|
Druidler
Druidler kısaca Kelt rahipleri olarak tanımlanırlar.
Druidlerin Kelt toplumu içindeki yerleri çok önemlidir .
Toplumsal bir çok olayda rol oynadıkları gibi dağınık olan
Kelt kabileleri arasında birleştirici bir rol de oynuyorlardı
. Druid sözcüğünün kökeni de tartışmalıdır. Latınce
'de druidae seklinde geçer. Bu sözcük hiç bir Kelt-Roma yazıtında
bulunmadığı için orijinali bilinmemektedir fakat Galya
dilinde druvis ya da druvids seklinde olduğu tahmin
edilmektedir. Eski Irlanda dilinde ise bu sözcük tekil olarak
druí , çoğul olarak druid seklindedir. Etimolojisi
bilinmemekle beraber , Yaşlı Plinus bu sözcüğün Yunanca drŕj
(meşe) ve Hint-Avrupa kökenli wid- (bilmek) sözcüklerinden türediğini
söylemektedir. Ayni şekilde Keltlerin kutsal yerlerinden (
nemeton) bir olan Anadolu 'da , Galatya 'daki alanın adı da
Drunemeton 'dur. Druidlerin öğretileri her şeyden önce
ezoterik öğretilerdi ve sadece seçilmiş müritlere sözlü
olarak aktarılırdı . Bu yüzden druidlerin öğretilerini tam
olarak bilemiyoruz. Antik yazarlar ve Kelt efsane ve öykülerinden
derleyebildiğimiz kadarı ile druid öğretisini
belirleyebiliyoruz.
Antik Çağ Yazarlarına Göre Druidler
Druidler hakkında antik kaynaklarda bazı bilgiler bulmaktayız.
Druidler üzerine en ayrıntılı bilgileri edindiğimiz
yazarlardan biri Julius Caesar 'dir. "Gallia Savaşı
" adli eserinde druidler hakkında ayrıntılı bilgi verir
: " Bütün Gallia 'da sayılan ve sevilen şahıslar iki sınıfa
ayrılır. Halka ise hemen hemen esir gözü ile bakılır .
Kendiliklerinden hiç bir işe girişmedikleri gibi herhangi bir
mesele konusunda görüşleri alınmaz. [...] Yukarıda sözü
edilen iki sınıftan biri Druidler , öteki ise şövalyelerdir.
Birinciler din işleri ile uğraşırlar , resmi ve özel kurban
törenini yapar , ayinlere ilişkin meseleleri yorumlarlar. Bir
çok genç ders onların etrafına toplanır , son derece saygı
gösterirler. Çünkü genel ya da özel bütün anlaşmazlıklarda
kararı bu adamlar verir . Herhangi bir suç islendiği ya da öldürme
olayı olduğu ya da miras ve sınırlar hakkında bir kavga çıktığı
zaman verilecek hükmü bu adamlar kararlaştırır , mükafat
ve cezayı belirlerler. Herhangi bir şahıs ve ya kabile ,
kararlarını yerine getirmezse onların kurban kesmesini
yasaklar. Bu onların en ağır cezasıdır. Bu işi yapması
yasaklananlar dinsiz ve cani sayılırlar. Herkes onlardan sakınır.
İlişki kurmaktan ve konuşmaktan çekinir. Onlara dokunsalar
zarar geleceğinden korkarlar. İsteseler bile hakları verilmez.
Hiç bir imtiyaz elde edemezler. Bütün bu Druidlerin tek bir
reisi vardır , aralarında en büyük otoriteye sahiptir. Öldüğü
zaman ya mevki bakımından üstün olan biri onun yerine geçer
ya da eşit rütbede olanlar çoksa Druidlerin oyuna başvurur ,
hatta bazen silah kuvveti ile reislik için mücadele ederler.
