.jpg)
TALİB YOLU (RAYA TOLIV)
Aslı Dêrsim dilinde gelen "Ray" kelimesi
itikad ve amellerden ibaret olan hükümlerdir. Ray'in
hükümlerini kabul edip, ikrar veren kişiye de
talib (tolıv)
denilir. Talib Yolu'nun menşe'i ve menbası, kendine has,
kendine özgü dört rükün (çar him)'den
teşekül eder, üç mevki ile temsil edilir. Bu
mukaddes
dört rükün, üç mevki sırası ile şunlardır:
1.
Heq esto ke esto, Xızır'ik nebiye deyo «türkçe
tercümesi» Hakk'ın varlığına ve Hızır'da onun nebisi
olduğuna inanmak» manasına tekabül eder.
2.
Venga Heq'i «türkçe tercümesi» Hakk'ı çağırmak veya
Hakk'a ibadet etmek» manasına tekabül eder. İbadet, Hakk'a
sığınıp dua etmektir. Duanın kabul olabilmesi için, insan
bedenen ve manen temizlenmesi gerekir.
Bu
temizlik, sırası ile şunlardır:
1.
«Vucudun cismani pisliklerden temizlenmesi;
2.
Uzuvların nevsani meyillerden temizlenmesi;
3.
Kalbin kötü arzulardan temizlenmesi;
4.
Ruh temizliğini sağlamaktır.» Dua okumak istiyen bir talib,
bu suretle ruh temizliğini sağladıktan sonra, Hakk'a sığınıp
dualar okur.
Hakk'a ibadet iki şekilde yapılır.
1.
Ferdi ibadet;
2.
Ayin'i Cem (Cıvat).
Ferdi ibadetten maksat, dua okumak istiyen bir talib, evvela
sağ elini dudaklarına, sonra alın üzerine, son olarak sol
göğüs üzerine koyup, sol elini yanına salarak, başı hafif
öne eğik dara durup, Hakk'a sığınıp dualar okur. Ayin'i Cem
ise, ocak-zade pirlerlerin evlerinden toplanıp, toplu halde
icra edildiği gibi, herhangi bir talib'in evinde de
toplanıp, ocak-zade pirler tarafından icra edilir.
3.
Çıralıx «türkçe tercümesi» «çıra hakkı veya ışık
hakkı» manasına tekabül eder. Çıralıx, talib'in sahib olduğu
mallarının muayyen bir miktarını, gönül rızası ile bağlı
bulunduğu ocak pir'ine verdiği Hakk lokmasıdır. Her yol
talibi çıralıx ödemekle mükellef olduğu gibi, pirler
hizmetlerine karşı, talibler'inde topladığı senelik
çıralıx'ın bir kısmiyle ocak giderlerini temin ederler.
Diğer bir kısmını ise, dul, yetim, fakir ve muhtaçlara adil
bir şekilde dağıtmakla mükelleftir.
4.
Roze Xızır guretene «türkçe tercümesi» Hızır Orucu'nu
tutmak» manasındadır. Hızır Orucu'nun menşe'i ve menbası,
Hızır nebi ile başlar. Yüce Hakk (Heq),
Hızır'a kendikatında nebilik vermekle birlikte, O'na
ilminden öğretti. Hızır nebilik mertebesine eriştiği vakit,
üç gün oruç tuttu. O, mukaddes gün ki, Perşembe'yi Cuma'ya
bağlıyan "Xeylas gecesi" yüce Hakk, kendikatında içine helva
konmuş sıcak yağlı ekmek (Miaz)
ve beraberinde ebedi hayat (ab'i
hayat)
suyu olduğu bir sofra indirmiştir. Hızır nebi, kendisine
inen bu kudret nimetiyle orucunu açar, ebedi hayat suyunu
içerek nura gark olup, ölmezliğe ermiştir.
Hızır nebi ile başlayan üç günlük oruç amel'i, ihtiyari bir
nefs kırma olarak, ilk talib toplumu tarafından kabül
edilmekle birlikte, her Yol talibi Hızır Orucu'nu tutmayla
mükelleftir. Hızır Orucu, miladi takvimine göre, her sene
şubat ayının ikinci haftası (peniya
çeli)
salı, çarşamba ve perşembe günleri tutulur. Perşembe'yi
Cuma'ya bağlayan gece ise, Xeylas gecesidir.
Hızır Orucu'nun her mükellefi, yatmadan önce şöyle niyet
eder: «Niyet ettim yarınki Hızır Orucu'nu tutmaya, ya
Hakk! dergah'i izzettinde kabul eyle» diye dua eder.
Gecenin geri kalan kısmmda ve güneşin battığ zamana kadar
oruç tutar. Oruç açarken de, şöyle dua eder: «Ya Hakk!
bizlere ihsan buyurduğun nimetlerle orucumuzu açarız,
oruçlarımızı dergah'i izzettinde makbul ve kabul eyle.»
Şu
noktaya dikkati çekmek lazim gerekir ki, Hızır Orucu'nun her
mükellefi kine, hırsa ve nefse, egemen olmakla beraber,
kendini tüm kütülüklerden arındırması gerekir. Çünkü, kişi
kendini kötü işler yapmaktan alıkoymadıktan sonra, açlık ve
susuzluktan başka bir netice elde edemez.
Yukarıda mevcut bulunan mukaddes dört rükün (çar
him)
etrafında zengin bir talib topluluğu meydana gelmiştir.
Talib toplumu, inanç ve kurallarla yaşar. Kurallar ise,
birkaç temsilciyi zaruri kılar. Bundan dolayıdır ki talib
toplumu'nun "idari",
"ibadet"
ve "ahlaki"
faliyetleri üç mevki ile temsil edilir. Bu üç mevki, sırası
ile şunlardır:
1.
Pir,
talib toplumu'nun en yüksek temsilcisinin unvanıdır. Talib
toplumu'nu hem içte, hem de dışta temsil etme hakkı yalnız
Pir'e aittir. Pir'den aranan ehliyet şartları ise,
şunlardır: «Pir soyundan olması, bedeni ve akli kusurdan
salim, dört rükün, kırk kapı (çar
him, çewres çêver)
eğitimini tamamlamış, bütün ahlaki mazyetlere sahip, idari
işlerine muktedir, talib toplumu'nun birliğini muhafaza
etmektir.» Yukarıda mevcut bulunan vasıflara haiz olmayan
bir Pir'in arkasından gitmek doğru değildir.
2.
Rayver,
talib Yolu'nun ruhani temsilcisinin unvanıdır. Rayver'in
vazifesi ise, talib toplumu'nu ocak (Ucağ)'da
veya ocağa bağlı bir mekanda eğitip, yetiştiren ilim sahibi
bir öğretiçi olmakla birlikte, talib toplumu'nu iyiye teşvik
ve kötüden uzak tutmaktır. Rayver, oruç günlerinde, bayram
günlerinde, evlenme, sünnet, cenaze hizmetleri v. s. gibi,
inanç bazındaki bütün hizmetleri yerine getirmede beceri ve
kabiliyet sahibi olmalıdır. Ayrıca, Ayin'i Cem'i yürütme
yetkisine de sahiptir.
Rayver'den aranan ehliyet şartları ise, şunlardır: «Bedeni
ve akli kusurdan salim, dört rükün, kırk kapı eğitimini
tamamlamış, talib toplumu'nun örf ve adetini bilmeye
muktedir ve diğer ilimlerden de haberdar olması şarttır.»
3.
Mürşid
(Morşıt),
talib toplumu'nun örf ve adet hukuku'nun en yüksek
temsilcisinin unvanıdır. Mürşid'in vazifesi, talib toplumu
arasında vuku bulan dava ve hadiselerde, özünü dara çeken
davacı veya davalıya müsevi muamele, tarafların söz
haklarını muhafaza etmekle birlikte, davacı ve davalının
kendilerine serbestçe arzettikleri hadiseleri dinler.
Akabinde Ayin'i Cem'e katılan kapı komşulara da söz hakkını
verir ve onlarıda dinledikten sonra, onların büyük bir
ekseriyetinin müşterek görüş ve rızaları unsuru ile suçun
haline ve derecesine göre, muhtelif cezalar verme yetkisine
sahiptir. Mürşid'in kararında katiyet asıldır. Talib,
Mürşid'in kararına ihtiraz edemez.
Mürşid'den aranan ehliyet şartları ise, şunlardır: «Bedeni
ve akli kusurdan salim, dört rükün, kırk kapı eğitimini
tamamlamış, talib toplumu'nun örf ve adet hukuku'nu bilmeye
muktedir, milli örf ve adetlerin orijinal karekterini daima
muhafaza etmekle birlikte, talib toplumu arasında çıkan
bütün ihtilafları çözümleme ehliyetine haizolması şarttır.»
Kaynak: Varto'ya tabi Taşçı köyünden kain, Pir Bozi ocağında
bulunan elle yazılmış risale (1)'den alınmıştır.
HIZIR KURBANI

Hızır'a manen yaklaşmak maksadı ile, eti yenilen davarlardan
birini usülüne uygun olarak kurban kesmek, hem aileyi manen
tatmin edip huzur ve güvene kavuşturan bir destek, hem de
kapı komşular ve toplum arasında dostluk bağlarını
kuvvetlendiren ve sosyal adaletin sağlamasına yardımcı olan
mali bir ibadet'tir. Hiç şüphesizdir ki, talib Yolu, bu
manada kurban kesmeyi mali bir ibadet kılarak, onu en
verimli ve bereketli çizgisine kavuşturmuştur.
ADAK KURBANI
Adak kurbanı, adakta bulunan kimse ile Hakk, arasında manevi
bir yakınlık kuruyor. Bu adağı yapan kimseye de bir
mükellefiyet yükler. Kişinin adağı yerine getirmekteki
ihmal, Hakk'a karşı günah sayılır, ziyan verir ve sıkıya
sokar. Adakta bulunan kimse, mümkün mertebe, imkanlar
dahilinde adağι
yerine getirmeye mükelleftir.
ADAK NİÇİN ADANIR?
Umumiyetle her hangi bir hastalık veya marazdan kurtulmak
için, adak adanır. Her türlü kaza veya beladan kurtulmak
için, adak adanır. Her hangi muayyen bir mutluluk veya şans
elde etmek için, adak adanır. Şayet istenilen şey olduğu
takdirde, adakta bulunan kimse, bir şükran nişanesi olarak,
usuluna uygun olarak kurban keser. Kesilen kurban eti, eşit
biçimde kapı komşulara, fakir ve fukaraya dağıtır.
KURBANLIK DAVARLAR
Kurbanlιk
davarlar, koyun, keçi ve sığır gibi, davarlar muteber
sayılır. Bu kurbanlık davarlar kür, topal ve hastalıklı
gibi, kusurlardan salim bulunmalıdır. Gebe davarlar, gebelik
süresince kurban edilmediği gibi, yavrusunu doğurduktan
sonra küçük baş davarlardan anne ve yavru ancak altı ay
sonra kurban edilir. Bu süre büyük baş davarlardan bir yıl
olduğunu işaret etmek yerinde olur.
KURBANLIK DAVAR NASIL KESİLİR?
1.
Kurban kesecek kimsenin, aklı kusurlardan salim bulunması
gerekir;
2.
Kurban kesecek kimsenin, erginlik yaşta olması gerekir;
3.
Kurban keserken, davara eziyet vermemek için bıçağın keskin
olması gerekir;
4.
Hakk'a manen yaklaşmak maksadı ile, sunulan kurbanın kabul
edilmesi için dua etmek gerekir.
Duadan sonra kurbanlık davar usuluna uygun olarak sol tarafa
yatırılır ve davarın sağ arka ayağı serbest kalma şartiylan,
üç ayağı bağlanır. Bu sırada davarı boğazliyan kişi, Hakk'ın
adını üç kez tekrar etmekle birlikte, kurbanlık davarın
gerdanına bıçak vurulur. Nefes ve yemek borusu ile şah
damarı denilen ana damara kadar kesilir. Ancak baş gövdeden
hemen koparılmaz. Çünkü kanın akması için davar soğumaya
bırakılır. Sonra derisi yüzülür. Kesilen kurban etleri, eşit
biçimde kapı komşulara, fakir ve fukaraya dağıtılır.
Kaynak: Varto'ya tabi Taşçı köyünden kain Pir Bozi ocağında
bulunan elle yazılmış risale (1)'den alınmıştır.
XEYLAS GÜNÜ VE ÖNEMİ
Hızır Orucu'nun üçüncü ve son günü olan mukaddes Xeylas
gününde bütün köylüler sabah erkenden kalkar, evlerde özel
temizlik yapılır, bayanlar tarafından Hızır Miazı özenle
pişirilir ve eşit biçimde komşulara dağıtılır. Erkekler de
davarların bakım ve ot ihtiyacını tehmin ettikten sonra,
tıraş olup yıkanırlar ve imkanlar dahilinde en temiz
elbiselerini giyerler. Mukaddes Xeylas gününde kurban etmek
üzere bir kurban satın alacak halde bulunan her Yol talibi,
usuluna uygun olarak kurban keser. Kesilen kurban etleri,
eşit biçimde kapı komşulara, fakir ve fukaraya dağıtılır.
Xeylas gününde, evlenme çağına erişmiş olan genç kızlar ve
oğlanlar duaların kabul, muradların hasıl olduğu inancı ile
niyet edip, iki addet ufak, yağlı ve tuzlu ekmek tandırdan
pişirirler. Bu ekmeyin birini, bir sırığın ucuna takarak
karla örtülü temiz bir yere dikerler ve geri çekilip
izlenmeye bekler. Bu arada kış kargası, bu ekmeyi alıp hangi
yüne doğru uçarsa, evlilik kısmetleri o yürede
gerçekleşeceğine inanılır. İkinci ekmek ise, yatmadan önce
yenilir. Fakat su içmeden yatarlar. Gece ruyalarına kim
girip, su ikram ediyorsa ilerde onunla evleneceğine
inanılır.
