çevirilerde yapılıyordu. Bu kısmen aşıldı, şimdi ise günlük dillerimiz arasına giren Batı dillerinden çevirilerde bu örnekleri görüyoruz. Önceleri buna gerek duymuyorduk. Artık bu çeviri tahrifatları “dibe vurduğu” için inandırıcı olmuyor. Üstelik bu çeviriler hem komikçe yapılıyor, hem de zorunlu olarak asıl metni inceleme ihtiyacını ortaya çıkarıyor.

“Işık”ın Kırılması

Yazar sık sık yaratılmaya çalışılan kafa karışıklıklarıyla beraber, bunları yapmadan önce farklı inançların Alevilikle kurulmaya çalışılan bağının olmazlarını dile getiriyor. Bunun yanında özellikle bazı Alevi yazarların alıntı yaptığı kaynaklar üzerinde zaaflı yorum ve çarpıtmaya gittiği yönündeki eleştirilerin dikkate alınması gerekir. Ayrıca eksik kaynak ve belgesiz bilgiler aracılığıyla Aleviliği daha sağlam ve “kadim” bir uygarlığın tohumları olarak gösterme çabası, Aleviliği belirsizliğe ve başka bir “kan”ın ve katliamın filizleri arasına sermek gibi bir durum yaratıyor. Yapıcı ve güçlendirilmiş yanları kullanılan topluluklar ile Aleviler arasında kurulan sıkı bağ, aslında Aleviliği tüketmek ve boğmaktan başka bir işe yaramıyor. Bu amaçla üretilen çarpıtmalardan birini Öztürk şöyle dile getiriyor: Her taşın altından Esseniler çıkıyor. Essenilerin kim olduğunu Sean Martin’den tekrar alalım: “Ölü Deniz’e yukarıdan bakan Kumran mağaralarında yerleşmiş bulunan radikal bir Yahudi grup.” … “cümleyi şu şekilde yazsak, okur ne der acaba: Aleviler, henüz Roma Kilisesi dinin baskın aracı haline gelmeden önce kendilerini Hıristiyanlığın ilk aşamalarına dayandırıyordu…”… “kökenleri ve düalizmin ne olduğu konusunda hiçbir görüşe sahip değildir. Ortak düşünceleri hiçbir şey yok iken Mu adı verilen “Işık Dini”nin, yani “Güneş İmparatorluğu”nun var olduğunu, Atlantis’ten kaynaklandığını; tüm dinlerin ser çeşmesinin, asıl kaynağının da Mu dini olduğunu düşünüyorlar. Bunlar Masonik anlatımlardır… Aleviliğin bütün dinlerin ser çeşmesi, asıl kaynağı olduğu söylense de söz Müslümanlığa geldiğinde şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Onlara göre konu şu şekilde özetlenebilir: “Alevilik Müslümanlığın dışındaki bütün dinlerin ser çeşmesidir!”

Yazar, “ışık” çı anlayış olarak ileri sürülebilecek yeni iddiaları ise akıcı diliyle şöyle yanıtlıyor: “Aleviliği araştıran kişilerin her “Işık” sözcüğünü gördüğünde, “İşte bunlar bizimkilerdir”, bize de “ışıkçılar”, “ışıklar”, “ışık taifesi” deniyor diye ortaya atılmamaları gerekiyor. “Işık,” ezoterizmin konuşulduğu bütün coğrafyalar için geçerli bir sözcüktür.” Bu tür ütopik arayışlar aslında “yarım aydın” şekillenişine örnek oluşturuyor. Bundan sakınmak ve ayrımları iyi koymak gerekiyor.



Alevilerin kendi dışındaki kültür ve inançlarla bağlantı kurması veya köken arayışına girmesi durumunda önemli bazı noktalara önem vermesi gerektiğine dikkat çeken Öztürk, basit sorgularla hesaplaştığı algılayışların, bütünü görmemesinden veya yadsımasından yakınıyor: Örneğin Esenniler ve adı geçen diğer inanç ve öğretilerde öne çıkan bazı ilkelerin Alevilerde asla olamayacağını gösteriyor: “Bu anlayış yanlıştır. Eleştirilmesi gerekir. Alevilerin evlenmeme, içki içmeme, et yememe gibi anlayışı yoktur! Eskiden musahibi olmayan mürşit de, pir de, dede de, talip de yoktu. İçki konusunda da bir sıkıntı yoktur; Aleviler kurban da keser, et de yer…”