Bu Druidler senenin belirli bir zamanında bütün Gallia 'nin
merkezi sayılan bir bölgede , Carnut 'ların arazisi içinde
kutsal bir yerde toplanırlar. Bütün kavgalı olanlar her
taraftan buraya gelir ve Druidlerin verdiği karar ve hükümlere
boyun eğerler. Öğretilerinin Britanya 'da keşfedilerek
oradan Gallia 'ya geçtiğine inanırlar. Bugün bu konuyu daha
derin olarak incelemek isteyenler çok kere onu öğrenmek üzere
Britanya 'ya giderler . Druidler savaşlardan uzak kalırlar ve
başkaları gibi savaş vergisi vermezler. Askerlikle ve başka
ödevlerle yükümlü değillerdir. bu kadar büyük imtiyazların
cazibesine kapılan bir çok genç kendiliklerinden öğrenim için
onlara gelirler çokları da aileleri ve akrabaları tarafından
gönderilirler . Söylendiğine göre Druidlerin okulunda bir yığın
mısra ezberletilir. Bundan ötürü , bazı kimseler yirmi yıl
öğrenim görürüler. Druidler öğretilerini yazıya dökmeyi
günah sayarlar , oysa diğer bütün islerde , resmi ve özel
hesaplarda Grek harflerini kullanırlar. Bence bunu , şu iki
nedenden ötürü kabul etmişlerdir : Ya öğretilerinin halk
tarafından bilinmesini arzu etmezler , ya da öğretiyi
edinenlerin yazıya güvenerek hafızalarını geliştirmeyi
ihmal etmelerinden korkarlar. Gerçekten de , yazının yardımı
öğrencinin ezberleme çabasını ve hafızanın islemesini körletebilir.
Öğretmek istedikleri en belli başlı inanç ruhların ölmediği
ve ölümden sonra bir kişiden başka kişiye geçtiğidir. Bu
inanç ölüm korkusunu ortadan kaldırdığı için onları
kahramanlığa yönelten en büyük etki olarak görülür.
Bundan başka , yıldızlar ve hareketleri , evrenin ve yeryüzünün
büyüklüğü , tabiatın özü , ölümsüz tanrıların
kuvvet ve kudretleri konusunda bir çok tartışmalar yaparlar
ve bilgilerini gençliğe aktarırlar. [...]
Bütün Gal milleti dini törenlerine son derece büyük bir bağlılık
gösterir . Bu yüzden fazla ağır hastalıklara yakalanmış
olanlar ve ya savaşta tehlike karşısında kalanlar , ya
kurban olarak insan keserler , ya da keseceklerine dair adakta
bulunurlar. Bu gibi kurbanlarda Druidleri rahip olarak kullanırlar
. Bir insan hayatı yerine bir insan hayatı kefaret olarak ödenmezse
, ölümsüz tanrıların duyduğu kızgınlığın yatıştırılamayacağına
inanırlar. Özel hayatta olduğu gibi genel hayatta da kurban töreni
yaparlar. Bazıları da çok büyük heykeller yaparak sazlardan
örülmüş uzuvlarını diri insanlarla doldururlar. Sonra ateşleyerek
yakarlar . İnsanlar alevler içinde can verirler . Hırsızlık
, haydutluk ya da herhangi bir cinayet islerken yakalananların
idam edilmesinden ölümsüz tanrıların çok fazla hoşlandıklarına
inanırlar. Fakat bu gibi adamların sayısı eksilince masumları
bile kurban etmekten çekinmezler. [...]
Bütün Gal 'ler , Dis denilen tanrısal babadan doğduklarını
ileri sürerler ve Druidler 'den öğrendiklerini söylerler.
" Keltlere karşı savaşan bir komutan tarafından yazılmış
olsa da , burada Druidler hakkında önemli ipuçları buluyoruz.
Strabon ise Geographia adli kitabında druidlerin yaşantısına
söyle değinir : "Doğaüstü öğretilerine ek olarak
ahlak sorunlarıyla da uğraşıyorlardı. Ve bu sebeple
herkesten daha doğru olarak biliniyorlardı. Hem teker teker
bireylerlerle ilgileniyorlar hem de toplumun iyiliği için çalışıyorlardı.
Yasal olaylarda da karar verme gücüne sahiptiler. Bu suretle
savaşların gidisini kontrol eden ve savaşa katılacak orduları
denetleyen ve özellikle cinayet suçlarında karar veren kişiler
olarak da biliniyorlardı. Bunlar çok sayıda olmaya devam
ettikçe bir o kadar da toprağın göndereceğine inanıyorlardı.