Talib toplumu'nun itikadına göre, Hızır nebi'nin ayan ve
beyan olduğu mukaddes mekanlar vardır. Hızır nebi'nın ismini
taşıyan bu mukaddes mekanlar şunlardır: «Hızır evi (bone
Xızır),
Hızır çeşmesi (hêniyê
Xızır),
Hızır kayası (kemerê
Xızır),
Hızır gölü (golê
Xızır),
Hızır ayağı (lınga
Xızır),
Hızır nişangahı (nişangê
Xızır)
gibi» daha pek çok diyarda Hızır'a atfedilen mukaddes
mekanlar vardır. Xeylas gününde Hızır nebi'nın ismini
taşıyan mukaddes mekanlar, hususi ziyaretlere ve ibadetlere
vesile olmakla birlikte, adaklar adanır, kanlı veya kansız
kurbanlar sunulur.
Hızır Orucu'nun Çarşamba'yi Perşembe'ye bağlıyan gece, iki
mısayiv aile, her yıl düzenli olarak birbirini ziyaret
ederler. Mısayiv ailelerin birbirini ziyaret etmenin anlamı
ise, iki mısayiv aile, birbirlerine karşı hem maddi, hem de
manevi olarak sorumluluk taşırlar. Bu manada iki mısayiv
aile bir araya gelerek geçmiş bir senenin muhasebesi üzerine
muhabet ederler. Ayrıca karşılıklı hediye alıp vermekte
addettir.
Talib toplumu'nun köklü geleneklerinden biri de, mezar
ziyaretilridir. Xeylas gününde mezarlıklar ziyaret edilir,
Hakk'a yürüyen canlar, hayır dualar ve hayır nimetler ile
yad edilir ve Hakk'a yürüyen kimsenin ruhu için mezarı
başından, mum yakmak ve dualar okumak gelenek olduğunu
işaret etmek yerinde olur.
Her
talib'in gönlünde tarifsiz bir yeri ve anlamı olan mukaddes
Xeylas gecesi, inanç gereyi akşama doğru hane bireyleri
mutlaka evde çıra veyahut bal-mumu yakar ve evi nurlandırır.
Qawuta Hızır denen buğday unu, büyük bir tepsinin üzerinde
elekten elenerek evin uygun bir köşesine bırakılır ve
üzerine bir tülbend örtülür. Bu işlem yapılırken Hızır'ı
görme dileğinde bulunur. Ertesi sabah irmiğin üzerinde iz
olup olmadığına bakılır. Şayet iz varsa, Hızır'ın haneye
uğradığına inanılır. Hızır'ı görme dileğinde bulunan kimse,
eti yenilen davarlardan birini, usuluna uygun olarak kurba
keser. Kesilen kurbanın eti, eşit biçimde kapı komşulara,
fakir ve fukaraya dağıtır.
Elhasıl
duaların kabul ve muratların hasıl olduğu Xeylas günün
sevinci, heycanı ve inanciylan bütün köylüler madi imkanları
dahilinde miazınıda yanına alarak, içinde Xeylas gecesi icra
edilen mekana gelip, Ayin'i Cem'e katılır.
Kaynak: Varto'ya tabi Taşçı köyünden kain Pir Bozi ocağında
bulunan elle yazılmış risale (1)'den alınmıştır.
HIZIR CEM'İ (ŞEWA XEYLAS)

Foto: Ali
Baba,Berlin AAKM-Cemevi 14.şubat 2001 yılı Hızır Cemi.
Xeylas gecesi, duaların kabul ve muradların hasıl olduğu
mukaddes bir gecedir. Bu mukaddes geceyi ibadetle
geçirenlere, Hızır hanelerine uğramakla beraber sıhat,
mutluluk ve rızık dağıttığı bir gecedir. Xeylas gecesi
Rayver, ibadethanede hizmet alan kişileri tespit etmekle
birlikte, görevlendirir. Oniki hizmetten görev alan kişiler,
ibadethane'nin temizlik, aydınlatma ve su ihtiyacı gibi,
hizmetleri tehmin ettikten sonra, ibadethanede ulu divan
kurulur. Ulu divandan maksat, evvela yere keçe serilir,
keçenin üzerine, düşek serilir, düşeyin üzerine de,
dağ-keçisinin postu serilir. Rayver, bizzat çıra (çıra,
kurban yağı ve fitil konularak yakılan aydınlatma kabı)
yakar ve postun baş ucuna bırakır.
Rayver, ulu divanda yerini aldıktan sonra, bütün köylüler
madi imkanları dahilinde, miazınıda yanına alarak
ibadethane'ye gelip, Ayin'i Cem'e katılır. İbadethaneye
gelen canları, kapıcı hizmeti ile görevli kişi, karşılar ve
gözcü'ye teslim eder. Gözcü canlarla birlikte, ulu divan
ününe kadar gelir ve ulu divan ününde sağ ayak baş parmağı,
sol ayak baş parmağı'nın üzerinde kenetliyerek, sağ el, sol
göğüs üzerinde, başı hafif öne eğik, dara durup «nefes
Pir'de dir» diye buyurup, miazlar için dua ister. Pir
veya Rayver, miazlarla beraber dara duran canlara miaz duası
okur:
MİAZ DUASI
Bismi Şah hala hala diyelim
Geldğiniz yolda, durduğunuz darda
Çağırdığınız yüce Hakk'ın dergahında
Miazınız nur olsun. Hızır zuhur olsun.
Kadaya kalkan olsun. Belaya bekçi
Olsun. Ne muradınız varsa hasıl
Olsun. Eli Şah'ı merdan
yardımcın olsun.
Gerçeğe Hü.
Bütün köylüler ibadethane'ye gelip, cemal-cemale yerini
aldıktan sonra, Rayver, Pir ve Mürşid makamında oturacak
pirlerin içeri gelmesi için, gözcü hizmeti ile görevli
kişiye haber verir. Gözcü hizmeti ile görevli kişi, pirleri
içeri çağırmakla birlikte, ulu divan ününe kadar gelir ve
ulu divana niyaz olduktan sonra, usuluna uygun olarak dara
durup «nefes Rayver'de dir» diye buyurur. Rayver,
Ayin'i Cem'e katılan canlara, ulu divana oturacak pirlerden
«râzı ve hoşnud» olup olmadıklarını sorar. Şayet
Ayin'i Cem'e katılan canlar, «biz râzıyız, Hakk ve Hızır
râzı olsun» diye rızalık verirse, Rayverde, hazır
canlara, Hakk ve Hızır sizden râzı olsun der.
Bu
rızalık usulundan sonra, pirler üç kez ulu divana niyaz
olduktan sonra, ulu divandaki yerlerine geçip otururlar.
Pirler ulu divandaki yerlerini aldıktan sonra, Rayver, Hızır
nebi'nin hayatı, Hızır orucu, Hızır kurbanı, Hızır Semahı,
mukaddes Xeylas günün mana ve önemi üzerine, konuşma yapar.
Rayver'in konuşmasından sonra, Rayver veya Dewrēs, iki nefes
okur. Bunu müteakip sıra Hızır nebi'nin makamı olan mêyman
postu sermesinde. Mêyman postu süpürgeci hizmeti ile görevli
kişi «ya Hekk, ya Hızır, ya Pir» deyip, ulu divana
doğru üç adım gelip, mêyman postunu pirlerin önüne serer ve
usuluna uygun olarak dara durup: «Ayin'i Cem birliğine,
sohpet sırlığına, Hızır demine, nefes Pir'de dir» diye
buyurup, hizmetine karşılık dua ister. Pir, postu seren
görevliye post duası okur:
POST DUASI
Bismi Şah hala hala diyelim
Post sahibi Hızır nebi'nin himmet
ve
hidayeti, üzerimizde hazır ve nazır olsun.
Hizmetleriniz kabul, muratlarınız hasıl olsun.
Gerçeğe Hü.
Post duasından hemen sonra, sıra çıraların yakılmasındadır.
Çıra hizmeti ile görevli kişi gelir meydanda hazır olan
çıraların yakılması için ulu divan önüne diz üstü oturur,
çıraları yakarken: «Çıra yaktık Hakk aşkına, çıra yaktık
Hızır aşkına, çıra yaktık Pir aşkına» deyip, üç adet
çıra nurlandırır ve usuluna uygun olarak dara durup,
hizmetine karşılık dua ister. Pir, çıraları nurlandıran
görevliye çıra duası okur:
ÇIRA DUASI
Bismi Şah hala hala diyelim
Sonsuza dek yolumuzun ışığı olsun.
Birliğimizin, varlığımızın nuru olsun.
Hizmetin kabul, muradın hasıl olsun.
Hızır nebi yoldaşın olsun.
Gerçeğe Hü.
Çıra hizmeti ile görevli kişiye verilen duadan sonra,
Mürşid, ibadethanede
hazır bulunan canlardan
rızalık almak için şöyle bir konuşma yapar: «Sevgili
Canlar, İbadethanemizde kine, hırsa ve nefse yer olmadığı
gibi, sınıf, dil, din, ırk, renk ve cinsiyet ayrımı
gözetmeksizin, yüce Hakk'ın özenerk ve beğenerek yarttığı
yetmişiki milleti aynı gözle görürüz. Yolumuz sevgi, barış
ve kardışlik yoludur. Biz sizi sizin özünüze teslim
edeceğiz, aranızda anne ve babasına evlatlık görevi
yapmayanlar, nefsine hakim olamayanlar, üzerinde kul hakkı
olanlar, komşusunu incetenler, küskün ve dargın olanlar
varsa, ulu divan önünde özünü dara çekip, dile gelsin, şayet
düşkün olanlar varsa, ibadethane'yi terk etsin.»....Bu
rızalık duyrusu üç kez tekrarlanır!
Mürşid'in bu rızalık duyurusundan sonra, şayet ulu divana
intikal eden davalar varsa, mümkün mertebe suçlu olanı
kötülüklerinden arındırarak tekrar toplumsal yaşam içerisine
dönmesi sağlanır. Küskün vaya dargın olanlar ise, umumiyetle
barıştırılır. Böylece bütün köylüler arasında barış, huzur
ve göven ortamı sağlanmış olunur.
Köylüler arasında kalıcı barış, huzur ve göven ortamı
sağlandıktan sonra, süpürgeci hizmeti ile görevli kişi «ya
Hakk, ya Hızır, ya, Pir» diye buyurup, üç kez ulu divan
önüne süpürge çalar, yüzü ulu divana dünük, süpürgeyi sol
kolunun altına alıp, sağ ayak baş parmağı, sol ayak baş
parmağı'nın üzerinde kenetliyerek, sağ el, sol göğüs
üzerinde, başı hafif öne eğik, dara durup, hizmetine
karşılık dua ister. Pir, süpürgeci görevlisine süpürgeci
duası okur:
SÜPÜRGECİ DUASI
Bismi Şah hala hala diyelim
Hizmetin kabul olsun.
Ne muradın varsa, hasıl olsun.
Eli Şah'ı merdan yardımcın olsun.
Gerçeğe Hü.
Süpürgeci görevlisine verilen duadan sonra, sıra oniki
hizmette. Rayver veya Dewrēs, oniki hizmet nefesini okur.
Kıt'ada hangi hizmetin ismi ifade edilirse, o hizmetten
görevli kişi, ulu divan önüne gelip, ulu divana niyaz olur
ve yüzü ulu divana dünük, sağ ayak baş parmağı, sol ayak baş
parmağı'nın üzerinde kenetli olacak şekilde, sağ el, sol
göğüs üzerinde, baş hafif eğik olmakla birlikte, dara durur.
Bunu müteakiben oniki hizmetten görevli kişiler, aynı
şekilde dara durup, hizmetlerine karşılık dua ister. Pir,
oniki hizmet görevlilerine oniki hizmet duası okur:
ONİKİ HİZMET DUASI
Bismi Şah hala hala diyelim
Akşamlar yayr olsun, hayırlar fet olsun.
Şerler def olsun, talib toplumu şad olsun.
Hizmetleriniz kabul, muratlarınız hasıl olsun.
Eli Şah'ı merdan yardımcınız ve yoldaşınız olsun.
Gerçeğe Hü.
Oniki hizmet görevlilerine verilen duadan sonra, her kişi
üstlenmiş olduğu hizmeti yerine getirmek üzere yerini alır.
Bu sırada süpürgeci hizmeti ile görevli kişi, ulu divan
önüne üç kez süpürge çalar, usuluna uygun olarak dara durup,
hizmetine karşılık dua ister. Pir süpürgeci görevlisine
süpürgeci duası okur.
Süpürgeci görevlisine verilen duadan sonra, semah ibadetine
geçilir. Rayver, Hızır Semahı üzerine şöyle bir konuşma
yapar:
Sevgili Canlar, talib Yolu'nun temel ibadeti olan Ayin'i
Cemin ayrılmaz bir rüknü de, semah yürümektir. Semah
ibadeti, çalınan tanbur ve okunan nefeslerin ahengine
uyularak, kadın-erkek ayrımı gözetmeksizin, birlikte icra
edilir.
Semah ibadeti yürüyen canlar için beli bir kıyafet yoktur.
Günlük giysiler içinde, edeb ve erkan dairesinde, aslına
uygun olarak icra edilir.
Semah ibadetin değerini taktir edemeyenlerin huzurunda semah
icra etmek doğru değildir. Çünkü, semah ibadeti bir gösteri
veya bir raks mahiyetinde değil, Hakk için icra edilir.
Semah ibadetine kalkan canlar, önce ulu divan'da oturan
pirleri niyaz ederler. Semah ibadeti yürüdüğü zaman ise, ulu
divana asla sırt dönülmez her seferinde mutlaka ulu divan
niyaz edilir.