Yazar çalışmasını Aleviliği tanımlama ve tarihsel olarak “atalar kültü” formasyonu kurmaya çalışanların yanlışlığını birebir örtüştürme olarak görüyor ve bu bakışları yargılıyor. Kaynak kültürler başka, bu kültürlerden beslenmek veya etkilenmek başkadır. Alevi yazar ve araştırmacıların son zamanlarda yeni bir tarih ve Alevilik bilinci yaratma çabalarındaki “deneme” sorunlarının Aleviliği kirletmeye ve yanlışa taşımaya yöneldiğini, yanlış kavram ve ezoterik algılayışların Alevilik dünyasında cirit attırıldığını belirtiyor. Bu durum daha çok inançların temel göstergelerine inmeden yanlış sonuçlara varılmasına yol açtığı iddiasında. Bu noktada Alevilerin asla kabul edemeyeceği ilkelerle karşılaştırılınca müdahale zorunlu hale geliyor. Bunlardan biri de “yaratılış” düşüncesidir. Alevilikte “yaratılış” değil, “varoluş” söz konusudur. Öztürk bu noktada yanılanları bir yandan deşifre ediyor, bir yandan da yanıtlıyor: “İncil ve Tevrat’ı önceleyen düşünce ve inançlarda mutlak olan şey Tanrı’nın yarattığıdır. Alevilikte ana yolundan başka dünyaya gelme” söz konusu değildir.



Gerçekten de hem diyalektik ve Darwinist ekollere yakın olacaksınız ve yaratılışçı yollarla Aleviliğe “kaftan” biçeceksiniz. Bazı yanılsamalar kabul edilebilir. Ancak, “öz” konusundaki sıkıntı, Alevi kimlikli yazarlarla, yaratılışçı teologlar arasında sınır bırakmayacak kadar bu alanı zorluyor. Bunu bilmelerine ve çalışmalarında işlemelerine karşın, aynı yazarların yine de “yaratılış”çı düşüncelerle Aleviliğin kuramlarını yan yana getirmeye çalışmaları ilginçtir. Yakın zamanlarda bu yönde “kafa karıştırıcı”, ancak, ilke ve sentez dışı çalışmalarıyla öne çıktığını gördüğümüz Erdoğan Çınar’a eleştirileri biçimsel olmaktan kurtulup karmaşanın yarattığı vehamete yönelmektedir. Gerçekten sormak gerek, ayakları üzerine oturtmak için Adem ile Havva öykülerine mi taşıyacağız Aleviliği, yoksa Naciye ile Naci’ye; Gürüh-u Naciye mi?



Öteki Kan



Alevi yazarlar arasında çok fazla tartışılmadan uzak tutulan bu düşünce, Öztürk’ün dikkatinden kaçmıyor ve Çınar’ın çalışmalarının Aleviliği derinleştirmek yerine, taşıdığı küçümsenemeyecek “yanılgı”ların resmini göstermekte. Bu bir hesaplaşma olarak algılanmamalı. Aleviliğin taşınmaya çalışıldığı sınırların zorunlu duruşlarının yeniden tanımlanmasının şart olduğu ortaya çıkıyor. Deneme amaçlı çalışmaların bile bu çizgileri gözetmesi ve tek tanrılı ideolojik aygıtlardan uzak kalması gerekiyor: “Erdoğan Çınar’ın kendinden geçerek Alevilere benzediğini iddia ettiği Essenilerin “Arınma Törenleri”nde okuduğu dualardan da alalım: “Orada, İsrail’in Tanrısı’na şükredecek. Şöyle diyecek: Sana, İsrail’in Tanrısı’na şükürler olsun. … bayramında Senin huzurunda duruyorum …” en tartışmalı konulardan birisi olan “ay” ve “güneş” kültüne ilişkin farklı bakış açısının görülmemiş olması şaşırtıcı: “Size verdiğim kentlerden birinde, ister kadın ister erkek olsun, sizin aranızda yaşayan biri antlaşmamızı bozup, benim gözümde yanlış olan bir şey yapar; gidip diğer tanrılara tapınır, onların ya da güneş ya da ayın önünde eğilirse ve siz bu olaydan haberdar olursanız, durumu dikkatle araştıracak ve inceleyeceksiniz. İsrail’de böylesi tiksindirici bir olayın yaşandığı doğrulanırsa, bu kadını ya da erkeği alacak ve onu ölene dek taşlayacaksınız.” Alevileri Esenni bir kökene sahip iddiası ile yapılan çalışmaların bu Tevrat düşüncesine taşınan noktalara daha fazla açıklık getirmesi gerekiyor.