Ve onlarla birlikte diğerleri de ruhun ve evrenin, gelecekte
bir zamanda su ve ateş her şeyi yenecek olduğu halde, ölümsüz
olduğu fikrini savunuyorlardı. "
Diodorus ise Druidler 'den söyle bahseder : " Druid adı
verilen ve büyük saygı gören bazı filozoflar ve din adamları
vardı…Adetlerine göre bu filozoflardan biri olmadıkça hiç
bir kurban töreni yapılmazdı . Çünkü , sunularının tanrılara
ancak tanrısal doğadan nasibini almış bu adamlar vasıtası
ile ulaşacağına ve isteklerinin yine bu adamlar tarafından
yapılması gerektiğine inanıyorlardı. Savaş söz konusu
olduğunda da gerek düşmanları gerekse de kendi halkları
onların ve şarkı söyleyen bardların sözünü dinliyorlardı.
"
Romalı Hippolyte ise MS üçüncü yüzyılda druidlerle
Pythagoras 'çılar arasında bağlantı kurar : " Druidler
Pythagoras 'çi felsefenin ateşli savunucularıdır. Bunu
onlara Pythagoras 'in müridi ve kölesi Zalmolxis öğretmiştir.
Pythagoras 'çi hesaplar ve büyü pratikleri sayesinde yaptıkları
öngörülerle Keltler üzerinde büyük etki sahibi olmuşlardır.
" İskenderiye ' li Clemens ise çok daha değişik bir görüş
ortaya atar : " Alexander , Pythagoras 'çi semboller üzerine
olan eserinde Pythagoras 'in Asurlu Nazaratus 'un öğrencisi
olduğunu ve ayrıca Brahmanlar 'dan ve Galatlar 'dan ders aldığını
söyler. " Her iki yazarın da yazdıkları gerçekle çok
ilişkili olmasa da Druid öğretisinin diğer ezoterik öğretilerle
olan ilişkisine değindikleri için anlamlıdır.
Druidler'in Toplum İçindeki Yeri ve Öğretileri
Daha önce de belirttiğimiz gibi Druid öğretisi sözlü
olarak yayıldığı için kesin hatları ile bilememekle
beraber antık yazarlar ve eski Kelt metinlerinden yararlanarak
Druid öğretisinin ana hatlarını çıkartabiliyoruz. Daha önce
de Caesar 'in verdiği bilgide gördüğümüz gibi Druidler bütün
Kelt kabileleri arasında saygı görmekte idi ve toplumsal
olaylarda , kabileler arasında yargılama ve karar verme hakları
vardı. Strabon 'un da aktardığı gibi savaşlarda "arabuluculuk
yapabiliyorlar ve sona erdirebiliyorlardı ".
Druidler 'in toplumsal görevlerinden biri de törenleri yönetmekti.
Bir Druid töreninin en güzel betimlemesini Plinus vermektedir.
Keltlere göre meşe kutsaldı, eğer meşe ağacı üzerinde ökse
otu var ise bu onu çok daha kutsallaştırıyordu. Bu tören
ise bir meşe ağacında yetişen ökse otunun bulunması üzerine
düzenleniyordu. Tören için uygun zaman gelecek ayın altıncı
günü olarak seçiliyordu ve bu gün için yemek ve kurban
edilecek iki beyaz boğa hazırlanıyordu. Daha sonra meşe ağacındaki
ökse otu altın bir orak ile druidler tarafından kesiliyor ve
toplanıyordu. Daha sonra da boğalar kurban ediliyordu. Bu tören
daha sonraları "yeni yıl " törenleri ile de ilişkili
olduğundan , günümüzde " yılbaşı çiçeği "
diye satılan bitkilerin aslında ökse otuna benzedikleri ve bu
geleneği yaşattıklarını görürüz. Bazı antık çağ
yazarları Druidlerin ayrıca insan kurban edildiği törenleri
de yönettiklerini yazmaktadırlar.