Semah ibadeti yüriyen canlar, dikatlerini tanbur sesine
verirler. Çünkü, kelam tellerle buluşur nefes olur, insanın
Hakk'a olan aşkını artırır, kalbteki tüm sıkıntılara gıda
olur, derde, gama, kedere derman olur, uyandırır insanı
zahirde alıp, batına çeker, can gözleri açılır, Hakk'a
vardırır.
Yukarıda zikredilmiş olan Rayver'in bu semah konuşmasını
mütakiben, Rayver veya Dewrēs semah nefesini okur, çalınan
tanbur ve okunan nefeslerin ahengine uyularak, semah yürür.
Semah nefesi bitince Rayver «hala hala deyip» semah
yürüyen canlar yüzleri ulu divana dünük, sağ ayak baş
parmağı, sol ayak baş parmağının üzerinde kenetliyerek, sağ
el sol göğüs üzerinde, baş hafif eğik olmakla birlikte dara
durup, dua ister. Pir, dara duran canlara semah duası okur:

SEMAH DUASI
Bismi Şah hala hala diyelim
Semahlar saf olsun, günahlar af olsun.
İbadetiniz kabul olsun. Ne muratlarınız
varsa hasıl olsun. Eli Şah'ı merdan
yardımcınız olsun. Ayağınıza taş,
gözünüze yaş döşürmesin.
Gerçeğe Hü.
Semah duasını mütakiben, süpürgeci hizmeti ile görevli kişi,
ulu divan önüne üç kez süpürge çalar, usuluna uygun olarak
dara durup, hizmetine karşılık dua ister. Pir, süpürgeci
görevlisine süpürgeci duası okur.
Süpürgeci görevlisine verilen duadan sonra, sıra Ayin'i Cem
birlenmesinde. Pir, itikat üzerine şöyle bir konuşma ile
Ayin'i Cem'i birler:
Sevgili Canlar, Xeylas gecesi, duaların kabul ve muradların
hasıl olduğu bir gecedir.
Bu mukaddes gecede, cümle canlar usuluna uygun olarak
dize gelsin, dile gelsin, Hakk kelamını dilinde eksik
etmesin, car'u indadımıza Hızır gelsin, ibadethanenin kilidi
kapıcıdır, kapıcı'ya, gözcü'ye haber olsun.
Pir'in bu itikat duyrusu üzerine Ayin'i Cem'e katılan bütün
canlar dize gelir. Bu esnada Rayver veya Dewrēs içinde Hakk,
Hızır ve Pir'in adı geçen dört nefes okur. Nefesler bitince
Rayver «hala hala deyip» bütün canlar secdeye gelir.
Pir, secde duası okur:
SECDE DUASI
Bismi Şah hala hala diyelim
Ya
Rebil alemin! Hazineyi kereminde
Cümle kusur ve günahlarımızı bağışla.
Dertlerimize derman, hastalarımıza şıfa eyle.
Talib toplumunu afatlardan, acılardan emin eyle.
Evlat istiyene evlat, rısk istiyene rısk ihsan eyle.
Varlığımızı, birliğimizi ve dirliğimizi sonsuz eyle.
Gökde hayırlı rahmetler, yerden hayırlı bereketler eyle.
Bu dualarımızı dergahi izzettinde makbul ve kabul eyle.
Gerçeğe Hü.
Secde duasını mütakiben, süpürgeci hizmeti ile görevli kişi,
ulu divan önüne üç kez süpürge çalar, usuluna uygun olarak
dara durup, hizmetine karşılık dua ister. Pir, süpürgeci
görevlisine süpürgeci duası okur.
Pir, süpürgeci hizmeti ile görevli kişiye dua verdikten
sonra, şöyle buyurur: «Dar çeken, didar görsün, canlar
seffasına varsın» diyerek herkes rahat oturur.
Bu
rahat oturmayı mütakiben, miaz hizmeti ile görevli kişi veya
kişiler, bir tepsi üzerine konulmuş miazlarla birlikte ulu
divan önüne gelerek sağ ayak baş parmağı, sol ayak baş
parmağı'nın üzerinde kenetliyerek, sağ el, sol göğüs
üzerinde, başı hafif öne eğik, dara durup «nefes Pir'de
dir» diye buyurup, miazlar için dua ister. Pir veya
Rayver, miaz duası okur:
MİAZ DUASI
Bismi Şah hala hala diyelim
Geldğiniz yolda, durduğunuz darda
Çağırdığınız yüce Hakk'ın dergahında
Miazınız nur olsun. Hızır zuhur olsun.
Kadaya kalkan olsun. Belaya bekçi
Olsun. Ne muradınız varsa hasıl
Olsun. Eli Şah'ı merdan
yardımcın olsun.
Gerçeğe Hü.
Pir, miazlara dua verdikten sonra miazcı, miaz tepsine niyaz
olduktan sonra, miaz tepsisini ulu divanda oturan pirlerin
önüne bırakır. Bunun anlamı ise, umumiyetle her hangi bir
hastalık veya marazdan kurtulmak için, şifa niyetine Pir
elinde Hızır Miazı almak istiyen canlar olursa Pir, Hızır
Miaz'ını verir. Miaz hizmeti ile görevli kişi veya kişiler,
ulu divanda oturan pirlerin izni üzerine, miazları düzenli
ve eşit şekilde, Ayin'i Cem'e katılan bütün canlara dağıtır.
Dağıtım işi bittikten sonra miazcı, Ayin'i Cem'e katılan
canlardan rızalık ister:
RIZALIK DUYRUSU
Dağıttım Hızır Miyazı
Elimde yoktur tüğt ile terazi
Herkes hakkına oldumu râzı?
Bu rızalık duyrusu üç kez tekrarlanır!
Miazcı'nın bu duyrusu üzerine, şayet miaz almamış veyahut
hakına râzı olmayan canlar varsa dile gelip, miazcı alehine
davacı olurlar. Bu dava üzerine miazcı, Hakk yolunda,
herkesten miaz toplar, miaz almamış veyahut hakına râzı
olmayan canlara verir ve tekrar rızalık ister. Bu kez Ayin'i
Cem'e katılan bütün canlar şayet hakkına râzı ise «biz
râzıyız, Hakk ve Hızır miazcıdan râzı olsun» der.
Böylece bütün canlar arasında eşitlik sağlanmış olur.
Miazların yenilmesine izin verilmeden önce, bilerek veyahut
bilmiyerek miaz yiyen canları görenler, onları ulu divanda
oturan pirlere şikayet ederler. Bu şikayet üzerine Mürşid,
miazların yenilmesine izin verilmeden önce, miaz yiyen
canlara seslenerek özünü dara çekmelerini süyler. Mürşid'in
bu duyrusu üzerine, özünü dara çeken canları Mürşid, şöyle
sorgular: «Ey talib! Senin de malumun olduğu gibi, Yola
mensup bütün canlar, eşit haklara sahiptir, bu eşitlik
sağlanmadan, niçin miaz yediniz» diye sorar.
Cevaben: «talib diyebilir ki, nefsime hakim olamadım»
Mürşid'in telkini: «Ey talib! Nefsin tabii isteklerini
makul kıl» tarzında telkin edildikten sonra, Ayin'i
Cem'de hazır bulunan canlara şöyle seslenir: «Sevgili
Canlar, Yol talib (Msl.
Mustafa)'nın
dediklerini duydunuz, ona ne gibi ceza verelim»
diye sorar. Ayin'i Cem'de hazır bulunan canlar:
1.
Mürşid cömerttir, daima af edicidir, af edin;
2.
Bir
miaz cezası verin;
3.
Bir
kurbanlık davar ceza verin diye görüş beyan ederler.
Mürşid, Ayin'i Cem'de hazır bulunan canların büyük bir
ekseriyetinin müşterek görüşü üzerine muhtelif cezalar verme
yetkisine sahiptir. Böylece Ayin'i Cem'e katılan cümle
canlar arasında eşitlik sağlanır. Bu eşitlik sağlandıktan
sonra, miazların yenmesi için Pir veya Rayver, sofra duası
okur:
SOFRA DUASI
Bismi Şah hala hala diyelim
Ya
Rebil alemin! Bizlere ihsan
buyurduğun nimetlere şükürler olsun.
Rıskımız, soframız ziyade olsun. Er Hakk
bereketini versin. Artsın eksilmesin,
taşsın dükülmesin. Rıskımız cümle
canlara helal'ü hoş olsun.
Sofra duasından sonra miazlar yenir. Bu esnada gözü Hızır
Miaz'ında olan canlar Pir elinde, şifa niyetine miaz
alırlar. Kimi canlarda hasta olupda Ayin'i Cem'e gelmiyen
hastalar için Pir elinde miaz alıp, şifa niyetine
beraberinden hastaya götürürler.
Miazlar yendikten sonra, sucu hizmeti ile görevli kişi,
mukaddes Tas'ın içine bir miktar su koyup, ulu divan önüne
gelerek, usuluna uygun olarak dara durup «nefes Pir'de
dir» diye buyurup, su için dua ister. Pir veya Rayver,
şifa duası okur:
ŞİFA DUASI
Bismi Şah hala hala diyelim
Keremine sığındım ya Rebil alemin
Ebedi hayat
suyu niyetine içen canların
Dertlerine derman eyle. Hastalara şifa eyle.
Bu dualarımızı dergahi izzettinde kabul eyle.
Gerçeğe Hü.
Pir, suya dua verildikten sonra, sucu hizmeti ile görevli
kişi, Ayin'i Cem'e katılan bütün canlara mukaddes ebedi
hayat (ab'i
hayat)
suyu niyetine teberrüken dağıtır. Zira arzu eden canlar,
mukaddes ebedi hayat suyundan hasta olup da Ayin'i Cem'e
gelmiyen canlara, mal ve davarına şifa niyetine beraberinden
teberrüken götürürler.
Mukaddes ebedi hayat suyu mütakiben Pir, Ayin'i Cem'e
katılan canların dağılması için şöyle buyurur: «Dar çeken
didar görsün, istiyen canlar evine varsın.» Pir'in bu
duyrusundan sonra, Ayin'i Cem'e katılan canlar birer-birer
pirleri niyaz edip, dağılırlar. Böylece köylüler arasında
komşuluk ilişkilerini yenileyen, kalıcı barışı, huzur ve
göven bağlarını kuvvetlendiren, mukaddes bir Xeylas gecesi
daha geride kalmış olup, nice Xeylasların nasip olması
dileğiyle son bulur.
Kaynak: Varto'ya tabi Taşçı köyünden kain, Pir Bozi ocağında
bulunan elle yazılmış risale (1)'den alınmıştır.
ONİKİ
HİZMET
Oniki hizmet, Ayin'i Cem (Cıvat)
esnasında görevli oniki kişinin yerine getirdiği hizmetin
adıdır. Oniki hizmetten görev alan kişiler yaptıkları işe
göre de, ad alırlar. Bu oniki hizmetin sahipleri, sırası ile
şunlardır:
1.
Pir Makamı, talib toplumun en yüksek temsilcisi olan
Pir, ulu divanda pir postuna oturur ve Ayin'i Cem'i yürütür.
2.
Rayver Makamı, talib Yolu'nun ruhani önderi olan
Rayver, ibadethanede oniki hizmetten görev alan kişilerdan
sorumlu olmakla birlikte, hem inanç bazında günün mana ve
anlamı üzerine konuşma, hem de Ayin'i Cem'i yürütme
yetkisine sahiptir.
3.
Mürşid Makamı, talib toplumu'nun örf ve adet
hukuku'nun en yüksek temsilcisi olan Mürşid, talib toplumu
arasında vuku bulan dava ve hadiselerde, özünü dara çeken
davacı veya davalıya müsevi muamele, tarafların söz
haklarını muhafaza etmekle birlikte, davacı ve davalının
kendilerine serbestçe arzettikleri hadiseleri dinler.
Akabinde Ayin'i Cem'e katılan kapı komşulara da söz hakkını
verir ve onlarıda dinledikten sonra, onların büyük bir
ekseriyetinin müşterek görüş ve rızaları unsuru ile suçun
haline ve derecesine göre, muhtelif cezalar verme yetkisine
sahiptir. Mürşid'in kararında katiyet asıldır. Talib,
Mürşid'in kararına ihtiraz edemez
4.
Haberci Hizmeti, hem Ayin'i Cem'in yapılacağı günü ve
ibadethane'yi köylüye haber verir, hem de Ayin'i Cem
esnasında gözcünün yardımcısıdır.
5.
Gözcü Hizmeti, ibadethane'nin iç düzeninden sorumlu
olmakla birlikte, edeb ve erkana aykırı hareketlere müdahale
etme yetkisine sahiptir.
6.
Çıracı Hizmeti, hem ibadethane'nin aydınlatma
işinden, hem de çıra yağını tedarik etmek işinden
sorumludur. Çıra, alemi aydınlatan Hakk'ın ışığı (nuru)
olarak temsilen yakılır. Ayin'i Cem süresince pirler dahil,
hiç kimse sırtını ışığa çeviremez.
7.
Kurban ve Miaz Hizmeti, köylüler madi imkanları
dahilinde miazınıda yanına alarak, içinde Xeylas gecesi icra
edilen mekana gelip, Ayin'i Cem'e katılır.
Ayin'i Cem'e katılan canların beraberinde getirdikleri
miazlardan sorumludur.
8.
Süpürgeci Hizmeti, Ayin'i Cem süresince her hizmetin
sonunda, ulu divan önüne süpürge çalmakla görevlidir.
9.
Kapıcı Hizmeti,
hem ibadethane'nin giriş ve çıkış gövenliğini sağlamak, hem
de Ayin'i Cem'e katılan canların emanette bıraktıkları
eşyalardan sorumludur.
10.