Tek tanrılı dinlerin teolojik duruşuyla Alevilere çözümler üretmeye çalışmanın altından çıkılamayacağını gözler önüne serilmesi aynı zamanda bu dinlerin tüm “öteki”ler üzerinde yarattığı katliam, adaletsizlik ve kan damlalarını da gözler önüne seriyor. Bu koşullarda yine bu dinlerle ortak köken ve teoloji aramaya kalkmak, bu çabaların bir amacının da Alevileri farklı din ve resmi kitapların kulvarında yüzdürmeye sürüklemek olmuyor mu?



Her ışık kavramıyla Alevilikteki “ışık”; nur anlayışının birbirine karıştırılmasının tehlikelerine de dikkat çeken Öztürk, bu yöndeki iddiaları da çalışma boyunca işliyor: “Esseni belgelerinde, emrinde acımasız savaşçıları olan Tanrı tarif edilmektedir. Onlar katil tanrıyı “Işık” olarak anlıyor. Katil Tanrı anlayışını savunmak aynı zamanda Hakk Erenlerine de hakareti içeriyor. Zira Hakk Erenleri’nin “Tanrısı” hiçbir zaman kandan, katliamdan, ganimetten söz etmemiştir. Hakk Erenleri’nin Yol’u sevgi üzerine kurulmuştur. Savaşçı, katil bir “Tanrı”ya sahip değillerdir.”



Öztürk, çalışmasında: “Hakk Erenleri’nin kadimde de çağdaş görüşlere sahip olduğu, Işık Âlemi olarak iyilik ve doğruluğu anladığı, ortakçı bir toplumun üyeleri olduğu anlatılmıştır. Hakk Erenleri’nin düalist olmadığı vurgulanmıştır. Aynı zamanda pek çok düalist akımda bolca var olan, dünyayı düşmüş bir ışık varlığına yaptıran akımların düşünceleri olan asketizm, yani cinsellikten uzak durma, evlenmeme gibi saçma düşünceler eleştirilmiştir. Evliliği zina olarak gören, üremeyi reddeden ve et yemeyen, içki içmeyen grupların Alevi olarak gösterilmesi kesin bir dille reddedilmelidir.” diyor. Bu çabaların amacının gelmesi gereken yer ise :”Hakk Erenlerinin Yol’u”dur. “Yol, dede ve talip ilişkisi üzerine kuruludur. Dede ve talip olmaz ise Yol yoktur.” Yıllardır tartıştığımız ancak ana kaynaklarına el sürmediğimiz kitaplar ve yan sır kitaplar karşısında Öztürk’ün yaptığı şey; Aleviler başta olmak üzere, bu alanla ilgilenenlere sağlıklı bilgiler vermek, yalana ve yanlışa karşı çıkmaktır.

Umarim yukaridaki Elestirel yaziyi algilarsiniz sizin de belirtiginiz gibi her okudugunu algilamakta zorluk cekerseniz bizler size yardimci oluruz,Dilimiz döndükce.gerci size ayiracak 30 senemiz de olmasa umariz 30 günde algilarsiniz.

Alevilik nice bedel ödemis can Aleviligi yapilacak en böyük hakret sayeriz alevilik son bes yilda erdogan cinarin sayesine tartisilir hali almasi demek .Gercekten Yolumuza yapilacak en büyük Hakaret sayariz,sizin Savundugunuz Erdogan Cinar Simdiye kadar nerdeydi,Emekli olduktan sonrami aklina geldi Aleviligi.