Toplumsal statülerinin ötesinde Druidler 'in en büyük işlevi
gerek dini gerek toplumsal alanda büyük bilgi sahibi olmaları
ve bunu yeni nesillere de aktarmaları idi. Kelt ülkesinin bir
çok bölgesinden , tanınmış Druidler 'den eğitim almak üzere
bir çok öğrenci gelirdi. Bu özelliklerinden ötürü ola
gerek , Pomponius Mela Druidler 'i "Bilgeliğin Üsdatları
" ( Mağıstri Sapientiæ ) diye adlandırır. Daha önce
de defalarca belirttiğimiz gibi Druidler öğretilerini kesin
olarak sözlü aktarıyorlar ve adayın hafızasında tutmasını
istiyorlardı. Ayrıca Druid öğretisine göre sözün bir
enerjisi vardı ve dikkatli kullanılması gerekiyordu.
Antik kaynaklarda Druidlerin öğretileri farklılıklar göstermektedir.
Caesar 'in da aralarında bulunduğu bir çok yazara göre
Druidlerin öğretileri metafizik öğretilerdi ve ruhun ölümsüzlüğü
üzerine kurulmuştu. Daha önce de gördüğümüz Kelt
mitlerinde olduğu gibi Druidler de ruhun bedenden bedene geçtiğini
, çeşitli kalıplarda varlığını sürdürdüğünü ileri sürmektedir.
Geleneksel anlatım bu inancı daha önce Tuân Mac Cairill öyküsünde
gördüğümüz gibi sürekli metamorfozlar seklinde sembolize
ediyordu. Kelt efsanelerindeki "dev " motifi de ayni
zamanda yabani , evrimleşmemiş olan kişiyi sembolize
etmekteydi. Tuân Mac Cairill öyküsünde olduğu gibi balık
ise metamorfozda ileri bir aşamayı sembolize ediyordu.
Metamorfozlar ile anlatılmak istenen en önemli olay ise ,
Druid öğretisinin temeli olan erginleme idi. Druidler 'in yanına
öğretiyi öğrenmek ve yetişmek için gelen adaylar belli sınavlardan
geçerler, diğer erginlenmeye dayalı öğretilerde olduğu
gibi ölüm ve yeniden dogma sembolizmi ile derece atlarlardı.
Orta Çağ boyunca varlığını sürdürecek şövalyelik
kurumunun da kaynağını Druid öğretilerinden aldığı düşünülmektedir.
Strabon Druidler 'in ruhun ölümsüzlüğüne olan inançları
ilginç bir açıklama yapmakta ve Druid inançlarına göre
"Evrenin ve insanların ruhunun yok edilemez, hatta zaman
zaman ateş ve su galip gelse de " seklinde inanıldığını
belirtmektedir. Ruhun ölümsüzlüğüne olan inançları ,
daha önce de belirttiğimiz gibi Druidlerin antık yazarlar
arasında , Pythagorasçi olarak tanınmalarına neden olmuştur.
Hallstatt döneminde , Keltler 'in Grekler ile ilişkileri olsa
da Druid öğretisi ve Kelt inançları Pythagorasçılık 'tan
farklıdır.
Diodorus 'a göre ise Druidler "filozof ve teologlar
"dir. Ayni zamanda tanrılar ile iletişim kurma yeteneğine
sahiptirler. Druid öğretisinin önemli bir bölümünü de
astronomi ve takvim bilgisi teşkil etmektedir. Antık Çağ
yazarlarının bir çoğu buna değinmektedir. Druidler 'in
bilgilerinin bir bölümü de şifalı otlar üzerinedir.
Druidler 'in bitkiler konusunda çok bilgili olduklarını ve
ilaçlar hazırladıklarını biliyoruz. Bu bilgileri o dönem
yazarları tarafından bilinmekle birlikte bazıları tarafından
da büyücülük olarak yorumlanmıştır. Günümüze Asterix
çizgi romanına kadar gelen "kazan kaynatan " druid
imaji da buradan doğmaktadır. Druidler 'in tip üzerine çalışmaları
daha sonra eğer ‘doktor ' Hıristiyan ise mucize , eğer Hıristiyan
değilse de büyü diye yorumlanmıştır.