Sucu Hizmeti, hem ibadethane'nin su ihtiyacını tehmin
etmek, hem de Ayin'i Cem'e katılan canların su ihtiyacını
tehmin etmekle görevlidir.
11.
Zakir (Dewrēs)
Hizmeti,
Ayin'i Cem süresince, içinde Hakk, Hızır ve Pir'in adı geçen
nefes okur, ibadet'in akışını sağlar ve Semah yürütme
yetkisine de sahiptir.
12.
Bekçi Hizmeti, Ayin'i Cem'in yapılacağı gece bekçiler
köyün dışında köylünün can ve mal gövenliğinden sorumlu
olmakla birlikte, olası saldırı ve telikelere karşı, köyü
müdafa etmek ve ibadethane'yi olaydan haberdar etmektir.
Kaynak: Varto'ya tabi Taşçı köyünden kain, Pir Bozi ocağında
bulunan elle yazılmış risale (1)'den alınmıştır.
MISAYİV KURUMU
Mısayiv, bu kelime Dêrsim dilinde "Yol kardeşliği" anlamında
kullanılır. Mısayiv kurumu'nun temeli, kendine özgü talib
Yolu'nun bir kurumudur. Her Yol talibi, akranı bir gençle
kendine mısayiv tutmakla mükellefdir. Mısayivler, iyi
gününde tüm gözellikleri paylaştıkları gibi, dar gününde de
mümkün mertebe, imkanlar dahilinde birbirlerine bağlı ve
birbirlerine yardımcı olmakla yükümlüdürler.
Mısayiv edinmenin koşlları ise, ana hatlariyle şöyledir,
mısayiv tutmak istiyen kişiler, evvela bu niyetlerini
ailelerine açıklar. Şayet her iki aile de makul ve münasip
görürse, mısayiv adayları ocağa bağlı bir Rayver'e müracaat
edip, bu niyetlerini ifade ederler. Rayver mısayiv olmaya
karar vermiş kişilere, mısayiv edinmenin koşullarını ve
zorluklarını anlatır. Şayet Yol açısından bir sakınca
görülmez ise, mısayiv olmaya karar vermiş kişiler, bir
Ayin'i Cem'da pir divanı önünde sağ ayak baş parmağı, sol
ayak baş parmağının üzerinde kenetli olacak şekilde, sağ el
sol göğüs kalbin üzerinde, baş hafif eğik olmakla birlikte
dara durup bu niyetlerini ifade derler.
Pir, özünü dara çekmiş olan mısayiv adaylarına şöyle
buyurur: «Sevgili canlar, Rayver'in tavsiyesini, aile
fertlerinizin rızalıklarını ve müsadelerini aldınız mı?»
diye sorar. Şayet cevap evet ise, Pir, Yolun hüküm ve
zorluklarını şu sözlerle anlatır:
Yol kardeşliği
Bir defa olur ve bir ömür boyudür.
İki mısayiv aile, bir ömür boyu birbirlerine
karşı maddi ve manevi olarak sorumluluk taşırlar.
Elinizi, dilinizi ve belinizi tüm kütülüklerde
arındıracaksınız.
Yalan söylemeyecek ve haram yemeyeceksiniz. Mısayivlik
ikrarınız kadim ve daim olsun. Eli Şah'ı merdan
yardımcınız ve yoldaşınız olsun.
Gerçeğe Hü.
Yolun bu hüküm ve duasından sonra Pir, iki talibin
mısayivliğini ilan eder. Böylece mısayiv kurumuna ilk adım
atmış bulunan canları, herkes tebrik eder. Diğer mühim bir
nokta, iki mısayiv evlendikten sonra, dört can birlikte
mısayiv Cem'inde dua alıp, ikrar kapısından içeriye ilk adım
atmış olurlar. Mümkün mertebe, imkanlar dahilinde mısayivlik
sorumluluklarını yerine getirmeye çalışacaklar.
Diğer mühim bir nokta da, mısayivlik ikrarı olan iki aile ve
çocukları birbirlerine bacı kardeş derecesinde'dir. İki aile
arasında evlilik kesinlikle sözkonusu olmadığı gibi, onların
çocukları ve torunları arasında da evlilik, kesinlikle söz
konusu olmaz.
Yukarıda ana hatlariylan belirtilen kuralları ihlal eden
talib, başkalarına ibret dersi olacak bir cezası olmak üzere
"müşkül" sayılır. Müşkül kişi, özünü pir divanında dara
çekip aklanmasa "Yol düşkünü"dür, düşkün kişi toplumdan
dışlanır.
Kaynak: Pir
Ali
Baba
13. 02. 2000
SÜNNET GELENEĞİ
Sünnet geleneğinin kökeni, Mısır'da yapılan arkeolojik
kazılarda, günümüzden 12.000 yıl öncesine kadar dayandığı
düşünülmektedir. Sünnet, mısırlılar, israililer, edomiler,
ammoniler ve moabi gibi, eski kavimlerde icra edilen umümi
bir gelenektir. Zira Tevrat'ın hükmü de böyledir.
Kaynak: Tevrat, Yeremya, Bap: 9, ayet 25-26.
Ebü
Hüreyre'den rivayet olduğuna göre o şöyle demiştir: Hz.
Muhammed'in: «Hz. İbrahim seksen yaşında olduğu halde,
Kaddum köyünde sünnet oldu,» dediği rivayet olmuştur.
Kaynak: Sahih-i Buhari (M.810-869), hadis No: 1379.
Hz.
İbrahim'in sünnet olduğu yaş hakkında buradaki rivayetten
başka Malik, Evzai tarafından yüz yermi yaşında iken,
marangoz aleti olan keserle kendi kendini sünnet ettiği
rivayet olmuştur. Mühim bir ilave olarak hemen şunu da
belirteyim ki, sünnet'ten Kur'an'da değil, hadislerde
bahsedilir.
Sünnet (hitan)
ile alakalı mevcut ve mevsuk eserlerde, bu geleneğin menşei,
ilk manası, yayılması ve inkişafına dair muhtelif gürüşler
vardır. Bu görüşleri tek-tek tetkik etmek lüzümlu
görmiyorum. Ancak işaret edilmesi gereken husus, özellikle
Müslümanlıkta yaygın olarak kız çocuklar da sünnet
edilirler. Kız çocuklar da sünnet, kadınların tenasül
uzvunun bızr denilen kısmının bir parçasının
kesilip-alınması şeklinde yapılmaktadır. Bu uygulama,
kadınların zevk ve isteklerini körertmek için yapılan
insanlık dışı bir uygulamadır.
TALİB TOPLUMUN'DA SÜNNET GELENEĞİ
Talib toplumu'nun köklü geleneklerinden biri de, sünnet
geleneğidir. Sünnet, bu tabir, sadece erkek çocuklara özgü
temizlik için yapılan cerrahi bir ameliyattır. Sünnet
ameliyattının hangi yaşlarda yapılacağına dair ise, ortak
bir görüş yoktur. Genel olarak kabul gören görüş 4 ile 12
yaşlar arasında değişmektedir. İşaret edilmesi gereken
önemli bir husus da, erkek çocuklarının sünnet ameliyatını
yerine getirmek, her anne ve baba'nın isteği, arzusu ve asli
görevidir.
KİRVELİK KURUMU
Talib toplumu'nun köklü geleneklerinden biri de, kirvelik
kurumudur. Kirvelik kurumu, iki aile arasında karşılıklı
saygi, sevgi ve göven esasına dayalı, manevi bir dostluk
bağı olduğu gibi, iki aile veya iki kabile arasındaki
düşmanlıklara son verip, toplumsal barışı, huzur ve göveni
sürekli kılmak amacıyla da kirvelik tesis edilir.
Sünnet ameliyatı sırasında kirvenin kucağında kan
damlanması, iki aileyi ve yahut iki kabileyi birbirine
bağlıyan ve dostluk bağını sürdüren en güçlü inanç unsuru
olmuştur. Sünnet ameliyatı ile birlikte, iki aile veya iki
kabile, kirvelik ikrarı kapısından içeriye ilk adım atmış
olurlar. Bununla birlikte mümkün mertebe, imkanlar dahilinde
kirvelik sorumluluklarını yerine getirmeye çalışacaklar.
Kirvelik ikrarı olan iki aile ve çocukları birbirlerine bacı
kardeş derecesinde'dir. İki aile arasında evlilik kesinlikle
sözkonusu olmadığı gibi, onların çocukları ve torunları
arasında da evlilik, kesinlikle söz konusu olmaz.
Yukarıda ana hatlariylan belirtilen kuralları ihlal eden
talib, başkalarına ibret dersi olacak bir cezası olmak üzere
"müşkül" sayılır. Müşkül kişi, özünü pir divanında dara
çekip aklanmasa "Yol düşkünü"dür, düşkün kişi toplumdan
dışlanır.
SÜNNET DÜĞÜNÜ
Erkek çocukların sünnet edilmesi münasebetiyle yapılan
sünnet düğünü, ailelerin iştimai vaziyetlerine göre, kapalı
mekanlardan tertiplendiği gibi, açık bir alanda da
kadın-erkek bir arada davul-zurnalı oyun ve halaylara vesile
olur.
Çocuğunu sünnet edecek aile, dört hafta önceden miaz'ını da
yanına alarak çocuğuyla birlikte kirvesini ziyaret eder. Bu
ziyaretin anlamı ise, iki aile bir araya gelerek sünnet
düğünü tarihini ve koşuları birlikte kararlaştırırlar.
Alınan kararın akabinde, yakın akraba ve kapı komşulara
davetiyeler dağıtılır.
Mühim bir ilave olarak hemen şunu da belirteyim ki, şayet
sünnet düğünü tarihine yakın bir tarihte köyde Hakk'a
yürüyen varsa, onun geride kalan aile fertlerinden müsaade
alındıktan sonra, düğün yapılır.
Dügün günü addet gereyi kirve çocuğu evine götürür, banyo
yaptırır, imkanlar dahilinde çocuğa gözel elbiseler
giydirir. Bu arada çocuğun ailesi tarafinda çocuk için bir
oda ve özel bir yatak hazırlanır ve oda süslenir. Kirve,
kapı komşular ve davetliler çocuk için hazırlanmış olan
mekana gidip, yerlerini aldıktan sonra, kirve çocuğu arka
üstü yatağa yatırır ve dikkatini şeker, lokum gibi tatlıarla
başka tarafa çekmeğe ugraşırken, sünnet ameliyatını yapan
sünnetçi (şimdi
bu ameliyatı doktor-cerralar yapar)
penisin başını örten deriyi tamamen meydana çıkaracak
derecede bir pens ile sıkıştırır ve keser. Yaranın üstüne
bitkilerden elde edilen toz veya merhem konulur; umümiyetle
bir kaç gün zarfında yara kapanır.
İşaret edilmesi gereken mühim bir husus da, sünnet
ameliyattından sonra, sünnetçi bir havlu ortaya serer,
sünnet düğününe iştirak edenler bu havluya para bırakarak
dayanışmadan bulunup, sünnetçinin öcretini verirler. Nihayet
sünnet düğününe iştirak eden konuklara verilen bir ziyafet
ile sünnet düğünü de sona erer. Sünnet düğünün ziyafeti,
umumiyetle haşlama et, bulgur pilavı, tandırda pişirilen
lavaş ekmeği ve ayrandan ibaret olduğunu, işaret etmek
yerinde olur.
Kaynak: Pir
Ali
Baba
13. 02. 2000
ALEVİLER'DE EVLİLİK KURUMU
Varto talib toplumu'nun örf ve adetlerinde evlilik,
umumiyetle evlenme çağına erişmiş olan genç kızlar ve
oğlanlar düğünlerde, bayramlarda ve şenliklerde birbirlerini
görüp, tanıştıkları gibi, oğlanın annesi de bulunduğu her
ortamda oğluna kız beğenmeye çalışır. Neticede oğlan ile kız
birbirlerini beğenirse, oğlan bu niyetini ailesine açıklar.
Oğlan'ın ailesi, evlenmeye niyetli olan oğlanı, beğendiği
kızın evine günderir, oğlan kızın evinde üç gün kalır. Bu üç
günlük süre içinde kız ve oğlan birbirlerini daha iyi
tanımaya çalışırlar. Şayet oğlan ve kız evlenme konusunda
bir anlaşmaya varırlarsa, bu niyetlerini ailelerine açıklar.
Yukarıda zikredilmiş olan anlaşmadan sonra, oğlan'ın aile
reisi, yakın akraba veya hatırı sayılır bir aile dostuyla
birlikte bir perşenbe akşamı, kızın evine görücü (xazgini)
olarak giderler. Karşılıklı hal ve hatır sorulduktan sonra,
oğlan'ın aile reisi, (hanenizi ziyaret etmemizin nedeni
şayet sizde makul ve münasip görürseniz kızınızı oğlumuza
isteriz) gibi, uygun cümlelerle açıklar. Bu açıklamanın
akabinde, kızın aile reisi, baba veya dedesi kızının veya
torun'unun rızasını aldıktan sonra "münasiptir" ifadesiyle
kızı oğlana verdiklerini açıklar. Bu açıklamanın akabinde,
iki taraf arasında söz kesilir, ve kız isteme günü tesbit
edilir.
KIZ İSTEMENİN USUL VE KAİDESİ
Oğlan tarafı ile kız tarafının tesbit ettiği günde oğlan'ın
aile reisi, yakın akrabaları ve hatırı sayılır birkaç aile
dostuyla birlikte, kızın evine giderler ve kız evinde cemaat
toplanır. Karşılıklı hal ve hatır sorulduktan sonra,
oğlan'ın aile reisi, talib toplumun örf ve adetlerine uygun
olarak, kızı ailesinden ister. Kızın aile reisi,
hazır bulunan
cemaat
huzurunda
kızı verdiklerini açıkladıktan sonra, istenen başlık ve
hilat (qelınd
u xelat)'lar
konuşulur. Şayet başlık ve hilat'lar tesbit edilip, her iki
taraf bu hususta bir anlaşmaya varırsa, erkek tarafı ile kız
tarafı ayağa kalkar, küçükler büyüklerin ellerinden,
büyüklerede küçüklerin gözlerinden öper. Böylece iki aile
arasında kurulan akraba (xılami)'lık
bağları pekiştirilir. Akabinde oğlan tarafı beraberinden
getirdiği şeker (bal)
suda eritilir hazır cemaata şerbet ikram edilir.