Halaci Mansura,Nesimiye,Yunusa,Pir Sultana ,Vede nice bu Yolda Bedel Ödemis Pirlere Yapilacak en büyük Hakaret sayeriz ,Seyit Rizaya ,böklüceye,Bedretine,Nice bedel ödemisiz bizler .Yolumuz ugruna keko her türden isbirlikcilerden ,Yobazlardan,Fasistlerden,Ihanetcilerden,Yolumuzun Pirleri agir bedeler vermis,simdi erdogan cinardan ögrendik bizler bunlari.Alahi bile yerden yere furan ,Gerektiginde Enel Qakk diyen erdoganmi yoksa derisi yüzülen Yolunun Ugruna bedel ödeyen Nesimimi,Yoksa Yolu ugruna idam sehbasina ipi bogazina takan Pir Sultanmi.Bizim Pirlerimizi Yok Silvanos imis kiliseyi Alevi ocagi diye tanitan sahtekar erdogandanmi ögrenecegiz keko can.Demeki silvanos imis versinene bir kactane Kilise ci Erdogan cinar silvanos pirinden bir kac örnek. Bakin size bir kac adres vereyim gerci 30 yil beklemenize gerek kalmayacak erdoganin anlatigi Hati lerle lüvilerle ,Bogomillerle ,Katarlarin .Essenlilerin ,kimoldugu konusunda Yutubeye girin örda cok örnek göreceksiniz ,kiliseci erdogan kimden alinti yapmis bir bakin,hee Sunu Derseniz bizler 30 yildan fazla müslüman hikayeleri dinledik bir 30 yilda Hiristiyan olak diyorsaniz size diyecek bir sey bulamiyorum.

Bakin size bir 30 yilda bu makale icin zaman harcayin ne demek istemis sevgili Ünsal Öztürk,Aleviligi kimse yok su dine bu din derse karsinda bizleri bulur can hic bir dolduramaz ne islam nede hiristiyanlik nede ilk cag hiristiyanligi,muhamet katil ise musa kim vede digerleri ,biz Yolumuzu carptirilmasini kimse müsade edmiyoruz . son olarak size birde

1- Alevilik mezhep midir?
Aleviligin mezhep Siilik, Caferilik(Sözüm ona islamin Batini yorum imis) gibi Islam mezhebi oldugu yondeki tartismalara hepimiz tanik olmusuzdur. Hepimiz buna bir seyler soylebilmiszdir. Bakin bu soruyu Nesimi'de duymus ki kaç yuzyil once oda evap, veriyor gulumseyerek hocaya.

2- Sorma birader Mezhebimizi
Biz Mezhep bilmeyiz YOLumuz vardir
Cagirma meclisi riaya bizi
Biz serbet icmeyiz Dolumuz vardir
(Nesimi)

Islamda, Siilikde, Caferilikde birebir yasaklanan, Haram sayilan, içilmeyen, içenle konusulmamasi grekdigi soylenilen sarap aleviler'in ayin'i cemlerine bile girebilmisidir, ne garip. Bakin canlar Hatyi nasil bir cevap vermis.

3-
Sen Münkirsin sana haramdir Bade
Bekle ki icesin öbür dünyada
Bahs acma Harabi bundan ziyade
Cünkü bilmez haram ile helali..

Dolularimiz Dolu,gönüllerimiz gani ola
Ictigimiz Dem ler ab-i Kevserden ola
Icenlere ask-i Ilahi,icirenlere delil ola.

4-
Yardimcimiz Sah-i Merdan Ali ola
gerceklerim demine,devranina hüü.

5- -Alevilikde TANRI-INSAN iliskisi;
Alevilik'deki Tanri-Insan iliskisi Islamin Allah-Kul iliskisi ile çatisir. Bu fark Mars ve dunya arasindaki uzaklik farkindan daha yuksekdir. Alevilikde Tanri, insan içindedir. Tanri bilinmeyen, gorulmeyen, dusunulemeye, elesdirilemeyen, tum bilinmezliklerin biliniri degildir. Tanri devreler ile gelisip kamil insan olma mertebesine girmis insanlarin kendileridir. Burada insana tapinma yok. Burada bilinen Tanrinin o insan içindeki yansimasina, olusuna tapinma var.