Druid Öğretisinde Kutsal Yerler
Druid öğretisine göre , evren üç bölümden
oluşmuştu. Bunlardan birincisi üzerinde yasadığımız
toprak , ikincisi Fomorianlar 'in , hayaletlerin ve kaybolmuş
ruhların bulunduğu yeraltı ve üçüncüsü Batı adalarının
ve Avalon 'un olduğu Görünmeyen Dünya ya da Öteki Dünya.
Keltlerin evrenin her üç bölümü için de değişik inanışları
vardı. Üzerinde yasadığımız yerde daha sonra da göreceğimiz
gibi en çok ağaçlar ve korular kutsaldı. Kutsal alanlar
buralarda seçiliyor ve toplantılar buralarda yapılıyordu.
Koruların dışında dağlar da kutsaldı. Druid öğretisine göre
dağlar ilhamın geldiği , tanrısal varlıkların insanlarla
konuştuğu yerlerdi. Bir çok dağ ve tepe Güneş tapımı için
kullanılıyordu. Hıristiyanlığın gelişinden sonra da bu dağlar
kutsallığını korumuştur. Örneğin Fransa 'daki
Mont-Saint-Michel önce güneç tapımı için kullanılan daha
sonra da Hıristiyanlığın kutsal yerlerinden biri olan
tepelere bir örnektir. Dağların Druidler için bir önemi de
buralardan çok daha iyi astronomik gözlemlerin yapılabilmesidir.
Bunlar dışında su kaynaklarının da kutsal olduğundan daha
önce söz etmiştik.
Yeraltı dünyası ise daha gizemlidir. Yeraltı dünyasına açılan
kapılar ise mağaralardır. Mağaralar bir çok değişik
inanca esin kaynağı olmuşlardır. Mağaralar solunum
sistemine benzetilmiş , Keltler tarafından canlı olduğu
kabul edilen yeryüzünün soluk alıp verdiği yer olarak düşünülmüştür.
Bazı mağaralardan doğal olaylara bağlı olarak garip sesler
gelmesi ise hem buralarda bilinmeyen canlıların yasadığına
hem de yeraltı ruhlarının varlığına kanıt sayılmıştır.
Meşhur Fingal Mağarası da bu mağaralardan biridir. Iskoçya
'da bulunan bu mağaranın eski adı an Uaimh Binn , "Melodili
Mağara " idi. Bu mağaradan gelen sesler - belki de kus
sesleri- öte dünyadan gelen sesler olarak yorumlanıyordu.
Irlanda 'da da bu tür mağaraların olması , Irlanda bardlarının
"Mağaralar " adı verilen bir öykü dizisi oluşturmasına
da kaynaklık etmiştir. Ne yazık ki bu öykülerden günümüze
sadece bazı parçalar ulaşabilmiştir. Mağaralar yeraltı dünyasına
, "Periler Ülkesi "ne bir geçiş olarak kabul edildiği
gibi bazı yeteneklerin de kazanıldığı bir yer olarak görülmüştür.
Mağaralara girip çıktıktan sonra çalgısını ustalıkla
kullanan çalgıcı öyküleri de bu inancın bir uzantısıdır.
Aslında Druid öğretisine göre -elimizde çok fazla kanıt
olmasa da- mağaraların aslında bilinçaltını ya da insanın
kendi içine yapılan yolculuğu temsil ettiğini ve mağaraya
girip çıkma motifinin erginlenmenin bir adımını oluşturduğunu
düşünebiliriz. Mağara içinde uyuyan kahraman ya da mağara
içinde yasayan bilge motifinin de böyle bir sembolizm ile ilişkili
olduğunu düşünebiliriz.
Adalar etrafları sularla çevrili olduğu için gerek fiziksel
gerekse ruhsal olarak çevrelerinden soyutlanmış , izole
edilmiş yerler olarak kabul edilirlerdi. Bu görüşle adalar
hem tanrıların barınması için hem de ölülerin ruhlarının
yer alması için ideal yerlerdi . Adalar ayını zamanda inziva
yerleri idi. Bu bakımdan insanın kendi kendine dönmesi, ada
gibi kendini soyutlaması da ada sembolizmi ile belirtilir. Adanın
etrafının sularla kaplı olup çevresinden soyutlanmış olması
, buraların yargı için de ideal olduklarının düşünülmesine
neden olmuşlardır. Ayrıca burada kara veren yöneticiler de
insan etkisinden uzak sadece tanrıları dinleyerek karar
veriyor diye inanılıyordu. Pağan Avrupa 'sında adalar bazı
tanrılara kutsaldı. Örneğin Isle of Man, Manannan MacLir 'e
; Baltık Denizi 'nde bulunan Rügen Adası , Rugevit ' e
kutsallardı. Keltler arasında ölenlerin ruhlarının batı
adalarına gittiği inancı yaygındı. Bu inanç Orta Çağ
boyunca da Kral Arthur efsanesinde olduğu gibi varlığını sürdürecekti.