Şerbetin akabinde kız tarafı, kızı istemeye iştirak eden
konuklara büyük bir ziyafet verir. Bu ziyafet, umumiyetle
haşlama et, bulgur pilavı, tandırda pişirilen lavaş ekmeği
ve ayrandan ibaret olduğunu, işaret etmek yerinde olur.
Ziyafetten sonra, genç bir kız, kıza üncülük yaparak
konukların bulunduğu odaya götürülür, önce anne ve
baba'sının, sonra oğlan'ın anne ve baba'sının ellerini öper,
hayır dualarını alır, akabinde kızı istemeye iştirak eden
konuklarla tokalaşır ve tebrikleri kabul eder. Bu esnada
oğlan tarafı, hazır cemaat huzurunda kıza nişan yüzüğü
takmakla birlikte, altınlar, gümüş veya altın bilezikler,
küpeler ve has ipekli kumaşlar gibi, kıymetli hediyeler
takdim etmek adettir.
Ayrıca kız isteme günü kız evinde genç erkekler ve kızlar
toplanıp, düğün türküleri söyler, oyunlar oynanır ve
eğlenirler. Bu eğlence gecenin geç vaktine kadar devam eder.
Böylece kız isteme de son bulur. Kız istemeden 10-15 gün
sonra, oğlan tarafı, kız tarafını yemeğe davet etmek
adettir.
Not:
Talib toplumun yaşadığı muhtelif bölgeler arasında farklı
kız istemenin bir usul ve kaidesi vardır. Ayrıca kız kaçırma
adeti de olduğunu, işaret etmek yerinde olur.
DÜĞÜN HAZIRLIKLARI
Düğün öncesi oğlan tarafı, düğün için gerekli ihtiyaçları
temin etmekle birlikte, kız tarafına verilmesi gereken
başlık ve önceden belirlenmiş olan hilatları temin etmeye
çalışır. Kız tarafı ise, düğün öncesi çeyiz için gerekli
ihtiyaçları temin etmeye çalışır. Bu hazırlıkların akabinde,
düğün günü tespit etmek üzere, oğlan tarafı ile kız tarafı
bir araya gelerek düğün tarihi ve koşuları birlikte
kararlaştırırlar. Alınan kararın akabinde, yakın akraba ve
kapı komşulara davetiyeler dağıtılır. Düğüne davet edilen
yakın akraba ve kapı komşular da, madi imkanları dahilinde
düğün evine tere yağı, bulgur, şeker ve çay gibi, çeşitli
nimetleri götürmek adettir.
Bu
arada düğün tarihine kadar kız, hem yakın akrabaları, hem de
kapı komşuları tarafından yemeğe davet edilir. Yemeğe
gidilen evlerde kapı komşular madi imkanları dahilinde kıza
çorap, havlu, yazma, çamaşır ve elbiselik kumaş gibi,
çeşitli hediyeler takdim etmek adettir. Diğer taraftan düğün
hazırlıkları da devam etmektedir.
Mühim bir ilave olarak hemen şunu da belirteyim ki, şayet
düğün tarihine yakın bir tarihte köyde Hakk'a yürüyen varsa,
onun geride kalan aile fertlerinden müsaade alındıktan
sonra, düğün yapılır. Ayrıca düğün tarihinden birkaç gün
önce oğlan tarafı, kız tarafına bir haberci (Ruvi)
gönderir. Haberci kız tarafına çok dikkatli gitmesi gerekir.
Çünkü yakalandığı taktirde köyün gençleri başına gelmiyeni
bırakmazlar.
DÜĞÜN MERASİMİ
Varto talib toplumu'nun örf ve adetlerinde düğün merasimi,
umumiyetle perşembe günü güneş doğduktan sonra, davulcu ile
zurnacı güvey evi önünde yöreye has uzun havaları çalıp,
düğüncü (xendi)'leri
toplar. Güvey evi önünde kadın-erkek bir arada davul-zurna
eşliğinde, birkaç saat oyunlar oynandıktan sonra, düğün
alayı gelin tarafına doğru yola çıkar. Düğün alayı gelin
tarafına varmadan önce, düğün alayı esnasında at koşuları
yapılır. Gelin tarafı, birinci gelen atın boynuna bir
kırmızı yazma bağlar ve atlı düğüncüler tekrar düğün alayına
geri dönerler.
Düğün alayı gelin'in köyüne yaklaşınca, gelin tarafı düğün
alayını karşılar, berbular gelin evinde kalır, diğer
düğüncüler de, komşular tarafından misafir edilir. Bu arada
gelin tarafı, düğüncülerin misafir kaldıkları evleri ziyaret
edip, düğüncülerin hal ve hatırını sormak adet olduğunu
işaret etmek yerinde olur. Düğün şenlikleri, gündüz açık bir
alanda tertiplenir. Gece ise, umumiyetle müsait olan
samanlık veya komlarda kadın-erkek bir arada davul-zurna
veya genç erkekler ve kızlar düğün türküleri söyler, oyun ve
halaylara vesile olmakla birlikte gecenin geç vaktine kadar
devam eder.
GELİN BAŞI YIKAMA
Düğün gününden bir gün önce gelin, amcası veya teyzesi evine
götürür. Düğün günü gelin, genç kız arkadaşları tarafından
yıkanır, yıkandıktan sonra, saçları örgü halinde örülür,
renkli bir kumaştan elbise giydirilir, başı ve yüzü ipekten
yapılmış kırmızı duvak (xeliya
sor)
ile örtülür. Böylece gelin'in hazırlanması tamamlandıktan
sonra,
berbular, perşembe günü öğleden sonra davul-zurna eşliğinde,
gelini amcası veya teyzesi evinden almaya giderler. Gelin'in
amcası veya teyzesi, berbulara bir ziyafet verir. Ziyafetten
sonra gelin, davul-zurna eşliğinden baba evine götürülür.
Aynı gün akşama kına yakma merasimi tertiplenir.
GELİN TARAFI KINA MERASİMİ
Gelin'in kına merasimi, gelin'in babası evinden tertiplenir.
Bir taraftan kına, berbular tarafından bir tepsi içinde
yoğrulur ve üstüne mumlar dizilerek yakılır. Diğer taraftan
da, gelin'in başı ve yüzü ipekten yapılmış kırmızı duvak (xeliya
sor)
ile örtülür. Gelin'in hazırlanması tamamlandıktan sonra,
genç kızlar başlarında kına tepsisi ile kına türküleri
eşliğinde, gelin'e üncülük yaparak, kendisi için hazırlanan
yüksek bir kürsü üzerine oturtulur. Bu esnada davulcu ile
zurnacı dokunaklı ağıtlar çalar. Dokunaklı ağıtlar
çalınırken hem gelin, hem de annesi ağladığını, işaret etmek
yerinde olur.
Kınayı yakacak olan berbu, önce gelin'in eline bir top kına
koyar, onun içerisine bir çeyrek altın veya gümüş para
koyar, evlenmemiş olan genç bir kız, gelin'in elindeki altın
veya gümüş parayı almaya çalışır. Bunun anlamı ise, genç
kızın kısa sürede evleneceğine inanılır. Bu adetin akabinde,
gelin'in ellerine ve ayakalrına kına yakılır ve özel olarak
hazırlanmış beyaz bezlerle sarılarak bağlanır. Gelin'in
ellerine ve ayakalrına kına yakıldıktan sonra, arta kalan
kına, kına merasimine iştirak eden genç kızların ve
oğlanların ellerine yakılır. Ayrıca Varto talib toplumu'nun
örf ve adetlerinde biri de, kına merasimine iştirak eden
kapı komşular ve düğüncülerin, gelin için kına tepsisine
para bırakma usulü vardır.
Yukarıda zikredilmiş olan kına yakma merasiminden sonra,
berbuların beraberinden getirdikleri "kate
ve birane"
kına merasimine iştirak eden kimselere ikram edilir. Böylece
gelin tarafı kına merasimi de son bulur.
GÜVEY TARAFI KINA MERASİMİ
Güvey'in kına merasimi, düğün alayı gününde, yani perşembe
günü mısayivi evinden tertiplenir. Güvey'in kına merasimine,
umumiyetle genç erkekler ve genç kızlar davet edilir.
Davetliler yerini aldıktan sonra mısayiv, güvey'e üncülük
yaparak, kendisi için hazırlanan yüksek bir kürsü üzerine
oturtulur. Bu esnada kına türküleri eşliğinde kına getirilir
ve güvey'in analığı tarafında, güvey'in sol elin avuç içine
ve serçe parmağına kına yakılır ve özel olarak hazırlanmış
beyaz bezlerle sarılarak bağlanır. Güvey'in eline kına
yakıldıktan sonra, güvey'in mısayivi eline de kına yakılır.
Arta kalan kına, kına merasimine iştirak eden genç kızların
ve oğlanların ellerine yakılır.
Kına yakma merasimi bittikten sonra, genç erkekler ve kızlar
düğün türküleri söyler, oyunlar oynanır ve eğlenirler. Bu
eğlence gecenin geç vaktine kadar devam eder. Ayrıca mısayiv
evi, kına merasimine iştirak eden kimselere bir ziyafet
verir. Böylece güvey tarafı kına merasimi de son bulur.
DÜĞÜNÜN İKİNCİ GÜNÜ
Kına merasiminin ertesi günü, yanı cuma günü, güneş
doğduktan sonra, davulcu ile zurnacı gelin tarafının
kapısında yöreye has uzun havaları çalıp, düğüncüleri
toplar. Bir taraftan davul-zurna eşliğinden kadın-erkek bir
arada oynarken, diğer taraftan da, berbular tarafından
gelin'e kokular sürülür, kirpiklerine sürme çekilir,
gelinlik elbiseleri giydirilir, başı ve yüzü ipekten
yapılmış kırmızı duvak (xeliya
sor)
ile örtülür. Böylece gelin süslendikten sonra, bel bağlama
merasimine geçilir.
BEL BAĞLAMA MERASİMİ
Gelin'in erkek kardeşi (gelin'in erkek kardeşi yoksa, amca
oğlu) tarafından, ipekli kırmızı şama (şama
sor),
gelin'in beline üç kere dolandırılır ve üç de düğüm vurulur.
Gelin'in beline kırmızı şama bağlamanın anlamı ise, gelin'in
bakire olduğuna işarettir. Zira güvey'in babası gelin'in
erkek kardeşini razi etmek adettir.
Bel
bağlama merasimi mütakiben, düğünden önce alınan eşyalar ve
gelin'in çehiz sandığı sergilenir. Çehiz eşyası (düşek,
yorgan, yastık, çarşaf, kilim, battaniye, çamaşır, gömlek,
çorap, havlu, mendil) tek-tek düğüncülere gösterilir ve
düğün alayı ile birlikte, imkan nisbetinde at veya kanı
arabasına yüklenmiş çehizi taşınır.
Bu
arada gelin tarafı, büyük bir düğün ziyafeti verir. Düğün
ziyafetine zengin ve fakir, herkesi davet etmek uygun
görüldüğü gibi, davetin daima kabul edilmesi gerekir. Düğün
ziyafeti, umumiyetle haşlama et, bulgur pilavı, tandırda
pişirilen lavaş ekmeği ve ayrandan ibaret olduğunu, işaret
etmek yerinde olur.
Yukarıda zikredilmiş olan bel bağlama merasim ve ziyafetten
sonra, güvey tarafı gelini götürmek için müsaade ister.
Müsaade alındıktan sonra, davul-zurna dışarda yöreye has
gelin çıkartma havaları çalar. Bu dokunaklı havalar dışarda
çalınırken gelin, anne ve babası, yakın akrabaları ve
arkadaşları ile vedalaşır. Duygu yüklü vedalaşmadan sonra
gelin, erkek kardeşi tarafından dışarıya çıkartmakla
birlikte, süslenmiş bir ata bindirilir ve düğün alayı güvey
tarafına doğru yola çıkar. Davulcu ile zurnacı düğün alayına
refakat eder zaman-zaman kendisinden para almak için, düğün
alayı gençler tarafından durdululur. Zira güvey'in babası,
gençleri razi etmek adettir. Düğün alayı güvey tarafına
varmadan önce, düğün alayı esnasında at koşuları yapılır.
Güvey tarafı, birinci gelen atın boynuna kırmızı bir yazma
bağlar ve atlı düğüncüler tekrar düğün alayına geri
dönerler.
GÜVEY TIRAŞI
Düğün alayı gününde yani cuma günü gelin'in çehiz eşyaları
sergilendiği esnada haberci (Ruvi)
bir yastık alıp, güvey tarafına haber götürülür. Güvey
tarafına yastık geldikten sonra, güvey ve mısayiv, genç
erkek arkadaşları tarafından tıraş edilir. Yıkanır ve
imkanlar dahilinde yeni elbiseler giydirilir. Böylece güvey
ve mısayiv'in hazırlanması tamamlandıktan sonra, elma atma
merasimine geçilir.