Dogmadan dedin Asa Adem diye
Sen ezelden beni asi yazasin
Doldurasin alema avazesin
Yunus Emre

Kildan köprü yaptirmissin
Gelip kullar gecsin deyü
Hele biz söyle duralim
Yigit isen gec a tanri
(Kaygusuz Abdal)

Daha Allah ile cihan yok iken
Biz onu var edip ilan eyledik
Hakk a hicbir layik mekan yok iken
Hanemize aldik mihman eyledik
(Harabi)

Ali evvel Ali ahir, Ali batin Ali zahir
Ali tayyip Ali tahir, Ali göründü gözüme

Ali candir Ali canan, Ali dindir Ali iman
Ali rahIM Ali RAHMAN, Ali göründü gözüme
(Hilmi Dede)

Insan HAKDA hak INSANDA
Ne ararsan bak INSANDA
Cok marifet var insanda
Mademki ben bir insanim

TevRATI yazabilirim
Incili DIZEBILIRIM
KUR ani COZEBILIRIM
Mademki ben bir insanim

Daimiyim harap benim
Ayaklarda turap benim
Ask ehline SARAP benim
Mademki ben bir insanim.
(Daimi)

Dünyaya getiren olmuşsun Ata,
Yarattın mazlumu zalim mukadderata.
Zalimi, zorbayı verdin azata,
Cefayı çekene lazım değilsin.

Ali´ye Zülfikâr verdir kırdırdın,
Allahın emri diye emirler verdirdin.
Helalı, haramı kendin yedirdin.
Senden gelen bal olsa zehir olur lazım değilsin.

Ali´nin emeklerini verdin suya,
Kurban olayım o güzel boya.
Ebu Cehil gibi düşersin kuyuya,
Çikaran yoktur, lazım değilsin.
(Baskoylu Hasan Efendi)


Yücelerden yüce gördüm erbabsin sen koca Tanri
Alim okur kelam ile sen okursun hece Tanri

Erligi ile anilir filan oglu filan deyü
Anan yoktur atan yoktur sen benzersin piçe Tanri

Kildan köprü yaratmissin gelsin kulum geçsün deyü
Hele biz söyle duralim yigit isen geç e Tanri

Garib kulun yaratmissin derde mihnete katmissin
Ani aleme atmissin sen çikmissin uca Tanri

Kaygusuz Abdal yaradan gel içegör su cür'adan
Kaldir perdeyi aradan gezelim bilece Tanri
(Kaygusuz Abdal)

Bunlarin hangisini sizin Kiliseci erdogan cinar demis keko can,sizi size burakalim artik umarim uzun olmasindan dolayi bir 30 yilda buna harcamasiniz can.

Yolunuz acik olsun QIZIR YOLDASINIZ HAAK YARDIMCINIZ OLSUN .Yol Askina
Yol Askina
 

Re: ALEVİ TARİH YAZIMINDA SKANDAL

Mesajgönderen Yol Askina » 12 Mar 2010, 23:53

Keko can hizimi alamadim sen 30 sene aramissin bende 3 dakika bekleyemedim ne yapilm can.

Birde Ünsal öztürkten kisa da olsa bir elestirel makale yolayim,sen alinti yapmisinin birde ben yapayim dedim.


Alevi Tarih Yazımında Skandal -Erdoğan Çınar Örneği-



Bizler, Hamza Aksüt, Ünsal Öztürk ve Hasan Harmancı bir müdahalede bulunduk. Alevi Yol’unun tahrifat ve yalanla kirletilmesine, kardeşlerimizin kafasının karıştırılmasına izin vermedik. İlgili kitabı kardeşlerimize saygıyla sunuyoruz.

Biliyorsunuz son yıllarda Alevilik revaçta. Yazı yazan, kitap yazan çok.

Özellikle “Dedelik Kurumu”na yapılan saldırılar biliniyor. Aleviliği bir “hareket” olarak anlatanlar var. Yani bir işçi sınıfı hareketi gibi, köylü isyan hareketi gibi anlatıyorlar.