Orta ve Yeni Çağ boyunca varlığını sürdüren ve Keltler
'den kalan bir başka inanış da "hayalet ada " inanışıdır.
Keltler de bazı adaların yok olup sonradan ortaya çıktıklarına
inanıyorlardı.
Druid Öğretisinde Ağaç Kültürü
Sembolik olarak ağaç yeraltı dünyası
, yer ve gök arasında bir bağlantıyı temsil etmektedir.
Kelt sembolizminde en önemli olarak meşe gücü ve elma ağacı
ölümsüzlüğü sembolize eder. Ağacın bir önemi de üzerinde
tanrıların habercileri olan kuşları barındırmasıdır. Kökleri
ise geçmişe , yeraltına doğru gider. Bu yüzden efsanelerde
ölülerin ruhları dallar arasında ya da ağaçların gövdelerinde
bulunurlar. Kutsal korular Druidler için kutsal mesajı aldıkları
ve erginlenmenin olduğu yerlerdir. Druidler buralarda , nemeton
denilen kutsal yerlerde açık havada ritüelleri gerçekleştirirlerdi.
Bu yüzden de Druidler 'den günümüze tapınaklar binaları
kalmamıştır. Druidler , ellerinde bir ağacın küçük bir
sembolü olan değnekleri taşırlardı. Bu değnekler druidin gücünün
belirtisi olduğu kadar bunlarda sihir gücü de olduğuna inanılırdı.
Ayrıca bu değneklerin yapıldığı madde ya da ağaç taşıyanın
toplum içindeki yerini de belirttiğinden büyük önem taşımakta
idi. Druidler için kutsal olan bir bitki de ökse otu idi.
Bununla ilişkili törenlerin nasıl yapıldığını yukarıda
incelemiştik. Ökse otu ayni zamanda ay sembolizmi ile de
ilgili idi. Bu nedenle Druidlerin meşe üzerindeki ökse otunu
kesmek için kullandıkları orak da hilal biçiminde idi. Ökse
otu ayni zamanda üzerinde bulunduğu ağacı ruhu ve eliksir 'i
olarak da kabul ediliyordu. Ayni şekilde ökse otunun bir başka
adı da "meşe suyu " idi.
Oğam Daha önce de belirttiğimiz gibi Druidler öğretilerinin
sözlü olarak yayılmasını istiyorlar ve kesinlikle yazılı
hale getirmiyorlardı. Bunun nedenleri arasında öğretilerinin
ezoterik olması ve yazılı olanın öğretinin anlatımındaki
değişikliklerle değişememesi vardır. Druidler 'in öğretilerini
sözlü olarak aktarmaları onların yazıyı bilmedikleri ya da
küçümsedikleri anlamına gelmemelidir. Tam tersi olarak yazıya
çok büyük saygı göstermişler ve dikkatli kullanmışlardır.
Bir Druid yazısı olmamakla birlikte bazı değneklerin ve
kutsal kayaların üzerinde işaretler kullanmışlardır. Oğam
adı verilen bu işaretler Keltlere özgüdür ve bir tür şifreli
yazıdır. Tasların üzerlerinde ve ahşap malzemelerde , özellikle
de değneklerde rastlanmıştır. Oğamlar mantık olarak Grek
ateş işaretlerine benzemekte idi. Ateş işaretleri yerine atılan
çentiklerden oluşuyordu ve her bir çentik sayısı bir sese
karşılık geliyordu. Aslında Oğamların yazıdan da öte bir
sembolizmi vardı. Her bir işaret ayni zamanda bir ağaca ya da
bir hayvana da karşılık gelebiliyordu . Bunu tam tersi olarak
da belli şekilde ve düzende dizilen ağaçlar bir anlam
verebiliyordu.