ELMA ATMA MERASİMİ
Düğünün başladığı günden gerdek gecesine kadar güvey,
mısayivi evinde kalır. Düğün alayı güvey evine yaklaşınca
güvey ve mısayiv, genç erkek arkadaşları tarafından güvey
evinin toprak damın üstüne çıkarılır. Düğün alayı, güvey
kapısının önüne ulaşınca gelin, berbular tarafından güvey
evinin toprak damın önüne götürülür. Bu esnada güvey,
kırmızı bir mendille ağzını kapıyarak, sağ eliyle bir
kırmızı elmayi üç defa saladıktan sonra, at üzerinde duran
gelin'in başına atar. Kırmızı elma atma merasiminden sonra,
güvey ve mısayiv, genç erkek arkadaşları tarafından tekrar
mısayiv evine götürülür. Gelin ise, berbular tarafından
attan indirilir, yeni evinde güvey'in annesi tarafından
kabul edilip, odasına götürülür.
Akşama doğru berbular, davul-zurna eşliğinde güvey ve
mısayivi almaya giderler. Mısayiv evinde bir süre oyunlar
oynandıktan sonra, güvey ve mısayiv, davul-zurna eşliğinden,
gelin'in kendisini beklediği odaya götürülür. Bu esnada
gelin ve güvey karşılıklı olarak, birbirlerinin ayaklarına
basmağa çalışırlar. Bu işte hangisi diğerinin ayağına
basarsa, evlilik boyunca onun sözü geçerli olacağına
inanılır.
NİKAH
MERASİMİ
Gelin ve güvey'in nikah merasimi, güvey'in babası evinden
tertiplenir. Akşama doğru güvey tarafı, talib Yolu'nun
ruhani temsilcisi olan
Rayver'i eve çağırır. Rayver,
anne,
baba ve birinci derecede yakın akrabaların huzurunda gelin
ve
güvey'in nikahını kıyar. Nikah kıyıldıktan sonra,
nikah merasimi
de
son bulur.
Yakın akraba ve
berbular hepsi, kendi evlerine dönerler. Gelin ve güvey ise,
sesizce gerdek odasına giderler.
Gerdek gecesinin ertesi günü, yanı cumartesi günü, güvey
tarafı, büyük bir düğün ziyafeti verir. Düğün ziyafetine
zengin ve fakir, herkesi davet etmek uygun görüldüğü gibi,
davetin daima kabul edilmesi gerekir.
Düğün ziyafeti, umumiyetle haşlama et, bulgur pilavı,
tandırda pişirilen lavaş ekmeği ve ayrandan ibaret olduğunu,
işaret etmek yerinde olur.
Güvey'in evinde yemek yendikten sonra, gelin'in çehiz
sandığı açılır. Düğüne davet edilen düğüncülere çehizden yün
çorap, havlu, mendil gibi, çeşitli hediyeler takdim edilir.
Böylece düğün merasimi de son bulur. Düğünden sonra 10-15
gün içinde güvey tarafı, gelin tarafını yemeğe davet etmek
adettir.
Not:
Yukarıda zikredilmiş olan bu düğün merasimi, sadece ilk defa
evlenen genç kız için yapıldığınıda işaret etmek lazımdır.
Bir genç kız ikinci defa evlenince, düğün merasimi uygun
görülmez.
Zira aynı şey
genç oğlan
için de geçerlidir.
Kaynak:
Pir Ali Baba
15. 11.1992
EVLİLİĞE ENGEL OLAN KURALLAR
Evlenme çağına erişmiş olan kız ve erkek çocuklarını
evlendirmek, her anne ve baba'nın isteği, arzusu ve asli
görevidir. Ancak evliliğe engel olan başlıca kurallar var.
Bu kurallar sırası ile şunlardır:
1.
Talib toplumu, başka soydan ve inançta olanlara kız
vermedikleri gibi, başka soydan ve inançta olanlardan da kız
almaz;
2.
Talib toplumu'nun örf ve adetlerinde tek evlilik esastır.
Ancak, eşler arasında edep erkan dışı bir hal veya davranış,
evlilik münasebetlerini engelleyen vucut sakatlıkları ve
erkeğin eşine kötü muamele etmesi halinde, evliliği sona
erdirmenin sebebleri sayılır;
3.
Erkek talib, kendi anne ve baba-anesi, kız çocukları ve
torunları, kız kardeşleri, kız ve erkek kardeşlerinin
çocukları ve torunları, erkek kardeşlerinin eşleri, halaları
ve teyzeleri, kayın-anası, baldızları ve baldızlarının
çocukları, üvey kızı, süt-anası ve süt kardeşleri arasında
evlilik, kesinlikle söz konusu olmaz;
4.
Kadın talib, kendi baba ve büyük-babası, erkek çocukları ve
torunları, erkek kardeşleri, kız ve erkek kardeşlerinin
çocukları ve torunları, Kayın-babası, dayıları ve amcaları,
kız kardeşlerinin eşleri, üvey babası, üvey kardeşleri ve
süt kardeşleri arasında evlilik, kesinlikle söz konusu
olmaz;
5.
Mısayivlik ikrarı olan iki aile ve çocukları birbirlerine
bacı kardeş derecesinde'dir. İki aile arasında evlilik
kesinlikle sözkonusu olmadığı gibi, onların çocukları ve
torunları arasında da evlilik, kesinlikle söz konusu olmaz;
6.
Kirvelik ikrarı olan iki aile ve çocukları birbirlerine bacı
kardeş derecesinde'dir. İki aile arasında evlilik kesinlikle
sözkonusu olmadığı gibi, onların çocukları ve torunları
arasında da evlilik, kesinlikle söz konusu olmaz;
Yukarıda ana hatlariylan belirtilen kuralları ihlal eden
talib, başkalarına ibret dersi olacak bir cezası olmak üzere
"müşkül" sayılır. Müşkül kişi, özünü pir divanında dara
çekip aklanmasa "Yol düşkünü"dür, düşkün kişi toplumdan
dışlanır.
Kaynak:
Pir Ali Baba
29. 07. 08
NİKAH
MERASİMİ
Nikah merasimi, ocakların bulunduğu diyarlardan ocaklardan
tertiplenir.
Ocakların bulunmadığı diyarlardan ise,
gelin ve güvey'in nikah merasimi, güvey'in babası evinden
tertiplenir. Güvey tarafı,
Rayver'i eve çağrılır. Bu arada "Miaz" "şerbet" ve bir
miktar "tuz" hazırlanıp, bir tepsinin üzerine konur ve üstü
kırmızı bir yazma ile örtülür.
Tepside bulunan üç nevi nimetin anlamı ise,
sırası ile şunlardır:
1.
Miaz'ın anlamı, yeni kurulacak yuvadan, Hakk
(Heq)
Miazı eksik olmasın, rısıkları bol olsun anlamındadır;
2.
Şerbet'in anlamı, yeni kurulacak yuvadan, tatlı dil, güler
yüz hiçmi hiç eksik olmasın anlamındadır;
3.
Tuz'un anlamı
ise,
helal yollardan Dünya nimetlerinden tat ve lezzet almaları
anlamındadır;
4.
Kırmızı yazmanın anlamına gelince, kırmızı yazma, sevgiyi ve
sevinci temsil eder. Bu suretle gelin ve
güvey
için hazırlanmış tepsi divana bırakıldıktan sonra, gelin ile
güvey'in
mısayiv'leri, onlara üncülük yaparak,
gelin ve güvey'in anne ve baba'sının, ellerini öperler,
hayır dualarını ve müsadelerini de aldıktan sonra,
evlilik ikrarı için hazırlanmış olan divana
oturtulur. Gelin
ve
güvey'in
mısayiv'leri de divandaki yerlerini aldiktan sonra Rayver,
anne,
baba ve birinci derecede yakın akrabaların huzurunda gelin
ve
güvey'in
evlilik ikrarı hakkında ki, konuşmasına şöyle başlar:
Sevgili canlar,
yolumuz ve inancımıza göre, yaratılış itibarı ile
evrendeki canlılar, çift olarak yaratılmıştır. Bu çiftlerden
biri olan kadın ile erkeğin birbirlerine karşı duydukları
his, arzu ve sevgi üzerine kurulan aile yuvasında, insan
nesli çocuklarında devam eder ve çoğalır.
Evlenme çağına erişmiş
olan çocuklarını evlendirmek,
her
anne ve baba'nın isteği, arzusu ve asli görevidir. Ancak,
bu
evliliğin makbul ve müteber olması için, evlilik ikrarına
uygun hazır bulunan canların huzurunda, sizlere soruyorum:
1.
Birinci ve ikinci derecede kan akrabalığı, süt akrabalığı,
mısayivlik ikrarı, kirvelik ikrarı
ve
daha önceki evlilik ikrarı mevcudiyetti gibi, evlenmenize
engel teşkil edecek her hangi bir husus varmı?
2.
Sevgili canlar, eşler iyi günde, zor günde, hastalıkta ve
sağlıkta birbirlerine bağlı ve birbirlerine yardımcı olmakla
mükellefdir;
3.
Eşler arasında edep erkan dışı bir hal veya davranış,
evlilik münasebetlerini engelleyen vucut sakatlıkları
olmadıkça, boşanmış olan eşler
"müşkül" sayılır;
4.
Erkeğin
eşine kötü muamele etmesi halinde,
Ayin'i Cem'de özünü dara çekilmesini gerektirecek kadar
büyük bir suçtur. Zira aynı şey kadın için de geçerlidir;
5.
Aile yuvasında eşler eşit haklara sahiptir. Kadın olsun,
erkek olsun evine, eşine ve işine sahib olmakla birlikte
elini, belini ve dilini tüm kütülüklerden arındırması
gerekir.
Sevgili canlar, yolumuzun bu evlilik hükümlerine evet
diyormusunuz?
Şayet cevap evet ise, Hakk'ın emrine geçilir.
HAKK'IN EMRİ (EMRÊ HEQ)
Delal'dan
doğma….Doğan.…kızı….Rojda
Yüce Hakk'ın emriyle, peygamberimizin kavliyle, hazır
bulunan canların huzurunda, hiç kimsenin etkisi ve baskısı
altında kalmadan hür iradenle;
Xezal'dan
doğma….Xerib….oğlu….Rıza'yı
Ömür boyu eş olarak kabul eder misiniz?
Rojda:
«Evet kabul ederim» der.
♥♥
Xezal'dan
doğma….Xerib….oğlu….Rıza
Yüce Hakk'ın emriyle, peygamberimizin kavliyle, hazır
bulunan canların huzurunda, hiç kimsenin etkisi ve baskısı
altında kalmadan hür iradenle;
Delal'dan
doğma….Doğan….kızı….Rojda'yı
Ömür boyu eş olarak kabul eder misiniz?
Rıza:
«Evet kabul ederim» der.
Rayver, hazır bulunan canlara: »sevgili
canlar, sizlerde şâhitlik eder misiniz?»
diye sorar. Hazır canlar: «evet
şâhitlik ederiz»
der. Rayver,
nikah
duası okur:
♥♥
NİKAH DUASI
Bismi Şah hala hala diyelim
Darına durdum ya Rabbil alemin!
Hazineyi kereminden (Msl.
Rojda ile Rıza'nın)
Evlilik ikrarlarını mübarek, kadim ve daim eyle.
Ömürlerine bereket, vucutlarına sıhhat ve afiyet eyle.
Kendilerine hayırlı evlat ve silsile, evlatlarını müeser ve
mübarek eyle. Bu nikah duyalarımızı dergahi izettinden kabul
eyle.
Gerçeğe Hü.
Nikah duası okunduktan hemen sonra Rayver,
tepside bulunan nimetlerden,
sırası ile gelin ve güvey'e ikram eder. Nimetlerin
ikramından sonra Rayver, onları tebrik eder, sıhhat ve
saadet diler. Rayver, gelin ve güvey'i tebrik ettikten
sonra,
mısayiv'leri onlara üncülük yaparak,
önce gelin ve güvey'in anne ve baba'sının ellerini öperler
ve hayır dualarını alırlar. Bununla birlikte, nikah
merasimine iştirak eden konuklarla tek-tek tokalaşır ve
tebriklerini kabul ederler. Tebrikler bittikten sonra, nikah
merasimine iştirak eden konuklara "Miaz"
ikram edilir. Böylece
nikah merasimi
de
son bulur.
Kaynak:
Pir Ali Baba
15. 11.1992
HASTA ZİYARETİ
Talib toplumu'nun köklü geleneklerinden biri de, hasta
ziyaretidir. Bir talib sağlığını yitirdiği günlerde
kendisini ziyaret edecek aile fertlerini, yakın akrabalarını
ve kapı komşularını beklemektedir. Hasta ziyaretine giden
kişi, hastanın hal ve hatırını sorar, inşallah iyileşirsin,
Xızır nebi
yerdımcın olsun, Hakk acil şifalar versin gibi,
temeniler ile hastaya moral
ve
yaşama sevincini verir.
Hasta da kendini yanlız hissetmez acıları hafifler, Hakk'a
yürüme karşısında kendini biçare görmez ve ümitsizliğe
düşmez.
ÖLÜM İLE İLGİLİ USUL VE KAİDELER
Talib toplumu'nun itikadına göre, Hakk'a yürüme (ölüm),
genel anlamıyla ruhun bedenden ayrılmasıdır. Bedenden
ayrılan ruh, gayri cismani mahiyeti itibariyle tanımı ve
tarifi imkansız kılmaktadır. Beden ise, kendi özüne dönüşür.
Hakk'a yürüme (ölüm)
düşeğinde olan hastaya yardımcı olmak aile fertleri ve yakın
akrabaları için bir görevdir. Hakk'a yürüme halindeki
hastanın ağzına az miktarda su verilir. Hasta su içmeyecek
durumda ise, kuruyan dudakları bir bez parçası ile
ıslatılır. Hakk'a yürüme olayının ardından ise, önce ağzı
açıksa çenesine enli bir bez çekilip, ağzı kapatılarak
başından bağlanır. Şayet gözleri açıksa yumulur. Eller
yanlarına getirilir. Ayaklarının baş parmakları bağlanır.