Bizim görüşümüz ise şöyle: Alevilik toplumsal komünal bir organizasyondur. Toplumsal organizasyonun bütünlüğü vardır. Alevilik dede-talip ilişkisine dayanır. Alevilik din değildir, Yol’dur. Alevilik Yahudilik, İsevilik veya Muhammedilik değildir. Aleviliğin kendisine has, hiçbir din ve inançta bulunmayan temel kuralları vardır. Aleviler Yol’a bağlı “İtikat” sahipleridir. İtikat, ikrar üzerinedir. Alevi Yol kurallarının başında musahiplik ve sorgu-görgü gelmektedir. Alevi Yol’unu yürütenler Mürşit, Pir ve Rehberdir. Bunların hepsine aynı zamanda Dede denir. Dede ve talip aynı kurallara tabidir. Tüm kurallar hem dede, hem talip için geçerlidir. Dede ve talip arasında çelik, kopmaz bir bağ vardır. Öyle ki dede-talip olmadan Alevi Yol’u yoktur! Dede olmaz ise Yol durmuş demektir.



Aleviliği Yahudilik veya alt mezhepleri gibi algılayanlar var. Tevrat burada karşımıza çıkmaktadır. Tevrat’ın tanrısını Alevilerin ışık “tanrısı” olarak sunanlar bulunuyor. Bu tartışmalar tarihte çok yapıldı. Tevrat’ın ve tanrısının icraatlarını öğrenen bazı din önderleri Tevrat’a sessiz kalmış, “Müjdeleri” yani İncilleri savunmuşlardır. 300-400 çeşit İncil vardır. Ancak Hıristiyanlar ve düalist Hıristiyanlar bu İncilleri dört kâtibin yazdığı metinlere indirgemişlerdir. Zorda kaldıkları yerlerde ise Barnabas İncili gibi metinlerden medet ummaktadırlar.



Muhammediler ise Tevrat’ı esas almışlardır. Kitapları Kuran ile Tevrat birebir denecek kadar aynıdır.



Aleviliğin kitabı Mürşid sözüdür. Saz ile icra edilir. Alevi Yol’unu anlatırken Tevrat’ı, İncil’i, Kuran’ı referans göstermek doğru değildir.



Kardeşlerimiz arasında azımsanmayacak kadar büyük bir genç kesim var. Onlar Müslümanların içinde yaşadığı için Müslümanlığa büyük tepki duyuyor. Müslümanlar Alevilere ve kendi dinlerinden olmayanlara hiç saygılı değildir. Günde beş vakit hoparlörlerin sesini son noktasına kadar açarak ezan okuyorlar. Okullarda çocuklarımıza din öğretiyorlar. “Kuran sizin de kitabınız değil mi?”, “Siz de Müslümansınız değil mi?” diye baskı yapıyorlar. Memleketin her tarafını camilerle donattılar. Alevi köylerine de cami yaptılar. Sorun sadece köylerde değil, artık Aleviler köylerde değil. Büyük şehirlerde, Alevilerin yoğunlaştığı mahallelere de camiler yaptılar. Eskiden imarda caminin yeri belliydi. Son yasal değişikliklerden sonra ise “ibadethane” adı altında yine cami yapıyorlar.



Kardeşlerimizin İslam’a duyduğu tepki yerindedir, haklıdır. Artık yüksek sesle konuşmamız şarttır.



Yüksek sesle konuşmak bilim ahlakına uygun olmalıdır. Doğru olmalıdır. Doğruluk Alevi’nin gittiği yoldur. Yalan olmayacak, dedikodu olmayacak. Tahrifat hiç olmayacak.



Alevi Tarih Yazımında Skandal kitabı son yıllarda Alevilerin genç kesimlerinin ruhuna seslenen, onlara yalan bilgiler veren ve kelimenin gerçek anlamında kardeşlerimizi avlayan, kandıran Erdoğan Çınar’ın eleştirisidir. Biz yazarçizerlerin yaptıkları yoruma bir şey söyleyemeyiz. Gerekirse eleştirebiliriz, herkes eleştiriye açıktır. Ancak yalan olursa, kaynak tahrifatları, bilgi kaydırmaları olursa buna karşı çıkmak her Alevinin görevidir.



Erdoğan Çınar bilinçli tahrifatçıdır. Tezleri yalan üzerine kuruludur.