Druides 'ler Diğer ezoterik topluluklardan farklı olarak,
druidler aralarına kadınları da kabul ediyorlardı ve bunlar
druides adını alıyorlardı. Druideslerin inisiyasyonlarının
nasıl olduğu bilinmemekle birlikte özellikle savaşçıların
ve asillerin yetişmesinde büyük payları olduğu
bilinmektedir. Bu durum Orta Çağ efsanelerinde sık sık geçen
"Bilge Kadın " motifine de kaynaklık etmektedir.
Orta Çağ efsaneleri ile ilgili bölümümüzde göreceğimiz
gibi bu kadınlar şövalyenin yolculuğu boyunca karşısına
çıkarlar ve inisiyasyonda yardımcı olurlar. Druidesler eğitimde
olduğu kadar , ilaç hazırlamada , şifalı bitkilerin
bulunmasında da söz sahibi idiler. Druideslerin özellikle
Iskoçya 'da Sein Adası 'nda toplandıkları ve buraya
erkekleri almadıkları söylenir . Söylenceye göre burada
dokuz druidesin (Gallizenæ) öndeliğinde kendini adamış genç
kızlar vardı. Halk arasında druideslerin burada sihir ve büyü
ile uğraştıkları düşünülür , hatta hava olaylarına hükmettikleri
, istedikleri hayvanın sekline girdikleri de söylenirdi. Hıristiyanlığın
yayılmasından sonra druid inançlarını tamamen silmek
isteyen Hıristiyanlar , druidesleri halkın gözünde cadılara
çevirmişler ve halkı onlara düşman etmeyi başarmışlardır.
Bard 'lar Kelt toplumlarında , genellikle konularını
kahramanlık destanları olarak seçen ozanlara bard denilirdi.
bağlı oldukları şefin yanında bulunurlar , onun başarılarını
da kutlarlardı. Bard daha çok Galya 'da kullanılan bir
isimlendirme idi , çünkü bu ozanlara Galya 'da bard denildiği
gibi , Bretagne 'de Barzh , Irlanda 'da da Fil ( çoğulu filid
) denilmekteydi. Barzh 'ların dini karakterleri çabuk
kaybolmasına karşın , bardlar , ilham ve sanat
yeteneklerinden olsa gerek , saygı görmeye devam etmişlerdir.
Filid ise yedi dereceli idi. Derece elde taşınan değneğe göre
belli oluyordu. Böylece sıralama Ollamh (altın değnek) ,
Anruth (gümüş değnek ) ve geri kalan beş derece (bronz değnek)
seklinde oluyordu. Bardlar ile ilgili önemli bir nokta da müzisyen
Druidler ile karıştırılmamaları gerektiğidir. Bir çok
Kelt dini törenine müzik eslik etmekle beraber , bu törenlerde
müzik aletini çalan druidler bardlardan farklı idi. Kelt
efsanelerinde müzik aletleri önemli bir yer tutmaktadır. Dağda
ve Lug 'un sihirli araları vardı. Efsaneye göre bu aletler
üç farklı tür müzik çalmaktaydılar. Bunlardan birincisi güldürüyor
, ikincisi ağlatıyor , üçüncüsü de uyutuyordu. Bu inanış
, Keltler 'in , müziğin insan üzerindeki etkisini
incelediklerini göstermektedir. Bardlar ise şiir okurken ,
ayni zamanda cruth denilen bir tür lir de çalarlardı. Galya
'da Roma işgalinden sonra , yerli dili kullandıkları için ,
gözden düsen bardlar burada MS. İkinci yüzyıldan itibaren
kaybolmaya başlamışlardır. Bardlar Galya 'da dini sınıftan
sayılmalarına rağmen , Irlanda 'da sonraları aşağı sınıftan
kabul edilirlerdi. Gal ülkesinde ise , özellikle Breton
prensler tarafından çok tutulan bardlar varlıklarını Orta
Çağ 'a kadar sürdürmüşlerdir
Drüid Öğretisinin Sembolik Aktarımına
Bir Örnek :
Druid
öğretisinin sembolik anlatımına ve halka aktarılışına en
güzel örnek kuskusuz Taliesin ( Güzel Yüz ) öyküsüdür.