Üzerinde elbisesi tamamen çıkarılarak temiz bir çarşafa
sarılıp, sırtüstü temiz bir düşeğe uzatılır ve üstüne bir
örtü çekilir.
Yukarıda zikredilmiş olan bu işlemler yapıldıktan sonra,
Hakk'a yürüyen kimsenin Hakk'a yürüme haberi, yakın akraba
ve kapı komşuya duyurulur. Bu haberi duyan yakın akraba ve
kapı komşular, Hakk'a yürüyen kimsenin evine gidip, geride
kalan aile fertlerinin acısını paylaşmakla birlikte, kefen
tedarik etmek, su ısıtmak, mezar kazmak, mezar'ın inşası
için taş tehmin etmek gibi, hizmetlerden bulunurlar. Ayrıca
Hakk'a yürüyen kimsenin evinde üç gün boyunca yemek
yapılmaz. Acılı ve kederli ailenin yiyecek ihtiyaçları,
yakın akraba ve kapı komşular tarafından temin edildiğini
işaret etmek yerinde olur.
Yakınlarını ve sevdiklerini bir anda kaybeden insanların acı
çekmeleri, ağlamamaları kederlenmeleri gayet tabiidir. Fakat
Hakk'a yürüyenin arkasından gereğinden fazla üzülmek, saçını
yolmak, vucudunu yaralamak şekilde isyan etmek gibi, hal ve
hareketler doğru değildir. Hakk'a yürüyen kimseye karşı
yapılması gereken en önemli görev mümkün mertebe, imkanlar
dahilinden en kısa zamanda talib toplumun usul ve
kaidelerine uygun olarak yıkamak, kefenlemek ve toprağa
gömmektir.
CENAZE YIKAMA USULU
Yolumuz her hususta olduğu gibi, Hakk'a yürüyen bir talib'in
cansız bedeni, nasıl yıkanacağını ve nasıl kefenlenip,
toprağa gömmüleceğini belirlemiştir. Kadın cenaze kadınlar
tarafından, erkek cenaze ise, Yolun ruhani temsilcisi olan
Rayver tarafından yıkanması, cümle talib toplumu tarafında
makbul ve müteber gürüldüğü gibi, cenaze hizmetleriyle
ilgili usul ve kaideleri iyi öğrenmiş, her hangi bir talib
de yıkıyabilir.
Cenaze yıkamak için önce, Hakk'a yürüyen kimsenin geride
kalan aile fertlerinden müsaade alınmalıdır. Müsaade
alındıktan sonra, cenaze evden alınarak teneşun (teneşun,
cenazenin yıkanması için yapılmış yüksekçe bir tahta
masadır) üzerine sırtüstü uzatılır ve "edep" yeri bir bez
parçası ile örtülür. Cenazeyi yıkayan
Rayver veya
kadın, yıkama işlemine geçmedan önce şöyle bir dua okur: «Ya
Hakk! (Msl.
Mustafa)'ya
payansız rahmet ihsan eyle, cümle noksan ve eksiklerimizi af
eyle!.»
der. Duadan sonra, cenazeyi yıkayacak olan
ve
kendisine yardımcı
olanlar eline eldiven takmak söretiyle önce cenazenin
başından başlayarak sıcak su ve sabunla temiz yıkarlar.
Yıkama işi bittikten sonra, cenaze temiz bir havlu ile
kurulanır.
Not:
Hakk'a yürüyenin cansız bedeninden yara ve bulaşıcı hastalık
gibi, dokunması mümkün olmayan cansız bedeni üzerine sadece
su dükülmesi yeterlidir.
CENAZE KEFENLEME USULU
Kefen, Hakk'a yürüyen kimse için erkek veya kadından her
birinin cansız bedenini örtmek için kullanılan beyaz pamuklu
bezdir. Erkek veya kadın için kefen "dış kefen", "iç kefen"
ve "gömlek" olmak üzere üç parçadan ibarettir.
Cenazenin kefenlenme usuluna gelince, önce tahta masa
üzerine dış kefen serilir, dış kefen üzerine iç kefen
serilir ve iç kefen üzerine de gömlek serilir. Bu işlemler
yapıldıktan sonra, cenazenin edep yeri örtülü olduğu halde
teneşundan kaldırılıp, gömlek üzerine sırtüstü uzatılır.
Cenazeye önce gömlek giydirilir, sonra iç kefen ve dış kefen
ile sarılır. Şayet Hakk'a yürüyen kimse kadın olup, saçları
da uzun ise, saçları iki örgü halinde gömleğin üzerinden
göğsü üzerine konur. Cenaze kefene sarıldıktan sonra, yüzü
açılır aile fertleri, yakın akrabaları ve dostları onu
ziyaret ederler. Ziyaret bittikten sonra, kefen usuluna
uygun olarak kapatılır; baş ve ayak uçlarından uzayan
fazlalık olan bağlarla bağlanır.
Not:
Doğa felaketti, savaş, yaygın ve bulaşıcı hastalık gibi
sebeplerle ortaya çıkan toplu Hakk'a yürüme (ölüm)'lerde,
imkanlar dahilinden cenaze toprağa gömülür.
CENAZE MERASİMİ VE DUASI
Talib toplumu'nun kendine has bir inancı vardır ve kendi
inançlarına uygun olarak da, Hakk'a yürüyen talib'in cenaze
merasimlerinin gerekleini yerine getirmektedirler.
Rayver, yıkanıp kefenlenmiş cenazenin göğsü hizasında,
toplumun karşısına geçerek cemal-cemala ayakta durup, Hakk'a
yürüyen kimsenin erkek veya kadın olduğunu açıklar. Bu
açıklamanın akabinde, cenaze merasiminde hazır bulunan
canlara şöyle buyurur: «Sevgili Canlar! Hakk'a yürüyen
(Msl.
Mustafa),
şu fani dünyada aramızdan ayrıliyor; üzerinde arkadaşlık ve
kapı-komşuluk hakkınız varsa helal eder misiniz?.»
diye üç kez sorar.
Hazır canlar: «Helal olsun» der. Rayver: «Hakk ve
Hızır sizden râzı olsun.» der. Böylece Hakk'a yürüyen
talib aklanmış olur.
Yukarıda zikredilmiş olan bu aklamadan sonra Rayver, önce
sağ elini dudaklarına, sonra alın üzerine, son olarak sol
göğüs üzerine koyup, sol elini yanına salarak, başı hafif
öne eğik olarak dara durur. Rayver'i müteakiben cenaze
merasiminde hazır bulunan canlarda, usuluna uygun olarak
dara dururlar. Rayver yüksek sesle, onun peşinden hazır
canlarda gizlice cenaze duasını okur:
CENAZE DUASI
Darına durdum ya Rebbil alemin!
Her türlü güzel sıfatlarle Seni över, Seni anarız.
Yanlız Sen'in rızana doğru koşar, keremine sığınırız.
Şayet (Msl.
Mustafa)'nın
günahı var ise, hazineyi kereminden
günahlarından mağfiret, ona mezarında ebedi rahat ve
payansız
rahmet eyle. Hakk'a yürümüş olan cümle talib toplumuna
rahmet
ihsan eyle. Bu dualarımızı dergahi izzetinden makbul ve
kabül eyle.
Gerçeğe Hü.
Cenaze duasından sonra Rayver, Hakk'a yürüyenin geride kalan
aile fertlerine
ve
aile dostlarına sabır ve metanet temeni etmekle birlikte,
cenaze merasimi de son bulur.
MEZAR KAZMA VE DEFİN USULU
Mezar 1.5 m derinliğinde, 1.5 m eninde ve uzunluğu ise,
cenazenin uzunluğuna göre, doğu ile batı esasına doğru
kazılır. Mezar kazma işi
tamamlandıktan sonra, mezar'ın sağ ve solu cenazenin
uzunluğuna ve enine uygun yükseklikte taşlarla örülür.
Yukarıda zikredilmiş olan süretle mezar'ın inşası
tamamlandıktan sonra, yıkanıp
kefenlenmiş cenaze yerinde alınarak gümüleceği mezarlığa
taşınır. Cenaze alayı mezarlığa varınca hazır bulunan
canlar, cenazeyi alarak başı batıya gelecek şekilde mezara
yerleştirildikten sonra, önce mezar sal taşlar ile örtülür,
sal taşlar üzerine ot veye çalılar serilir ve sal taşlar
üzerine de toprak doldurularak kapatılır.
Ayrıca, Hakk'a yürüyen kimsenin gömüldüğü yerin kaybolmasını
önlemek için basit iki mezar taşı dikilir. Mezar kaldırma (mezarın
yenilenmesi)
zamanı olan haziran ayında mezar, usuluna uygun olarak inşa
edilir.
BAŞ SAĞLIĞI (TAZİYE)
Baş
sağlığı, Hakk'a yürüyen kimsenin geride kalan aile
fertlerine ve aile dostlarına sabır, tahammül ve metanet
temeni etmek manasındadır. Baş sağlığı ziyaretleri, ilk
günden başlandığı gibi, cenaze toprağa gömüldükten sonra,
mezarlıkta bulunan bütün canlar Hakk'a yürüyen kimsenin
evine gidip, geride kalan aile fertlerine ve aile dostlarına
sabır, tahammül ve metanet dileğinde bulunmakla birlikte,
geride kalanları bu acılı ve kederli döneminde yalnız
bırakmamak adettir.
YAS TUTMA GELENEKLERİ
Yas, birlikte yaşadığı yakınları ve sevdiklerinden bir anda
ayrılmanın verdiği derin acı, hüzün ve kederi ifade
etmektedir. Talib toplumu'nun geleneklerinden Hakk'a yürüyen
kimse için yas tutmanın belli bir süresi yoktur. Bu Hakk'a
yürüyen kimsenin durumuna göre farklılık gösterdiğini işaret
etmek yerinde olur.
Yas
dönemindeki gelenekler ise, umumiyetle hüzünü sembolize eden
siyah elbiseler giymek gelenek haline gelmiş olduğu gibi,
her türlü neşe, sevinç ve eğlenceli tutum ve davranışlardan
uzak durmak gerekir. Ayrıca yakın akraba ve komşularda bu
yas tutma geleneğine mümkün mertebe, imkanlar dahilinden
uyarlar.
MEZAR ZİYARETLERİ
Talib toplumu'nun köklü geleneklerinden biri de, mezar
ziyaretilridir. Mezar ziyaretleri, Hakk'a yürüyen kimse
toprağa gömüldüğü ilk günüden itibaren başlar. Bu mezar
ziyaretleri süresince, Hakk'a yürüyen kimsenin ruhu için hem
mezarı başından, hem de evde düzenli olarak her akşam çıra
veya bal mumu yakıp, dua okumak gelenek olduğunu işaret
etmek yerinde olur.
ÜÇ
YEMEĞİ
Talib toplumu'nun köklü geleneklerinden biri de, Hakk'a
yürüyen kimsenin anıldığı belli günler vardır. Bunların
başında "üç yemeği", "kırk yemeği" ve "mezar kaldırma"
gelmektedir. Üç yemeği (bazı
bölgelerde bu yemeğe "ağız açma" adı da verilir),
Hakk'a yürüyen kimse için üçüncü gününde verilen hayır
yemeğidir.
Hakk'a yürüyen kimsenin geride kalan aile fertleri bir veya
bir kaç davar boğazlar ve boğazlanan davarlar etinden hayır
yemekleri hazırlanır. Üç yemeği, umumiyetle haşlama et,
bulgur pilavı, irmik helvası, lavaş ekmeği ve ayrandan
ibarettir.
Üç
yemeği yendikten sonra Rayver, yemek duası okur. Yemek
duasını mütakiben Hakk'a yürüyen kimsenin geride kalan aile
fertlerine ve aile dostlarına sabır, tahammül ve metanet
temeni etmekle birlikte, geride kalan acılı ve kederli aile
fertlerinin ve aile dostlarının saç ve sakallarını tıraş
etmek adettir.
KIRK YEMEĞİ

Kırk yemeği, Hakk'a yürüyen kimse için kırkıncı gününde
verilen hayır yemeğidir. Hakk'a yürüyen kimsenin geride
kalan aile fertleri, bir veya bir kaç davar boğazlar ve
boğazlanan davarlar etinden hayır yemekleri hazırlanır. Kırk
yemeği, umumiyetle haşlama et, bulgur pilavı, irmik helvası,
lavaş ekmeği ve ayrandan ibarettir.
Hakk'a yürüyen kimsenin kırk yemeğine, zengin ve fakir
herkesi davet etmek uygun görüldüğü gibi, davetin daima
kabul edilmesi gerekir. Kırk yemeğine davet edilen yakın
akraba ve kapı komşular da, madi imkanları dahilinde Hakk'a
yürüyen kimsenin evine tere yağı, bulgur, ırmik helvası,
peynir, v. s. gibi, çeşitli nimetleri beraberinden götürmek
de adet olduğunu işaret etmek yerinde olur.
Mühim bir ilave olarak hemen şunu da belirteyim ki, kırk
yemeği hem bir Rızalık Cemi'dir, hem de Hakk'a yürüyen kimse
ile helallaşmaktır. Bu manada, talib Yolu'nun ruhani
temsilcisi olan
Rayver, eve çağrılır. Rayver,
hazır bulunan canlara
şöyle buyurur: «Sevgili Canlar, aranızda Hakk'a yürüyen (Msl.
Mustafa)'dan
köskün, dargın, borçlu ve alacaklı olan varmı?, şayet varsa
hazır canlar huzurunda özünü dara çekip, dile gelsin.»
Rayver'in bu duyrusu üzerine şayet Hakk'a yürüyen kimseden
köskün, dargın, borçlu ve alacaklı olan varsa, özünü dara
çekip dara durur.
Özünü dara çekmiş olan kişi veya kişilere Rayver şöyle
buyurur: «Hakk'a yürüyen (Msl.