Erdoğan Çınar’ın yalan ve tahrifatları konusunda bir örneği inceleyelim:

Erdoğan Çınar Bizans döneminde yaşamış, kendisine Silvanus takma adını almış olan kişiyi Pir Sultan Abdal olarak sunabilmek için şu yalan ve tahrifatlara başvuruyor:



“Silvanus sözcüğü ‘orman halkından olan (ağaç eri)’ anlamını taşıyan Latince bir kelimedir. Bu isim 680 yılında Sivas’ta katledilen ‘Pir’in asıl adı değildi. Pir Silvanus bu ismi Alevi sözlü geleneğinin başlatıldığı ve kurumlaştırıldığı Cibossa (Sivas) Alevi ocağını kurduktan sonra aldı. Pir Silvanus (Master of The Wood) çok daha eski bir geçmişte Anadolu’da yaşamış orman halkı ve tahtacılar tarafından büyük üstat ve mürşit olarak kabul edilmiş kadim bir yol ulusunun adıdır.”



Erdoğan Çınar bunları Kayıp Bir Alevi Efsanesi adlı kitabının 159. sayfasında söylüyor.



Çözümleyelim:



1. Silvanus “Pir”in asıl adı değilmiş… Asıl adı neymiş, söylüyor mu, hayır, söylemiyor.
2. Asıl adı meçhul kişi Silvanus adını ne zaman almış? Asıl adının ne olduğu belli olmayan kişi güya Alevi sözlü geleneğinin başlatıldığı ve kurumlaştırıldığı Cibossa (Sivas) Alevi ocağını kurduktan sonra almış.
3. Peki, asıl adının ne olduğu belli olmayan kişi takma isim olarak aldığı Silvanus’u kimden almış? Güya çok daha eski bir geçmişte Anadolu’da yaşamış orman halkı ve tahtacılar tarafından büyük üstat ve mürşit olarak kabul edilmiş kadim bir yol ulusunun adıymış Silvanus…



Demek ki ortada adı belli olmayan bir kişi var. Erdoğan Çınar bu adı özellikle söylemiyor. Biz söyleyelim: O meçhul şahsın gerçek adı Constantine’dir… Constantine bir Ermenidir. Erdoğan Çınar, Constantine’yi Alevilerin ocak kurucusu olarak sunuyor. Constantine’nin Cibossa’ya gittiği doğru. Ancak orada ocak değil kilise kurmuş.



Constantine, Cibossa’ya gitmiş, ancak Erdoğan Çınar’ın söylediği gibi Cibossa Sivas değil. Cibossa (Kibossa) bugünkü Şebinkarahisar’ın (eski Colonea) hemen yakınında, güneyinde bir kasaba ya da köy. Sivas’ın o dönemdeki adı ise Sebastia. Biliyorsunuz Pir Sultan Abdal ile ilişkilendirilen Yıldız Dağı, Sivas’ın kuzey batısında yer almaktadır. Erdoğan Çınar Yıldız Dağı’nı da alıp bugünkü Şebinkarahisar taraflarına götürmektedir. Yani kısacası yalana dayalı bir tarih yazmaktadır.

Devam edelim. Silvanus sözcüğünün önüne “Pir” kavramını yazıyor, oluyor Pir Silvanus. “Pir Silvanus (Master of The Wood) çok daha eski bir geçmişte Anadolu’da yaşamış orman halkı ve tahtacılar tarafından büyük üstat ve mürşit olarak kabul edilmiş kadim bir yol ulusunun adıdır” diyor Erdoğan Çınar.

Anadolu’da eskiden yaşadı dediği Silvanus kim biliyor musunuz? Hıristiyanlığın gerçek kurucusu St. Paul’ün başpiskoposu, habercisi, müjdecisi, kilise kurucusu. Alevi Tarih Yazımında Skandal kitabının kapak resmine bakın, orada elinde İsa’nın afişini tutan papaz Erdoğan Çınar’ın büyük üstadı Silas/Silvanus’tur. Erdoğan Çınar ona büyük üstad diyor ama şöyle söylemiyor: “Hıristiyanlığın gerçek kurucusu St. Paul’ün bir papazı vardı, adı Silas/Silvanus’tu. Grekçe Silas, Latince Silvanus deniliyordu. İşte o papaz Alevilerin büyük üstadı ve ulu mürşididir.” Böyle söylemiyor Erdoğan Çınar.