Taliesin ayni zamanda ilk bardlardan ve Kelt sairlerinden biri
olarak kabul edilir. Gwerang 'in oğlu genç Gwion büyücü
tanrıça Cerridwen tarafından bir kazana göz kulak olmakla görevlendirilir.
Bu kazanın içinde büyücünün , oğlu Afagddu için hazırladığı
büyülü bir karışım kaynamaktadır , çünkü Afagddu çok
çirkindir ve annesi bu büyü ile onu güzelleştirmek
istemektedir. Bu arada kazandan sıçrayan üç damla , Gwion 'un
parmağına damlar ve Gwion da bunu yalar. Gwion elini ağzına
götürür götürmez bütün gizemler aydınlanır , geçmişin
, şimdinin ve geleceğin bilgisine sahip olur . Bu arada Gwion
bir başka gerçeği daha öğrenir ; Cerridwen onu öldürmek
istemektedir , çünkü büyücünün hazırladığı büyülü
iksirde kullanmak istediği bileşenlerin içinde kendisi de
vardır. Bunu fark eden Gwion hemen kaçar , Cerridwen ise onu
yaşlı bir büyücü kılığında kovalar. Artık kendi de
iksirden dolayı bir büyücü olmuş olan Gwion hemen bir
tavsan sekline bürünür , Cerridwen ise bir tazı olur. Gwion
nehirde bir balığa dönüşür , Cerridwen ise bir su samuru
olur. Kovalamaca daha sonra göklerde devam eder . En sonunda
Gwion bir buğday tanesine dönüşür , Cerridwen ise bir kara
tavuk olur ve buğday tanesini yer. Dokuz ay sonra Cerridwen bütün
çocuklardan çok daha güzel bir çocuk dünyaya getirir. Büyücü
bu çocuğu deri bir torbanın içine koyar ve Beltaine bayramından
iki gün önce dalgalara bırakır. Galler ülkesinin kuzeyinde
Gwyddno 'nun oğlu ve kral Maelgwyn 'in yeğeni Elphin 'in attığı
ağlara takılan bebek Elphin tarafından kurtarılır. Elphin
ona Taliesin ( Güzel Yüz) adını verir. Aradan yıllar geçer
. Elphin amcasi Maelgwyn tarafından hapsedilir. Artık bir yetişkin
olan Taliesin Elphin 'i kurtarmak için harekete geçer ve ve
kurtarmayı başarır. Şiir 'in son dizeleri şöyledir :
" Dokuz ay boyunca Büyücü Cerridwen 'in karnındaydım
Aslında küçük Gwion 'dum Simdi Taliesin oldum " Bu öykü
de daha önce Tuân Mac Cairill öyküsünde gördüğümüz
metamorfoz sembolizmi de yer almaktadır. Öyküyü dikkatle
incelersek , Cerridwen , oğullarını başka bir deyişle
erginlenmeye , inisye olmaya gelenleri "güzelleştirmektedir
" , daha farklı bir deyişle eğitim isini üstlenmiş bir
druidestir. Gwion 'un iksirden aldıktan bütün gizemleri görmesi
ve geçirdiği metamorfozlar da inisiyasyon aşamalarıdır. Bütün
ezoterik öğretilerde olduğu gibi Gwion da yeni bir isimle
yeniden doğmuştur. Buradaki metamorfozlar da ilginçtir. Kelt
takviminde sırasıyla , tavsan av zamanı olan sonbaharı ; balık
yağmurları ile kişi ; kus göçlerle ilkbaharı ve buğday da
ekin ile yaz mevsimini sembolize etmektedir. Bu örnekten de görüldüğü
gibi Kelt öğretilerinde sembolizm çok çeşitlidir. Druid öğretisi
bu şekillerde ve buna benzer öykülerde , değişik
sembollerle ve sözlü olarak aktarılmıştır. Bu tür öykülerdeki
bazı motifler ayrıca Orta Çağ efsanelerinde de karşımıza
çıkacaktır.
|
. |