Mustafa)'dan
neden davacısınız?, gönlünüzdekini beyan eyleyin.» diye
sorar. Özünü dara çekmiş olan kişi veya kişiler, neden özünü
dara çektiğini beyan ettikten sonra Rayver, söz hakkını
Hakk'a yürüyen kimsenin geride kalan aile fertlerine ve
mısayivlerine verir ve onları da dinler. İki tarafıda
dinliyen Rayver, yakın akraba ve kapı komşulara da söz
hakkını verir ve onlarıda dinledikten sonra, nihayi kararı
verir.
Nihayi karar, özünü dara çekmiş olan kimsenin, Hakk'a
yürüyen kimseden alacağı varsa imkanlar dahilinde Hakk'a
yürüyen kimsenin geride kalan aile fertlerinden tahsis
edilir. Şayet Hakk'a yürüyen kimseye borçlu ise, Hakk'a
yürüyen kimsenin geride kalan aile fertlerine imkanlar
dahilinde ödemeyi yapar. Şayet, iki aile arasında köskünlük
veya dargınlık varsa, her iki ailede küskünlüğün ve
dargınlığın nedenini beyan ederler. Sonuçta haksız aile,
haklı aileden özür diliyerek barışırlar. Böylece talib
toplumu arasında barış, huzur ve güven bağları sağlanmış
olur. Bu barış, huzur ve güven bağları sağlandıktan sonra,
kırk yemeği yenir. Kırk yemeği yendikten sonra Rayver, kırk
yemeği duasını okur:
KIRK YEMEĞİ DUASI
Darına durdum ya Rebbil alemin!
Bu hayır nimetlerimizi (Msl.
Mustafa)'nın
ruhuna sunduk. Bu hayır nimetlerimizi dergahi
izzetinde kabül eyle. (Msl.
Mustafa)'nın
ruhunu şad
eyle. Cümert hayır sahiplerinin yüzü ak, günüllerini pak
eyle.
Hakk'a yürümüş olan cümle talib toplumuna rahmet ihsan eyle.
Gerçeğe Hü.
Kırk yemeği duasını mütakiben, Hakk'a yürüyen kimsenin
geride kalan aile fertlerine ve aile dostlarına sabır,
tahammül ve metanet temeni edilir. Böylece Rızalık Cemi'de
son bulur. Mühim bir ilave olarak hemen şunu belirteyim ki,
Hakk'a yürüyen kimsenin giysileri yakınları tarafından
yıkanarak fakir ve fukaraya vermek adettir.
MEZAR KALDIRMA MERASİMİ
Talib toplumu'nun geleneklerinden biri de, mezar kaldırma (mezarın
yenilenmesi)
merasimi'dir. Mezar kaldırma merasimi her yıl düzenli olarak
haziran ayının ilk haftası ve perşembe günü tertiplenir.
Mezar kaldırma merasiminden bir kaç gün ünce, yakın
akrabalar ve tüm komşular davet edilir. Davet edilen yakın
akraba ve komşular da, madi imkanları dahilinde, küçük baş
davarlar, tere yağı, bulgur, un helvası, peynir, v. s. gibi,
çeşitli nimetleri beraberinden getirmek de adettir.
Mezar kaldırma günü, Hakk'a yürüyen kimsenin geride kalan
aile fertleri, bir veya bir kaç davar boğazlar ve boğazlanan
davarlar etinden hayır yemekleri hazırlanır. Hayır
yemekleri, umumiyetle haşlama et, bulgur pilavı, irmik
helvası, lavaş ekmeği ve ayrandan ibaret olduğunu işaret
etmek yerinde olur.
Mezar kaldırma günü, herkes mezarlığa gider. Hazin bir
merasim ile mezarın üstü sükülür, Hakk'a yürüyen kimsenin
uzunluğuna ve enine uygun olarak yapılmiş kesme taşları
dikilir ve mezar usuluna uygun olarak inşa edilir. Bu
süretle mezarın inşası tamamlandıktan sonra, mezar kaldırma
merasimine iştirak eden ziyaretçiler, toplu halde, Hakk'a
yürüyen kimsenin evine gidip, orada hayır yemekleri yenir.
Hayır yemekleri yendikten sonra
Rayver,
sofra duası okur. Sofra duasını mütakiben, Hakk'a yürüyen
kimsenin geride kalan aile fertlerine ve aile dostlarına
sabır, tahammül ve metanet temeni edilir. Böylece mezar
kaldırma merasimi de son bulur.
Kaynak: Pir Ali Baba
03. 03. 2001
NUH TUFANI VE AŞÜRA ORUCU
Tevrat (Bap
6-8)'ta
mevcut bulunan Nuh tufanı, Kur'an'da Hüd süresi (ayet
25-49)
ve İslam enbiya kissalarında ehemiyetli bir mevki işkal eden
bir peygamberin adı. Ayrıca Nuh, Kur'an'ın Araf, Müminün,
Şuara, Ankebut, Kamer ve kendi adıyla adlandırmış olan Nuh
süresinde uzunca zikredilmiştir.
Tevrat'ta ve Kur'an'da küçük değişikliklerle anlatılan Nuh
tufanı, edebiyatta, ilahiyatta ve mitolojide uzun yorumlara
ve eserlere konu olmuştur. Bu konuları tek-tek tetkik
etmekten ziyade, işaret edilmesi gereken ünemli bir husus
da, Talib toplumu arasında dilden-dile sözlü olarak
anlatıldığına göre:
Kabil ile Şit'in ahfadının birleşmesinden günahkar bir kavim
meydana geldi ki, bu kavim Nuh'un ikazlarına ehemmiyet
vermedi. Bunun üzerine Nuh, bu durumu Hakk'a arzeyledi. Hakk
ona, kavim sularla helak edileceğini, bunun için bir gemi
yapmasını emreder. Bunun üzerine Nuh, Hakk'ın emrine uyarak
kendi yetiştirdiği ağaçlardan bir gemi yaptı. Nuh çekiç
darbeleri ile çalışıp gemiyi yaparken, kavmi onunla, önce
nebi idi; şimdi de marangoz oldu; bu gemi herhalde karada
yüzecek diye, alay ediyordu. Geminin baş ve arka kısmı bir
horozu, gövdesi de bir kuşu andırıyordu.
Nuh
gemiyi şöyle yapmış idi, altta dört ayaklı hayvanlar,
üstünde insanlar ve en üstte de kuşlar bulunuyordu. Zira
arslanın yanında öküz, kurdun yanında koyun, yırtıcı
kuşların yanında güvercinnin yaşayabilmesi için Hakk onların
yırtıcı amellerini körletti. Nuh tufan'ın gelişini haber
veren alamet olarak, tandır'dan su kaynamaya başlayınca,
Hakk, Nuh'a her tür hayvanda erkek ve dişi olarak birer
çift, lüzumlu saire ve aile caamiyasını gemiye bindirmesini
emreder. Nuh Hakk'ın emrine uyarak, her tür hayvanda, erkek
ve dişi olmak üzere birer çifti, lüzumlu saireyi gemiye
bindirmişti. Nuh ile eşi viyal, Sam. Ham, Yafet adlarındaki
üç oğlu ve onların eşleride olmak üzere toplam sekiz kişi
gemiye binmişti ki, işte bu sırada, gökten yağan yağmur ve
yerden fışkıran su birleşerek, yeryüzünde, gemidekilerin
dışında hiç bir canlı varlığın sağ kalmasının mümkün
olmadığı bir şekilde yeryüzü tamamen sular altında
bırakmıştı. Nuh sulara yatışmasını emredince, gemi yedinci
ayda, ayın on yedinci gününde tufandan kurtulup, selametle
Ararat dağına iner.
Bu
sırada Nuh, evvela karğayı gemiden dışarıya salar ve karğa,
bir leş üzerine inerek, Nuh'u unutur. Nuh sonra gövercini
salar, gövercin gagasında zeytin yaprağı ve ayaklarında
yosun taşıyarak gelir; nişan olarak, boynunda bulunan
gerdanlık şeklindeki çizgiyi alır ve ahli bir kuş olur. Nuh
tufandan kurtulduklarını anlayınca aile fertlerine şükür
için oruç tutmasını emretmişti. Gemidekiler Nuh'un bu emrine
uyarak iki gün oruç tutup, üçüncü günü bir şükran ayini
olarak geminin anbarında arta kalan hububat ve saireden
mürekkep aşüra çorbası pişirilmiş ve orucu'nu aşüra çorbası
ile açıp, Hakk'a şükür etmişler.
Talib toplumu Nuh nebiden kalma bu adeti tebcil maksatı ile,
her sene hicri takvirnine göre, muharrem ayın 8 ile 9'ncü
günlerinde oruç tuttulur; onuncu günü bayram eder. Bayram
günü muhtelif hububattan mürekkep aşüra çorbası pişirilir
komşulara ve fıkaraya dağıtılır, akraba ve komşu ziyaretleri
yapılarak, insan oğlunun yer yüzünden var olamanın mutluluğu
paylaşılır.
Kaynak: Pir Ali Baba
29. 09. 1989
KERBELA ŞEHİTLERİ MATEMİ
Kerbela, Irak'ın başlıca şehirlerinden biri olup, Bağdad'ın
100 km. cenubi garbisinde bulunur ve Hz. Muhammed'in torunu
Hz. Hüseyin'in türbesini ihtiva eder. Hz. Muhammed'in
torununun başsız cesedinin gümüldüğü "Kabr el-Hüseyin" ismi
verilen yer, çok geçmeden, şi'iler için meşhur bir ziyaret
mahalli oldu.
İbnü'l-Esir'e göre, hicret'in 236 (M.
850)
senesi Abbas'i halife Mütevekkil, Hz. Hüseyin'in mezarı ile
etrafındaki bütün evlerin yıkılmasını emretmişti. Ayrıca
mezar yıkıldıktan sonra, buranın sürülmesine, üzerine ekin
ekilip sulanmasını istemiş ve halkın buraya gidip gelmesini
de yasaklamıştı. Emniyet görevlisi halka ve bu yöredekilere
seslenerek: «Üç gün içinde bu mezarın başında ve
çevresinde gördüğümüz kimseleri alıp mezarda hapsedeceğiz!»
diye duyuruda bulunmuş, halk da buradan kaçarak ziyareti
terketmiş, nihayet mezarın yeri sürülmüş ve buraya ekin
ekilmişti.
Kaynak: İbnü'l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c.7, sa. 52-54,
B.Y.
Hicret'in 352 senesi 10 Muharrem (M.
7 Şubat 963)
günü, Deylem asıllı Muizz el-Davla Ahmet b. Ali'ye Büveyh,
bütün Bağdad halkını dükkanlarını, çarşı pazarlarını
kapatarak bütün alışverişi durdurmalarını; cadde, pazar ve
sokaklara dükülerek giydikleri kaba çuldan elbiselerle ağıt
yakmalarını, ayrıca kadınların da aynı şekilde sokaklara
dökülüp, ağıtlar ve şiirler söyleyerek siyah elbiseler
giymelerini, yaka paçalarını yırtarak ağlamalarını ve bu
şekilde guraplar halinde şehirde dolaşmalarını, Hz. Hüseyin
için matemle ağıt yakmalarını emretmişti. Halk bu emre uymak
zorunda kalmış, hiç kimse bunu önleyerek sünnete uygun bir
davranış yapmağa imkan bulamamıştı; çünkü Bağdad'daki Şiiler
bir hayli fazla olduğu gibi, devrin sultanı da onlardan yana
idi.
Kaynak: İbnü'l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c. 8, sa. 473,
çeşitli olaylar.
Hicret'in 353 senesi 10 Muharrem (M.
27 Ocak 964)
gününde Bağdad'da bütün çarşı ve pazarlar kapatılmış, geçen
seneki olaylar arasında kaydettiğimiz gibi, şi'iler muazzem
merasimler yapmışlardı. Bu yılki merasimler sırasında
şi'iler ile sünniler arasında şiddetli bir kavga meydana
gelmiş, bu kavga sırasında bir hayli adam yaralanmış ve
büyük ölçüde yağma yapılmıştı.
Kaynak: İbnü'l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c. 8, sa. 481,
çeşitli olaylar.
Hicret'in 358 senesi 10 Muharrem (M.
3 Aralık 968)
günü Bağdad halkı artık edinmiş oldukları bir örf ve adet
olarak, geçen yıllarda olduğu gibi, çarşı ve pazarları
kapatmış alış-verişe son vermiş, yollarda ağlayıp sızlayarak
Hz. Hüseyin için matemler yapmış, ağıtlar yakmışlardı.
Kaynak: İbnü'l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c. 8, sa.516,
çeşitli olaylar.
Hicret'in 369 (M.
979)
senesi Deylem asıllı Büveyh hükümdarı Azud el-Davla,
Necef’teki Hz. Ali'nin mezarı ile Kerbela'daki Hz.
Hüseyin'in mezarı üzerinede kubbeli türbe inşa ettirdi.
Kaynak: İbnü'l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c. 8, sa.
609-610, B.Y.
Yükarıda mevcut ve mevsuk en eski kaynaklardan anlaşıldığı
üzere, 10 Muharrem de şi'ilerin yaptıkları matem ayinlerin,
ilk defa hicret'in 352 (M.
963)
senesinde, deylemli Büveyh-oğulları zamanında görülmesi,
matemin başlangıç noktası olmakla birlikte, onların
adetlerinden çıkmış olduğu en önemli kanıtıdır. Bundan şüphe
etmek için de bir sebep yoktur. Nitekim şi'iler, hicret'in
61 senesi 10 Muharrem cuma (M.
9 Ekim 680)
günü, Hz. Hüseyin'in Kerbela'da şehid olması matemini, her
sene o günü tecdit ederler, dövünür, hüzün ve keder izhar
ederler.
Kaynak: Pir Ali Baba
29. 09. 1989