Demek ki Constantine adlı bir Ermeni, St. Paul’ün yolundan gitmeye karar vermiş ve St. Paul’ün bir numaralı adamı olan Silas/Silvanus’un adını almıştır. Dolayısıyla Constantine Silvanus’u Hıristiyanlığın içinde değerlendirmek gerekir.



Biz bu bilgileri nereden öğreniyoruz?

Bizans yönetimi kendilerini rahatsız eden Paulikienleri incelemek ve haklarında rapor yazması için Peter of Sicily adındaki bir kişiyi 9. yüzyılda görevlendiriyor. Peter, Grekçe raporlar kaleme alıyor. Janet Hamilton ve Bernard Hamilton ise bu metinleri İngilizceye çevirerek yakın zamanda kitap olarak yayımlıyor. Kitabın adı, “Christian Dualist Heresies in the Byzantine World c. 650– c. 1450.” Bu kitap Erdoğan Çınar’ın elinin altında var. Aynı kitap bizde de var. Kitapta yukarıya yazdığımız bilgiler yer alıyor. Yani Constantine’in bir Ermeni olduğu, daha sonra St. Paul’ün başyardımcısı Silas/Silvanus’un adını aldığı hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde yazılı. Ama Erdoğan Çınar bu kitaptaki bilgileri tahrif ederek kitaplarına aktarıyor ve kardeşlerimizi kandırıyor. Erdoğan Çınar neden “Silvanus pirin asıl adı değildi” deyip Silvanus’un asıl adının Constantine olduğunu söylemiyor? Amacı ne olabilir?

Yukarıda sadece Erdoğan Çınar’ın tahrifatından bir örnek sunduk. Yayımladığımız kitaptan pek çok örnek var…

Erdoğan Çınar’ın bu tutumu Alevi Yol kurallarına terstir. Yalan söyleyeni, tahrifat yapanı Aleviler aralarına almaz. Erdoğan Çınar bir süre sonra insan içine çıkamaz hale gelecektir!



Biz kardeşlerimize “Alevi Tarih Yazımında Skandal -Erdoğan Çınar Örneği-“ başlıklı kitabı saygıyla sunuyoruz. Kitap dikkatle okunmalı ve incelenmelidir. Dedikodu, spekülasyon Aleviliğin değeri değildir, izin verilmemelidir.



Tekrar etmek gerekirse Yol yaşamaktadır. Dede-Talip ilişkisi vardır. Cem sürüyor. Azalsa da sorgu-görgü sürüyor. Tahrifatçı Erdoğan Çınar’ın dedelere yaptığı “Cahil takımı” gibi hakaretleri Aleviliğe yapılan hakaret olarak kabul ediyoruz. Bazı dedelerin bilgisizliği başka şey “Cahil takımı” gibi aşağılama başka şeydir.

Yol sahipsiz değildir!





Ünsal Öztürk

10/03/2010

Hadi cözün bakalim can bu celiskiyi bir görelim,erdogan cinarin piri olan papazlar versin bakilim bir kac örnek.


Yol askina.
Yol Askina
 

Re: ALEVİ TARİH YAZIMINDA SKANDAL

Mesajgönderen Ali Kara » 13 Mar 2010, 06:52

Hamza Aksüt,
Tahrifatçı, St. Paulcü, St. Paul'ün baş piskoposunu Alevi büyük üstadı ve mürşidi yapan, Aluvileri Orta Asya'dan ve Mısır'dan getiren, Sümerleri Tufan sellerinin önünden kaçırarak aşağı Mezopotamya'ya indiren, onlara Türkçe konuşturan; Hacı Bektaş'ı "Horasan"daki Nişabur'dan getiren, Türkçü milliyetçi; Pir Sultan Abdal'ı St. Paul'ün baş piskoposu Silas/Silvanus yapan; et yemez, içki içmez, evlenmez Manici-Hıristiyan dini önderleri Alevi Mürşitleri yapan; tahrifatçı, bilgi saklayıp bilgi kaydıran, Yıldız Dağını Şebinkarahisar'a götüren Erdoğan Çınar'ı istediği televizyonda, yanına Keko'yu da alarak tartışmaya çağırdı!
Tahrifatçılar için, yalancılar için yol bitmiştir! Sona gelinmiştir.
Ali Kara
 

Sonraki

Dön GAH Forum

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir

cron